📚 YKS-Dil İngilizce Sınavında En Çok Çıkan 400 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları

İngilizce öğrenirken veya herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberlemek en kritik konulardan biridir. Ancak phrasal verb’ler, bu süreçte bazen göz ardı edilebiliyor ya da unutulabiliyor. Oysa İngilizce’de hem günlük konuşmalarda hem de sınavlarda phrasal verb’ler oldukça yaygın şekilde kullanılır. Özellikle İngilizce Yabancı Dil Testi’nde (YDT) phrasal verb’lere sıkça rastlanır; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru yanıtlamak doğrudan iki net kazanmamızı sağlar. Ayrıca soru köklerinde, paragraflarda ve birçok soruda phrasal verb’ler kullanılmakta olduğundan dolayı, bunları bilmek dolaylı yoldan bize birçok soruyu çözmemizde kolaylık sağlar. Phrasal verb’leri çalışırken yalnızca anlamlarını ezberlemeye odaklanmak, kelimeleri tam anlamıyla öğrenmek ve kalıcı hale getirmek açısından yeterince verimli bir yöntem değildir. Bu nedenle, phrasal verb’leri daha iyi kavramak ve akılda kalıcı hale getirmek için cümle içinde nasıl kullanıldıklarını görmek büyük önem taşır. Bu doğrultuda, YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en sık çıkan 400 phrasal verb’ü Türkçe karşılıklarıyla birlikte tablo halinde hazırladık ve her birini örnek cümlelerle destekledik!

Phrasal VerbTürkçesiExample SentenceTürkçe Çevirisi
account foraçıklamak, izah etmekCan you account for your absence?Yokluğunu açıklayabilir misin?
add upanlamlı olmak, toplamakHis story just doesn’t add up.Hikayesi pek mantıklı gelmiyor.
add up tosonuçlanmakThe numbers add up to 100.Sayılar 100’e ulaşıyor.
agree onüzerinde anlaşmakWe agreed on a price.Bir fiyatta anlaştık.
agree withaynı fikirde olmakI totally agree with you.Seninle tamamen aynı fikirdeyim.
allow forgöz önüne almakYou must allow for delays.Gecikmeleri göz önünde bulundurmalısın.
amount totoplamına varmakThat amounts to a lot of money.Bu büyük bir paraya tekabül ediyor.
answer forhesap vermekYou’ll have to answer for your actions.Yaptıkların için hesap vermek zorunda kalacaksın.
appeal tohitap etmekThis design appeals to teenagers.Bu tasarım gençlere hitap ediyor.
apply forbaşvurmakI want to apply for that job.O işe başvurmak istiyorum.
ask afterhal hatır sormakHe asked after you.Senin nasıl olduğunu sordu.
ask aroundetrafa sormakI’ll ask around to find out.Öğrenmek için etrafa soracağım.
ask foristemekHe asked for a glass of water.Bir bardak su istedi.
ask outdışarı davet etmekHe asked her out to dinner.Onu akşam yemeğine davet etti.
back awaygeri çekilmekBack away from the fire.Ateşten uzak dur.
back downvazgeçmekHe refused to back down.Geri adım atmayı reddetti.
back offgeri durmakBack off or I’ll call the police.Geri dur yoksa polisi ararım.
back outsözünden dönmekHe backed out of the deal.Anlaşmadan vazgeçti.
back upyedeklemek, desteklemekMake sure to back up your files.Dosyalarını yedeklediğinden emin ol.
bail outkurtarmakThey bailed out the failing company.Zor durumdaki şirketi kurtardılar.
bank ongüvenmekYou can bank on her support.Onun desteğine güvenebilirsin.
bargain forhesaba katmakWe didn’t bargain for so much work.Bu kadar işi hesap etmemiştik.
base on-e dayandırmakThe film is based on a true story.Film gerçek bir hikayeye dayanıyor.
be about toüzere olmakI was about to leave.Tam çıkmak üzereydim.
be afterpeşinde olmakThe police are after him.Polis onun peşinde.
