📚 YKS-Dil Sınavında En Çok Çıkan 1000 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları

İngilizce öğrenirken ya da herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberlemek en önemli konulardan birisidir ve sadece kelimenin anlamını ezberlemeye çalışmak, hem kelimeyi tam anlamıyla öğrenmek hem de kalıcı bir şekilde öğrenmek açısından verimli bir ezberleme yöntemi değildir. Kelimeleri daha kalıcı hale getirmek ve daha iyi anlamak için cümle içerisinde kullanımlarını görmek çok önemlidir. Bu nedenle senin için YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en çok çıkan 1000 kelimeyi listeledik ve cümle içerisinde kullandık!

KelimeAnlamıÖrnek CümleTürkçesi
abandonterk etmekThey abandoned the village.Köyü terk ettiler.
abilityyetenekShe has a great ability to learn.Onun öğrenme yeteneği çok iyi.
ableyapabilenI am able to swim.Yüzebiliyorum.
abouthakkındaThis book is about history.Bu kitap tarih hakkında.
aboveyukarıdaThe clouds above are dark.Yukarıdaki bulutlar karanlık.
abroadyurtdışındaHe studied abroad.O yurtdışında okudu.
absenceyoklukHer absence was noticed.Onun yokluğu fark edildi.
absolutekesinThat’s absolute nonsense.Bu tamamen saçmalık.
absolutelykesinlikleI absolutely agree.Kesinlikle katılıyorum.
abstractsoyutThe concept is abstract.Bu kavram soyut.
abuseistismarChild abuse is a crime.Çocuk istismarı suçtur.
academicakademikShe has academic success.Onun akademik başarısı var.
acceptkabul etmekThey accepted the offer.Teklifi kabul ettiler.
accesserişimInternet access is essential.İnternet erişimi gereklidir.
accidentkazaThere was a terrible accident.Korkunç bir kaza oldu.
accompanyeşlik etmekShe accompanied me to the hospital.Bana hastaneye kadar eşlik etti.
accomplishbaşarmakShe accomplished her goal.Hedefini başardı.
according togöreAccording to experts…Uzmanlara göre…
accounthesapI opened a new account.Yeni bir hesap açtım.
accuratedoğruThe information is accurate.Bilgi doğrudur.
accusesuçlamakHe was accused of theft.Hırsızlıkla suçlandı.
achievebaşarmakShe achieved her dreams.Hayallerine ulaştı.
acknowledgekabul etmekHe acknowledged his mistake.Hatasını kabul etti.
acquireedinmekShe acquired new skills.Yeni beceriler edindi.
acrosskarşısındaThe school is across the park.Okul parkın karşısında.
actdavranmakHe acted strangely.Garip davrandı.
actioneylemImmediate action is required.Acil eylem gerekli.
activeaktifShe is very active.O çok aktif.
activityetkinlikThe school organizes activities.Okul etkinlik düzenliyor.
actoroyuncuHe is a famous actor.O ünlü bir oyuncu.
actualgerçekThis is the actual cost.Bu gerçek maliyet.
actuallyaslındaActually, I disagree.Aslında katılmıyorum.
adaptuyum sağlamakThey adapted quickly.Çabuk uyum sağladılar.
addeklemekPlease add sugar.Lütfen şeker ekle.
additionek olarakIn addition, we need water.Ek olarak su lazım.
addressadresWhat’s your address?Adresin ne?
adequateyeterliThis food is adequate.Bu yemek yeterli.
adjustayarlamakI adjusted the seat.Koltuğu ayarladım.
administrationyönetimThe administration decided.Yönetim karar verdi.
admirehayran olmakI admire your work.İşine hayranım.
admitkabul etmekHe admitted his mistake.Hatasını kabul etti.
balancedengeYou should find a balance between work and rest.İş ve dinlenme arasında denge bulmalısın.
banyasaklamakThe government banned smoking in public places.Hükümet halka açık yerlerde sigarayı yasakladı.
bankbankaI need to go to the bank.Bankaya gitmem lazım.
barbar, çubukThey met at a bar.Bir barda tanıştılar.
barelyhemen hemen hiçI barely know him.Onu neredeyse hiç tanımıyorum.
bargainpazarlık yapmakI love to bargain at markets.Pazarlarda pazarlık yapmayı severim.
basetemel, dayandırmakOur theory is based on research.Teorimiz araştırmaya dayanmaktadır.
basictemelShe needs to learn basic grammar.Temel gramer öğrenmesi gerekiyor.
basistemel, esasTrust is the basis of friendship.Güven, dostluğun temelidir.
battlesavaş, mücadeleThe battle lasted for hours.Savaş saatlerce sürdü.
beolmakI want to be a teacher.Öğretmen olmak istiyorum.
bearkatlanmak, ayıI can’t bear this pain.Bu acıya dayanamam.
beatdövmek, yenmekOur team beat theirs.Bizim takım onları yendi.
beautifulgüzelIt’s a beautiful day.Bugün çok güzel bir gün.
becauseçünküI stayed home because I was sick.Evde kaldım çünkü hastaydım.
becomeolmakShe became a doctor.O bir doktor oldu.
bedyatakI am going to bed.Yatağa gidiyorum.
beforeönceWash your hands before eating.Yemekten önce ellerini yıka.
beginbaşlamakLet’s begin the lesson.Hadi derse başlayalım.
behavedavranmakPlease behave yourself.Lütfen uslu dur.
behindarkasındaThe car is behind the house.Araba evin arkasında.
believeinanmakI believe you.Sana inanıyorum.
belongait olmakThis book belongs to me.Bu kitap bana ait.
belowaşağıdaThe temperature is below zero.Sıcaklık sıfırın altında.
benefitfayda, yararThis project will benefit everyone.Bu proje herkese fayda sağlayacak.
besideyanındaShe sat beside me.Yanıma oturdu.
besten iyiThis is the best option.Bu en iyi seçenek.
betterdaha iyiI feel better today.Bugün daha iyi hissediyorum.
betweenarasındaThe park is between two buildings.Park iki bina arasındadır.
beyondötesindeThe town is beyond the mountains.Kasaba dağların ötesindedir.
bigbüyükThey live in a big house.Büyük bir evde yaşıyorlar.
billfaturaI need to pay the electricity bill.Elektrik faturasını ödemem lazım.
billionmilyarThe company is worth billions.Şirket milyarlar değerinde.
biologybiyolojiBiology is my favorite subject.Biyoloji en sevdiğim ders.
birdkuşThere is a bird in the tree.Ağaçta bir kuş var.
birthdoğumThe birth of the baby was a miracle.Bebeğin doğumu bir mucizeydi.
bitbir parça, birazI need a bit of help.Biraz yardıma ihtiyacım var.
blamesuçlamakDon’t blame me for this.Beni bunun için suçlama.
blanketbattaniyeI need a warm blanket.Sıcak bir battaniyeye ihtiyacım var.
bloodkanThere was blood on the floor.Yerde kan vardı.
calculatehesaplamakCan you calculate the total cost?Toplam maliyeti hesaplayabilir misin?
callaramak, çağırmakI will call you tonight.Seni bu akşam arayacağım.
calmsakinTry to stay calm.Sakin kalmaya çalış.
campaignkampanyaThe campaign was successful.Kampanya başarılı oldu.
campuskampüsThe campus is very large.Kampüs çok büyük.
can-ebilmekI can swim very well.Çok iyi yüzebilirim.
canceliptal etmekThe meeting was cancelled.Toplantı iptal edildi.
cancerkanserSmoking causes cancer.Sigara kansere neden olur.
candidateadayShe is a strong candidate.O güçlü bir aday.
capitalbaşkent, sermayeAnkara is the capital of Turkey.Ankara, Türkiye’nin başkentidir.
captureele geçirmekThe police captured the thief.Polis hırsızı yakaladı.
careönemsemek, bakımTake care of yourself.Kendine iyi bak.
careerkariyerShe wants a career in law.Hukuk alanında kariyer istiyor.
carefuldikkatliBe careful while driving.Araba kullanırken dikkatli ol.
carrytaşımakHe carried the box upstairs.Kutuyu yukarı taşıdı.
casevaka, durumThis is a difficult case.Bu zor bir durum.
cashnakitI prefer to pay in cash.Nakit ödemeyi tercih ederim.
castrol vermekHe was cast in the main role.Başrole seçildi.
catchyakalamakCan you catch the ball?Topu yakalayabilir misin?
causesebep olmakStress can cause illness.Stres hastalığa neden olabilir.
celebratekutlamakLet’s celebrate your success.Başarını kutlayalım.
celebrityünlüMany celebrities attended the event.Birçok ünlü etkinliğe katıldı.
centermerkezThe shopping center is crowded.Alışveriş merkezi kalabalık.
centuryyüzyılThis building is from the 18th century.Bu bina 18. yüzyıldan kalma.
certainkesinI’m certain about my decision.Kararımdan eminim.
certificatesertifikaHe received a certificate.Bir sertifika aldı.
challengezorlukThis is a big challenge.Bu büyük bir zorluk.
chanceşansGive me a chance.Bana bir şans ver.
changedeğiştirmekWe need to change our plans.Planlarımızı değiştirmeliyiz.
characterkarakterShe has a strong character.Onun güçlü bir karakteri var.
chargeücret, suçlamakThe hotel charges extra for breakfast.Otel kahvaltı için ekstra ücret alır.
charityhayır kurumuThey donated to charity.Hayır kurumuna bağış yaptılar.
chartgrafikThe chart shows the results.Grafik sonuçları gösteriyor.
cheapucuzThis phone is very cheap.Bu telefon çok ucuz.
checkkontrol etmekPlease check your answers.Lütfen cevaplarını kontrol et.
chemicalkimyasalSome chemicals are dangerous.Bazı kimyasallar tehlikelidir.
childçocukThe child is playing outside.Çocuk dışarıda oynuyor.
choiceseçimIt’s your choice.Bu senin seçimin.
chooseseçmekYou can choose any color.İstediğin rengi seçebilirsin.
churchkiliseThey got married in a church.Bir kilisede evlendiler.
damagezarar vermekThe storm damaged many houses.Fırtına birçok eve zarar verdi.
dangertehlikeSmoking is a serious danger to health.Sigara sağlık için ciddi bir tehlikedir.
dangeroustehlikeliThis road is dangerous.Bu yol tehlikeli.
darkkaranlıkIt’s getting dark outside.Dışarısı kararıyor.
dataveriThe data is not accurate.Veri doğru değil.
datetarih, randevuWhat is today’s date?Bugünün tarihi nedir?
