📚 6. Sınıf İngilizce 8. Ünite: Bookworms (Kitap Kurtları) Konu Anlatımı ve Kelimeleri
🤔 What Will We Learn in This Unit? (Bu Ünitede Neler Öğreneceğiz?)
- Talking about locations of things and people (Eşyaların ve insanların konumlarını anlatma)
- Talking about past events (Geçmişte olan olayları anlatma)
- Temel yer edatları (in front of, next to, behind vb.) ve basit geçmiş zaman kullanımı
🏆 Vocabulary (Kelime Listesi)
| English (with Emoji) | Turkish | Example Sentence | Türkçe Çevirisi |
|---|---|---|---|
| author / writer ✍️ | yazar | The author wrote a new novel. | Yazar yeni bir roman yazdı. |
| borrow / lend 🤝 | ödünç almak / vermek | Can I borrow your dictionary? | Sözlüğünü ödünç alabilir miyim? |
| bookshelf 📚 | kitaplık | There are many books on the bookshelf. | Kitaplıkta çok sayıda kitap var. |
| dictionary 📖 | sözlük | I looked up new words in the dictionary. | Sözlükte yeni kelimelere baktım. |
| e-book 💻 | e-kitap | She reads e-books on her tablet. | Tabletinde e-kitap okur. |
| important ❗ | önemli | It’s important to return books on time. | Kitapları zamanında geri vermek önemlidir. |
| information ℹ️ | bilgi | I found interesting information in the magazines. | Dergilerde ilginç bilgiler buldum. |
| library 🏛️ | kütüphane | We studied at the library yesterday. | Dün kütüphanede ders çalıştık. |
| look at / for / up 👀 | bakmak / aramak / sözlüğe bakmak | He looked for his book under the desk. | Masanın altında kitabını aradı. |
| magazine 📔 | dergi | She found a travel magazine in the library. | Kütüphanede bir seyahat dergisi buldu. |
| newspaper 📰 | gazete | My dad reads the newspaper every morning. | Babam her sabah gazete okur. |
| novel 📜 | roman | This novel is really exciting. | Bu roman gerçekten heyecan verici. |
| poetry 🌸 | şiir | He writes poetry in his free time. | Boş zamanlarında şiir yazar. |
| story 📖 | öykü / hikâye | We read a short story about animals. | Hayvanlar hakkında kısa bir öykü okuduk. |
| ✍ author | yazar | She is a famous author. | O, ünlü bir yazardır. |
| 📚 bookshelf | kitaplık | My books are on the bookshelf. | Kitaplarım kitaplıkta. |
| 📖 borrow | ödünç almak | Can I borrow your book? | Kitabını ödünç alabilir miyim? |
| 📕 dictionary | sözlük | Look up the word in the dictionary. | Kelimeyi sözlükte ara. |
| 📖 e-book | e-kitap | I read e-books on my tablet. | Tabletimde e-kitaplar okurum. |
| 🎓 important | önemli | It is important to study hard. | Sıkı çalışmak önemlidir. |
| 👀 in front of | önünde | The car is in front of the house. | Araba evin önünde. |
| ℹ information | bilgi | This website has useful information. | Bu web sitesi faydalı bilgiler içeriyor. |
| 📚 library | kütüphane | I study in the library. | Kütüphanede ders çalışırım. |
| 🔄 lend | ödünç vermek | I can lend you my pen. | Sana kalemimi ödünç verebilirim. |
| 👀 look at / for / up | bakmak / aramak | Look at the picture. | Resme bak. |
| 📰 magazine | dergi | She reads a fashion magazine. | O, bir moda dergisi okuyor. |
| 📖 meaning | anlam | What is the meaning of this word? | Bu kelimenin anlamı nedir? |
| 🔍 near | yakın | My school is near my house. | Okulum evime yakın. |
| 📰 newspaper | gazete | He reads the newspaper every morning. | Her sabah gazete okur. |
| 🏡 next to | yanında | The school is next to the bank. | Okul bankanın yanında. |
| 📖 novel | roman | This is an interesting novel. | Bu ilginç bir roman. |
| 📝 over | üzerinde, bitmiş | The book is over there. | Kitap şurada. |
| 📜 poetry | şiir | I love reading poetry. | Şiir okumayı severim. |
| 📖 story | hikâye | He wrote a short story. | O, kısa bir hikâye yazdı. |
| 📚 under | altında | The cat is under the table. | Kedi masanın altında. |
| ✍ writer | yazar | The writer is working on a new book. | Yazar yeni bir kitap üzerinde çalışıyor. |
🏷️ Talking about Locations (Eşyaların ve İnsanların Konumlarını Anlatma)
Cümle Yapısı:
- “S/he is in front of / next to / near / behind / between / under / over …”
- Neden bu edatları kullanırız?