be againstkarşı olmakI am against this decision.Bu karara karşıyım.
be alonggelmekHe’ll be along soon.Yakında gelir.
be awayuzakta olmakShe is away on business.İş için şehir dışında.
be backgeri dönmekI’ll be back soon.Yakında dönerim.
be downkeyfi yokHe’s been down lately.Son zamanlarda keyfi yok.
be inevde/işte olmakIs he in today?Bugün işte mi?
be into-e meraklı olmakShe’s into painting.Resme meraklı.
be offayrılmakI must be off now.Artık gitmeliyim.
be onyayında olmakThat show is on now.O program şu an yayında.
be outdışarıda olmakHe’s out at the moment.Şu anda dışarıda.
be overbitmiş olmakThe game is over.Maç bitti.
be upuyanık olmakAre you up yet?Hâlâ uyanık mısın?
be up to-in sorumluluğundaIt’s up to you.Sana kalmış.
bear onilgili olmakThis has no bearing on the case.Bu olayla ilgisi yok.
bear outdoğrulamakThe facts bear out his story.Gerçekler onun hikayesini doğruluyor.
beat downbastırmakThe sun was beating down.Güneş tepede kavuruyordu.
beat updövmekHe was beaten up by thugs.Serseriler tarafından dövüldü.
become ofne olacakWhat will become of him?Ona ne olacak?
beef upgüçlendirmekThey beefed up security.Güvenliği artırdılar.
believe ininanmakI believe in you.Sana inanıyorum.
black outbayılmakHe blacked out from the heat.Sıcaktan bayıldı.
block offkapamakThe road was blocked off.Yol kapatıldı.
blow outsönmekThe candle blew out.Mum söndü.
blow overdinecekThe storm will blow over.Fırtına dinecek.
blow uppatlamakThe bomb blew up.Bomba patladı.
break awaykaçmak, ayrılmakHe tried to break away from his guards.Korumasından kaçmaya çalıştı.
break downbozulmak, çökmekMy car broke down on the way.Arabam yolda bozuldu.
break inzorla girmekThieves broke in last night.Dün gece hırsızlar girdi.
break intozorla girmekSomeone broke into our house.Birisi evimize girdi.
break offkoparmakShe broke off a piece of chocolate.Bir parça çikolata kopardı.
break outpatlak vermekA fire broke out in the kitchen.Mutfakta yangın çıktı.
break throughyarıp geçmekThey broke through the barriers.Bariyerleri aştılar.
break upayrılmakThey broke up after 2 years.İki yıl sonra ayrıldılar.
bring aboutsebep olmakThis will bring about major changes.Bu büyük değişimlere yol açacak.
bring alongyanında getirmekBring your friend along.Arkadaşını da getir.
bring backgeri getirmekThis song brings back memories.Bu şarkı anıları geri getiriyor.
bring downdüşürmekThey want to bring down prices.Fiyatları düşürmek istiyorlar.
bring forwardöne almakCan we bring the meeting forward?Toplantıyı öne alabilir miyiz?
bring intanıtmak, sunmakThey brought in a new law.Yeni bir yasa getirdiler.
bring offbaşarmakHe brought off a difficult task.Zor bir işi başardı.
bring onsebep olmakStress can bring on headaches.Stres baş ağrısına sebep olabilir.
bring outortaya çıkarmakThe sunlight brought out her eyes.Güneş gözlerinin güzelliğini ortaya çıkardı.
bring roundikna etmekI’ll bring him round to our idea.Onu bizim fikrimize ikna edeceğim.
bring upbüyütmek, gündeme getirmekShe brought up three kids.Üç çocuk büyüttü.
brush uptazelemekI need to brush up my Spanish.İspanyolcamı tazelemem gerekiyor.
build upgüçlendirmekShe built up her confidence.Özgüvenini güçlendirdi.
bump intokarşılaşmakI bumped into an old friend.Eski bir arkadaşla karşılaştım.
burn downtamamen yanmakThe house burned down.Ev tamamen yandı.
burn outtükenmekHe burned out after years of work.Yıllarca çalıştıktan sonra tükendi.