dealanlaşmaThey made a deal.Bir anlaşma yaptılar.
debatetartışmaThe debate lasted for hours.Tartışma saatlerce sürdü.
debtborçHe is in serious debt.O ciddi borç içinde.
decadeon yılThey lived there for decades.Orada onlarca yıl yaşadılar.
decidekarar vermekI can’t decide right now.Şu anda karar veremem.
decisionkararThis is an important decision.Bu önemli bir karar.
declareilan etmekThey declared independence.Bağımsızlıklarını ilan ettiler.
declineazalmak, reddetmekSales have declined.Satışlar azaldı.
decreaseazalmakThe population is decreasing.Nüfus azalıyor.
deepderinThe lake is very deep.Göl çok derin.
defendsavunmakThey defended their country.Ülkelerini savundular.
definetanımlamakCan you define this word?Bu kelimeyi tanımlayabilir misin?
definitelykesinlikleI will definitely come.Kesinlikle geleceğim.
degreedereceIt’s 25 degrees today.Bugün 25 derece.
delaygecikmekThe flight was delayed.Uçuş gecikti.
deletesilmekI accidentally deleted the file.Dosyayı yanlışlıkla sildim.
deliverteslim etmekThey delivered the package.Paketi teslim ettiler.
demandtalep etmekThey demand better salaries.Daha iyi maaş talep ediyorlar.
democracydemokrasiDemocracy is important.Demokrasi önemlidir.
demonstrategöstermekHe demonstrated how to use it.Nasıl kullanacağını gösterdi.
denyinkar etmekHe denied the accusations.Suçlamaları reddetti.
departmentdepartman, bölümShe works in the sales department.Satış departmanında çalışıyor.
dependbağlı olmakIt depends on the weather.Havaya bağlı.
describetanımlamakCan you describe him?Onu tarif edebilir misin?
descriptiontanım, açıklamaThe description is clear.Açıklama net.
deservehak etmekYou deserve this prize.Bu ödülü hak ediyorsun.
designtasarlamakThey designed a new logo.Yeni bir logo tasarladılar.
desirearzu etmekI desire success.Başarıyı arzuluyorum.
destroyyok etmekThe fire destroyed the forest.Yangın ormanı yok etti.
detaildetayGive me all the details.Bana tüm detayları ver.
determinebelirlemekWe need to determine the cause.Sebebi belirlemeliyiz.
developgeliştirmekThey developed new software.Yeni bir yazılım geliştirdiler.
devicecihazThis device is very useful.Bu cihaz çok kullanışlı.
diagnoseteşhis etmekThe doctor diagnosed flu.Doktor grip teşhisi koydu.
earnkazanmakShe earns a good salary.İyi bir maaş kazanıyor.
earthdünya, toprakThe earth revolves around the sun.Dünya güneşin etrafında döner.
easekolaylaştırmak, hafifletmekThis medicine will ease your pain.Bu ilaç ağrını hafifletecek.
easilykolaycaI can easily solve this.Bunu kolayca çözebilirim.
economicekonomikThe country faces economic problems.Ülke ekonomik sorunlarla karşı karşıya.
economyekonomiThe economy is growing.Ekonomi büyüyor.
educateeğitmekSchools educate children.Okullar çocukları eğitir.
educationeğitimEducation is very important.Eğitim çok önemlidir.
effectetkiThe new law has a big effect.Yeni yasanın büyük etkisi var.
effectiveetkiliThis method is very effective.Bu yöntem çok etkili.
effortçabaShe made a great effort.Büyük bir çaba gösterdi.
eitherya daYou can either stay or leave.Ya kalabilir ya da gidebilirsin.
electseçmekThey elected a new president.Yeni bir başkan seçtiler.
electionseçimThe election results were surprising.Seçim sonuçları şaşırtıcıydı.
electricelektrikElectric cars are popular now.Elektrikli arabalar artık popüler.
electricityelektrikWe lost electricity during the storm.Fırtına sırasında elektriğimiz gitti.
electronicelektronikThey sell electronic devices.Elektronik cihazlar satıyorlar.
elementöge, elementWater is an essential element.Su temel bir ögedir.
eliminateelemek, ortadan kaldırmakThey eliminated the risk.Riski ortadan kaldırdılar.
elsebaşkaDo you want anything else?Başka bir şey ister misin?
emaile-postaI sent you an email.Sana bir e-posta gönderdim.
embarrassutandırmakHis joke embarrassed me.Şakası beni utandırdı.
emergencyacil durumThis is an emergency.Bu bir acil durum.
emotionduyguShe couldn’t hide her emotions.Duygularını saklayamadı.
emphasizevurgulamakHe emphasized the importance of education.Eğitimin önemini vurguladı.
employişe almakThe company employs 100 people.Şirket 100 kişiyi işe alıyor.
employeeçalışanShe is a loyal employee.O sadık bir çalışan.
employerişverenThe employer is very strict.İşveren çok katı.
employmentistihdamEmployment rates increased.İstihdam oranları arttı.
emptyboşThe room is empty.Oda boş.
enablemümkün kılmakThis software enables easy editing.Bu yazılım kolay düzenlemeyi mümkün kılar.
encouragecesaretlendirmekTeachers encourage students.Öğretmenler öğrencileri cesaretlendirir.
endsonThe movie has a happy end.Filmin mutlu bir sonu var.
energyenerjiSolar energy is clean.Güneş enerjisi temizdir.
engagemeşgul etmek, dahil olmakHe engaged in volunteer work.Gönüllü çalışmalara katıldı.
enginemotorThe car’s engine is broken.Arabanın motoru bozuldu.
engineermühendisShe is a mechanical engineer.O bir makine mühendisi.
enhancegeliştirmekThis app enhances productivity.Bu uygulama verimliliği artırır.
enjoykeyif almakI enjoy reading books.Kitap okumaktan keyif alırım.
faceyüzleşmekWe have to face the truth.Gerçekle yüzleşmek zorundayız.
facilitytesisThe facility has modern equipment.Tesis modern ekipmanlara sahip.
factgerçekIt’s a fact that the earth is round.Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir.
factorfaktörCost is an important factor.Maliyet önemli bir faktördür.
failbaşarısız olmakHe failed the exam.Sınavda başarısız oldu.
failurebaşarısızlıkFailure is a part of success.Başarısızlık, başarının bir parçasıdır.
fairadilThis decision is fair.Bu karar adil.
faithinançShe has strong faith.Onun güçlü bir inancı var.
falldüşmekThe leaves fall in autumn.Yapraklar sonbaharda düşer.
familiartanıdıkThis place looks familiar.Burası tanıdık görünüyor.
familyaileFamily is important.Aile önemlidir.
famousünlüHe is a famous actor.O ünlü bir oyuncu.
fanhayran, vantilatörI’m a big fan of this band.Bu grubun büyük bir hayranıyım.
faruzakHe lives far from here.Buradan çok uzakta yaşıyor.
farmçiftlikThey have a big farm.Büyük bir çiftlikleri var.
fashionmodaFashion changes every year.Moda her yıl değişir.
fasthızlıHe drives very fast.O çok hızlı sürüyor.
fatşişman, yağThis food contains a lot of fat.Bu yiyecek çok yağ içeriyor.
fatekaderYou can’t escape your fate.Kaderinden kaçamazsın.
fatherbabaMy father is a doctor.Babam bir doktor.
faulthataIt’s not my fault.Bu benim hatam değil.
favoriyilikCan you do me a favor?Bana bir iyilik yapar mısın?
fearkorkuFear of failure is common.Başarısızlık korkusu yaygındır.
featureözellikThe phone has many features.Telefonun birçok özelliği var.
feedbeslemekI need to feed the cat.Kediyi beslemem gerekiyor.
feelhissetmekI feel happy today.Bugün mutlu hissediyorum.
femalekadınThe female athlete won.Kadın sporcu kazandı.
fenceçitThere’s a white fence around the house.Evin etrafında beyaz bir çit var.
festivalfestivalWe went to a music festival.Bir müzik festivaline gittik.
fewbirkaçFew people attended the meeting.Toplantıya birkaç kişi katıldı.
fieldalan, tarlaHe works in the medical field.Tıp alanında çalışıyor.
fightkavga etmekThey had a big fight.Büyük bir kavga ettiler.
figureşekil, rakamCheck the figures in the report.Raporun rakamlarını kontrol et.
filedosyaI saved the file.Dosyayı kaydettim.
filldoldurmakPlease fill this form.Lütfen bu formu doldurun.
filmfilmWe watched a great film.Harika bir film izledik.
finalsonThis is the final decision.Bu son karar.
financefinansShe works in finance.Finans alanında çalışıyor.
findbulmakI can’t find my keys.Anahtarlarımı bulamıyorum.
fineiyi, cezaI’m fine, thanks.İyiyim, teşekkürler.
gainkazanmakShe gained a lot of experience.Çok fazla deneyim kazandı.
gallerygaleriWe visited an art gallery.Bir sanat galerisi gezdik.
gameoyunThis is my favorite game.Bu benim en sevdiğim oyun.
gapboşluk, farkThere’s a huge gap between rich and poor.Zengin ve fakir arasında büyük bir fark var.
garagegarajThe car is in the garage.Araba garajda.
gardenbahçeThey have a beautiful garden.Güzel bir bahçeleri var.
gasgaz, benzinWe need to buy gas.Benzin almamız lazım.
gathertoplanmakThey gathered in the square.Meydanda toplandılar.
generalgenelThis is a general rule.Bu genel bir kural.
generateüretmekSolar panels generate electricity.Güneş panelleri elektrik üretir.
generationnesilThis is the new generation.Bu yeni nesil.
generouscömertHe is very generous.O çok cömerttir.
gentlenazikBe gentle with the baby.Bebeğe karşı nazik ol.
genuinegerçek, samimiThis is genuine leather.Bu gerçek deri.
geographycoğrafyaI love geography classes.Coğrafya derslerini severim.
gesturejest, hareketA smile is a friendly gesture.Gülümseme, dostça bir jesttir.
getalmak, edinmekI need to get some rest.Biraz dinlenmem lazım.
gifthediyeThis is a special gift.Bu özel bir hediye.
girlkızShe is a smart girl.O zeki bir kız.
givevermekCan you give me a hand?Bana yardım edebilir misin?
gladmemnunI’m glad to see you.Seni gördüğüme memnun oldum.
glasscam, bardakThe glass is full.Bardak dolu.
globalküreselGlobal warming is a threat.Küresel ısınma bir tehdittir.
gogitmekLet’s go to the park.Hadi parka gidelim.
