📚 YKS-Dil İngilizce Sınavında En Çok Çıkan 400 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken veya herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberlemek en kritik konulardan biridir. Ancak phrasal verb’ler, bu süreçte bazen göz ardı edilebiliyor ya da unutulabiliyor. Oysa İngilizce’de hem günlük konuşmalarda hem de sınavlarda phrasal verb’ler oldukça yaygın şekilde kullanılır. Özellikle İngilizce Yabancı Dil Testi’nde (YDT) phrasal verb’lere sıkça rastlanır; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru yanıtlamak doğrudan iki net kazanmamızı sağlar. Ayrıca soru köklerinde, paragraflarda ve birçok soruda phrasal verb’ler kullanılmakta olduğundan dolayı, bunları bilmek dolaylı yoldan bize birçok soruyu çözmemizde kolaylık sağlar. Phrasal verb’leri çalışırken yalnızca anlamlarını ezberlemeye odaklanmak, kelimeleri tam anlamıyla öğrenmek ve kalıcı hale getirmek açısından yeterince verimli bir yöntem değildir. Bu nedenle, phrasal verb’leri daha iyi kavramak ve akılda kalıcı hale getirmek için cümle içinde nasıl kullanıldıklarını görmek büyük önem taşır. Bu doğrultuda, YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en sık çıkan 400 phrasal verb’ü Türkçe karşılıklarıyla birlikte tablo halinde hazırladık ve her birini örnek cümlelerle destekledik!
| Phrasal Verb | Türkçesi | Example Sentence | Türkçe Çevirisi |
|---|---|---|---|
| account for | açıklamak, izah etmek | Can you account for your absence? | Yokluğunu açıklayabilir misin? |
| add up | anlamlı olmak, toplamak | His story just doesn’t add up. | Hikayesi pek mantıklı gelmiyor. |
| add up to | sonuçlanmak | The numbers add up to 100. | Sayılar 100’e ulaşıyor. |
| agree on | üzerinde anlaşmak | We agreed on a price. | Bir fiyatta anlaştık. |
| agree with | aynı fikirde olmak | I totally agree with you. | Seninle tamamen aynı fikirdeyim. |
| allow for | göz önüne almak | You must allow for delays. | Gecikmeleri göz önünde bulundurmalısın. |
| amount to | toplamına varmak | That amounts to a lot of money. | Bu büyük bir paraya tekabül ediyor. |
| answer for | hesap vermek | You’ll have to answer for your actions. | Yaptıkların için hesap vermek zorunda kalacaksın. |
| appeal to | hitap etmek | This design appeals to teenagers. | Bu tasarım gençlere hitap ediyor. |
| apply for | başvurmak | I want to apply for that job. | O işe başvurmak istiyorum. |
| ask after | hal hatır sormak | He asked after you. | Senin nasıl olduğunu sordu. |
| ask around | etrafa sormak | I’ll ask around to find out. | Öğrenmek için etrafa soracağım. |
| ask for | istemek | He asked for a glass of water. | Bir bardak su istedi. |
| ask out | dışarı davet etmek | He asked her out to dinner. | Onu akşam yemeğine davet etti. |
| back away | geri çekilmek | Back away from the fire. | Ateşten uzak dur. |
| back down | vazgeçmek | He refused to back down. | Geri adım atmayı reddetti. |
| back off | geri durmak | Back off or I’ll call the police. | Geri dur yoksa polisi ararım. |
| back out | sözünden dönmek | He backed out of the deal. | Anlaşmadan vazgeçti. |
| back up | yedeklemek, desteklemek | Make sure to back up your files. | Dosyalarını yedeklediğinden emin ol. |
| bail out | kurtarmak | They bailed out the failing company. | Zor durumdaki şirketi kurtardılar. |
| bank on | güvenmek | You can bank on her support. | Onun desteğine güvenebilirsin. |
| bargain for | hesaba katmak | We didn’t bargain for so much work. | Bu kadar işi hesap etmemiştik. |
| base on | -e dayandırmak | The film is based on a true story. | Film gerçek bir hikayeye dayanıyor. |
| be about to | üzere olmak | I was about to leave. | Tam çıkmak üzereydim. |
| be after | peşinde olmak | The police are after him. | Polis onun peşinde. |
| be against | karşı olmak | I am against this decision. | Bu karara karşıyım. |
| be along | gelmek | He’ll be along soon. | Yakında gelir. |