burst intoaniden …e başlamakShe burst into tears.Birden ağlamaya başladı.
butt inaraya girmekStop butting in!Araya girme!
buy outhisseyi satın almakThey bought out their partner.Ortaklarının hissesini satın aldılar.
buy uptopluca satın almakInvestors are buying up land here.Yatırımcılar burada toprakları topluca alıyor.
call backgeri aramakI’ll call you back later.Seni sonra geri ararım.
call forgerektirmekThis calls for immediate action.Bu derhal harekete geçmeyi gerektirir.
call inçağırmakThey called in a specialist.Bir uzman çağırdılar.
call offiptal etmekThey called off the match.Maçı iptal ettiler.
call onziyaret etmekI’ll call on you tomorrow.Yarın seni ziyaret ederim.
call uptelefonla aramakHe called me up last night.Dün gece beni aradı.
care forbakmakShe cares for her elderly mother.Yaşlı annesine bakıyor.
carry awaykendinden geçmekThe music carried him away.Müzik onu kendinden geçirdi.
carry offbaşarıyla yapmakHe carried off the performance well.Gösteriyi başarıyla yaptı.
carry ondevam etmekPlease carry on with your story.Lütfen hikayene devam et.
carry outyürütmekThey carried out the plan.Planı uyguladılar.
carve outoluşturmakHe carved out a career in law.Hukukta bir kariyer oluşturdu.
catch onpopüler olmakThis style has caught on.Bu tarz popüler oldu.
catch upyetişmekI need to catch up with my work.İşime yetişmem lazım.
check ingiriş yapmakWe checked in at the hotel.Otele giriş yaptık.
check outçıkış yapmakWe checked out early.Erken ayrıldık.
cheer upneşelenmekCheer up! Things will get better.Neşelen! Her şey daha iyi olacak.
chip inkatkıda bulunmakEveryone chipped in for the gift.Herkes hediyeye katkıda bulundu.
chop downkesmekThey chopped down the old tree.Eski ağacı kestiler.
clear awayortadan kaldırmakPlease clear away the dishes.Lütfen tabakları kaldır.
clear updüzelmek, açığa kavuşmakThe weather cleared up.Hava düzeldi.
close downkapatmakThey closed down the factory.Fabrikayı kapattılar.
come aboutmeydana gelmekHow did this problem come about?Bu sorun nasıl meydana geldi?
come acrossrastlamakI came across an old photo.Eski bir fotoğrafa rastladım.
come alongeşlik etmekCome along with us!Bizimle gel!
come aroundfikrini değiştirmekHe’ll come around eventually.Sonunda fikrini değiştirecek.
come backgeri dönmekWhen did you come back?Ne zaman geri döndün?
come byelde etmekHow did you come by this money?Bu parayı nasıl elde ettin?
come downdüşmekPrices are coming down.Fiyatlar düşüyor.
come from-den gelmekShe comes from Italy.O İtalya’dan geliyor.
come ingirmekCome in and sit down.İçeri gir ve otur.
come intomirasa konmakHe came into a fortune.Büyük bir servete kondu.
come offbaşarılı olmakThe plan didn’t come off.Plan başarılı olmadı.
come onhadi, acele etCome on, we’re late!Hadi, geç kaldık!
come outortaya çıkmakThe truth came out.Gerçek ortaya çıktı.
come overuğramakCome over for dinner.Akşam yemeğine uğra.
come roundayılmakHe came round after fainting.Bayıldıktan sonra ayıldı.
come throughbaşarmakHe came through the surgery fine.Ameliyatı başarıyla atlattı.
come to-e varmakThe bill came to $50.Fatura 50 dolara geldi.
come uportaya çıkmakA problem came up.Bir sorun ortaya çıktı.
come up withbulmakHe came up with a new idea.Yeni bir fikir buldu.
count ongüvenmekYou can count on me.Bana güvenebilirsin.
crack downsert önlem almakThe police cracked down on crime.Polis suç üzerinde sert önlemler aldı.