goalhedefMy goal is to succeed.Hedefim başarılı olmak.
godtanrıThey believe in God.Tanrı’ya inanıyorlar.
goldaltınGold is a precious metal.Altın değerli bir metaldir.
goodiyiThis is a good idea.Bu iyi bir fikir.
governmenthükümetThe government announced new laws.Hükümet yeni yasalar açıkladı.
grabkapmak, yakalamakGrab your coat, we’re leaving.Montunu al, gidiyoruz.
gradenot, seviyeShe got a high grade.Yüksek bir not aldı.
graduatemezun olmakHe graduated from university.Üniversiteden mezun oldu.
graintahılWheat is a type of grain.Buğday bir tahıl türüdür.
grandbüyük, görkemliThey live in a grand house.Görkemli bir evde yaşıyorlar.
grantvermekThe government granted funds.Hükümet fon sağladı.
grassçimenThe grass is green.Çimen yeşil.
gratefulminnettarI’m grateful for your help.Yardımın için minnettarım.
greatharika, büyükThis is a great opportunity.Bu harika bir fırsat.
greenyeşilThe leaves are green.Yapraklar yeşil.
groupgrupThey work in groups.Gruplar halinde çalışıyorlar.
growbüyümekPlants grow fast here.Bitkiler burada hızlı büyür.
guesstahmin etmekCan you guess the answer?Cevabı tahmin edebilir misin?
habitalışkanlıkSmoking is a bad habit.Sigara içmek kötü bir alışkanlıktır.
hairsaçShe has long hair.Onun uzun saçları var.
halfyarımI ate half of the cake.Pastanın yarısını yedim.
hallsalon, holThe meeting is in the hall.Toplantı salonda.
handelGive me your hand.Elini ver.
handleidare etmekHe can’t handle the pressure.Baskıyı kaldıramaz.
handsomeyakışıklıHe is very handsome.O çok yakışıklı.
happenolmak, meydana gelmekWhat happened yesterday?Dün ne oldu?
happinessmutlulukHappiness is important.Mutluluk önemlidir.
happymutluI feel happy today.Bugün mutlu hissediyorum.
hardzor, sertThis is a hard task.Bu zor bir görev.
harmzararSmoking harms health.Sigara sağlığa zarar verir.
hatşapkaHe wore a black hat.Siyah bir şapka giydi.
hatenefret etmekI hate waiting.Beklemekten nefret ederim.
havesahip olmakI have a car.Bir arabam var.
headkafa, başHe hurt his head.Başını incitti.
healthsağlıkHealth is wealth.Sağlık zenginliktir.
hearduymakDid you hear that noise?O sesi duydun mu?
heartkalpMy heart is beating fast.Kalbim hızlı atıyor.
heatısı, ısıtmakThe heat is unbearable.Isı dayanılmaz.
heavencennetDo you believe in heaven?Cennete inanır mısın?
heavyağırThis bag is too heavy.Bu çanta çok ağır.
heightboy, yükseklikWhat is your height?Boyun kaç?
helpyardım etmekCan you help me?Bana yardım edebilir misin?
heronun (kadın)This is her book.Bu onun kitabı.
hereburadaI live here.Burada yaşıyorum.
herokahramanHe is a national hero.O bir ulusal kahraman.
hesitatetereddüt etmekDon’t hesitate to ask.Sormaktan çekinme.
hidesaklamakHe hid the gift.Hediyeyi sakladı.
highyüksekThat mountain is very high.O dağ çok yüksek.
highlightvurgulamakThe teacher highlighted important points.Öğretmen önemli noktaları vurguladı.
highwayotoyolWe took the highway.Otoyoldan gittik.
hilltepeWe climbed the hill.Tepeye tırmandık.
historytarihI love history lessons.Tarih derslerini severim.
hitvurmakHe hit the ball.Topa vurdu.
holdtutmakPlease hold my bag.Lütfen çantamı tut.
holidaytatilWe are on holiday.Tatildeyiz.
homeevI want to go home.Eve gitmek istiyorum.
hopeumut etmekI hope everything is fine.Umarım her şey yolundadır.
hospitalhastaneShe works at a hospital.Bir hastanede çalışıyor.
hotsıcakIt’s very hot today.Bugün çok sıcak.
hoursaat (zaman)The lesson lasts one hour.Ders bir saat sürer.
houseevThis is my house.Bu benim evim.
howeverancakHowever, I disagree.Ancak, katılmıyorum.
ideafikirThat’s a brilliant idea.Bu harika bir fikir.
idealidealThis is the ideal solution.Bu ideal bir çözüm.
identifytanımlamakCan you identify the problem?Sorunu tanımlayabilir misin?
identitykimlikI lost my identity card.Kimlik kartımı kaybettim.
ignoregörmezden gelmekDon’t ignore my advice.Tavsiyemi görmezden gelme.
illhastaShe has been ill for a week.Bir haftadır hasta.
illegalyasa dışıIllegal activities are punished.Yasa dışı faaliyetler cezalandırılır.
illnesshastalıkFlu is a common illness.Grip yaygın bir hastalıktır.
illustrateörneklemekThis diagram illustrates the process.Bu diyagram süreci örnekliyor.
imagegörüntüThe image is clear.Görüntü net.
imaginehayal etmekImagine a world without war.Savaşsız bir dünya hayal et.
immediateacil, hemenWe need immediate action.Hemen harekete geçmeliyiz.
immigrantgöçmenMany immigrants live here.Burada birçok göçmen yaşıyor.
immigrationgöçImmigration rates are increasing.Göç oranları artıyor.
impactetkiThe new law has a big impact.Yeni yasa büyük bir etki yarattı.
implyima etmekWhat do you imply?Ne ima ediyorsun?
importithal etmekThey import cars from Germany.Almanya’dan araba ithal ediyorlar.
importantönemliEducation is important.Eğitim önemlidir.
impossibleimkansızNothing is impossible.Hiçbir şey imkansız değildir.
impressetkilemekHer speech impressed everyone.Konuşması herkesi etkiledi.
improvegeliştirmekYou need to improve your English.İngilizceni geliştirmen gerekiyor.
iniçindeThe keys are in the bag.Anahtarlar çantanın içinde.
increaseartmakPrices are increasing.Fiyatlar artıyor.
independentbağımsızTurkey became independent in 1923.Türkiye 1923’te bağımsız oldu.
indexdizinCheck the index for the page number.Sayfa numarasını dizinde kontrol et.
indicategöstermekThe results indicate success.Sonuçlar başarıyı gösteriyor.
individualbireyEach individual is important.Her birey önemlidir.
industrysanayi, sektörTourism is a big industry here.Turizm burada büyük bir sektördür.
influenceetkilemekMedia influences people.Medya insanları etkiler.
informbilgilendirmekPlease inform me about the changes.Beni değişiklikler hakkında bilgilendir.
informationbilgiI need more information.Daha fazla bilgiye ihtiyacım var.
initialilk, baştakiHis initial reaction was negative.İlk tepkisi olumsuzdu.
initiativegirişimThis is a new initiative.Bu yeni bir girişimdir.
injuryyaralanmaHe suffered a serious injury.Ciddi bir yaralanma geçirdi.
innocentmasumShe is innocent.O masumdur.
innovationyenilikInnovation is the key to success.Yenilik başarıya giden anahtardır.
insideiçerideStay inside during the storm.Fırtına sırasında içeride kal.
insistısrar etmekShe insists on coming.Gelmekte ısrar ediyor.
inspectdenetlemekThe police inspected the area.Polis bölgeyi denetledi.
inspireilham vermekNature inspires artists.Doğa sanatçılara ilham verir.
installkurmakThey installed new software.Yeni yazılım kurdular.
jacketceketI bought a new jacket.Yeni bir ceket aldım.
jailhapishaneHe spent two years in jail.İki yıl hapiste kaldı.
jamreçel, sıkışıklıkThere is a traffic jam.Trafik sıkışıklığı var.
janitorhademeThe janitor cleans the school.Hademe okulu temizliyor.
JanuaryOcakJanuary is the first month.Ocak, yılın ilk ayıdır.
jawçeneMy jaw hurts.Çenem ağrıyor.
jazzcazI love jazz music.Caz müziğini severim.
jealouskıskançHe is jealous of his brother.Kardeşini kıskanıyor.
jeanskot pantolonShe is wearing jeans.Kot pantolon giyiyor.
jellyjel, reçelI like strawberry jelly.Çilek reçelini severim.
jewelmücevherThis is a valuable jewel.Bu değerli bir mücevherdir.
jobHe has a good job.Onun iyi bir işi var.
joinkatılmakWould you like to join us?Bize katılmak ister misin?
jointeklemHis knee joint hurts.Diz eklemi ağrıyor.
jokeşakaThat was a funny joke.Bu komik bir şakaydı.
journalgünlük, dergiShe writes a journal every day.Her gün günlük yazar.
journalistgazeteciHe is a famous journalist.O ünlü bir gazeteci.
journeyyolculukThe journey took five hours.Yolculuk beş saat sürdü.
joyneşeShe felt great joy.Büyük bir neşe hissetti.
judgeyargıç, yargılamakThe judge made the final decision.Yargıç son kararı verdi.
juicemeyve suyuWould you like some orange juice?Biraz portakal suyu ister misin?
JulyTemmuzJuly is very hot here.Temmuz burada çok sıcak.
jumpzıplamakThe cat jumped onto the table.Kedi masanın üstüne zıpladı.
jungleormanThey explored the jungle.Ormanı keşfettiler.
juniorgenç, kıdemsizHe is a junior officer.O genç bir memur.
JuneHaziranSchool ends in June.Okul Haziran’da biter.
justiceadaletWe want justice.Adalet istiyoruz.
justifyhaklı çıkarmakCan you justify your actions?Eylemlerini haklı çıkarabilir misin?
jugglejonglörlük yapmakHe can juggle three balls.Üç topu jonglörlük yapabiliyor.
junctionkavşakTurn left at the junction.Kavşaktan sola dön.
juryjüriThe jury announced the winner.Jüri kazananı açıkladı.
justsadece, adilI just arrived.Daha yeni geldim.
justice systemadalet sistemiThe justice system must be fair.Adalet sistemi adil olmalı.
juvenilegenç, çocukJuvenile crime is increasing.Genç suçluluğu artıyor.
jetjet uçağıThe jet took off quickly.Jet hızla havalandı.