| be away | uzakta olmak | She is away on business. | İş için şehir dışında. |
| be back | geri dönmek | I’ll be back soon. | Yakında dönerim. |
| be down | keyfi yok | He’s been down lately. | Son zamanlarda keyfi yok. |
| be in | evde/işte olmak | Is he in today? | Bugün işte mi? |
| be into | -e meraklı olmak | She’s into painting. | Resme meraklı. |
| be off | ayrılmak | I must be off now. | Artık gitmeliyim. |
| be on | yayında olmak | That show is on now. | O program şu an yayında. |
| be out | dışarıda olmak | He’s out at the moment. | Şu anda dışarıda. |
| be over | bitmiş olmak | The game is over. | Maç bitti. |
| be up | uyanık olmak | Are you up yet? | Hâlâ uyanık mısın? |
| be up to | -in sorumluluğunda | It’s up to you. | Sana kalmış. |
| bear on | ilgili olmak | This has no bearing on the case. | Bu olayla ilgisi yok. |
| bear out | doğrulamak | The facts bear out his story. | Gerçekler onun hikayesini doğruluyor. |
| beat down | bastırmak | The sun was beating down. | Güneş tepede kavuruyordu. |
| beat up | dövmek | He was beaten up by thugs. | Serseriler tarafından dövüldü. |
| become of | ne olacak | What will become of him? | Ona ne olacak? |
| beef up | güçlendirmek | They beefed up security. | Güvenliği artırdılar. |
| believe in | inanmak | I believe in you. | Sana inanıyorum. |
| black out | bayılmak | He blacked out from the heat. | Sıcaktan bayıldı. |
| block off | kapamak | The road was blocked off. | Yol kapatıldı. |
| blow out | sönmek | The candle blew out. | Mum söndü. |
| blow over | dinecek | The storm will blow over. | Fırtına dinecek. |
| blow up | patlamak | The bomb blew up. | Bomba patladı. |
| break away | kaçmak, ayrılmak | He tried to break away from his guards. | Korumasından kaçmaya çalıştı. |
| break down | bozulmak, çökmek | My car broke down on the way. | Arabam yolda bozuldu. |
| break in | zorla girmek | Thieves broke in last night. | Dün gece hırsızlar girdi. |
| break into | zorla girmek | Someone broke into our house. | Birisi evimize girdi. |
| break off | koparmak | She broke off a piece of chocolate. | Bir parça çikolata kopardı. |
| break out | patlak vermek | A fire broke out in the kitchen. | Mutfakta yangın çıktı. |
| break through | yarıp geçmek | They broke through the barriers. | Bariyerleri aştılar. |
| break up | ayrılmak | They broke up after 2 years. | İki yıl sonra ayrıldılar. |
| bring about | sebep olmak | This will bring about major changes. | Bu büyük değişimlere yol açacak. |
| bring along | yanında getirmek | Bring your friend along. | Arkadaşını da getir. |
| bring back | geri getirmek | This song brings back memories. | Bu şarkı anıları geri getiriyor. |
| bring down | düşürmek | They want to bring down prices. | Fiyatları düşürmek istiyorlar. |
| bring forward | öne almak | Can we bring the meeting forward? | Toplantıyı öne alabilir miyiz? |
| bring in | tanıtmak, sunmak | They brought in a new law. | Yeni bir yasa getirdiler. |
| bring off | başarmak | He brought off a difficult task. | Zor bir işi başardı. |
| bring on | sebep olmak | Stress can bring on headaches. | Stres baş ağrısına sebep olabilir. |
| bring out | ortaya çıkarmak | The sunlight brought out her eyes. | Güneş gözlerinin güzelliğini ortaya çıkardı. |
| bring round | ikna etmek | I’ll bring him round to our idea. | Onu bizim fikrimize ikna edeceğim. |
| bring up | büyütmek, gündeme getirmek | She brought up three kids. | Üç çocuk büyüttü. |
| brush up | tazelemek | I need to brush up my Spanish. | İspanyolcamı tazelemem gerekiyor. |
| build up | güçlendirmek | She built up her confidence. | Özgüvenini güçlendirdi. |
| bump into | karşılaşmak | I bumped into an old friend. | Eski bir arkadaşla karşılaştım. |
| burn down | tamamen yanmak | The house burned down. | Ev tamamen yandı. |
| burn out | tükenmek | He burned out after years of work. | Yıllarca çalıştıktan sonra tükendi. |
| burst into | aniden …e başlamak | She burst into tears. | Birden ağlamaya başladı. |
| butt in | araya girmek | Stop butting in! | Araya girme! |
| buy out | hisseyi satın almak | They bought out their partner. | Ortaklarının hissesini satın aldılar. |
| buy up | topluca satın almak | Investors are buying up land here. | Yatırımcılar burada toprakları topluca alıyor. |
| call back | geri aramak | I’ll call you back later. | Seni sonra geri ararım. |
| call for | gerektirmek | This calls for immediate action. | Bu derhal harekete geçmeyi gerektirir. |
| call in | çağırmak | They called in a specialist. | Bir uzman çağırdılar. |
| call off | iptal etmek | They called off the match. | Maçı iptal ettiler. |
| call on | ziyaret etmek | I’ll call on you tomorrow. | Yarın seni ziyaret ederim. |
| call up | telefonla aramak | He called me up last night. | Dün gece beni aradı. |
| care for | bakmak | She cares for her elderly mother. | Yaşlı annesine bakıyor. |
| carry away | kendinden geçmek | The music carried him away. | Müzik onu kendinden geçirdi. |
| carry off | başarıyla yapmak | He carried off the performance well. | Gösteriyi başarıyla yaptı. |
| carry on | devam etmek | Please carry on with your story. | Lütfen hikayene devam et. |
| carry out | yürütmek | They carried out the plan. | Planı uyguladılar. |
| carve out | oluşturmak | He carved out a career in law. | Hukukta bir kariyer oluşturdu. |
| catch on | popüler olmak | This style has caught on. | Bu tarz popüler oldu. |
| catch up | yetişmek | I need to catch up with my work. | İşime yetişmem lazım. |
| check in | giriş yapmak | We checked in at the hotel. | Otele giriş yaptık. |
| check out | çıkış yapmak | We checked out early. | Erken ayrıldık. |
| cheer up | neşelenmek | Cheer up! Things will get better. | Neşelen! Her şey daha iyi olacak. |
| chip in | katkıda bulunmak | Everyone chipped in for the gift. | Herkes hediyeye katkıda bulundu. |
| chop down | kesmek | They chopped down the old tree. | Eski ağacı kestiler. |
| clear away | ortadan kaldırmak | Please clear away the dishes. | Lütfen tabakları kaldır. |
| clear up | düzelmek, açığa kavuşmak | The weather cleared up. | Hava düzeldi. |
| close down | kapatmak | They closed down the factory. | Fabrikayı kapattılar. |
| come about | meydana gelmek | How did this problem come about? | Bu sorun nasıl meydana geldi? |
| come across | rastlamak | I came across an old photo. | Eski bir fotoğrafa rastladım. |
| come along | eşlik etmek | Come along with us! | Bizimle gel! |
| come around | fikrini değiştirmek | He’ll come around eventually. | Sonunda fikrini değiştirecek. |
| come back | geri dönmek | When did you come back? | Ne zaman geri döndün? |
| come by | elde etmek | How did you come by this money? | Bu parayı nasıl elde ettin? |
| come down | düşmek | Prices are coming down. | Fiyatlar düşüyor. |
| come from | -den gelmek | She comes from Italy. | O İtalya’dan geliyor. |
| come in | girmek | Come in and sit down. | İçeri gir ve otur. |
| come into | mirasa konmak | He came into a fortune. | Büyük bir servete kondu. |
| come off | başarılı olmak | The plan didn’t come off. | Plan başarılı olmadı. |
| come on | hadi, acele et | Come on, we’re late! | Hadi, geç kaldık! |
| come out | ortaya çıkmak | The truth came out. | Gerçek ortaya çıktı. |
| come over | uğramak | Come over for dinner. | Akşam yemeğine uğra. |
| come round | ayılmak | He came round after fainting. | Bayıldıktan sonra ayıldı. |
| come through | başarmak | He came through the surgery fine. | Ameliyatı başarıyla atlattı. |
| come to | -e varmak | The bill came to $50. | Fatura 50 dolara geldi. |
| come up | ortaya çıkmak | A problem came up. | Bir sorun ortaya çıktı. |
| come up with | bulmak | He came up with a new idea. | Yeni bir fikir buldu. |
| count on | güvenmek | You can count on me. | Bana güvenebilirsin. |
| crack down | sert önlem almak | The police cracked down on crime. | Polis suç üzerinde sert önlemler aldı. |
| cross out | üstünü çizmek | Cross out the wrong answer. | Yanlış cevabın üstünü çiz. |
| cut back | azaltmak | We need to cut back expenses. | Masrafları azaltmalıyız. |
| cut down | kesmek, azaltmak | He cut down on smoking. | Sigara içmeyi azalttı. |
| cut off | kesmek | The phone was cut off. | Telefon kesildi. |
| cut out | bırakmak, kesip çıkarmak | Cut out sugar from your diet. | Diyetinden şekeri çıkar. |
| deal with | ilgilenmek | I’ll deal with this problem. | Bu sorunla ilgileneceğim. |
| decide on | karar vermek | We decided on the blue one. | Mavi olana karar verdik. |
| die away | yavaş yavaş yok olmak | The sound died away. | Ses yavaş yavaş yok oldu. |
| die down | yatışmak | The wind died down. | Rüzgar dindi. |
| dig up | kazıp çıkarmak | They dug up the garden. | Bahçeyi kazıp çıkardılar. |
| do away with | ortadan kaldırmak | They did away with the old system. | Eski sistemi ortadan kaldırdılar. |
| do up | tamir etmek | They did up the old house. | Eski evi tamir ettiler. |
| do without | -sız idare etmek | I can do without sugar. | Şekersiz idare edebilirim. |
| drag on | uzayıp gitmek | The meeting dragged on for hours. | Toplantı saatlerce uzadı. |
| draw back | geri çekilmek | He drew back in fear. | Korkuyla geri çekildi. |
| draw up | hazırlamak | They drew up a contract. | Bir sözleşme hazırladılar. |
| dress up | giyinip süslenmek | She dressed up for the party. | Parti için süslendi. |
| drop by | uğramak | I’ll drop by later. | Daha sonra uğrarım. |
| drop off | arabayla bırakmak, azalmak | I’ll drop you off at the station. | Seni istasyona bırakırım. |
| drop out | okulu bırakmak | He dropped out of college. | Üniversiteyi bıraktı. |
| ease off | hafiflemek | The pain eased off. | Ağrı hafifledi. |
| eat out | dışarıda yemek | We ate out last night. | Dün gece dışarıda yemek yedik. |
| end up | kendini … durumda bulmak | He ended up in prison. | Kendini hapiste buldu. |
| even out | dengelenmek | Things will even out. | Her şey dengelenecek. |
| expand on | detaylandırmak | Can you expand on that? | Bunu biraz detaylandırır mısın? |
| face up to | cesurca karşı koymak | Face up to your responsibilities. | Sorumluluklarınla yüzleş. |
| fall apart | parçalanmak | The chair fell apart. | Sandalye parçalandı. |
| fall back on | başvurmak | He had to fall back on savings. | Birikimlerine başvurmak zorunda kaldı. |
| fall behind | geri kalmak | He fell behind in his work. | İşinde geri kaldı. |
| fall for | kanmak, aşık olmak | He fell for her instantly. | Ona anında aşık oldu. |
| fall off | düşmek | Sales fell off last month. | Geçen ay satışlar düştü. |
| fall out | bozuşmak | They fell out over money. | Paradan dolayı bozuştular. |
| fall through | başarısız olmak | The deal fell through. | Anlaşma başarısız oldu. |
| figure out | çözmek | I can’t figure out this problem. | Bu problemi çözemiyorum. |
| fill in | form doldurmak | Please fill in this form. | Lütfen bu formu doldurun. |
| fill out | doldurmak (tamamen) | She filled out the questionnaire. | Anketi doldurdu. |
| fill up | tamamen doldurmak | Fill up the tank, please. | Depoyu tamamen doldurun lütfen. |
| find out | öğrenmek | I found out the truth. | Gerçeği öğrendim. |
| finish off | tamamlamak | Let’s finish off this job. | Bu işi bitirelim. |
| fit in | uyum sağlamak | He doesn’t fit in here. | Buraya uymuyor. |
| fix up | onarmak | They fixed up the old bike. | Eski bisikleti onardılar. |
| follow through | sonuna kadar götürmek | You need to follow through with your plan. | Planını sonuna kadar götürmelisin. |
| follow up | takip etmek | I’ll follow up on that issue. | O konuyu takip edeceğim. |
| fool around | aylak aylak dolaşmak | Stop fooling around and do your work. | Aylak aylak dolaşmayı bırak ve işini yap. |
| freak out | çıldırmak | Don’t freak out over it. | Bunun için çıldırma. |
| get across | anlatmak, aktarmak | He got his point across clearly. | Ne demek istediğini açıkça anlattı. |
| get ahead | ilerlemek | He wants to get ahead in his career. | Kariyerinde ilerlemek istiyor. |
| get along | iyi geçinmek | They get along well. | Onlar iyi geçiniyor. |
| get around | dolaşmak | He gets around by bike. | O bisikletle dolaşıyor. |
| get at | ima etmek | What are you getting at? | Ne ima ediyorsun? |
| get away | kaçmak | The thief got away. | Hırsız kaçtı. |
| get back | geri dönmek | I got back home late. | Eve geç döndüm. |
| get back at | intikam almak | He got back at them for the prank. | Şaka için onlardan intikam aldı. |
| get by | geçinmek | They get by on very little. | Çok az parayla geçiniyorlar. |
| get down | moralini bozmak | Don’t let it get you down. | Bunun moralini bozmasına izin verme. |
| get in | binmek | Get in the car. | Arabaya bin. |
| get off | inmek | Get off the bus here. | Otobüsten burada in. |
| get on | binmek, ilerlemek | Get on the train quickly. | Trene çabuk bin. |
| get out | çıkmak | Get out of here! | Çık dışarı! |
| get over | atlatmak | She got over her illness. | Hastalığını atlattı. |
| get rid of | kurtulmak | Get rid of old clothes. | Eski kıyafetlerden kurtul. |
| get through | başarmak, üstesinden gelmek | We got through the crisis. | Krizin üstesinden geldik. |
| get to | varmak | When did you get to Paris? | Paris’e ne zaman vardın? |
| get together | bir araya gelmek | Let’s get together soon. | Yakında bir araya gelelim. |
| get up | kalkmak | I get up at 7. | 7’de kalkarım. |
| give away | bağışlamak, açığa vurmak | He gave away all his money. | Tüm parasını bağışladı. |
| give back | geri vermek | Give me back my pen. | Kalemimi geri ver. |
| give in | pes etmek | He finally gave in. | Sonunda pes etti. |
| give off | yaymak | The flowers give off a nice smell. | Çiçekler güzel bir koku yayıyor. |
| give out | dağıtmak | She gave out the leaflets. | Broşürleri dağıttı. |
| give up | vazgeçmek | Never give up. | Asla vazgeçme. |
| go about | başlamak, girişmek | How do you go about this task? | Bu işe nasıl girişiyorsun? |
| go after | peşinden gitmek | He went after his dream. | Hayalinin peşinden gitti. |
| go ahead | devam etmek | Go ahead with your plan. | Planına devam et. |
| go along with | aynı fikirde olmak | I’ll go along with your suggestion. | Önerine katılıyorum. |
| go around | dolaşmak | The story is going around. | Hikaye ortada dolaşıyor. |
| go away | gitmek, defolmak | Go away and leave me alone. | Git ve beni yalnız bırak. |
| go back | geri dönmek | I’ll never go back there. | Oraya bir daha asla dönmem. |
| go by | geçmek (zaman vb.) | As the years go by, things change. | Yıllar geçtikçe her şey değişir. |
| go down | azalmak, batmak | The sun went down. | Güneş battı. |
| go for | tercih etmek | I’ll go for the red one. | Kırmızı olanı tercih edeceğim. |
| go in | içeri girmek | Let’s go in and see. | Hadi içeri girip bakalım. |
| go off | patlamak, bozulmak | The bomb went off. | Bomba patladı. |
| go on | devam etmek | Please go on with your story. | Lütfen hikayene devam et. |
| go out | dışarı çıkmak | They went out for dinner. | Akşam yemeği için dışarı çıktılar. |
| go over | gözden geçirmek | Go over your work carefully. | İşini dikkatle gözden geçir. |
| go through | yaşamak, incelemek | He went through a lot. | Çok şey yaşadı. |
| go up | artmak | Prices are going up. | Fiyatlar artıyor. |
| go with | yakışmak, eşlik etmek | This tie goes with your suit. | Bu kravat takımına yakışıyor. |
| grow up | büyümek | I grew up in a small town. | Küçük bir kasabada büyüdüm. |
| guard against | önlem almak | Guard against infection. | Enfeksiyona karşı önlem al. |
| hand down | kuşaktan kuşağa geçmek | This watch was handed down. | Bu saat kuşaktan kuşağa geçti. |
| hand in | teslim etmek | Hand in your assignment. | Ödevini teslim et. |
| hand out | dağıtmak | The teacher handed out papers. | Öğretmen kağıtları dağıttı. |
| hand over | devretmek | He handed over the keys. | Anahtarları teslim etti. |
| hang around | oyalanmak | They hung around all day. | Tüm gün oyalandılar. |
| hang on | beklemek, tutunmak | Hang on a minute! | Bir dakika bekle! |
| hang out | takılmak | We hang out at the mall. | AVM’de takılırız. |
| hang up | telefonu kapatmak | She hung up on me. | Telefonu yüzüme kapattı. |
| head for | yönelmek | We’re heading for Paris. | Paris’e gidiyoruz. |
| hear from | haber almak | Have you heard from John? | John’dan haber aldın mı? |
| hit back | karşılık vermek | He hit back at his critics. | Eleştirmenlerine karşılık verdi. |
| hit on | aklına gelmek | I hit on a great idea. | Harika bir fikir aklıma geldi. |
| hold back | tutmak, saklamak | Don’t hold back your feelings. | Duygularını saklama. |
| hold on | beklemek | Hold on, I’m coming. | Bekle, geliyorum. |
| hold out | dayanmak | How long can we hold out? | Ne kadar dayanabiliriz? |
| hold up | geciktirmek, soymak | Traffic held us up. | Trafik bizi geciktirdi. |
| iron out | düzeltmek | They ironed out their problems. | Sorunlarını düzelttiler. |
| keep at | devam etmek | Keep at it until you succeed. | Başarana kadar devam et. |
| keep away | uzak durmak | Keep away from the fire. | Ateşten uzak dur. |
| keep back | geri durmak | Keep back from the edge. | Kenardan geri dur. |
| keep down | bastırmak | Keep the noise down. | Gürültüyü azalt. |
| keep off | uzak tutmak | Keep off the grass. | Çimlere basmayın. |
| keep on | sürdürmek | Keep on working hard. | Çalışmaya devam et. |
| keep out | dışarıda tutmak | Keep out of my room! | Odamdan uzak dur! |
| keep up | ayak uydurmak | Keep up the good work. | İyi çalışmaya devam et. |
| kick off | başlamak | The game kicks off at 6. | Maç 6’da başlıyor. |
| knock down | yıkmak | They knocked down the wall. | Duvarı yıktılar. |
| knock out | nakavt etmek | He knocked out his opponent. | Rakibini nakavt etti. |
| lay off | işten çıkarmak | They laid off many workers. | Birçok işçiyi işten çıkardılar. |
| leave out | dahil etmemek | Don’t leave out any details. | Hiçbir detayı atlama. |
| let down | hayal kırıklığına uğratmak | Don’t let me down. | Beni hayal kırıklığına uğratma. |
| let in | içeri almak | Let me in, it’s cold! | Beni içeri al, hava soğuk! |
| let off | serbest bırakmak | The judge let him off. | Hakim onu serbest bıraktı. |
| let out | salmak, genişletmek | The tailor let out my pants. | Terzi pantolonumu genişletti. |
| lie down | uzanmak | I need to lie down. | Uzanmam gerekiyor. |
| light up | aydınlatmak | The fireworks lit up the sky. | Havai fişekler gökyüzünü aydınlattı. |
| live on | geçinmek | They live on very little. | Çok az parayla geçiniyorlar. |
| live up to | beklentiyi karşılamak | He lived up to his reputation. | Ününe layık oldu. |
| look after | ilgilenmek | I look after my little brother. | Küçük kardeşimle ilgileniyorum. |
| look ahead | ileriye bakmak | We need to look ahead. | İleriye bakmalıyız. |
| look around | etrafa bakmak | Let’s look around the town. | Şehri biraz gezelim. |
| look at | bakmak | Look at this photo. | Şu fotoğrafa bak. |
| look back | geçmişi hatırlamak | She looked back on her childhood. | Çocukluğunu hatırladı. |
| look down on | küçümsemek | Don’t look down on them. | Onları küçümseme. |
| look for | aramak | I’m looking for my keys. | Anahtarlarımı arıyorum. |
| look forward to | dört gözle beklemek | I look forward to the trip. | Geziyi dört gözle bekliyorum. |
| look into | araştırmak | The police will look into it. | Polis bunu araştıracak. |
| look out | dikkat etmek | Look out for cars! | Arabalara dikkat et! |
| look over | göz gezdirmek | Look over these documents. | Bu belgelere göz gezdir. |
| look through | hızlıca bakmak | I looked through the files. | Dosyalara hızlıca baktım. |
| look up | arayıp bulmak | Look up the word in a dictionary. | Kelimeyi sözlükte ara. |
| look up to | hayranlık duymak | I look up to my father. | Babama hayranlık duyarım. |
| make for | -e doğru gitmek | We made for the exit. | Çıkışa doğru gittik. |
| make out | anlamak | I can’t make out his handwriting. | Yazısını anlayamıyorum. |
| make up | uydurmak, barışmak | She made up an excuse. | Bir bahane uydurdu. |
| mix up | karıştırmak | I mixed up the dates. | Tarihleri karıştırdım. |
| pass away | ölmek | His grandfather passed away. | Dedesi vefat etti. |
| pass out | bayılmak | She passed out from the heat. | Sıcaktan bayıldı. |
| pay back | geri ödemek | I’ll pay you back tomorrow. | Yarın sana geri ödeyeceğim. |
| pay off | borcunu kapatmak, karşılığını vermek | The risk paid off. | Risk karşılığını verdi. |
| pick out | seçmek | Pick out a nice dress. | Güzel bir elbise seç. |
| pick up | almak, öğrenmek | I’ll pick you up at 6. | Seni 6’da alırım. |
| point out | işaret etmek | He pointed out the mistake. | Hataları işaret etti. |
| pull down | yıkmak | They pulled down the old building. | Eski binayı yıktılar. |
| pull off | başarmak | They pulled off a surprise win. | Sürpriz bir galibiyet elde ettiler. |
| pull out | çekilmek | The company pulled out of the deal. | Şirket anlaşmadan çekildi. |
| pull through | atlatmak | He pulled through the illness. | Hastalığı atlattı. |
| put aside | bir kenara koymak | Put aside your differences. | Farklılıklarınızı bir kenara koyun. |
| put away | yerine koymak | Put away your toys. | Oyuncaklarını yerine koy. |
| put down | yere koymak, bastırmak | He put down the book. | Kitabı yere koydu. |
| put forward | ileri sürmek | He put forward an idea. | Bir fikir ileri sürdü. |
| put off | ertelemek | They put off the meeting. | Toplantıyı ertelediler. |
| put on | giymek | Put on your coat. | Paltonu giy. |
| put out | söndürmek | Put out the fire. | Ateşi söndür. |
| put through | bağlamak (tel.) | I’ll put you through to the manager. | Sizi müdüre bağlayacağım. |
| put up | misafir etmek | We can put you up for the night. | Bu gece sizi ağırlayabiliriz. |
| put up with | katlanmak | I can’t put up with the noise. | Gürültüye katlanamıyorum. |
| rule out | göz ardı etmek | They ruled out that option. | O seçeneği göz ardı ettiler. |
| run across | rastlamak | I ran across an old friend. | Eski bir arkadaşa rastladım. |
| run after | peşinden koşmak | The dog ran after the cat. | Köpek kedinin peşinden koştu. |
| run away | kaçmak | The prisoner ran away. | Mahkum kaçtı. |
| run down | eleştirmek, bitmek | He ran down the idea. | Fikri eleştirdi. |
| run into | rastlamak, çarpmak | I ran into a tree. | Bir ağaca çarptım. |
| run out | tükenmek | We ran out of milk. | Sütümüz bitti. |
| run over | ezmek | The car ran over a rabbit. | Araba bir tavşanı ezdi. |
| set about | başlamak | He set about fixing the roof. | Çatıyı onarmaya başladı. |
| set aside | bir kenara koymak | Set aside some money for the trip. | Seyahat için biraz para ayır. |
| set off | yola çıkmak | They set off early in the morning. | Sabah erken yola çıktılar. |
| set out | yola koyulmak, başlamak | He set out to write a book. | Bir kitap yazmaya koyuldu. |
| set up | kurmak | They set up a new company. | Yeni bir şirket kurdular. |
| show off | gösteriş yapmak | He likes to show off his car. | Arabasıyla gösteriş yapmayı seviyor. |
| show up | ortaya çıkmak | He didn’t show up. | O ortaya çıkmadı. |
| shut down | kapatmak | They shut down the factory. | Fabrikayı kapattılar. |
| shut out | dışlamak | He was shut out of the group. | Gruptan dışlandı. |
| sign up | kaydolmak | I signed up for the course. | Kursa kaydoldum. |
| sort out | çözmek, ayıklamak | Let’s sort out this problem. | Bu sorunu çözelim. |
| stand by | desteklemek | I’ll stand by you. | Seni destekleyeceğim. |
| stand for | temsil etmek | UN stands for United Nations. | BM Birleşmiş Milletleri temsil eder. |
| stand out | dikkat çekmek | She stands out in a crowd. | Kalabalıkta dikkat çeker. |
| stand up | ayağa kalkmak | Please stand up. | Lütfen ayağa kalkın. |
| stick out | dışarı çıkmak, göze batmak | His ears stick out. | Kulakları dışarı çıkıyor. |
| sum up | özetlemek | Can you sum up the story? | Hikayeyi özetleyebilir misin? |
| take after | benzemek | He takes after his father. | Babasına benziyor. |
| take apart | parçalara ayırmak | He took the engine apart. | Motoru parçalara ayırdı. |
| take away | götürmek | Take this away, please. | Bunu götür lütfen. |
| take back | geri almak | I take back what I said. | Söylediklerimi geri alıyorum. |
| take down | not almak, indirmek | Take down my number. | Numaramı not al. |
| take for | sanmak | I took him for your brother. | Onu senin kardeşin sandım. |
| take in | anlamak, içeri almak | It’s hard to take it all in. | Hepsini anlamak zor. |
| take off | havalanmak, çıkarmak | The plane took off. | Uçak havalandı. |
| take on | üstlenmek | He took on more responsibility. | Daha fazla sorumluluk üstlendi. |
| take out | çıkarmak, yemeğe götürmek | I’ll take you out to dinner. | Seni yemeğe çıkaracağım. |
| take over | devralmak | He took over the company. | Şirketi devraldı. |
| take up | başlamak, yer kaplamak | He took up painting. | Resme başladı. |
| talk over | tartışmak | Let’s talk it over. | Bunu tartışalım. |
| tear down | yıkmak | They tore down the old house. | Eski evi yıktılar. |
| tell off | azarlamak | She told him off. | Onu azarladı. |
| think over | iyice düşünmek | Think it over before deciding. | Karar vermeden önce iyice düşün. |
| throw away | atmak | Don’t throw away that book. | O kitabı atma. |
| throw up | kusmak | He threw up after eating. | Yemekten sonra kustu. |
| tidy up | toparlamak | Please tidy up your room. | Lütfen odanı toparla. |
| try on | denemek (kıyafet) | Try on this shirt. | Bu gömleği dene. |
| try out | denemek | Try out the new system. | Yeni sistemi dene. |
| turn against | karşı çıkmak | He turned against his friend. | Arkadaşına karşı çıktı. |
| turn around | dönmek | Turn around and look. | Dön ve bak. |
| turn back | geri dönmek | We had to turn back. | Geri dönmek zorunda kaldık. |
| turn down | reddetmek, kısmak | She turned down the offer. | Teklifi reddetti. |
| turn in | teslim etmek, yatmak | I’ll turn in early tonight. | Bu gece erken yatacağım. |
| turn into | -e dönüşmek | The caterpillar turned into a butterfly. | Tırtıl kelebeğe dönüştü. |
| turn off | kapatmak | Turn off the lights. | Işıkları kapat. |
| turn on | açmak | Turn on the TV. | Televizyonu aç. |
| turn out | sonuçlanmak | It turned out well. | İyi sonuçlandı. |
| turn over | devirmek, çevirmek | Turn over the page. | Sayfayı çevir. |
| turn up | ortaya çıkmak, sesi açmak | He turned up late. | Geç geldi. |
| use up | tüketmek | Don’t use up all the milk. | Bütün sütü tüketme. |
| wake up | uyanmak | Wake up! It’s late. | Uyan! Geç oldu. |
| watch out | dikkat etmek | Watch out for cars. | Arabalara dikkat et. |
| wear off | etkisi geçmek | The pain will wear off soon. | Ağrı yakında geçer. |
| wear out | yıpratmak | These shoes wore out quickly. | Bu ayakkabılar çabuk yıprandı. |
| wind up | sonlandırmak | Let’s wind up the meeting. | Toplantıyı bitirelim. |
| wipe out | yok etmek | The disease wiped out the population. | Hastalık nüfusu yok etti. |
| work out | çözmek, spor yapmak | He works out every day. | Her gün spor yapar. |
| write down | not almak | Write down the address. | Adresi not al. |
| write off | silmek (borç vs.) | They wrote off the debt. | Borcu sildiler. |
| write up | rapor etmek | Write up the report. | Raporu yaz. |
| zip up | fermuarı çekmek | Zip up your coat. | Montunun fermuarını çek. |
Eğer YKS-Dil İngilizce sınavında çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!