cross outüstünü çizmekCross out the wrong answer.Yanlış cevabın üstünü çiz.
cut backazaltmakWe need to cut back expenses.Masrafları azaltmalıyız.
cut downkesmek, azaltmakHe cut down on smoking.Sigara içmeyi azalttı.
cut offkesmekThe phone was cut off.Telefon kesildi.
cut outbırakmak, kesip çıkarmakCut out sugar from your diet.Diyetinden şekeri çıkar.
deal withilgilenmekI’ll deal with this problem.Bu sorunla ilgileneceğim.
decide onkarar vermekWe decided on the blue one.Mavi olana karar verdik.
die awayyavaş yavaş yok olmakThe sound died away.Ses yavaş yavaş yok oldu.
die downyatışmakThe wind died down.Rüzgar dindi.
dig upkazıp çıkarmakThey dug up the garden.Bahçeyi kazıp çıkardılar.
do away withortadan kaldırmakThey did away with the old system.Eski sistemi ortadan kaldırdılar.
do uptamir etmekThey did up the old house.Eski evi tamir ettiler.
do without-sız idare etmekI can do without sugar.Şekersiz idare edebilirim.
drag onuzayıp gitmekThe meeting dragged on for hours.Toplantı saatlerce uzadı.
draw backgeri çekilmekHe drew back in fear.Korkuyla geri çekildi.
draw uphazırlamakThey drew up a contract.Bir sözleşme hazırladılar.
dress upgiyinip süslenmekShe dressed up for the party.Parti için süslendi.
drop byuğramakI’ll drop by later.Daha sonra uğrarım.
drop offarabayla bırakmak, azalmakI’ll drop you off at the station.Seni istasyona bırakırım.
drop outokulu bırakmakHe dropped out of college.Üniversiteyi bıraktı.
ease offhafiflemekThe pain eased off.Ağrı hafifledi.
eat outdışarıda yemekWe ate out last night.Dün gece dışarıda yemek yedik.
end upkendini … durumda bulmakHe ended up in prison.Kendini hapiste buldu.
even outdengelenmekThings will even out.Her şey dengelenecek.
expand ondetaylandırmakCan you expand on that?Bunu biraz detaylandırır mısın?
face up tocesurca karşı koymakFace up to your responsibilities.Sorumluluklarınla yüzleş.
fall apartparçalanmakThe chair fell apart.Sandalye parçalandı.
fall back onbaşvurmakHe had to fall back on savings.Birikimlerine başvurmak zorunda kaldı.
fall behindgeri kalmakHe fell behind in his work.İşinde geri kaldı.
fall forkanmak, aşık olmakHe fell for her instantly.Ona anında aşık oldu.
fall offdüşmekSales fell off last month.Geçen ay satışlar düştü.
fall outbozuşmakThey fell out over money.Paradan dolayı bozuştular.
fall throughbaşarısız olmakThe deal fell through.Anlaşma başarısız oldu.
figure outçözmekI can’t figure out this problem.Bu problemi çözemiyorum.
fill inform doldurmakPlease fill in this form.Lütfen bu formu doldurun.
fill outdoldurmak (tamamen)She filled out the questionnaire.Anketi doldurdu.
fill uptamamen doldurmakFill up the tank, please.Depoyu tamamen doldurun lütfen.
find outöğrenmekI found out the truth.Gerçeği öğrendim.
finish offtamamlamakLet’s finish off this job.Bu işi bitirelim.
fit inuyum sağlamakHe doesn’t fit in here.Buraya uymuyor.
fix uponarmakThey fixed up the old bike.Eski bisikleti onardılar.
follow throughsonuna kadar götürmekYou need to follow through with your plan.Planını sonuna kadar götürmelisin.
follow uptakip etmekI’ll follow up on that issue.O konuyu takip edeceğim.
fool aroundaylak aylak dolaşmakStop fooling around and do your work.Aylak aylak dolaşmayı bırak ve işini yap.
freak outçıldırmakDon’t freak out over it.Bunun için çıldırma.