JapaneseJapon, JaponcaShe speaks Japanese fluently.O, akıcı şekilde Japonca konuşuyor.
jogyavaş koşmakI jog every morning.Her sabah koşarım.
joint ventureortak girişimThe companies formed a joint venture.Şirketler ortak girişim kurdu.
jewellerytakıShe loves wearing jewellery.Takı takmayı sever.
jammedsıkışmışThe printer is jammed.Yazıcı sıkıştı.
keeptutmak, saklamakPlease keep this secret.Lütfen bunu sır olarak sakla.
keyanahtarWhere is the car key?Arabanın anahtarı nerede?
kicktekme atmakHe kicked the ball.Topa tekme attı.
kidçocukThe kid is playing outside.Çocuk dışarıda oynuyor.
killöldürmekThe hunter killed a deer.Avcı bir geyik öldürdü.
kindtür, kibarShe is very kind.O çok kibar.
kingkralThe king ruled wisely.Kral akıllıca hükmetti.
kissöpücükShe gave her mother a kiss.Annesine bir öpücük verdi.
kitchenmutfakThe kitchen is clean.Mutfak temiz.
kneedizMy knee hurts.Dizim ağrıyor.
knifebıçakBe careful with the knife.Bıçakla dikkatli ol.
knockkapıyı çalmakSomeone knocked on the door.Biri kapıyı çaldı.
knowledgebilgiKnowledge is power.Bilgi güçtür.
knownbilinenHe is a well-known author.O, iyi bilinen bir yazar.
keenhevesliShe is keen on learning.O, öğrenmeye hevesli.
kingdomkrallıkThe kingdom was prosperous.Krallık zengindi.
kilometerkilometreThe town is 50 kilometers away.Kasaba 50 kilometre uzakta.
kitset, takımThe first aid kit is in the car.İlk yardım çantası arabada.
knitörmekShe loves to knit scarves.Atkı örmeyi çok seviyor.
knowledgeablebilgiliHe is knowledgeable about history.Tarih konusunda bilgili.
kidnapkaçırmakThe child was kidnapped.Çocuk kaçırıldı.
kindnessiyilikKindness is important.İyilik önemlidir.
kernelçekirdekThe kernel of the nut is edible.Cevizin içi yenilebilir.
keep upayak uydurmakTry to keep up with the news.Haberleri takip etmeye çalış.
kick offbaşlamakThe match will kick off soon.Maç yakında başlayacak.
keywordanahtar kelimeThis is a critical keyword.Bu önemli bir anahtar kelime.
kettleçaydanlıkThe kettle is boiling.Çaydanlık kaynıyor.
kindergartenanaokuluMy son goes to kindergarten.Oğlum anaokuluna gidiyor.
kioskbüfeThere is a kiosk near the park.Parkın yanında bir büfe var.
kittenkedi yavrusuThe kitten is so cute.Yavru kedi çok tatlı.
knobtopuz, kapı koluTurn the door knob.Kapı kolunu çevir.
knock downdevirmekThe wind knocked down the tree.Rüzgar ağacı devirdi.
knotdüğümTie a knot in the rope.İpe bir düğüm at.
knowingbilmeKnowing the truth helps.Gerçeği bilmek yardımcı olur.
kind-heartediyi kalpliShe is kind-hearted.O, iyi kalpli biridir.
kinshipakrabalıkKinship is important in this culture.Bu kültürde akrabalık önemlidir.
kudostebrikKudos to you for your success.Başarın için tebrikler.
kick outkovmakHe was kicked out of school.Okuldan atıldı.
king-sizebüyük boyThey ordered a king-size bed.Büyük boy yatak sipariş ettiler.
karaokekaraokeWe sang karaoke all night.Bütün gece karaoke söyledik.
labeletiketCheck the label for instructions.Talimatlar için etiketi kontrol et.
laborişgücü, emekManual labor is tiring.Fiziksel emek yorucudur.
lackeksiklikThere is a lack of information.Bilgi eksikliği var.
laddermerdivenHe climbed the ladder.Merdivene tırmandı.
ladybayanThe lady was very polite.Bayan çok kibardı.
landarazi, karaThey bought some land.Biraz arazi satın aldılar.
landscapemanzaraThe landscape is beautiful.Manzara çok güzel.
languagedilEnglish is a global language.İngilizce küresel bir dildir.
largebüyükThey live in a large house.Büyük bir evde yaşıyorlar.
lastson, sürmekThe meeting lasted two hours.Toplantı iki saat sürdü.
lategeçShe arrived late.Geç geldi.
lattersonrakiThe latter option is better.İkinci seçenek daha iyi.
laughgülmekWe laughed a lot.Çok güldük.
launchbaşlatmakThey launched a new product.Yeni bir ürün piyasaya sürdüler.
lawyasaThe new law was accepted.Yeni yasa kabul edildi.
lawyeravukatHe works as a lawyer.Avukat olarak çalışıyor.
laykoymak, sermekLay the table for dinner.Akşam yemeği için masayı hazırla.
layerkatmanThere is a layer of dust.Bir toz tabakası var.
lazytembelHe is very lazy.O çok tembel.
leadöncülük etmekShe led the project.Projeye liderlik etti.
leaderliderHe is a great leader.O harika bir lider.
leadershipliderlikGood leadership is important.İyi liderlik önemlidir.
leafyaprakThe leaves turned yellow.Yapraklar sarardı.
leagueligThey play in the first league.Birinci ligde oynuyorlar.
leaneğilmek, dayanmakHe leaned against the wall.Duvara yaslandı.
learnöğrenmekI want to learn Spanish.İspanyolca öğrenmek istiyorum.
leasten azAt least try.En azından dene.
leatherderiThis is a leather jacket.Bu bir deri ceket.
leaveayrılmakShe left early.Erken ayrıldı.
lectureders, konferansThe lecture was boring.Ders çok sıkıcıydı.
leftsol, ayrıldıTurn left.Sola dön.
legalyasalIt is not legal to park here.Buraya park etmek yasal değil.
legendefsaneHe is a living legend.O yaşayan bir efsane.
leisureboş zamanI like reading in my leisure time.Boş zamanlarımda kitap okumayı severim.
lendödünç vermekCan you lend me some money?Bana biraz para ödünç verir misin?
lengthuzunlukThe length of the room is 5 meters.Odanın uzunluğu 5 metredir.
lessdaha azI need less sugar.Daha az şekere ihtiyacım var.
lessondersThe lesson starts at 9.Ders saat 9’da başlıyor.
letizin vermekLet me help you.Sana yardım edeyim.
lettermektup, harfI received a letter.Bir mektup aldım.
machinemakineThis machine is very old.Bu makine çok eski.
magazinedergiI bought a fashion magazine.Bir moda dergisi aldım.
magicsihirDo you believe in magic?Sihire inanır mısın?
mailpostaI received a letter by mail.Postayla bir mektup aldım.
mainana, başlıcaThe main reason is unclear.Ana sebep belirsiz.
maintainsürdürmekWe must maintain discipline.Disiplini sürdürmeliyiz.
majorbüyük, önemliPollution is a major problem.Kirlilik büyük bir sorundur.
makeyapmakI will make a cake.Bir kek yapacağım.
maleerkekThe male lion is stronger.Erkek aslan daha güçlüdür.
manageyönetmekShe manages a company.Bir şirket yönetiyor.
manageryöneticiHe is the sales manager.O, satış müdürü.
mannertavır, tarzHe has good manners.Onun iyi tavırları var.
manufactureüretmekThey manufacture cars.Araba üretiyorlar.
manyçokThere are many people.Çok insan var.
mapharitaCheck the map.Haritayı kontrol et.
marketpazarThe market is crowded.Pazar kalabalık.
marryevlenmekThey married last year.Geçen yıl evlendiler.
masskütle, topluThe mass protests continued.Toplu protestolar devam etti.
matcheşleşmek, maçThis shirt matches your pants.Bu gömlek pantolonunla uyumlu.
materialmalzemeWe need more materials.Daha fazla malzemeye ihtiyacımız var.
matterönemli olmak, meseleIt doesn’t matter.Fark etmez.
maximumazami, en çokThe maximum speed is 120 km/h.Azami hız 120 km/sa.
maymümkün olmakIt may rain later.Sonra yağmur yağabilir.
maybebelkiMaybe we can go out.Belki dışarı çıkabiliriz.
meananlamına gelmekWhat does this word mean?Bu kelime ne anlama geliyor?
meaninganlamThe meaning is unclear.Anlam belirsiz.
measureölçmekThey measured the room.Odayı ölçtüler.
measurementölçümAccurate measurement is important.Doğru ölçüm önemlidir.
medicineilaçTake your medicine.İlacını al.
mediumorta, araçThis shirt is medium size.Bu gömlek orta beden.
meetbuluşmakLet’s meet at the café.Kafede buluşalım.
memberüyeShe is a club member.O, kulüp üyesi.
memoryhafızaMy memory is weak.Hafızam zayıf.
mentionbahsetmekHe didn’t mention the problem.Sorundan bahsetmedi.
methodyöntemThis is a simple method.Bu basit bir yöntem.
middleortaHe sat in the middle.Ortada oturdu.
might-ebilmekIt might be true.Doğru olabilir.
militaryaskeriHe joined the military.Askeriye’ye katıldı.
mindzihin, önemsemekNever mind.Boş ver.
minimumasgariThe minimum age is 18.Asgari yaş 18’dir.
ministerbakanHe is the Minister of Health.O, Sağlık Bakanı.
minorönemsiz, küçükIt’s a minor issue.Bu küçük bir mesele.
minutedakikaWait a minute.Bir dakika bekle.
nameisimWhat’s your name?Adın ne?
nationulusTurkey is a strong nation.Türkiye güçlü bir ulustur.
nationalulusalIt’s a national holiday.Bu ulusal bir tatil.
nativeyerliHe is a native speaker.O, anadili konuşuru.
naturaldoğalThis is a natural process.Bu doğal bir süreçtir.
naturedoğaI love nature.Doğayı seviyorum.
nearyakınThe school is near my house.Okul evime yakın.
nearlyneredeyseIt’s nearly midnight.Neredeyse gece yarısı.
necessarygerekliWater is necessary for life.Su yaşam için gereklidir.
needihtiyaç duymakI need some help.Biraz yardıma ihtiyacım var.
negativeolumsuzThe test result is negative.Test sonucu negatif.
neighbourkomşuOur neighbour is very kind.Komşumuz çok kibar.
neitherhiçbiriNeither answer is correct.Cevapların hiçbiri doğru değil.
nervoussinirliShe feels nervous before exams.Sınavlardan önce sinirli hissediyor.
networkThe internet network is down.İnternet ağı çöktü.
neveraslaI never lie.Asla yalan söylemem.
neverthelessyine deIt was cold; nevertheless, we went out.Soğuktu; yine de dışarı çıktık.