Çünkü “konum” belirtirken bir nesnenin veya kişinin nerede olduğunu anlatmak için bu edatlara ihtiyacımız var. Mesela: “He is behind the bookshelf because we want to say his position is at the back side of it.”
Examples (Örnekler):
- Where is the author? (Yazar nerede?)
– She is in front of the library desk. (Kütüphane masasının önünde.) - I can’t find my book. (Kitabımı bulamıyorum.)
– Look, it is under the bed! (Bak, yatağın altında!) - He is between the shelves. (Rafların arasında.)
- They are next to the dictionary section. (Sözlük bölümünün yanında.)
- The magazine is on top of the bookshelf. (Dergi, kitaplığın üstünde.)
🏛️ Talking about Past Events (Geçmişte Olan Olayları Anlatma)
Cümle Yapısı:
- Simple Past Tense (did + V1 veya düzenli fiilde -ed)
- Neden “did” veya “-ed” ekini kullanırız?
Çünkü geçmişte gerçekleşen eylemleri ifade etmek için Simple Past Tense kullanırız. Örneğin: “I read important books because it was an action that happened in the past.”
Examples (Örnekler):
- What happened in the library yesterday? (Dün kütüphanede ne oldu?)
– I read important books. (Önemli kitaplar okudum.) - We found some interesting information. (Biraz ilginç bilgi bulduk.)
- He looked for some dictionaries in the shelf. (Raflarda birkaç sözlük aradı.)
- She borrowed a novel from the library. (Kütüphaneden bir roman ödünç aldı.)
- They didn’t see the new magazines. (Yeni dergileri görmediler.)
Dialogue (Diyalog):
Student A: Where is my notebook? I can’t see it. (Defterim nerede? Göremiyorum.)
Student B: Look, it’s behind the bookshelf! (Bak, kitaplığın arkasında!)
Student A: Oh, right! What did you do here yesterday? (Ah, doğru! Dün burada ne yaptın?)
Student B: I read poetry and borrowed a storybook. (Şiir okudum ve bir hikâye kitabı ödünç aldım.)
| Base Form (Fiillerin Birinci Halleri) | Past Tense Form (Fiillerin İkinci Halleri) | Örnek Cümleler | Cümlelerin Türkçesi |
|---|---|---|---|
| be (olmak) | was/were | The mall was full of people on Friday. | Cuma günü alışveriş merkezi insanlarla doluydu. |
| become (olmak, hâline gelmek) | became | He became a great chef after years of training. | O, yıllar süren eğitimden sonra harika bir aşçı oldu. |
| begin (başlamak) | began | The football match began at 7 p.m. | Futbol maçı akşam 7’de başladı. |
| bite (ısırmak) | bit | The cat bit my finger while playing. | Kedi, oynarken parmağımı ısırdı. |
| blow (üflemek, esmek) | blew | The strong wind blew my hat away. | Güçlü rüzgar şapkamı uçurdu. |
| break (kırmak, bozmak) | broke | He broke his glasses by accident. | O, yanlışlıkla gözlüklerini kırdı. |
| bring (getirmek) | brought | She brought fresh flowers for the table. | O, masa için taze çiçekler getirdi. |
| build (inşa etmek) | built | They built a new school in the village. | Onlar köye yeni bir okul inşa etti. |
| buy (satın almak) | bought | I bought a new laptop last week. | Geçen hafta yeni bir dizüstü bilgisayar aldım. |
| catch (yakalamak) | caught | He caught a big fish in the river. | O, nehirde büyük bir balık yakaladı. |
| choose (seçmek) | chose | She chose the most colorful dress. | O, en renkli elbiseyi seçti. |
| come (gelmek) | came | My uncle came to visit us last summer. | Amcam geçen yaz bizi ziyarete geldi. |
| cost (mal olmak, fiyatı olmak) | cost | The jacket cost more than I expected. | Ceket beklediğimden daha pahalıya mal oldu. |
| cut (kesmek) | cut | She cut her hair short last month. | O, geçen ay saçlarını kısa kestirdi. |
| do (yapmak) | did | He did all his work before noon. | O, tüm işlerini öğleden önce yaptı. |
| draw (çizmek) | drew | The child drew a picture of his family. | Çocuk ailesinin bir resmini çizdi. |
| drink (içmek) | drank | She drank a glass of orange juice. | O, bir bardak portakal suyu içti. |
| drive (sürmek, araba kullanmak) | drove | They drove to the countryside for the weekend. | Onlar hafta sonu için kırsala araba sürdüler. |
| eat (yemek yemek) | ate | He ate a whole pizza by himself. | O, tek başına bütün bir pizza yedi. |
| fall (düşmek) | fell | The little boy fell while running in the park. | Küçük çocuk parkta koşarken düştü. |
| feel (hissetmek) | felt | I felt very sleepy during the meeting. | Toplantı sırasında çok uykulu hissettim. |
| fight (savaşmak, dövüşmek) | fought | The two kids fought over a toy. | İki çocuk bir oyuncak için kavga etti. |
| find (bulmak) | found | She found a lost puppy in the street. | O, sokakta kaybolmuş bir yavru köpek buldu. |
| fly (uçmak) | flew | The airplane flew above the clouds. | Uçak bulutların üzerinde uçtu. |
| forget (unutmak) | forgot | He forgot my birthday again. | O, yine benim doğum günümü unuttu. |
| freeze (donmak) | froze | The lake froze completely last winter. | Geçen kış göl tamamen dondu. |
| get (almak, elde etmek) | got | She got a new bicycle as a gift. | O, hediye olarak yeni bir bisiklet aldı. |
| give (vermek) | gave | He gave me a wonderful surprise. | O, bana harika bir sürpriz yaptı. |
| go (gitmek) | went | We went to a new restaurant last night. | Dün gece yeni bir restorana gittik. |
| grow (büyümek, gelişmek) | grew | The flowers grew very fast this spring. | Çiçekler bu baharda çok hızlı büyüdü. |
| hang (asmak, sarkıtmak) | hung | He hung his coat on the hanger. | O, ceketini askıya astı. |
| have (sahip olmak) | had | They had a wonderful time at the beach. | Onlar plajda harika vakit geçirdi. |
| hear (duymak) | heard | I heard a loud bang outside. | Dışarıda yüksek bir patlama sesi duydum. |
| hide (saklamak, saklanmak) | hid | The kids hid behind the curtains. | Çocuklar perdelerin arkasına saklandı. |
| hit (vurmak, çarpmak) | hit | He hit the ball with a baseball bat. | O, topa beyzbol sopasıyla vurdu. |
| hold (tutmak, kavramak) | held | She held her baby in her arms. | O, bebeğini kollarında tuttu. |
| hurt (incitmek, acıtmak) | hurt | He hurt his ankle while playing soccer. | O, futbol oynarken bileğini incitti. |
| leave (ayrılmak, terk etmek) | left | She left her bag in the car. | O, çantasını arabada unuttu. |
| lend (ödünç vermek) | lent | I lent my jacket to my friend. | Arkadaşıma ceketimi ödünç verdim. |
| lose (kaybetmek) | lost | She lost her passport at the airport. | O, havaalanında pasaportunu kaybetti. |
| make (yapmak, üretmek) | made | They made a delicious homemade pizza. | Onlar ev yapımı lezzetli bir pizza yaptılar. |
| meet (buluşmak, tanışmak) | met | We met at a bookstore last Saturday. | Geçen cumartesi bir kitapçıda buluştuk. |
| pay (ödemek) | paid | He paid the electricity bill on time. | O, elektrik faturasını zamanında ödedi. |
| put (koymak, yerleştirmek) | put | She put her keys on the table. | O, anahtarlarını masanın üzerine koydu. |
| read (okumak) | read | I read an article about space travel. | Uzay yolculuğu hakkında bir makale okudum. |
| ride (binmek, sürmek) | rode | He rode a horse for the first time. | O, ilk kez ata bindi. |
| ring (çalmak, zil çalmak) | rang | The doorbell rang twice. | Kapı zili iki kez çaldı. |
| rise (yükselmek, doğmak) | rose | The moon rose above the hills. | Ay, tepelerin üzerinden yükseldi. |
| run (koşmak) | ran | She ran in a marathon last month. | O, geçen ay bir maratona katıldı. |
| say (söylemek, demek) | said | He said goodbye before leaving. | O, ayrılmadan önce hoşça kal dedi. |
| see (görmek) | saw | We saw dolphins in the ocean. | Okyanusta yunusları gördük. |
| sell (satmak) | sold | They sold their old car last summer. | Onlar geçen yaz eski arabalarını sattılar. |
| send (göndermek) | sent | She sent a birthday card to her cousin. | O, kuzenine bir doğum günü kartı gönderdi. |
| shut (kapamak, kapatmak) | shut | He shut the door before going to bed. | O, yatmadan önce kapıyı kapattı. |
| sing (şarkı söylemek) | sang | She sang a song at the school event. | O, okul etkinliğinde bir şarkı söyledi. |
| sink (batmak) | sank | The small boat sank in the storm. | Küçük tekne fırtınada battı. |
| sit (oturmak) | sat | He sat on a chair near the fireplace. | O, şöminenin yanında bir sandalyeye oturdu. |
| sleep (uyumak) | slept | I slept early because I was tired. | Yorgun olduğum için erken uyudum. |
| speak (konuşmak) | spoke | They spoke about the upcoming project. | Onlar yaklaşan proje hakkında konuştular. |
| spend (harcamak, geçirmek) | spent | She spent all afternoon reading a novel. | O, bütün öğleden sonrasını bir roman okuyarak geçirdi. |
| stand (ayakta durmak) | stood | He stood at the bus stop for 15 minutes. | O, otobüs durağında 15 dakika bekledi. |
| steal (çalmak, hırsızlık yapmak) | stole | Someone stole my bicycle from the garage. | Birisi garajdan bisikletimi çaldı. |
| swim (yüzmek) | swam | We swam in the lake during summer. | Yazın gölde yüzdük. |
| take (almak, götürmek) | took | He took his dog for a walk. | O, köpeğini yürüyüşe çıkardı. |
| teach (öğretmek) | taught | She taught Spanish at a language school. | O, bir dil okulunda İspanyolca öğretti. |
| tell (söylemek, anlatmak) | told | He told a funny joke to his friends. | O, arkadaşlarına komik bir şaka anlattı. |
| think (düşünmek) | thought | I thought about moving to another country. | Başka bir ülkeye taşınmayı düşündüm. |
| throw (atmak, fırlatmak) | threw | She threw a ball to her cat. | O, kedisine bir top attı. |
| understand (anlamak) | understood | He understood the math problem quickly. | O, matematik problemini hızlıca anladı. |
| wear (giymek, takmak) | wore | She wore a warm coat in winter. | O, kışın kalın bir palto giydi. |
| win (kazanmak) | won | They won the basketball championship. | Onlar basketbol şampiyonasını kazandı. |
| write (yazmak) | wrote | He wrote a poem about nature. | O, doğa hakkında bir şiir yazdı. |
Irregular Verbs (Düzensiz Fiiller)
🎉 Fun Activity (Eğlenceli Etkinlik)
- Library Hunt: Sınıfta “library” köşesi hazırlayın. Öğrenciler “Where is the dictionary?” gibi sorular sorarak kitapları ararlar.
- Past Tense Race: Öğretmen cümle başı verir (“I … an interesting novel”), öğrenciler “I read an interesting novel.” şeklinde hızlıca yazar veya söyler.
🎶 Song Time! (Şarkı Zamanı!)
“I looked up a word, I found it quick,
Under the shelf, a dictionary trick,
Stories and poems, we read all day,
In front of the library, we laugh and play!”
Bu şarkıyı arkadaşlarınla söyleyerek bu konuyu iyice pekiştir!
🏠 Fun Homework (Eğlenceli Ödev)
- My Reading Corner: Evinizde bir okuma köşesi düzenleyin. Eşyaların konumlarını İngilizce olarak yazın (“The bookshelf is next to the window.”).
- Yesterday’s Reading: Dün ne okuduğunuzu veya hangi bilgileri bulduğunuzu kısa cümlelerle yazın (“I read a magazine about science.”).
Quick Quiz (Kısa Quiz)
- Where is the dictionary?
A) It’s behind the bookshelf. (Kitaplığın arkasında.)
B) I read it yesterday. (Dün okudum.)
C) We looked up new words. (Yeni kelimelere baktık.)
D) I can’t borrow it. (Ödünç alamam.) - What happened in the library yesterday?
A) They visit the library. (Kütüphaneyi ziyaret ediyorlar.)
B) I borrowed two novels. (İki roman ödünç aldım.)
C) The dictionary is under the desk. (Sözlük masanın altında.)
D) She is next to the shelf. (Rafın yanında.) - Where did you find that information?
A) I find it in the magazine. (Dergide buluyorum.)
B) I found it in the magazine. (Dergide buldum.)
C) I found it tomorrow. (Yarın bulacağım.)
D) It’s on the shelf. (Rafın üstünde.) - She didn’t look for the newspaper.
A) O gazeteyi aramadı.
B) O gazete okuyor.
C) Gazeteyi sevmiyor.
D) Gazeteyi yarın arayacak. - My book is under the bed!
A) Kitabım yatağın altında!
B) Kitabım yatağın üstünde!
C) Kitabımı dün okudum.
D) Masanın üstünde.
Answer Key: 1) A, 2) B, 3) B, 4) A, 5) A
🤗 What Have We Learned in This Unit? (Bu Ünitede Neler Öğrendik?)
- Talking about locations (Konumları Anlatma): in front of, behind, next to gibi edatlarla nerede olduğunu belirtmeyi
- Past events (Geçmiş olaylar): Simple Past Tense kullanarak “I found…, I borrowed…, I read…” örneklerini
- Bir şeyin konumu sorulduğunda “It’s under / over / between…” gibi ifadelerle yanıtlamayı
Tebrikler! Artık kütüphanede veya başka bir yerde geçen olayları anlatabilir, eşyaların konumunu İngilizce tarif edebilirsin.