get acrossanlatmak, aktarmakHe got his point across clearly.Ne demek istediğini açıkça anlattı.
get aheadilerlemekHe wants to get ahead in his career.Kariyerinde ilerlemek istiyor.
get alongiyi geçinmekThey get along well.Onlar iyi geçiniyor.
get arounddolaşmakHe gets around by bike.O bisikletle dolaşıyor.
get atima etmekWhat are you getting at?Ne ima ediyorsun?
get awaykaçmakThe thief got away.Hırsız kaçtı.
get backgeri dönmekI got back home late.Eve geç döndüm.
get back atintikam almakHe got back at them for the prank.Şaka için onlardan intikam aldı.
get bygeçinmekThey get by on very little.Çok az parayla geçiniyorlar.
get downmoralini bozmakDon’t let it get you down.Bunun moralini bozmasına izin verme.
get inbinmekGet in the car.Arabaya bin.
get offinmekGet off the bus here.Otobüsten burada in.
get onbinmek, ilerlemekGet on the train quickly.Trene çabuk bin.
get outçıkmakGet out of here!Çık dışarı!
get overatlatmakShe got over her illness.Hastalığını atlattı.
get rid ofkurtulmakGet rid of old clothes.Eski kıyafetlerden kurtul.
get throughbaşarmak, üstesinden gelmekWe got through the crisis.Krizin üstesinden geldik.
get tovarmakWhen did you get to Paris?Paris’e ne zaman vardın?
get togetherbir araya gelmekLet’s get together soon.Yakında bir araya gelelim.
get upkalkmakI get up at 7.7’de kalkarım.
give awaybağışlamak, açığa vurmakHe gave away all his money.Tüm parasını bağışladı.
give backgeri vermekGive me back my pen.Kalemimi geri ver.
give inpes etmekHe finally gave in.Sonunda pes etti.
give offyaymakThe flowers give off a nice smell.Çiçekler güzel bir koku yayıyor.
give outdağıtmakShe gave out the leaflets.Broşürleri dağıttı.
give upvazgeçmekNever give up.Asla vazgeçme.
go aboutbaşlamak, girişmekHow do you go about this task?Bu işe nasıl girişiyorsun?
go afterpeşinden gitmekHe went after his dream.Hayalinin peşinden gitti.
go aheaddevam etmekGo ahead with your plan.Planına devam et.
go along withaynı fikirde olmakI’ll go along with your suggestion.Önerine katılıyorum.
go arounddolaşmakThe story is going around.Hikaye ortada dolaşıyor.
go awaygitmek, defolmakGo away and leave me alone.Git ve beni yalnız bırak.
go backgeri dönmekI’ll never go back there.Oraya bir daha asla dönmem.
go bygeçmek (zaman vb.)As the years go by, things change.Yıllar geçtikçe her şey değişir.
go downazalmak, batmakThe sun went down.Güneş battı.
go fortercih etmekI’ll go for the red one.Kırmızı olanı tercih edeceğim.
go iniçeri girmekLet’s go in and see.Hadi içeri girip bakalım.
go offpatlamak, bozulmakThe bomb went off.Bomba patladı.
go ondevam etmekPlease go on with your story.Lütfen hikayene devam et.
go outdışarı çıkmakThey went out for dinner.Akşam yemeği için dışarı çıktılar.
go overgözden geçirmekGo over your work carefully.İşini dikkatle gözden geçir.
go throughyaşamak, incelemekHe went through a lot.Çok şey yaşadı.
go upartmakPrices are going up.Fiyatlar artıyor.
go withyakışmak, eşlik etmekThis tie goes with your suit.Bu kravat takımına yakışıyor.
grow upbüyümekI grew up in a small town.Küçük bir kasabada büyüdüm.
guard againstönlem almakGuard against infection.Enfeksiyona karşı önlem al.
hand downkuşaktan kuşağa geçmekThis watch was handed down.Bu saat kuşaktan kuşağa geçti.
hand inteslim etmekHand in your assignment.Ödevini teslim et.