newyeniI bought a new phone.Yeni bir telefon aldım.
newshaberDid you hear the news?Haberi duydun mu?
newspapergazeteI read the newspaper daily.Her gün gazete okurum.
nextsonrakiThe next meeting is tomorrow.Bir sonraki toplantı yarın.
nicegüzelThis is a nice place.Burası güzel bir yer.
nightgeceIt was a cold night.Soğuk bir geceydi.
nohayırNo, I can’t come.Hayır, gelemem.
nobodykimseNobody knows the answer.Cevabı kimse bilmiyor.
noisegürültüWhat’s that noise?O gürültü ne?
nonehiçbiriNone of them is ready.Hiçbiri hazır değil.
normalnormalThis is a normal situation.Bu normal bir durum.
northkuzeyThe wind comes from the north.Rüzgar kuzeyden geliyor.
noseburunMy nose is bleeding.Burnum kanıyor.
notdeğilI’m not ready.Hazır değilim.
notenotTake notes during the lesson.Ders sırasında not al.
nothinghiçbir şeyI have nothing to say.Söyleyecek hiçbir şeyim yok.
noticefark etmekDid you notice the change?Değişikliği fark ettin mi?
novelromanThis is a famous novel.Bu ünlü bir roman.
nowşimdiI’m busy now.Şu anda meşgulüm.
nowadaysbu günlerdeNowadays, people use smartphones.Bugünlerde insanlar akıllı telefon kullanıyor.
numbersayıWhat’s your phone number?Telefon numaran nedir?
nursehemşireThe nurse is very helpful.Hemşire çok yardımcı.
nutritionbeslenmeGood nutrition is essential.İyi beslenme şarttır.
nutskuruyemişI love eating nuts.Kuruyemiş yemeyi severim.
obeyitaat etmekChildren must obey the rules.Çocuklar kurallara uymalıdır.
objectnesne, itiraz etmekThe object is fragile.Nesne kırılgan.
obligationzorunlulukAttendance is an obligation.Devam zorunludur.
obtainelde etmekShe obtained a scholarship.Burs kazandı.
obviousaçık, barizIt’s obvious that he’s tired.Yorgun olduğu açık.
occasionfırsat, durumIt’s a special occasion.Bu özel bir durum.
occupyişgal etmek, meşgul etmekThe army occupied the city.Ordu şehri işgal etti.
occurmeydana gelmekAccidents occur frequently.Kazalar sık meydana gelir.
oceanokyanusThe Pacific is the largest ocean.Pasifik en büyük okyanustur.
oddgarip, tuhafThat’s an odd question.Bu garip bir soru.
offerteklif etmekThey offered me a job.Bana iş teklif ettiler.
officeofisShe works in an office.Bir ofiste çalışıyor.
officermemurThe officer checked my passport.Memur pasaportumu kontrol etti.
officialresmiThis is an official document.Bu resmi bir belgedir.
oftensık sıkI often read books.Sık sık kitap okurum.
oilyağ, petrolWe need some olive oil.Biraz zeytinyağı lazım.
oldeski, yaşlıThis house is very old.Bu ev çok eski.
onüzerindeThe book is on the table.Kitap masanın üzerinde.
oncebir zamanlar, bir kereI visited Paris once.Bir kere Paris’i ziyaret ettim.
onebirI have one brother.Bir erkek kardeşim var.
onlysadeceThis is the only option.Bu tek seçenek.
openaçık, açmakThe door is open.Kapı açık.
operateişletmek, çalıştırmakThey operate a hotel.Bir otel işletiyorlar.
opiniongörüşWhat’s your opinion?Senin görüşün nedir?
opportunityfırsatThis is a great opportunity.Bu harika bir fırsat.
opposekarşı çıkmakMany people opposed the plan.Birçok kişi plana karşı çıktı.
oppositekarşısındaThe bank is opposite the school.Banka okulun karşısında.
optionseçenekThis is the best option.Bu en iyi seçenek.
ordersipariş, emirI’d like to order a coffee.Bir kahve sipariş etmek istiyorum.
ordinarysıradanIt was an ordinary day.Sıradan bir gündü.
organizedüzenlemekThey organized a party.Bir parti düzenlediler.
organizationorganizasyonThis organization helps children.Bu organizasyon çocuklara yardım eder.
originkökenWhat’s the origin of this word?Bu kelimenin kökeni nedir?
originalorijinalThis is the original painting.Bu orijinal tablo.
otherdiğerDo you have any other questions?Başka sorunuz var mı?
ourbizimThis is our house.Bu bizim evimiz.
outdışarıHe went out.Dışarı çıktı.
outcomesonuçThe outcome was surprising.Sonuç şaşırtıcıydı.
outsidedışarıdaIt’s cold outside.Dışarısı soğuk.
overüzerinde, bittiThe meeting is over.Toplantı bitti.
ownsahip olmakI own a small business.Küçük bir işletmem var.
packagepaketThe package arrived today.Paket bugün geldi.
pagesayfaOpen your book to page 45.Kitabınızı 45. sayfaya açın.
painağrıI have stomach pain.Karnım ağrıyor.
paintboyamakWe painted the walls blue.Duvarları maviye boyadık.
pairçiftI bought a pair of shoes.Bir çift ayakkabı aldım.
paperkağıtI need a piece of paper.Bir parça kağıda ihtiyacım var.
paragraphparagrafRead the first paragraph.İlk paragrafı okuyun.
parallelparalelThese lines are parallel.Bu çizgiler paralel.
parentebeveynMy parents live in Ankara.Ebeveynlerim Ankara’da yaşıyor.
parkpark, park etmekLet’s go to the park.Hadi parka gidelim.
partbölüm, parçaThis is the best part of the movie.Filmin en iyi bölümü bu.
participatekatılmakMany students participated.Birçok öğrenci katıldı.
particularbelirli, özelI have no particular plan.Belirli bir planım yok.
partnerortak, eşShe is my business partner.O benim iş ortağım.
partypartiWe are organizing a party.Bir parti düzenliyoruz.
passgeçmekHe passed the exam.Sınavı geçti.
passengeryolcuThe passengers boarded the plane.Yolcular uçağa bindi.
passportpasaportDon’t forget your passport.Pasaportunu unutma.
pastgeçmişLearn from the past.Geçmişten ders al.
pathyol, patikaFollow the path to the lake.Göl yolunu takip et.
patienthasta, sabırlıThe doctor examined the patient.Doktor hastayı muayene etti.
patterndesen, kalıpThe dress has a nice pattern.Elbisenin güzel bir deseni var.
payödemekDid you pay the bill?Faturayı ödedin mi?
peacebarışWe want world peace.Dünya barışı istiyoruz.
peakzirveThey reached the peak.Zirveye ulaştılar.
penkalemI lost my pen.Kalemimi kaybettim.
pencilkurşun kalemUse a pencil to write.Yazmak için kurşun kalem kullan.
peopleinsanlarPeople love music.İnsanlar müziği sever.
percentyüzdeOnly 10 percent completed it.Sadece yüzde 10’u tamamladı.
perfectmükemmelThe weather is perfect.Hava mükemmel.
performsergilemekThe band will perform tonight.Grup bu akşam sahne alacak.
perioddönemThe exam period starts tomorrow.Sınav dönemi yarın başlıyor.
permanentkalıcıThis is a permanent solution.Bu kalıcı bir çözüm.
permissionizinYou need permission to enter.Girmek için izne ihtiyacın var.
personkişiOne person is missing.Bir kişi eksik.
personalkişiselThis is personal information.Bu kişisel bilgidir.
perspectivebakış açısıTry to see it from my perspective.Bunu benim bakış açımdan görmeye çalış.
persuadeikna etmekShe persuaded me to join.Beni katılmaya ikna etti.
physicalfizikselPhysical exercise is important.Fiziksel egzersiz önemlidir.
pickseçmek, toplamakPick a color.Bir renk seç.
pictureresimThis picture is beautiful.Bu resim çok güzel.
KelimeAnlamıÖrnek CümleTürkçesi
qualifynitelendirmek, hak kazanmakShe qualified for the final.Finale kalmaya hak kazandı.
qualitykaliteThis product has high quality.Bu ürün yüksek kaliteye sahip.
quantitymiktarCheck the quantity before ordering.Siparişten önce miktarı kontrol et.
quarterçeyrekA quarter of the cake is gone.Pastanın çeyreği gitti.
queenkraliçeThe queen visited the city.Kraliçe şehri ziyaret etti.
questionsoruDo you have any questions?Bir sorunuz var mı?
quickhızlıShe gave a quick answer.Hızlı bir cevap verdi.
quicklyçabucakHe finished quickly.Çabucak bitirdi.
quietsessizPlease be quiet.Lütfen sessiz olun.
quitbırakmakHe quit his job.İşini bıraktı.
quiteoldukçaIt’s quite hot today.Bugün oldukça sıcak.
quizbilgi testiWe have a quiz tomorrow.Yarın bir bilgi testi var.
quotealıntı yapmakShe quoted a famous author.Ünlü bir yazardan alıntı yaptı.
qualifiednitelikliHe is highly qualified.O çok nitelikli.
quarreltartışmakThey had a quarrel.Tartıştılar.
questarama, araştırmaThey are on a quest for truth.Gerçeği arıyorlar.
questionnaireanketPlease fill out the questionnaire.Lütfen anketi doldurun.
queuekuyruk, sıraWe waited in the queue.Sırada bekledik.
quotationalıntıThe article includes quotations.Makale alıntılar içeriyor.
quaintilginç, eski modaThe village is quaint.Köy ilginç ve eski moda.
quenchsusuzluğunu gidermekWater quenched my thirst.Su susuzluğumu giderdi.
quicksandkum fırtınası, batak kumBe careful of quicksand.Batak kuma dikkat et.
quietnesssessizlikI enjoy the quietness here.Buradaki sessizliğin tadını çıkarıyorum.
quintessentialözet niteliğinde, tamThis is the quintessential example.Bu tam bir örnektir.
quirkytuhafHe has a quirky personality.Tuhaf bir kişiliği var.
quit smokingsigarayı bırakmakHe finally quit smoking.Sonunda sigarayı bıraktı.
quiz showbilgi yarışmasıThey joined a quiz show.Bir bilgi yarışmasına katıldılar.
quotakotaThere is a quota for students.Öğrenciler için bir kota var.
quotientbölüm (matematik)Find the quotient.Bölümü bulun.
quarrelsomekavgacıHe is very quarrelsome.O çok kavgacı.
