📚 YKS-Dil Sınavında U Harfiyle Başlayan En Çok Çıkan 100 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken ya da herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberlemek en önemli konulardan birisidir ve sadece kelimenin anlamını ezberlemeye çalışmak, hem kelimeyi tam anlamıyla öğrenmek hem de kalıcı bir şekilde öğrenmek açısından verimli bir ezberleme yöntemi değildir. Kelimeleri daha kalıcı hale getirmek ve daha iyi anlamak için cümle içerisinde kullanımlarını görmek çok önemlidir. Bu nedenle senin için YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en çok çıkan kelimeleri harf harf listeledik ve cümle içerisinde kullandık!
| Kelime | Anlamı | Örnek Cümle | Türkçesi |
|---|---|---|---|
| ultimate | nihai, son | Their ultimate goal is success. | Nihai hedefleri başarı. |
| ultimately | en sonunda | Ultimately, we decided to cancel. | Sonunda iptal etmeye karar verdik. |
| umbrella term | şemsiye terim | “Media” is an umbrella term. | “Medya” bir şemsiye terimdir. |
| unanimous | oy birliğiyle | The decision was unanimous. | Karar oy birliğiyle alındı. |
| unaware | habersiz | She was unaware of the danger. | Tehlikeden habersizdi. |
| uncertainty | belirsizlik | Economic uncertainty worries investors. | Ekonomik belirsizlik yatırımcıları endişelendiriyor. |
| unconscious | bilinçsiz | He was found unconscious. | Bilinçsiz halde bulundu. |
| uncover | ortaya çıkarmak | They uncovered new evidence. | Yeni deliller ortaya çıkardılar. |
| undergo | geçirmek (süreç) | She underwent surgery. | Ameliyat geçirdi. |
| underestimate | hafife almak | Don’t underestimate the difficulty. | Zorluğu hafife alma. |
| undergo changes | değişiklik geçirmek | The city underwent major changes. | Şehir büyük değişiklikler geçirdi. |
| underprivileged | ayrıcalıksız | The program helps underprivileged kids. | Program, ayrıcalıksız çocuklara yardım ediyor. |
| underscore | vurgulamak | This fact underscores the importance of education. | Bu gerçek eğitimin önemini vurguluyor. |
| undertake | üstlenmek | They undertook a challenging project. | Zorlu bir projeyi üstlendiler. |
| uneasy | huzursuz | I felt uneasy in the dark. | Karanlıkta huzursuz hissettim. |
| unemployment | işsizlik | Unemployment rates are rising. | İşsizlik oranları artıyor. |
| unexpected | beklenmedik | It was an unexpected result. | Beklenmedik bir sonuçtu. |
| unfair | adaletsiz | The decision was unfair. | Karar adaletsizdi. |
| unfamiliar | alışılmadık | The area was unfamiliar to me. | Bölge bana yabancıydı. |
| unforgettable | unutulmaz | It was an unforgettable trip. | Unutulmaz bir yolculuktu. |
| unify | birleştirmek | The leader tried to unify the nation. | Lider, ulusu birleştirmeye çalıştı. |
| union | birlik | Workers formed a union. | İşçiler bir sendika kurdu. |
| unique | eşsiz | Each painting is unique. | Her tablo eşsizdir. |
| unit | birim | The dollar is a currency unit. | Dolar bir para birimidir. |
| unity | birlik | Unity brings strength. | Birlik beraberliği getirir. |
| universal | evrensel | Freedom is a universal right. | Özgürlük evrensel bir haktır. |
| universe | evren | The universe is expanding. | Evren genişliyor. |
| university | üniversite | She studies at university. | Üniversitede okuyor. |
| unjust | adaletsiz | The verdict was unjust. | Karar adaletsizdi. |
| unleash | serbest bırakmak | The storm unleashed its power. | Fırtına tüm gücünü serbest bıraktı. |
| unlike | aksine | Unlike my brother, I love sports. | Kardeşimin aksine, sporu severim. |
| unlikely | olası olmayan | It’s unlikely to rain today. | Bugün yağmur yağması olası değil. |
| unlimited | sınırsız | Unlimited data is offered. | Sınırsız internet sunuluyor. |
| unlock | kilidini açmak | He unlocked the door. | Kapıyı açtı. |
| unpleasant | hoş olmayan | It was an unpleasant experience. | Hoş olmayan bir deneyimdi. |
| unpredictable | tahmin edilemez | The weather is unpredictable. | Hava tahmin edilemez. |
| unprecedented | eşi görülmemiş | The flood caused unprecedented damage. | Sel eşi görülmemiş zarar verdi. |
| unprepared | hazırlıksız | He was unprepared for the exam. | Sınava hazırlıksızdı. |
| unqualified | yetersiz | He is unqualified for the job. | İş için yetersiz. |
| unquestionable | tartışılmaz | His honesty is unquestionable. | Onun dürüstlüğü tartışılmaz. |
| unreliable | güvenilmez | The source is unreliable. | Kaynak güvenilmez. |
| unrest | huzursuzluk | Political unrest increased. | Politik huzursuzluk arttı. |
| unsafe | güvensiz | The building is unsafe. | Bina güvensiz. |
| unsatisfactory | tatmin edici olmayan | The results were unsatisfactory. | Sonuçlar tatmin edici değildi. |
| unsolved | çözülmemiş | The case remains unsolved. | Dava çözülmemiş durumda. |
| unsuitable | uygun olmayan | This dress is unsuitable for work. | Bu elbise işe uygun değil. |
| untouched | dokunulmamış | The area remains untouched. | Bölge dokunulmamış halde. |
| unusual | sıradışı | That’s an unusual question. | Bu sıradışı bir soru. |
| unwanted | istenmeyen | Unwanted emails are annoying. | İstenmeyen e-postalar rahatsız edici. |
| upcoming | yaklaşan | The upcoming event is important. | Yaklaşan etkinlik önemli. |
| update | güncellemek | Please update your information. | Lütfen bilgilerinizi güncelleyin. |
| upgrade | yükseltmek | They upgraded the software. | Yazılımı yükselttiler. |
| uphold | desteklemek | The court upheld the decision. | Mahkeme kararı destekledi. |
| upload | yüklemek | I uploaded the file. | Dosyayı yükledim. |
| upon | üzerine | Upon arrival, we started the meeting. | Vardığımızda toplantıya başladık. |
| upper class | üst sınıf | The upper class controls the economy. | Üst sınıf ekonomiyi kontrol eder. |
| upright | dik, dürüst | He stood upright. | Dik durdu. |
| upset | üzmek, üzgün | The news upset me. | Haber beni üzdü. |
| urban | kentsel | Urban life is stressful. | Kentsel yaşam streslidir. |
| urge | ısrar etmek, dürtü | Doctors urge patients to quit smoking. | Doktorlar hastalara sigarayı bırakmaları konusunda ısrar eder. |
| urgent | acil | It’s an urgent matter. | Bu acil bir mesele. |
| usage | kullanım | The usage of this device is simple. | Bu cihazın kullanımı basittir. |
| use | kullanmak | We use technology every day. | Her gün teknolojiyi kullanırız. |
| useful | faydalı | This app is very useful. | Bu uygulama çok faydalı. |
| useless | işe yaramaz | This tool is useless. | Bu alet işe yaramaz. |
| usual | olağan | It’s the usual process. | Bu olağan bir süreçtir. |
| utility | fayda, kamu hizmeti | Water and electricity are utilities. | Su ve elektrik kamu hizmetleridir. |
| utilize | kullanmak | We should utilize resources wisely. | Kaynakları akıllıca kullanmalıyız. |
| utmost | en yüksek | We need utmost care. | En yüksek özeni göstermeliyiz. |
| utterly | tamamen | The project utterly failed. | Proje tamamen başarısız oldu. |
| unanimous decision | oy birliğiyle karar | The board made a unanimous decision. | Yönetim oy birliğiyle karar aldı. |
| urbanization | kentleşme | Urbanization has increased. | Kentleşme arttı. |
| under construction | yapım aşamasında | The road is under construction. | Yol yapım aşamasında. |
Bu kelimeleri hallettiysen V harfi ile başlayan İngilizce kelimelere geçmeyi unutma!
Eğer başka harflerde eksiklerin varsa, harflere buradan göz atmayı unutma!