hand outdağıtmakThe teacher handed out papers.Öğretmen kağıtları dağıttı.
hand overdevretmekHe handed over the keys.Anahtarları teslim etti.
hang aroundoyalanmakThey hung around all day.Tüm gün oyalandılar.
hang onbeklemek, tutunmakHang on a minute!Bir dakika bekle!
hang outtakılmakWe hang out at the mall.AVM’de takılırız.
hang uptelefonu kapatmakShe hung up on me.Telefonu yüzüme kapattı.
head foryönelmekWe’re heading for Paris.Paris’e gidiyoruz.
hear fromhaber almakHave you heard from John?John’dan haber aldın mı?
hit backkarşılık vermekHe hit back at his critics.Eleştirmenlerine karşılık verdi.
hit onaklına gelmekI hit on a great idea.Harika bir fikir aklıma geldi.
hold backtutmak, saklamakDon’t hold back your feelings.Duygularını saklama.
hold onbeklemekHold on, I’m coming.Bekle, geliyorum.
hold outdayanmakHow long can we hold out?Ne kadar dayanabiliriz?
hold upgeciktirmek, soymakTraffic held us up.Trafik bizi geciktirdi.
iron outdüzeltmekThey ironed out their problems.Sorunlarını düzelttiler.
keep atdevam etmekKeep at it until you succeed.Başarana kadar devam et.
keep awayuzak durmakKeep away from the fire.Ateşten uzak dur.
keep backgeri durmakKeep back from the edge.Kenardan geri dur.
keep downbastırmakKeep the noise down.Gürültüyü azalt.
keep offuzak tutmakKeep off the grass.Çimlere basmayın.
keep onsürdürmekKeep on working hard.Çalışmaya devam et.
keep outdışarıda tutmakKeep out of my room!Odamdan uzak dur!
keep upayak uydurmakKeep up the good work.İyi çalışmaya devam et.
kick offbaşlamakThe game kicks off at 6.Maç 6’da başlıyor.
knock downyıkmakThey knocked down the wall.Duvarı yıktılar.
knock outnakavt etmekHe knocked out his opponent.Rakibini nakavt etti.
lay offişten çıkarmakThey laid off many workers.Birçok işçiyi işten çıkardılar.
leave outdahil etmemekDon’t leave out any details.Hiçbir detayı atlama.
let downhayal kırıklığına uğratmakDon’t let me down.Beni hayal kırıklığına uğratma.
let iniçeri almakLet me in, it’s cold!Beni içeri al, hava soğuk!
let offserbest bırakmakThe judge let him off.Hakim onu serbest bıraktı.
let outsalmak, genişletmekThe tailor let out my pants.Terzi pantolonumu genişletti.
lie downuzanmakI need to lie down.Uzanmam gerekiyor.
light upaydınlatmakThe fireworks lit up the sky.Havai fişekler gökyüzünü aydınlattı.
live ongeçinmekThey live on very little.Çok az parayla geçiniyorlar.
live up tobeklentiyi karşılamakHe lived up to his reputation.Ününe layık oldu.
look afterilgilenmekI look after my little brother.Küçük kardeşimle ilgileniyorum.
look aheadileriye bakmakWe need to look ahead.İleriye bakmalıyız.
look aroundetrafa bakmakLet’s look around the town.Şehri biraz gezelim.
look atbakmakLook at this photo.Şu fotoğrafa bak.
look backgeçmişi hatırlamakShe looked back on her childhood.Çocukluğunu hatırladı.
look down onküçümsemekDon’t look down on them.Onları küçümseme.
look foraramakI’m looking for my keys.Anahtarlarımı arıyorum.
look forward todört gözle beklemekI look forward to the trip.Geziyi dört gözle bekliyorum.
look intoaraştırmakThe police will look into it.Polis bunu araştıracak.
look outdikkat etmekLook out for cars!Arabalara dikkat et!
look overgöz gezdirmekLook over these documents.Bu belgelere göz gezdir.
look throughhızlıca bakmakI looked through the files.Dosyalara hızlıca baktım.