quadrupledört katına çıkarmakSales quadrupled last year.Satışlar geçen yıl dört katına çıktı.
quivertitremekHer hands quivered with fear.Elleri korkudan titredi.
quench thirstsusuzluğu gidermekA cold drink quenched my thirst.Soğuk bir içecek susuzluğumu giderdi.
qualified teachernitelikli öğretmenShe is a qualified teacher.O nitelikli bir öğretmen.
quick reactionhızlı tepkiHis quick reaction saved the day.Hızlı tepkisi günü kurtardı.
quietlysessizceShe left quietly.Sessizce ayrıldı.
quench fireyangını söndürmekThey quenched the fire quickly.Yangını hızla söndürdüler.
quiltyorganI bought a new quilt.Yeni bir yorgan aldım.
raceyarış, ırkThe race will start soon.Yarış yakında başlayacak.
rainyağmurIt’s going to rain.Yağmur yağacak.
raiseyükseltmek, artırmakThey raised the salaries.Maaşları artırdılar.
rangearalık, çeşitlilikThe price range is wide.Fiyat aralığı geniştir.
rapidhızlıThe change was rapid.Değişim hızlı oldu.
rarenadirThis is a rare flower.Bu nadir bir çiçektir.
rateoranThe unemployment rate is high.İşsizlik oranı yüksek.
ratheroldukçaIt’s rather cold today.Bugün oldukça soğuk.
reachulaşmakWe finally reached the hotel.Sonunda otele ulaştık.
reacttepki vermekHow did he react?Nasıl tepki verdi?
readokumakI love to read books.Kitap okumayı seviyorum.
readyhazırAre you ready?Hazır mısın?
realgerçekThis is a real diamond.Bu gerçek bir elmas.
realise (realize)fark etmekI just realised my mistake.Hatasını yeni fark ettim.
realitygerçeklikReality can be harsh.Gerçeklik acı olabilir.
realizefarkına varmakI didn’t realize you were here.Burada olduğunu fark etmedim.
reasonsebepWhat’s the reason?Sebep nedir?
recallhatırlamakI can’t recall his name.Adını hatırlayamıyorum.
receivealmakI received your message.Mesajını aldım.
recentson zamanlardaThe recent news is shocking.Son haberler şok edici.
recognizetanımakDo you recognize this song?Bu şarkıyı tanıyor musun?
recommendtavsiye etmekCan you recommend a good book?İyi bir kitap tavsiye edebilir misin?
recordkayıt, kaydetmekPlease record the meeting.Lütfen toplantıyı kaydedin.
recoveriyileşmekHe recovered quickly.Hızla iyileşti.
reduceazaltmakWe need to reduce costs.Maliyetleri azaltmalıyız.
referbahsetmek, yönlendirmekHe referred to the report.Raporu referans gösterdi.
reflectyansıtmakThe mirror reflects the light.Ayna ışığı yansıtır.
refusereddetmekShe refused the offer.Teklifi reddetti.
regarddikkate almakHe is highly regarded.O çok saygı görür.
regionbölgeThis region is famous for tea.Bu bölge çayıyla ünlüdür.
registerkayıt olmakYou need to register first.Önce kayıt olmalısın.
regretpişman olmakI regret my decision.Kararımdan pişmanım.
regulardüzenliHe’s a regular customer.O, düzenli bir müşteri.
rejectreddetmekThey rejected my idea.Fikrimi reddettiler.
relateilişkilendirmekCan you relate these facts?Bu bilgileri ilişkilendirebilir misin?
relationilişkiWe have good relations.İyi ilişkilerimiz var.
relativeakrabaHe is a distant relative.O, uzak bir akraba.
relaxrahatlamakLet’s relax at home.Evde rahatlayalım.
releaseserbest bırakmakThey released the prisoner.Mahkumu serbest bıraktılar.
reliablegüvenilirHe is a reliable person.O, güvenilir bir kişidir.
reliefrahatlamaIt was a relief to hear that.Bunu duymak rahatlatıcıydı.
safegüvenliThis place is safe.Burası güvenli.
safetygüvenlikSafety is our priority.Güvenlik önceliğimizdir.
salarymaaşHer salary is very high.Onun maaşı çok yüksek.
salesatışThe sale starts tomorrow.İndirim yarın başlıyor.
sameaynıWe are in the same class.Aynı sınıftayız.
satisfytatmin etmekThe answer satisfied me.Cevap beni tatmin etti.
savekurtarmak, biriktirmekSave money for the future.Gelecek için para biriktir.
saysöylemekWhat did you say?Ne dedin?
scaleölçekThe scale of the project is huge.Projenin ölçeği çok büyük.
scantaramakPlease scan this document.Lütfen bu belgeyi tarayın.
scarekorkutmakThe noise scared me.Ses beni korkuttu.
scheduleprogram, planlamakWhat’s your schedule today?Bugünkü programın ne?
schoolokulI go to school every day.Her gün okula giderim.
sciencebilimScience is my favorite subject.Bilim en sevdiğim ders.
scientistbilim insanıShe is a famous scientist.O ünlü bir bilim insanı.
scorepuanMy score was very high.Puanım çok yüksekti.
searcharamakThey searched for the missing child.Kayıp çocuğu aradılar.
seasonmevsimWinter is my favorite season.Kış en sevdiğim mevsimdir.
seatkoltukPlease take a seat.Lütfen oturun.
secondikinciThis is my second visit.Bu benim ikinci ziyaretim.
secretgizliThis is a secret recipe.Bu gizli bir tarif.
sectionbölümRead section three.Üçüncü bölümü oku.
securegüvenliThis area is secure.Bu alan güvenli.
seegörmekI can see you.Seni görebiliyorum.
seekaramakHe is seeking a job.İş arıyor.
seemgörünmekYou seem tired.Yorgun görünüyorsun.
selectseçmekPlease select one option.Lütfen bir seçenek seçin.
selfkendiSelf-confidence is important.Özgüven önemlidir.
sellsatmakThey sell clothes.Onlar kıyafet satıyor.
sendgöndermekI will send you an email.Sana bir e-posta göndereceğim.
senseduyu, anlamThis makes no sense.Bu hiç mantıklı değil.
sensitivehassasHe is very sensitive.O çok hassas.
sentencecümleTranslate this sentence.Bu cümleyi çevir.
separateayırmakThey separated the teams.Takımları ayırdılar.
seriousciddiThis is a serious problem.Bu ciddi bir sorun.
servehizmet etmekThe waiter served the drinks.Garson içecekleri servis etti.
servicehizmetThis hotel offers great service.Bu otel harika hizmet sunuyor.
setkurmak, ayarlamakSet the alarm for 7 o’clock.Alarmı saat 7’ye kur.
severalbirkaçI have several questions.Birkaç sorum var.
sharepaylaşmakLet’s share the cost.Hadi masrafı paylaşalım.
sharpkeskinBe careful, this knife is sharp.Dikkat et, bu bıçak keskin.
shelterbarınakThe shelter protects animals.Barınak hayvanları korur.
tablemasaThe table is round.Masa yuvarlak.
takealmakTake this umbrella with you.Şemsiyeyi yanına al.
talkkonuşmakWe need to talk.Konuşmamız lazım.
targethedefThe company reached its target.Şirket hedefine ulaştı.
taskgörevThis is a difficult task.Bu zor bir görev.
tastetat, tatmakThe soup tastes delicious.Çorba çok lezzetli.
taxvergiWe have to pay taxes.Vergi ödemek zorundayız.
teachöğretmekShe teaches English.O İngilizce öğretiyor.
teacheröğretmenMy teacher is very kind.Öğretmenim çok kibar.
teamtakımOur team won the match.Takımımız maçı kazandı.
technologyteknolojiTechnology is developing fast.Teknoloji hızla gelişiyor.
telephonetelefonWhat’s your telephone number?Telefon numaran nedir?
televisiontelevizyonI rarely watch television.Nadiren televizyon izlerim.
tellsöylemekCan you tell me the truth?Bana gerçeği söyleyebilir misin?
temperaturesıcaklıkThe temperature dropped.Sıcaklık düştü.
temporarygeçiciThis is a temporary solution.Bu geçici bir çözüm.
tendeğilim göstermekHe tends to be late.Geç kalma eğilimindedir.
termdönem, terimThe school term starts in September.Okul dönemi Eylül’de başlıyor.
testtest, sınavWe have a test tomorrow.Yarın sınavımız var.
textmetinRead the text carefully.Metni dikkatlice okuyun.
thankteşekkür etmekI want to thank you.Sana teşekkür etmek istiyorum.
theoryteoriThe theory is complicated.Teori karmaşık.
thereforebu yüzdenIt rained; therefore, we stayed home.Yağmur yağdı; bu yüzden evde kaldık.
threattehditPollution is a serious threat.Kirlilik ciddi bir tehdittir.
througharacılığıyla, boyuncaWe traveled through the forest.Orman boyunca seyahat ettik.
ticketbiletI bought a concert ticket.Konser bileti aldım.
timezamanTime flies so fast.Zaman çok hızlı geçiyor.
togetherbirlikteLet’s go together.Hadi birlikte gidelim.
toleratetahammül etmekI can’t tolerate this noise.Bu gürültüye tahammül edemem.
toolaraçA hammer is a useful tool.Çekiç faydalı bir araçtır.
topickonuWhat’s today’s topic?Bugünün konusu nedir?
totaltoplamThe total cost is high.Toplam maliyet yüksek.
tourturWe joined a city tour.Bir şehir turuna katıldık.
traditiongelenekThis is an old tradition.Bu eski bir gelenektir.
traffictrafikThe traffic is terrible.Trafik berbat.
traintren, eğitmekThe train arrives at 6.Tren saat 6’da geliyor.
trainingeğitimThey provide training for staff.Personel için eğitim sağlıyorlar.
translateçevirmekCan you translate this sentence?Bu cümleyi çevirebilir misin?
transporttaşımak, ulaşımPublic transport is cheap.Toplu taşıma ucuzdur.
travelseyahat etmekI love to travel.Seyahat etmeyi severim.
treattedavi etmek, davranmakDoctors treated the patient.Doktorlar hastayı tedavi etti.
trustgüvenmekI trust you.Sana güveniyorum.
ultimatenihai, sonThis is the ultimate goal.Bu nihai hedeftir.
umbrellaşemsiyeTake your umbrella, it may rain.Şemsiyeni al, yağmur yağabilir.
unableyapamaz, acizI was unable to attend the meeting.Toplantıya katılamadım.
unawarehabersizHe was unaware of the danger.Tehlikeden habersizdi.
uncertainbelirsizThe future is uncertain.Gelecek belirsizdir.
