📚 YKS-Dil Sınavında P Harfiyle Başlayan En Çok Çıkan 100 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken ya da herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberlemek en önemli konulardan birisidir ve sadece kelimenin anlamını ezberlemeye çalışmak, hem kelimeyi tam anlamıyla öğrenmek hem de kalıcı bir şekilde öğrenmek açısından verimli bir ezberleme yöntemi değildir. Kelimeleri daha kalıcı hale getirmek ve daha iyi anlamak için cümle içerisinde kullanımlarını görmek çok önemlidir. Bu nedenle senin için YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en çok çıkan kelimeleri harf harf listeledik ve cümle içerisinde kullandık!
| Kelime | Anlamı | Örnek Cümle | Türkçesi |
|---|---|---|---|
| participate | katılmak | Many students participated in the event. | Birçok öğrenci etkinliğe katıldı. |
| particular | belirli, özel | I have no particular plans today. | Bugün için özel bir planım yok. |
| patience | sabır | Patience is important when learning a language. | Dil öğrenirken sabır önemlidir. |
| pattern | desen, kalıp | This dress has a nice pattern. | Bu elbisenin güzel bir deseni var. |
| peak | zirve | He reached the peak of his career. | Kariyerinin zirvesine ulaştı. |
| perceive | algılamak | People perceive things differently. | İnsanlar şeyleri farklı algılar. |
| perform | gerçekleştirmek | The band performed well. | Grup iyi bir performans sergiledi. |
| permanent | kalıcı | He got a permanent job. | Kalıcı bir iş buldu. |
| permit | izin vermek | They didn’t permit photography. | Fotoğraf çekimine izin vermediler. |
| persist | ısrar etmek, sürdürmek | She persisted despite the difficulties. | Zorluklara rağmen ısrar etti. |
| personality | kişilik | He has a strong personality. | Güçlü bir kişiliği var. |
| persuade | ikna etmek | She persuaded me to join. | Beni katılmaya ikna etti. |
| phenomenon | olay, olgu | Global warming is a serious phenomenon. | Küresel ısınma ciddi bir olgudur. |
| philosophy | felsefe | I love reading about philosophy. | Felsefe hakkında okumayı seviyorum. |
| physical | fiziksel | Physical health is important. | Fiziksel sağlık önemlidir. |
| pioneer | öncü | He is a pioneer in his field. | Alanında öncüdür. |
| planet | gezegen | Earth is a beautiful planet. | Dünya güzel bir gezegendir. |
| plant | bitki, dikmek | They planted trees in the garden. | Bahçeye ağaç diktiler. |
| plausible | mantıklı | That sounds plausible. | Bu mantıklı geliyor. |
| pollution | kirlilik | Air pollution is a big problem. | Hava kirliliği büyük bir sorun. |
| policy | politika | The company changed its policy. | Şirket politikasını değiştirdi. |
| population | nüfus | The population is growing rapidly. | Nüfus hızla artıyor. |
| portion | parça, kısım | I ate a large portion. | Büyük bir porsiyon yedim. |
| pose | oluşturmak, poz vermek | Smoking poses health risks. | Sigara sağlık riski oluşturur. |
| positive | olumlu | Be positive about the future. | Gelecek hakkında olumlu ol. |
| possess | sahip olmak | They possess valuable paintings. | Değerli tabloları var. |
| postpone | ertelemek | The meeting was postponed. | Toplantı ertelendi. |
| potential | potansiyel | He has great potential. | Büyük potansiyeli var. |
| poverty | yoksulluk | Poverty is a global issue. | Yoksulluk küresel bir sorundur. |
| practical | pratik | This is a practical solution. | Bu pratik bir çözümdür. |
| predict | tahmin etmek | Experts predict higher temperatures. | Uzmanlar daha yüksek sıcaklıklar öngörüyor. |
| prefer | tercih etmek | I prefer tea to coffee. | Çayı kahveye tercih ederim. |
| prejudice | önyargı | We should avoid prejudice. | Önyargıdan kaçınmalıyız. |
| preliminary | ön, hazırlayıcı | These are preliminary results. | Bunlar ön sonuçlardır. |
| preparation | hazırlık | Preparation is key to success. | Hazırlık başarıya giden anahtardır. |
| prescribe | reçete yazmak | The doctor prescribed antibiotics. | Doktor antibiyotik reçete etti. |
| preserve | korumak | We must preserve nature. | Doğayı korumalıyız. |
| pressure | baskı | Peer pressure affects teenagers. | Akran baskısı gençleri etkiler. |
| pretend | yapar gibi görünmek | He pretended to be sick. | Hasta gibi davrandı. |
| prevent | önlemek | Vaccines prevent diseases. | Aşılar hastalıkları önler. |
| previous | önceki | I liked the previous version. | Önceki versiyonu beğendim. |
| primary | birincil, temel | Education is a primary need. | Eğitim temel bir ihtiyaçtır. |
| principal | müdür, esas | The school principal gave a speech. | Okul müdürü bir konuşma yaptı. |
| principle | ilke | Honesty is an important principle. | Dürüstlük önemli bir ilkedir. |
| priority | öncelik | Health is my top priority. | Sağlık benim önceliğimdir. |
| privilege | ayrıcalık | Education is a privilege. | Eğitim bir ayrıcalıktır. |
| probability | olasılık | What’s the probability of rain? | Yağmur olasılığı nedir? |
| proceed | ilerlemek | Please proceed with the project. | Lütfen projeye devam edin. |
| process | süreç | The process takes time. | Süreç zaman alır. |
| produce | üretmek | They produce furniture. | Mobilya üretiyorlar. |
| profession | meslek | Teaching is a respected profession. | Öğretmenlik saygın bir meslektir. |
| profit | kar | The company made a big profit. | Şirket büyük kar elde etti. |
| prohibit | yasaklamak | Smoking is prohibited here. | Burada sigara içmek yasaktır. |
| project | proje | We are working on a new project. | Yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. |
| promote | terfi ettirmek, teşvik etmek | She was promoted to manager. | Yönetici olarak terfi etti. |
| proof | kanıt | We need solid proof. | Sağlam kanıta ihtiyacımız var. |
| property | mal, mülk | This property is for sale. | Bu mülk satılık. |
| proportion | oran | A large proportion of students passed. | Öğrencilerin büyük bir kısmı geçti. |
| propose | önermek | He proposed a new plan. | Yeni bir plan önerdi. |
| protect | korumak | We must protect the environment. | Çevreyi korumalıyız. |
| protest | protesto etmek | They protested against the decision. | Karara karşı protesto yaptılar. |
| prove | kanıtlamak | Can you prove it? | Bunu kanıtlayabilir misin? |
| provide | sağlamak | The school provides lunch. | Okul öğle yemeği sağlar. |
| psychological | psikolojik | Psychological support is important. | Psikolojik destek önemlidir. |
| publication | yayın | The new publication was interesting. | Yeni yayın ilginçti. |
| purchase | satın almak | They purchased a new car. | Yeni bir araba satın aldılar. |
| pursue | peşinden gitmek, takip etmek | He pursued his dreams. | Hayallerinin peşinden gitti. |
| push | itmek | He pushed the door open. | Kapıyı iterek açtı. |
| put off | ertelemek | They put off the meeting. | Toplantıyı ertelediler. |
| put up with | katlanmak | I can’t put up with this noise. | Bu gürültüye katlanamıyorum. |
| puzzle | bilmece | This puzzle is hard to solve. | Bu bilmeceyi çözmek zor. |
Bu kelimeleri hallettiysen Q harfi ile başlayan İngilizce kelimelere geçmeyi unutma!
Eğer başka harflerde eksiklerin varsa, harflere buradan göz atmayı unutma!