look uparayıp bulmakLook up the word in a dictionary.Kelimeyi sözlükte ara.
look up tohayranlık duymakI look up to my father.Babama hayranlık duyarım.
make for-e doğru gitmekWe made for the exit.Çıkışa doğru gittik.
make outanlamakI can’t make out his handwriting.Yazısını anlayamıyorum.
make upuydurmak, barışmakShe made up an excuse.Bir bahane uydurdu.
mix upkarıştırmakI mixed up the dates.Tarihleri karıştırdım.
pass awayölmekHis grandfather passed away.Dedesi vefat etti.
pass outbayılmakShe passed out from the heat.Sıcaktan bayıldı.
pay backgeri ödemekI’ll pay you back tomorrow.Yarın sana geri ödeyeceğim.
pay offborcunu kapatmak, karşılığını vermekThe risk paid off.Risk karşılığını verdi.
pick outseçmekPick out a nice dress.Güzel bir elbise seç.
pick upalmak, öğrenmekI’ll pick you up at 6.Seni 6’da alırım.
point outişaret etmekHe pointed out the mistake.Hataları işaret etti.
pull downyıkmakThey pulled down the old building.Eski binayı yıktılar.
pull offbaşarmakThey pulled off a surprise win.Sürpriz bir galibiyet elde ettiler.
pull outçekilmekThe company pulled out of the deal.Şirket anlaşmadan çekildi.
pull throughatlatmakHe pulled through the illness.Hastalığı atlattı.
put asidebir kenara koymakPut aside your differences.Farklılıklarınızı bir kenara koyun.
put awayyerine koymakPut away your toys.Oyuncaklarını yerine koy.
put downyere koymak, bastırmakHe put down the book.Kitabı yere koydu.
put forwardileri sürmekHe put forward an idea.Bir fikir ileri sürdü.
put offertelemekThey put off the meeting.Toplantıyı ertelediler.
put ongiymekPut on your coat.Paltonu giy.
put outsöndürmekPut out the fire.Ateşi söndür.
put throughbağlamak (tel.)I’ll put you through to the manager.Sizi müdüre bağlayacağım.
put upmisafir etmekWe can put you up for the night.Bu gece sizi ağırlayabiliriz.
put up withkatlanmakI can’t put up with the noise.Gürültüye katlanamıyorum.
rule outgöz ardı etmekThey ruled out that option.O seçeneği göz ardı ettiler.
run acrossrastlamakI ran across an old friend.Eski bir arkadaşa rastladım.
run afterpeşinden koşmakThe dog ran after the cat.Köpek kedinin peşinden koştu.
run awaykaçmakThe prisoner ran away.Mahkum kaçtı.
run downeleştirmek, bitmekHe ran down the idea.Fikri eleştirdi.
run intorastlamak, çarpmakI ran into a tree.Bir ağaca çarptım.
run outtükenmekWe ran out of milk.Sütümüz bitti.
run overezmekThe car ran over a rabbit.Araba bir tavşanı ezdi.
set aboutbaşlamakHe set about fixing the roof.Çatıyı onarmaya başladı.
set asidebir kenara koymakSet aside some money for the trip.Seyahat için biraz para ayır.
set offyola çıkmakThey set off early in the morning.Sabah erken yola çıktılar.
set outyola koyulmak, başlamakHe set out to write a book.Bir kitap yazmaya koyuldu.
set upkurmakThey set up a new company.Yeni bir şirket kurdular.
show offgösteriş yapmakHe likes to show off his car.Arabasıyla gösteriş yapmayı seviyor.
show uportaya çıkmakHe didn’t show up.O ortaya çıkmadı.
shut downkapatmakThey shut down the factory.Fabrikayı kapattılar.
shut outdışlamakHe was shut out of the group.Gruptan dışlandı.
sign upkaydolmakI signed up for the course.Kursa kaydoldum.
sort outçözmek, ayıklamakLet’s sort out this problem.Bu sorunu çözelim.
stand bydesteklemekI’ll stand by you.Seni destekleyeceğim.
stand fortemsil etmekUN stands for United Nations.BM Birleşmiş Milletleri temsil eder.
stand outdikkat çekmekShe stands out in a crowd.Kalabalıkta dikkat çeker.
stand upayağa kalkmakPlease stand up.Lütfen ayağa kalkın.
stick outdışarı çıkmak, göze batmakHis ears stick out.Kulakları dışarı çıkıyor.
sum upözetlemekCan you sum up the story?Hikayeyi özetleyebilir misin?
take afterbenzemekHe takes after his father.Babasına benziyor.
take apartparçalara ayırmakHe took the engine apart.Motoru parçalara ayırdı.
take awaygötürmekTake this away, please.Bunu götür lütfen.
take backgeri almakI take back what I said.Söylediklerimi geri alıyorum.
take downnot almak, indirmekTake down my number.Numaramı not al.
take forsanmakI took him for your brother.Onu senin kardeşin sandım.
take inanlamak, içeri almakIt’s hard to take it all in.Hepsini anlamak zor.
take offhavalanmak, çıkarmakThe plane took off.Uçak havalandı.
take onüstlenmekHe took on more responsibility.Daha fazla sorumluluk üstlendi.
take outçıkarmak, yemeğe götürmekI’ll take you out to dinner.Seni yemeğe çıkaracağım.
take overdevralmakHe took over the company.Şirketi devraldı.
take upbaşlamak, yer kaplamakHe took up painting.Resme başladı.
talk overtartışmakLet’s talk it over.Bunu tartışalım.
tear downyıkmakThey tore down the old house.Eski evi yıktılar.
tell offazarlamakShe told him off.Onu azarladı.
think overiyice düşünmekThink it over before deciding.Karar vermeden önce iyice düşün.
throw awayatmakDon’t throw away that book.O kitabı atma.
throw upkusmakHe threw up after eating.Yemekten sonra kustu.
tidy uptoparlamakPlease tidy up your room.Lütfen odanı toparla.
try ondenemek (kıyafet)Try on this shirt.Bu gömleği dene.
try outdenemekTry out the new system.Yeni sistemi dene.
turn againstkarşı çıkmakHe turned against his friend.Arkadaşına karşı çıktı.
turn arounddönmekTurn around and look.Dön ve bak.
turn backgeri dönmekWe had to turn back.Geri dönmek zorunda kaldık.
turn downreddetmek, kısmakShe turned down the offer.Teklifi reddetti.
turn inteslim etmek, yatmakI’ll turn in early tonight.Bu gece erken yatacağım.
turn into-e dönüşmekThe caterpillar turned into a butterfly.Tırtıl kelebeğe dönüştü.
turn offkapatmakTurn off the lights.Işıkları kapat.
turn onaçmakTurn on the TV.Televizyonu aç.
turn outsonuçlanmakIt turned out well.İyi sonuçlandı.
turn overdevirmek, çevirmekTurn over the page.Sayfayı çevir.
turn uportaya çıkmak, sesi açmakHe turned up late.Geç geldi.
use uptüketmekDon’t use up all the milk.Bütün sütü tüketme.
wake upuyanmakWake up! It’s late.Uyan! Geç oldu.
watch outdikkat etmekWatch out for cars.Arabalara dikkat et.
wear offetkisi geçmekThe pain will wear off soon.Ağrı yakında geçer.
wear outyıpratmakThese shoes wore out quickly.Bu ayakkabılar çabuk yıprandı.
wind upsonlandırmakLet’s wind up the meeting.Toplantıyı bitirelim.
wipe outyok etmekThe disease wiped out the population.Hastalık nüfusu yok etti.
work outçözmek, spor yapmakHe works out every day.Her gün spor yapar.
write downnot almakWrite down the address.Adresi not al.
write offsilmek (borç vs.)They wrote off the debt.Borcu sildiler.
write uprapor etmekWrite up the report.Raporu yaz.
zip upfermuarı çekmekZip up your coat.Montunun fermuarını çek.

Eğer YKS-Dil İngilizce sınavında çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!

Multiders sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin