📚 YKS-Dil Sınavında B Harfiyle Başlayan En Çok Çıkan 100 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken ya da herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberlemek en önemli konulardan birisidir ve sadece kelimenin anlamını ezberlemeye çalışmak, hem kelimeyi tam anlamıyla öğrenmek hem de kalıcı bir şekilde öğrenmek açısından verimli bir ezberleme yöntemi değildir. Kelimeleri daha kalıcı hale getirmek ve daha iyi anlamak için cümle içerisinde kullanımlarını görmek çok önemlidir. Bu nedenle senin için YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en çok çıkan kelimeleri harf harf listeledik ve cümle içerisinde kullandık!
| Kelime | Anlamı | Örnek Cümle | Türkçesi |
|---|---|---|---|
| balance | dengelemek | You need to balance work and life. | İş ve yaşamı dengelemen gerekiyor. |
| ban | yasaklamak | Smoking is banned in public places. | Kamu alanlarında sigara içmek yasaktır. |
| bankrupt | iflas etmek | The company went bankrupt last year. | Şirket geçen yıl iflas etti. |
| bargain | pazarlık yapmak | They bargained for a lower price. | Daha düşük bir fiyat için pazarlık yaptılar. |
| base | dayandırmak | His theory is based on research. | Teorisi araştırmaya dayanmaktadır. |
| bathe | yıkanmak | They bathed in the river. | Nehirde yıkandılar. |
| battle | savaşmak | The two sides battled for years. | İki taraf yıllarca savaştı. |
| bear | dayanmak | I can’t bear this pain. | Bu acıya dayanamıyorum. |
| beat | yenmek | They beat their rivals easily. | Rakiplerini kolayca yendiler. |
| beautify | güzelleştirmek | They beautified the park. | Parkı güzelleştirdiler. |
| beg | yalvarmak | He begged for help. | Yardım için yalvardı. |
| behave | davranmak | Please behave politely. | Lütfen kibarca davran. |
| belong | ait olmak | This book belongs to me. | Bu kitap bana ait. |
| bend | eğmek, bükmek | He bent the metal bar. | Metal çubuğu büktü. |
| benefit | fayda sağlamak | Exercise benefits your health. | Egzersiz sağlığına fayda sağlar. |
| betray | ihanet etmek | He betrayed his friends. | Arkadaşlarına ihanet etti. |
| beware | dikkat etmek | Beware of pickpockets! | Yankesicilere dikkat et! |
| bind | bağlamak | They bound the packages with rope. | Paketleri ip ile bağladılar. |
| blame | suçlamak | Don’t blame me for your mistakes. | Hataların için beni suçlama. |
| bleach | beyazlatmak | They bleached the walls. | Duvarları beyazlattılar. |
| blend | karıştırmak | Blend the ingredients well. | Malzemeleri iyice karıştırın. |
| bless | kutsamak | The priest blessed the baby. | Rahip bebeği kutsadı. |
| boast | böbürlenmek | He boasted about his success. | Başarısıyla övündü. |
| boil | kaynamak | Water boils at 100°C. | Su 100°C’de kaynar. |
| boost | artırmak | This strategy boosted sales. | Bu strateji satışları artırdı. |
| bore | sıkmak | His speech bored everyone. | Konuşması herkesi sıktı. |
| bother | rahatsız etmek | Sorry to bother you. | Rahatsız ettiğim için özür dilerim. |
| bounce | zıplamak | The ball bounced twice. | Top iki kez zıpladı. |
| boycott | boykot etmek | They boycotted the product. | Ürünü boykot ettiler. |
| brainstorm | beyin fırtınası yapmak | Let’s brainstorm ideas. | Hadi fikirler üretelim. |
| brake | fren yapmak | He braked suddenly. | Aniden fren yaptı. |
| break into | zorla girmek | Thieves broke into the house. | Hırsızlar eve zorla girdi. |
| break out | patlak vermek | A fire broke out last night. | Dün gece yangın çıktı. |
| breakthrough | büyük buluş | This invention is a breakthrough. | Bu buluş büyük bir atılım. |
| breed | yetiştirmek | They breed horses. | At yetiştiriyorlar. |
| breeze | hafif rüzgar | A cool breeze came through the window. | Pencereden serin bir esinti geldi. |
| bribery | rüşvetçilik | Bribery is illegal. | Rüşvet yasadışıdır. |
| brief | kısa ve öz | Let’s keep this meeting brief. | Bu toplantıyı kısa tutalım. |
| brighten | aydınlatmak | The sun brightened the room. | Güneş odayı aydınlattı. |
| broaden | genişletmek | Travel broadens the mind. | Seyahat ufku genişletir. |
| broadcast | yayın yapmak | The channel broadcasts live news. | Kanal canlı haber yayını yapar. |
| bruise | morartmak | He bruised his arm. | Kolunu morarttı. |
| brutal | acımasız | The attack was brutal. | Saldırı acımasızdı. |
| budget | bütçelemek | We need to budget carefully. | Dikkatlice bütçelememiz gerekiyor. |
| build up | biriktirmek | Stress builds up over time. | Stres zamanla birikir. |
| burden | yük olmak | This is a heavy burden. | Bu ağır bir yüktür. |
| burn | yanmak | The candle burned all night. | Mum bütün gece yandı. |
| burst | patlamak | The balloon burst suddenly. | Balon aniden patladı. |
| bury | gömmek | They buried the treasure. | Hazineyi gömdüler. |
| buzz | vızıldamak | Bees were buzzing around. | Arılar etrafta vızıldıyordu. |
| bypass | atlatmak | They bypassed the system. | Sistemi atlattılar. |
| backfire | ters tepmek | The plan backfired badly. | Plan fena halde ters tepti. |
| backup | yedeklemek | Always backup your files. | Dosyalarını her zaman yedekle. |
| backward | geri kalmış | This is a backward village. | Bu geri kalmış bir köy. |
| bacteria | bakteri | Bacteria can cause diseases. | Bakteriler hastalıklara neden olabilir. |
| badge | rozet | He wore a name badge. | İsim rozeti taktı. |
| baffle | şaşırtmak | The question baffled me. | Soru beni şaşırttı. |
| bait | yem | They used cheese as bait. | Yem olarak peynir kullandılar. |
| balance sheet | bilanço | The company’s balance sheet is strong. | Şirketin bilançosu güçlü. |
| ballot | oy pusulası | Voters cast their ballots. | Seçmenler oy pusulalarını kullandı. |
| banishment | sürgün | He faced banishment. | Sürgünle karşı karşıya kaldı. |
| bankruptcy | iflas | Bankruptcy rates increased. | İflas oranları arttı. |
| barren | verimsiz | The land is barren. | Arazi verimsiz. |
| barrier | engel | Language is a barrier. | Dil bir engeldir. |
| basement | bodrum katı | We store things in the basement. | Eşyaları bodrumda saklarız. |
| basin | havza | The Amazon basin is huge. | Amazon havzası çok büyüktür. |
| batch | grup | We produced a new batch. | Yeni bir parti ürettik. |
| befriend | arkadaş olmak | She befriended the new student. | Yeni öğrenciyle arkadaş oldu. |
| beforehand | önceden | We met beforehand. | Önceden buluştuk. |
| beneficial | faydalı | Exercise is beneficial. | Egzersiz faydalıdır. |
| benevolent | hayırsever | He is a benevolent man. | O, hayırsever bir adamdır. |
| benign | iyi huylu | The tumor is benign. | Tümör iyi huylu. |
| bestow | bahşetmek | The king bestowed a title. | Kral bir unvan bahşetti. |
| bewilder | şaşırtmak | The question bewildered me. | Soru beni şaşırttı. |
| bias | önyargı | Bias affects decisions. | Önyargı kararları etkiler. |
| bid | teklif vermek | They bid for the contract. | Sözleşme için teklif verdiler. |
| bilateral | iki taraflı | They signed a bilateral agreement. | İki taraflı bir anlaşma imzaladılar. |
Bu kelimeleri hallettiysen C harfi ile başlayan İngilizce kelimelere geçmeyi unutma!
Eğer başka harflerde eksiklerin varsa, harflere buradan göz atmayı unutma!