uncleamca, dayıMy uncle lives in London.Amcam Londra’da yaşıyor.
uncomfortablerahatsızThis chair is uncomfortable.Bu sandalye rahatsız.
underaltındaThe book is under the table.Kitap masanın altında.
undergogeçirmek (süreç)He underwent surgery.Ameliyat geçirdi.
understandanlamakI understand the problem.Sorunu anlıyorum.
understandinganlayışMutual understanding is important.Karşılıklı anlayış önemlidir.
underwatersu altıThey filmed underwater scenes.Su altı sahneleri çektiler.
unemployedişsizHe has been unemployed for months.Aylardır işsiz.
unemploymentişsizlikUnemployment is rising.İşsizlik artıyor.
unexpectedbeklenmedikIt was an unexpected result.Beklenmedik bir sonuçtu.
unfairadaletsizThe decision was unfair.Karar adaletsizdi.
unfamiliaryabancı, alışılmadıkThe place felt unfamiliar.Yer yabancı geldi.
unfortunatelyne yazık kiUnfortunately, we lost the game.Ne yazık ki maçı kaybettik.
unhappymutsuzShe looks unhappy.Mutsuz görünüyor.
uniformüniformaStudents wear uniforms.Öğrenciler üniforma giyer.
unimportantönemsizThat detail is unimportant.O detay önemsiz.
unionbirlikThe workers formed a union.İşçiler bir birlik kurdu.
uniqueeşsizThis design is unique.Bu tasarım eşsiz.
unitbirimThis unit measures length.Bu birim uzunluk ölçer.
unitebirleştirmekThey united against the enemy.Düşmana karşı birleştiler.
universalevrenselFreedom is a universal right.Özgürlük evrensel bir haktır.
universeevrenThe universe is endless.Evren sonsuzdur.
universityüniversiteShe studies at university.Üniversitede okuyor.
unknownbilinmeyenThe reason is unknown.Sebep bilinmiyor.
unless-madıkçaUnless you study, you’ll fail.Çalışmadıkça başarısız olursun.
unlikeaksineUnlike her brother, she is quiet.Kardeşinin aksine, o sessizdir.
unlikelyolası olmayanIt’s unlikely to rain.Yağmur yağması pek olası değil.
unnecessarygereksizThis is unnecessary detail.Bu gereksiz bir detay.
unpleasanthoş olmayanThe smell was unpleasant.Koku hoş değildi.
unsuccessfulbaşarısızThe project was unsuccessful.Proje başarısız oldu.
untilkadarWait until I come.Ben gelene kadar bekle.
unusualalışılmadıkHis behavior is unusual.Davranışı alışılmadık.
upyukarıLook up at the sky.Gökyüzüne bak.
updategüncellemekWe need to update the system.Sistemi güncellememiz lazım.
upgradeyükseltmekThey upgraded the software.Yazılımı yükselttiler.
uponüzerineUpon arrival, call me.Vardığında beni ara.
upperüstThe upper floor is closed.Üst kat kapalıdır.
urbankentselUrban life is fast.Kentsel yaşam hızlıdır.
urgedürtü, zorlamakI urge you to listen.Seni dinlemeye zorluyorum.
usekullanmakI use this app daily.Bu uygulamayı her gün kullanırım.
usefulfaydalıThis book is very useful.Bu kitap çok faydalı.
usualalışılmışHe came at the usual time.Her zamanki saatte geldi.
usuallygenellikleI usually wake up early.Genellikle erken uyanırım.
vacationtatilWe are planning a summer vacation.Yaz tatili planlıyoruz.
vaccineaşıThe vaccine is effective.Aşı etkili.
vacuumvakum, süpürgeI need to vacuum the floor.Yeri süpürmem lazım.
validgeçerliThis ticket is valid for a week.Bu bilet bir hafta geçerli.
valuabledeğerliThis ring is very valuable.Bu yüzük çok değerli.
valuedeğerHonesty has great value.Dürüstlük büyük bir değerdir.
varietyçeşitlilikThere is a variety of options.Çeşitli seçenekler var.
variousçeşitliHe has various hobbies.Onun çeşitli hobileri var.
vastgenişThe desert is vast.Çöl çok geniştir.
vegetablesebzeI love eating vegetables.Sebze yemeyi severim.
vehiclearaçThis is a large vehicle.Bu büyük bir araç.
venturegirişimThis is a risky venture.Bu riskli bir girişimdir.
verbfiil‘Run’ is a verb.‘Run’ bir fiildir.
versionversiyonThis is the latest version.Bu en son versiyon.
versuskarşıIt’s Team A versus Team B.A Takımı B Takımına karşı.
verticaldikeyDraw a vertical line.Dikey bir çizgi çiz.
veryçokI’m very happy today.Bugün çok mutluyum.
vesselgemi, kapThis vessel carries oil.Bu gemi petrol taşıyor.
victimkurbanThe victim was injured.Kurban yaralandı.
victoryzaferThe team celebrated their victory.Takım zaferini kutladı.
videovideoWe watched a funny video.Komik bir video izledik.
viewgörünüm, manzaraThe view is amazing.Manzara harika.
villageköyMy grandparents live in a village.Büyüklerim köyde yaşıyor.
violenceşiddetViolence is never the solution.Şiddet asla çözüm değildir.
virtualsanalWe attended a virtual meeting.Sanal bir toplantıya katıldık.
virusvirüsThe virus spread quickly.Virüs hızla yayıldı.
visiblegörünürThe moon is visible tonight.Ay bu gece görünüyor.
visiongörüş, vizyonShe has a clear vision.Onun net bir vizyonu var.
visitziyaret etmekWe visited a museum.Bir müze ziyaret ettik.
vitalhayatiWater is vital for life.Su yaşam için hayati önemdedir.
voicesesHer voice is beautiful.Onun sesi çok güzel.
volcanovolkanThe volcano erupted.Volkan patladı.
volunteergönüllüI work as a volunteer.Gönüllü olarak çalışıyorum.
voteoy vermekDid you vote in the election?Seçimde oy verdin mi?
vowelsesli harf‘A’ is a vowel.‘A’ bir sesli harftir.
voyagedeniz yolculuğuThe voyage was long.Deniz yolculuğu uzun sürdü.
vulnerablesavunmasızThe baby is vulnerable.Bebek savunmasızdır.
value systemdeğerler sistemiEvery culture has a value system.Her kültürün bir değerler sistemi vardır.
validitygeçerlilikCheck the validity of your ticket.Biletinizin geçerliliğini kontrol edin.
waitbeklemekPlease wait for me.Lütfen beni bekle.
wakeuyanmakI wake up early every day.Her gün erken uyanırım.
walkyürümekLet’s walk to school.Hadi okula yürüyelim.
wallduvarThe wall is white.Duvar beyaz.
wantistemekI want a cup of tea.Bir fincan çay istiyorum.
warsavaşWar is destructive.Savaş yıkıcıdır.
warmılık, sıcakIt’s warm today.Bugün hava ılık.
warnuyarmakI warned you before.Seni daha önce uyarmıştım.
washyıkamakWash your hands.Ellerini yıka.
wasteisraf etmekDon’t waste water.Suyu israf etme.
watchizlemek, saatI watched a movie.Bir film izledim.
watersuWater is essential for life.Su yaşam için gereklidir.
wavedalgaThe waves are high.Dalgalar yüksek.
wayyol, yöntemThere’s no other way.Başka yol yok.
webizWe are happy today.Bugün mutluyuz.
weakzayıfHe is too weak to walk.Yürümek için çok zayıf.
wealthzenginlikHealth is more important than wealth.Sağlık, zenginlikten daha önemlidir.
weargiymekHe is wearing a blue jacket.O, mavi bir ceket giyiyor.
weatherhava durumuThe weather is nice today.Bugün hava güzel.
weddingdüğünWe attended a wedding.Bir düğüne katıldık.
weekhaftaSee you next week.Gelecek hafta görüşürüz.
weightağırlıkWhat’s your weight?Kilon kaç?
welcomehoş geldinWelcome to our home.Evimize hoş geldiniz.
welliyiI feel well today.Bugün kendimi iyi hissediyorum.
westbatıThe sun sets in the west.Güneş batıda batar.
wetıslakThe floor is wet.Zemin ıslak.
whatneWhat is your name?Adın ne?
whenne zamanWhen will you arrive?Ne zaman geleceksin?
whereneredeWhere do you live?Nerede yaşıyorsun?
whichhangiWhich color do you prefer?Hangi rengi tercih edersin?
while-ikenWhile I was studying, she called.Ben ders çalışırken, o aradı.
whitebeyazThe snow is white.Kar beyazdır.
whokimWho is your teacher?Öğretmenin kim?
wholebütünI ate the whole cake.Bütün pastayı yedim.
whynedenWhy are you late?Neden geç kaldın?
widegenişThe road is very wide.Yol çok geniş.
wifeeş (kadın)My wife is a doctor.Eşim doktor.
will-ecek, iradeI will call you.Seni arayacağım.
winkazanmakOur team won the match.Takımımız maçı kazandı.
windrüzgarThe wind is strong.Rüzgar çok kuvvetli.
windowpencereOpen the window, please.Lütfen pencereyi aç.
wisebilgeShe is a wise woman.O bilge bir kadın.
wishdilemekI wish you success.Sana başarılar dilerim.
x-rayröntgenThey took an x-ray of his arm.Kolunun röntgenini çektiler.
xenophobiayabancı düşmanlığıXenophobia is a serious issue.Yabancı düşmanlığı ciddi bir sorundur.
xeroxfotokopiCan you xerox this page?Bu sayfanın fotokopisini çekebilir misin?
x-axisx ekseniPlot the data on the x-axis.Verileri x eksenine yerleştirin.
xylophoneksilofon (müzik aleti)The child played the xylophone.Çocuk ksilofon çaldı.
xenonksenon (kimyasal element)Xenon is a rare gas.Ksenon nadir bir gazdır.
x-linkedX kromozomuna bağlıThis is an x-linked disease.Bu, X kromozomuna bağlı bir hastalık.
xenogenicfarklı türden gelenXenogenic transplants are risky.Farklı türden yapılan nakiller risklidir.
xenon lampksenon lambaXenon lamps are very bright.Ksenon lambalar çok parlaktır.
xerodermacilt kuruluğuXeroderma causes dry skin.Xeroderma, cilt kuruluğuna neden olur.
xenotransplanttürler arası organ nakliXenotransplant is controversial.Türler arası organ nakli tartışmalıdır.
xanthophyllbitkisel pigmentXanthophyll gives leaves their color.Xanthophyll yapraklara renk verir.
xenogenesisfarklı özellikte yavru üretmeXenogenesis is a rare biological phenomenon.Xenogenesis nadir bir biyolojik olaydır.
x-factorbelirleyici faktörConfidence is her x-factor.Özgüveni onun belirleyici faktörü.
xenolithicyabancı kaya içerenThe sample contains xenolithic material.Örnek, yabancı kaya içeriyor.
xenobioticvücuda yabancı maddeXenobiotics can be harmful.Vücuda yabancı maddeler zararlı olabilir.
xenotransfusionfarklı türden kan nakliXenotransfusion is rarely done.Farklı türden kan nakli nadiren yapılır.
xenophileyabancı kültürlere meraklı kişiHe is a xenophile.O, yabancı kültürlere meraklı biridir.
xenophobia indexyabancı düşmanlığı endeksiThe xenophobia index increased.Yabancı düşmanlığı endeksi yükseldi.
x-axis rotationx ekseni etrafında dönüşThe object undergoes x-axis rotation.Nesne x ekseni etrafında dönüyor.
xiphoidkılıç şeklindeThe xiphoid process is part of the sternum.Xiphoid çıkıntı, göğüs kemiğinin bir parçasıdır.
xenografttürler arası doku nakliXenografts often fail.Türler arası doku nakilleri sık sık başarısız olur.
xenocracyyabancılar tarafından yönetimXenocracy was unpopular.Yabancılar tarafından yönetim hoş karşılanmadı.
xerophytekurak ortam bitkisiCactus is a xerophyte.Kaktüs bir kurak ortam bitkisidir.
xenon headlightsksenon farXenon headlights are brighter.Ksenon farlar daha parlaktır.
xiphoid processkılıç çıkıntısıThe xiphoid process is small but important.Xiphoid çıkıntı küçük ama önemlidir.
x-ray machineröntgen cihazıThe hospital has a new x-ray machine.Hastanede yeni bir röntgen cihazı var.
xenogamyfarklı bitkiler arasında tozlaşmaXenogamy increases genetic diversity.Xenogamy genetik çeşitliliği artırır.
xerickurakCacti grow in xeric environments.Kaktüsler kurak ortamlarda yetişir.
xiphosuranhorseshoe crab türüXiphosurans are ancient creatures.Xiphosurans antik canlılardır.
xenon gasksenon gazıXenon gas is used in lamps.Ksenon gazı lambalarda kullanılır.
xenotropic virusfarklı türü enfekte eden virüsXenotropic viruses are studied in labs.Xenotropic virüsler laboratuvarlarda incelenir.
xerographykuru baskı yöntemiXerography revolutionized printing.Kuru baskı yöntemi baskıyı devrimleştirdi.
xenophobic attitudeyabancı düşmanı tavırXenophobic attitudes harm society.Yabancı düşmanı tavırlar topluma zarar verir.
xenoestrogençevresel östrojenXenoestrogens affect hormones.Xenoöstrojenler hormonları etkiler.
xenobiologyuzay biyolojisiXenobiology studies alien life.Xenobiyoloji, uzaylı yaşamını inceler.
xeric habitatkurak yaşam alanıDeserts are xeric habitats.Çöller kurak yaşam alanlarıdır.
xenolithyabancı kaya parçasıThe rock contains xenoliths.Kayada yabancı kaya parçaları var.
x-ray diffractionröntgen kırınımıX-ray diffraction analyzes materials.Röntgen kırınımı malzemeleri analiz eder.
x-linked disorderX kromozomu ile geçen hastalıkHemophilia is an x-linked disorder.Hemofili, X kromozomu ile geçen bir hastalıktır.
yardbahçe, avluThe children are playing in the yard.Çocuklar bahçede oynuyor.
yearyılThis year has been challenging.Bu yıl zorlu geçti.
yellbağırmakShe yelled at her brother.Kardeşine bağırdı.
yellowsarıThe walls are painted yellow.Duvarlar sarıya boyandı.
yesevetYes, I agree with you.Evet, sana katılıyorum.
yesterdaydünWe met yesterday.Dün buluştuk.
yethenüz, amaI haven’t finished yet.Henüz bitirmedim.
yieldverim, ürün vermekThis land yields good crops.Bu toprak iyi ürün verir.
younggençHe is very young.O çok genç.
youthgençlikYouth is full of energy.Gençlik enerji doludur.
yourseninWhere is your phone?Telefonun nerede?
yoursseninkiThis book is yours.Bu kitap senin.
yourselfkendinHelp yourself.Kendine yardım et.
yummylezzetliThis cake is yummy.Bu kek çok lezzetli.
yearlyyıllıkThis is a yearly event.Bu yıllık bir etkinliktir.
yawnesnemekHe yawned during the lecture.Ders sırasında esnedi.
yachtyatThey own a luxury yacht.Lüks bir yatları var.
yardstickölçü, kıstasSuccess is the yardstick here.Başarı burada kıstas.
yarniplikShe bought red yarn.Kırmızı iplik aldı.
yearnözlemek, arzulamakHe yearns for his hometown.Memleketini özlüyor.
yesterday morningdün sabahI saw her yesterday morning.Onu dün sabah gördüm.
yogurtyoğurtI like homemade yogurt.Ev yapımı yoğurdu severim.
yolkyumurta sarısıThe yolk is rich in nutrients.Yumurta sarısı besin açısından zengindir.
youngstergençThe youngsters gathered at the park.Gençler parkta toplandı.
yours sincerelysaygılarımlaYours sincerely, John.Saygılarımla, John.
yawn loudlyyüksek sesle esnemekHe yawned loudly.Yüksek sesle esnedi.
year-endyıl sonuYear-end reports are ready.Yıl sonu raporları hazır.
year-roundyıl boyuThis park is open year-round.Bu park yıl boyu açıktır.
yesterday eveningdün akşamI called you yesterday evening.Seni dün akşam aradım.
yellowishsarımtrakThe sky looked yellowish.Gökyüzü sarımtrak görünüyordu.
yield toboyun eğmekHe refused to yield to pressure.Baskıya boyun eğmeyi reddetti.
yogayogaYoga is good for health.Yoga sağlığa faydalıdır.
youthfulgenç, dinçShe has a youthful spirit.Genç bir ruha sahip.
yummy foodlezzetli yemekWe had some yummy food.Lezzetli yemekler yedik.
yearbookyıllık (okul)We took photos for the yearbook.Yıllık için fotoğraf çektik.
yours faithfullysaygılarımlaYours faithfully, Jane.Saygılarımla, Jane.
yellow cardsarı kartThe referee showed a yellow card.Hakem sarı kart gösterdi.
yesteryeargeçen yıllarMovies of yesteryear were simpler.Geçmiş yılların filmleri daha sadeydi.
yin and yangyin ve yangYin and yang symbolize balance.Yin ve yang dengeyi simgeler.
KelimeAnlamıÖrnek CümleTürkçesi
zebrazebraZebras live in Africa.Zebralar Afrika’da yaşar.
zerosıfırThe temperature dropped to zero.Sıcaklık sıfıra düştü.
zonebölgeThis is a safe zone.Burası güvenli bir bölge.
zoohayvanat bahçesiWe visited the zoo.Hayvanat bahçesini ziyaret ettik.
zoomyakınlaştırmakPlease zoom in on the picture.Lütfen resme yakınlaştır.
zigzagzikzakThe road goes in a zigzag.Yol zikzak çiziyor.
zealşevk, istekShe works with great zeal.Büyük bir şevkle çalışıyor.
zenithzirve, dorukThe sun reached its zenith.Güneş zirveye ulaştı.
zestkeyif, neşeHe has a zest for life.Hayattan büyük keyif alır.
zillionsayısız, çok fazlaI have a zillion things to do.Yapacak tonla işim var.
zipfermuar, sıkıştırmakClose your bag’s zip.Çantanızın fermuarını kapatın.
zone outdalgınlaşmakI zoned out during the lecture.Ders sırasında daldım.
zodiacburçWhat’s your zodiac sign?Burçların ne?
zombiezombiThe movie was about zombies.Film zombiler hakkındaydı.
zincçinkoZinc is important for health.Çinko sağlık için önemlidir.
zenhuzur, dinginlikYoga brings me zen.Yoga bana huzur getirir.
zapani darbe, elektrik vermekThe bug was zapped instantly.Böcek anında elektrikle öldürüldü.
zipperfermuarMy jacket’s zipper is broken.Ceketimin fermuarı bozuldu.
zone defensealan savunmasıThe team uses zone defense.Takım alan savunması yapıyor.
zeitgeistzamanın ruhuThis movie captures the zeitgeist.Bu film zamanın ruhunu yakalıyor.
zoologyzoolojiHe studies zoology.O, zooloji okuyor.
zapperuzaktan kumandaWhere’s the TV zapper?Televizyon kumandası nerede?
zero tolerancesıfır toleransThere’s zero tolerance for cheating.Kopya çekmeye sıfır tolerans var.
zonalbölgeselZonal competitions start next month.Bölgesel yarışmalar gelecek ay başlıyor.
zillionaireaşırı zenginHe acts like a zillionaire.Zengin biri gibi davranıyor.
zebra crossingyaya geçidiUse the zebra crossing.Yaya geçidini kullan.
zoom meetingçevrim içi toplantıWe have a Zoom meeting at 5.Saat 5’te Zoom toplantımız var.
zen gardenzen bahçesiThe hotel has a zen garden.Otelde bir zen bahçesi var.
zero gravitysıfır yer çekimiAstronauts experience zero gravity.Astronotlar sıfır yer çekimi yaşar.
zestfulneşeliShe has a zestful personality.Neşeli bir kişiliği var.
zippycanlı, enerjikHe’s a zippy little boy.O enerjik bir çocuk.
zealousgayretli, hevesliShe’s a zealous student.O, gayretli bir öğrenci.
zone out completelytamamen dalmakI zoned out completely in class.Dersin ortasında tamamen daldım.
zero emissionsıfır emisyonThe car has zero emission.Arabanın emisyonu sıfır.
zanytuhaf, çılgınHis jokes are zany.Şakaları çok tuhaf.
zen masterzen ustasıHe trained with a zen master.Bir zen ustasıyla çalıştı.
zodiac signburçMy zodiac sign is Leo.Burcum Aslan.
zip filesıkıştırılmış dosyaPlease send a zip file.Lütfen sıkıştırılmış dosya gönderin.

Eğer kelimeleri harf harf çalışmak istiyorsan, harflere buradan göz atmayı unutma!

Multiders sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin