📚 YKS-Dil İngilizce Sınavında En Çok Çıkan 300 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları

İngilizce öğrenirken veya herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberi yapmak en önemli adımlardan biridir. Ancak phrasal verb’ler bu süreçte zaman zaman ihmal edilmekte ya da unutulabilmektedir. Oysa İngilizce’de hem günlük konuşmalarda hem de sınavlarda phrasal verb’ler oldukça sık kullanılmaktadır. Özellikle İngilizce Yabancı Dil Testi’nde (YDT) phrasal verb’lere sıkça rastlanır; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru cevaplamak doğrudan iki net kazandırır. Ayrıca phrasal verb’lerin; soru köklerinde, paragraflarda ve daha pek çok soruda yer almasından dolayı, onları bilmek dolaylı olarak birçok soruyu daha rahat çözmemize ciddi ölçüde kaktı sağlar. Phrasal verb’leri yalnızca anlamlarını ezberleyerek öğrenmeye çalışmak, bu kelimeleri tam anlamıyla öğrenmek ve uzun süre hatırlamak için yeterli bir yöntem değildir. Bu nedenle phrasal verb’lerin cümle içinde nasıl kullanıldığını görmek, onları daha iyi anlamak ve kalıcı hale getirmek açısından büyük önem taşır. Bu amaçla, YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en çok çıkan 300 phrasal verb’ü Türkçe karşılıklarıyla birlikte tablo halinde hazırladık ve her birini örnek cümlelerle destekledik!

Phrasal VerbTürkçesiExample SentenceTürkçe Çevirisi
account foraçıklamakHow do you account for this mistake?Bu hatayı nasıl açıklıyorsun?
act on-e göre davranmakThe company acted on the survey results.Şirket anket sonuçlarına göre hareket etti.
act outrol yapmak, davranışla göstermekThe kids acted out the story.Çocuklar hikayeyi canlandırdılar.
add upmantıklı olmakHis explanation doesn’t add up.Açıklaması mantıklı gelmiyor.
add up to-e varmakThese expenses add up to a lot.Bu masraflar çok tutuyor.
agree onüzerinde anlaşmakWe agreed on the new schedule.Yeni program üzerinde anlaştık.
agree withaynı fikirde olmakI don’t agree with your opinion.Senin fikrine katılmıyorum.
aim athedeflemekThe ad campaign aims at teenagers.Reklam kampanyası gençleri hedefliyor.
allow forhesaba katmakWe must allow for traffic delays.Trafik gecikmelerini hesaba katmalıyız.
amount to-e denk gelmekHis debts amount to $5000.Borçları 5000 dolara denk geliyor.
answer backkarşılık vermekDon’t answer back to your boss.Patronuna karşılık verme.
ask afterhalini hatırını sormakHe asked after your family.Aileni sordu.
ask aroundetrafa sormakI’ll ask around about the job.İş hakkında etrafa soracağım.
ask foristemekHe asked for more time.Daha fazla zaman istedi.
ask outçıkma teklif etmekJohn asked Mary out yesterday.John dün Mary’ye çıkma teklif etti.
back awaygeri çekilmekBack away slowly from the dog.Köpekten yavaşça uzaklaş.
back downgeri adım atmakHe refused to back down.Geri adım atmayı reddetti.
back offgeri durmakYou better back off now.Şimdi geri dursan iyi olur.
back outsözünden dönmekThey backed out of the contract.Sözleşmeden döndüler.
back updesteklemekI’ll back you up in the meeting.Toplantıda seni destekleyeceğim.
bail outkefaletle çıkarmakHis father bailed him out of jail.Babası onu kefaletle hapisten çıkardı.
bank onbel bağlamakDon’t bank on good weather.İyi havaya bel bağlama.
bargain forbeklemek, ummakWe didn’t bargain for this result.Bu sonucu beklemiyorduk.
base ondayanmakThe movie is based on true events.Film gerçek olaylara dayanıyor.
be afterpeşinde olmakThe police are after the suspect.Polis şüphelinin peşinde.
be againstkarşı olmakI’m against the new law.Yeni yasaya karşıyım.
be alonggelmekShe’ll be along soon.O yakında gelir.
be awayuzakta olmakThey are away on vacation.Tatilde uzaktalar.
be backgeri dönmekI’ll be back in an hour.Bir saat sonra döneceğim.
be downmorali bozuk olmakHe’s been down lately.Son zamanlarda morali bozuk.
be inevde / ofiste olmakIs he in today?O bugün ofiste mi?
be intoilgilenmekShe’s really into photography.Fotoğrafçılığa gerçekten meraklı.
be offayrılmakI must be off now.Artık gitmeliyim.
be onaçık / çalışıyor olmakThe TV is on.Televizyon açık.
be outdışarıda olmakThey are out shopping.Dışarıda alışveriş yapıyorlar.
be oversona ermekThe concert is over.Konser bitti.
be upayakta olmakWhy are you up so late?Neden bu kadar geç ayaktasın?
be up to-in sorumluluğunda olmakIt’s up to you to decide.Karar sana kalmış.
bear onilgili olmakThese facts bear on the case.Bu gerçekler olayla ilgili.
bear outdoğrulamakHer story bears out my theory.Onun hikayesi teorimi doğruluyor.
beat downbastırmakThe sun beat down on us.Güneş üzerimize bastırdı.
beat updövmekHe was beaten up by a gang.Bir çete tarafından dövüldü.
become ofne olacakWhat will become of us?Bize ne olacak?
beef upgüçlendirmekThey beefed up security.Güvenliği güçlendirdiler.
believe ininanmakI believe in hard work.Çok çalışmaya inanırım.
black outbayılmakShe blacked out after running.Koşudan sonra bayıldı.
block offkapatmakThey blocked off the street.Sokağı kapattılar.
blow outüfleyip söndürmekShe blew out the candles.Mumları üfleyip söndürdü.
blow overyatışmakThe scandal will blow over soon.Skandal yakında yatışır.
blow uppatlamakThe bomb blew up.Bomba patladı.
break awaykaçmak, ayrılmakThe horse broke away from the stable.At ahırdan kaçtı.
break downbozulmakMy car broke down on the highway.Arabam otoyolda bozuldu.
break inzorla girmekSomeone tried to break in last night.Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı.
break intozorla girmekThieves broke into the house.Hırsızlar eve girdi.
break offkoparmakShe broke off a piece of bread.Bir parça ekmek kopardı.
break outpatlak vermekA fire broke out in the kitchen.Mutfakta yangın çıktı.
break throughyarıp geçmekThe protesters broke through the barriers.Protestocular bariyerleri aştı.
break upayrılmakThey broke up after three years.Üç yıl sonra ayrıldılar.
bring aboutsebep olmakThe new law brought about changes.Yeni yasa değişikliklere sebep oldu.
bring alongyanında getirmekBring your cousin along to the party.Kuzenini partiye getir.
bring backgeri getirmekThis smell brings back memories.Bu koku anıları geri getiriyor.
bring downdüşürmekThey’re trying to bring down costs.Maliyetleri düşürmeye çalışıyorlar.
bring forwardöne almakThey brought forward the meeting.Toplantıyı öne aldılar.
bring insunmak, kazandırmakThe festival brought in many tourists.Festival birçok turist kazandırdı.
bring offbaşarmakThey brought off a difficult deal.Zor bir anlaşmayı başardılar.
bring onsebep olmakCold weather can bring on a cough.Soğuk hava öksürüğe sebep olabilir.
bring outortaya çıkarmakHer dress brings out her eyes.Elbisesi gözlerini ortaya çıkarıyor.
bring roundikna etmekI’ll bring him round to our side.Onu bizim tarafa ikna edeceğim.
bring upbüyütmek, gündeme getirmekShe brought up two children alone.İki çocuğu tek başına büyüttü.
brush uptazelemekI need to brush up my French.Fransızcamı tazelemem lazım.
build upbirikmek, güçlendirmekTension is building up.Gerginlik birikiyor.
bump intorastlamakI bumped into Lisa at the mall.AVM’de Lisa’ya rastladım.
burn downtamamen yanmakThe old house burned down.Eski ev tamamen yandı.
burn outtükenmekHe burned out after years of stress.Yıllarca stresten sonra tükendi.
burst intoaniden başlamakShe burst into laughter.Birden gülmeye başladı.
butt inaraya girmekDon’t butt in when I’m speaking.Ben konuşurken araya girme.
buy outpayını almakThey bought out the partner’s share.Ortağın hissesini satın aldılar.
buy uptoplu almakInvestors are buying up the land.Yatırımcılar arsaları topluca alıyor.
call backgeri aramakCan I call you back later?Seni sonra geri arayabilir miyim?
call forgerektirmekThis job calls for patience.Bu iş sabır gerektirir.
call inçağırmakThey called in a specialist.Bir uzman çağırdılar.
call offiptal etmekThey called off the match.Maçı iptal ettiler.
call onziyaret etmekI’ll call on my aunt tomorrow.Yarın teyzeme uğrayacağım.
call uptelefonla aramakI’ll call up my friend tonight.Bu gece arkadaşımı arayacağım.
care forbakmakShe cares for her elderly father.Yaşlı babasına bakıyor.
carry awaykendinden geçmekHe was carried away by excitement.Heyecandan kendinden geçti.
carry offbaşarmakShe carried off the role perfectly.Rolü mükemmel oynadı.
carry ondevam etmekCarry on with your work.İşine devam et.
carry outgerçekleştirmekThey carried out the plan successfully.Planı başarıyla gerçekleştirdiler.
carve out(bir kariyer) oluşturmakHe carved out a career in medicine.Tıpta bir kariyer oluşturdu.
catch onpopüler olmakThis style is catching on fast.Bu tarz hızla popüler oluyor.
catch upyetişmekHurry up, catch up with us!Acele et, bize yetiş!
check ingiriş yapmakWe checked in at the hotel.Otele giriş yaptık.
check outçıkış yapmakWe checked out early.Erken çıkış yaptık.
cheer upneşelenmekCheer up, it’s not that bad.Neşelen, o kadar kötü değil.
chip inkatkıda bulunmakEveryone chipped in for the gift.Herkes hediyeye katkıda bulundu.
chop downağacı kesmekThey chopped down the old oak.Eski meşe ağacını kestiler.
clear awayortadan kaldırmakPlease clear away the dishes.Lütfen tabakları kaldır.
clear updüzelmek, açılmakThe sky cleared up after the storm.Fırtınadan sonra gökyüzü açıldı.
close downkapatmakThe shop closed down last year.Dükkan geçen yıl kapandı.
come aboutmeydana gelmekHow did this situation come about?Bu durum nasıl meydana geldi?
come acrossrastlamakI came across an old diary.Eski bir günlük buldum.
come alongeşlik etmekCome along with us to the park.Parka bizimle gel.
come aroundtekrar meydana gelmek, uğramakSpring will come around soon.Bahar yakında tekrar gelecek.
come backgeri dönmekHe came back from Italy yesterday.Dün İtalya’dan döndü.
come byelde etmekGood jobs are hard to come by.İyi işler bulmak zor.
come downazalmak, inmekHouse prices are coming down.Ev fiyatları düşüyor.
come from-den gelmekShe comes from a large family.O kalabalık bir aileden geliyor.
come iniçeri girmekPlease come in and sit down.Lütfen içeri gir ve otur.
come intomiras almakHe came into a fortune.Büyük bir servet miras aldı.
come offbaşarılı olmakThe plan didn’t quite come off.Plan tam olarak başarılı olmadı.
come onhadi, acele etCome on, we’re going to be late!Hadi, geç kalacağız!
come outortaya çıkmakThe truth finally came out.Gerçek sonunda ortaya çıktı.
come overuğramakWhy don’t you come over tonight?Bu gece bize uğrasana.
come throughatlatmakHe came through the operation fine.Ameliyatı iyi atlattı.
come to-e varmak, ayılmakHe came to after fainting.Bayıldıktan sonra ayıldı.
come uportaya çıkmakA problem came up at work.İşte bir problem çıktı.
come up withbulmakShe came up with a brilliant idea.Harika bir fikir buldu.
count ongüvenmekYou can count on me.Bana güvenebilirsin.
crack downsert önlem almakThe police are cracking down on crime.Polis suça karşı sert önlem alıyor.
cross outüstünü çizmekCross out the wrong answers.Yanlış cevapların üstünü çiz.
cut backazaltmakWe must cut back on expenses.Masrafları kısmalıyız.
cut downkesmek, azaltmakHe cut down on sugar.Şeker tüketimini azalttı.
cut offkesmekThey cut off the electricity.Elektriği kestiler.
cut outbırakmak, çıkarmakCut out junk food.Abur cuburu bırak.
deal withilgilenmekI’ll deal with this later.Bununla sonra ilgileneceğim.
decide onkarar vermekHave you decided on a date?Bir tarihe karar verdin mi?
die awayyavaş yavaş kaybolmakThe sound died away.Ses yavaş yavaş kayboldu.
die downyatışmakThe storm finally died down.Fırtına sonunda dindi.
dig upkazıp çıkarmakThey dug up the old tree.Eski ağacı kazıp çıkardılar.
do away withyürürlükten kaldırmakThey did away with the old law.Eski yasayı yürürlükten kaldırdılar.
do uptamir etmek, düğme iliklemekDo up your coat, it’s cold.Montunun fermuarını çek, hava soğuk.
do without-sız idare etmekI can’t do without my phone.Telefonsuz yapamam.
drag onuzayıp gitmekThe meeting dragged on for hours.Toplantı saatlerce sürdü.
draw backgeri çekilmekHe drew back in fear.Korkuyla geri çekildi.
draw uphazırlamakThey drew up a new contract.Yeni bir sözleşme hazırladılar.
dress upşık giyinmekWe dressed up for the wedding.Düğün için şık giyindik.
drop byuğramakI might drop by later.Belki sonra uğrarım.
drop offarabayla bırakmakI’ll drop you off at the station.Seni istasyonda bırakırım.
drop outbırakmak (okul vb.)He dropped out of college.Üniversiteyi bıraktı.
ease offhafiflemekThe pain eased off.Ağrı hafifledi.
eat outdışarıda yemekWe usually eat out on Fridays.Genelde cuma günleri dışarıda yeriz.
end upkendini bir durumda bulmakHe ended up working there.Kendini orada çalışırken buldu.
even outdengelenmekThings will even out soon.Yakında her şey dengelenir.
expand ondetaylandırmakCan you expand on that point?O noktayı biraz açar mısın?
face up tocesurca karşı koymakYou have to face up to reality.Gerçekle yüzleşmek zorundasın.
fall apartdağılmakTheir marriage fell apart.Evlilikleri dağıldı.
fall back onbaşvurmakHe had to fall back on his savings.Birikimlerine başvurmak zorunda kaldı.
fall behindgeri kalmakHe fell behind in his studies.Derslerinde geri kaldı.
fall forkanmak, aşık olmakHe fell for her instantly.Ona anında aşık oldu.
fall offdüşmekSales fell off last quarter.Satışlar geçen çeyrekte düştü.
fall outbozuşmakThey fell out over a small issue.Küçük bir mesele yüzünden bozuştular.
fall throughbaşarısız olmakThe deal fell through at the last minute.Anlaşma son anda başarısız oldu.
figure outçözmekI can’t figure out this puzzle.Bu bulmacayı çözemiyorum.
fill indoldurmak (form)Please fill in this application.Lütfen bu başvuru formunu doldurun.
fill outtamamen doldurmakHe filled out the questionnaire.Anketi tamamen doldurdu.
fill uptamamen doldurmakFill up the tank, please.Depoyu tamamen doldurun lütfen.
find outöğrenmekI found out the truth yesterday.Gerçeği dün öğrendim.
finish offbitirmekLet’s finish off this project today.Bu projeyi bugün bitirelim.
fit inuyum sağlamakHe never really fit in at school.Okulda hiç uyum sağlayamadı.
fix uponarmakThey fixed up the old house.Eski evi onardılar.
follow throughsonuna kadar götürmekYou need to follow through with your plan.Planını sonuna kadar götürmelisin.
follow uptakip etmekI’ll follow up on your application.Başvurunu takip edeceğim.
fool aroundaylak aylak dolaşmakStop fooling around and do your homework.Aylak aylak dolaşmayı bırak ve ödevini yap.
freak outçıldırmakThat movie freaked me out.O film beni çok korkuttu.
get acrossanlatmak, aktarmakHe got his point across clearly.Ne demek istediğini açıkça anlattı.
get aheadilerlemekShe wants to get ahead in her career.Kariyerinde ilerlemek istiyor.
get alongiyi geçinmekThey don’t get along with each other.Birbirleriyle iyi geçinmiyorlar.
get arounddolaşmak, gezmekIt’s easy to get around the city by bike.Şehirde bisikletle dolaşmak kolay.
get atima etmekWhat are you trying to get at?Ne ima etmeye çalışıyorsun?
get awaykaçmakThe thief got away with the money.Hırsız parayla kaçtı.
get backgeri dönmekWhen did you get back from Paris?Paris’ten ne zaman döndün?
get back atintikam almakHe got back at them for the prank.Şaka için onlardan intikam aldı.
get bygeçinmekThey get by on very little money.Çok az parayla geçiniyorlar.
get downmoralini bozmakDon’t let this get you down.Bunun moralini bozmasına izin verme.
get inbinmekGet in the car quickly.Çabuk arabaya bin.
get offinmekWe get off at the next stop.Bir sonraki durakta ineceğiz.
get onbinmek, ilerlemekGet on the bus now.Şimdi otobüse bin.
get outdışarı çıkmakGet out of my room!Odamdan çık!
get overatlatmakShe got over her illness fast.Hastalığını çabuk atlattı.
get rid ofkurtulmakGet rid of those old papers.O eski kağıtlardan kurtul.
get throughbaşarmak, üstesinden gelmekWe got through the hard times.Zor zamanların üstesinden geldik.
get tovarmakWhen did you get to the hotel?Otele ne zaman vardın?
get togetherbuluşmakLet’s get together this weekend.Bu hafta sonu buluşalım.
get upkalkmakI get up at 7 every day.Her gün 7’de kalkarım.
give awaybağışlamak, vermekThey gave away free samples.Ücretsiz örnekler verdiler.
give backgeri vermekGive me back my pen.Kalemimi geri ver.
give inpes etmekHe finally gave in to the pressure.Sonunda baskıya boyun eğdi.
give offyaymakFlowers give off a nice smell.Çiçekler güzel bir koku yayar.
give outdağıtmakThe teacher gave out the tests.Öğretmen sınavları dağıttı.
give upvazgeçmekDon’t give up on your dreams.Hayallerinden vazgeçme.
go aboutbaşlamak, ele almakHow do you go about this task?Bu işe nasıl girişiyorsun?
go afterpeşinden gitmekGo after what makes you happy.Seni mutlu eden şeyin peşinden git.
go aheaddevam etGo ahead and start without me.Devam et, bensiz başla.
go along withkatılmakI’ll go along with your idea.Senin fikrine katılacağım.
go arounddolaşmakThere’s a flu going around.Ortalıkta bir grip dolaşıyor.
go awaygitmekPlease go away and leave me alone.Lütfen git ve beni yalnız bırak.
go backgeri dönmekI can’t go back to that job.O işe geri dönemem.
go by(zaman) geçmekThe summer went by so fast.Yaz çok hızlı geçti.
go downdüşmekOil prices went down last week.Petrol fiyatları geçen hafta düştü.
go fortercih etmekI’ll go for the blue one.Mavi olanı tercih edeceğim.
go iniçeri girmekLet’s go in before it rains.Yağmur başlamadan içeri girelim.
go offpatlamak, bozulmakThe alarm went off at 6.Alarm 6’da çaldı.
go ondevam etmekPlease go on with your story.Lütfen hikayene devam et.
go outdışarı çıkmakWe’re going out for dinner.Akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz.
go overgözden geçirmekGo over your notes before the test.Sınavdan önce notlarını gözden geçir.
go throughyaşamak, geçirmekHe went through a lot last year.Geçen yıl çok şey yaşadı.
go upartmakRents have gone up recently.Kiralar son zamanlarda arttı.
go withuymak, yakışmakThat shirt goes with your jeans.O gömlek kotuna çok yakışıyor.
grow upbüyümekHe grew up in a small village.Küçük bir köyde büyüdü.
guard againstönlem almakYou should guard against infection.Enfeksiyona karşı önlem almalısın.
hand downdevretmekThis ring was handed down from my grandmother.Bu yüzük büyükannemden kaldı.
hand inteslim etmekHand in your assignments by Friday.Ödevlerinizi cuma gününe kadar teslim edin.
hand outdağıtmakThe teacher handed out worksheets.Öğretmen çalışma kağıtlarını dağıttı.
hand overdevretmekHe handed over the keys to his son.Anahtarları oğluna devretti.
hang aroundtakılmak, oyalanmakThey hung around the park all day.Tüm gün parkta takıldılar.
hang onbeklemekHang on a second.Bir saniye bekle.
hang outtakılmakWe often hang out at the café.Sık sık kafede takılırız.
hang uptelefonu kapatmakShe hung up without saying goodbye.Veda etmeden telefonu kapattı.
head for-e yönelmekThey’re heading for the mountains.Dağlara doğru gidiyorlar.
hear fromhaber almakHave you heard from Jane lately?Son zamanlarda Jane’den haber aldın mı?
hit backkarşılık vermekHe hit back after being punched.Yumruk yiyince karşılık verdi.
hit onaklına gelmekI just hit on a brilliant idea.Harika bir fikir aklıma geldi.
hold backtutmak, geri durmakDon’t hold back your opinions.Fikirlerini kendine saklama.
hold onbeklemekHold on, I’m almost ready.Bekle, neredeyse hazırım.
hold outdayanmakHow long can we hold out?Ne kadar dayanabiliriz?
hold upgeciktirmekThe accident held up traffic.Kaza trafiği geciktirdi.
iron outçözmek, düzeltmekThey ironed out their differences.Farklılıklarını çözdüler.
keep atsürdürmekKeep at it until you finish.Bitirene kadar sürdür.
keep awayuzak durmakKeep away from the dog.Köpekten uzak dur.
keep backgeri tutmakThe police kept the crowd back.Polis kalabalığı geri tuttu.
keep downbastırmakTry to keep your voice down.Sesini alçak tutmaya çalış.
keep offuzak tutmakPlease keep off the grass.Lütfen çimlere basmayın.
keep ondevam etmekKeep on trying!Denemeye devam et!
keep outdışarıda tutmakKeep out of this room.Bu odaya girme.
keep upayak uydurmakI can’t keep up with you.Sana yetişemiyorum.
kick offbaşlamakThe match kicks off at 8.Maç 8’de başlıyor.
knock downyıkmakThey knocked down the old building.Eski binayı yıktılar.
knock outnakavt etmekHe was knocked out in the first round.İlk rauntta nakavt oldu.
lay offişten çıkarmakThe company laid off 200 workers.Şirket 200 işçiyi işten çıkardı.
leave outdahil etmemekDon’t leave out any details.Hiçbir detayı atlama.
let downhayal kırıklığına uğratmakDon’t let me down.Beni hayal kırıklığına uğratma.
let iniçeri almakThey finally let us in.Sonunda bizi içeri aldılar.
let offaffetmek, serbest bırakmakThe judge let him off with a warning.Hakim onu uyarıyla serbest bıraktı.
let outdışarı bırakmakShe let the dog out.Köpeği dışarı çıkardı.
lie downuzanmakI need to lie down for a while.Bir süre uzanmam gerekiyor.
light upaydınlanmak, parlamakHer face lit up when she saw him.Onu görünce yüzü parladı.
live onile geçinmekThey live on a small pension.Küçük bir emekli maaşıyla geçiniyorlar.
live up tobeklentiyi karşılamakHe couldn’t live up to their hopes.Beklentilerini karşılayamadı.
look afterbakmak, ilgilenmekCan you look after my cat this weekend?Bu hafta sonu kedime bakabilir misin?
look aheadileriye bakmakWe need to look ahead and plan.İleriye bakıp plan yapmalıyız.
look aroundetrafa bakmakWe looked around the museum.Müzeyi gezdik, etrafa baktık.
look atbakmakLook at that painting!Şu tabloya bak!
look backgeçmişi hatırlamakWhen I look back, I see my mistakes.Geriye baktığımda hatalarımı görüyorum.
look down onküçümsemekDon’t look down on others.Başkalarını küçümseme.
look foraramakI’m looking for my glasses.Gözlüğümü arıyorum.
look forward todört gözle beklemekI look forward to seeing you.Seni görmeyi dört gözle bekliyorum.
look intoincelemekThe police will look into it.Polis bunu inceleyecek.
look outdikkat etLook out! There’s a car coming.Dikkat et! Bir araba geliyor.
look overgözden geçirmekLook over these papers tonight.Bu belgeleri bu gece gözden geçir.
look throughhızlıca bakmakI looked through the report.Raporu hızlıca gözden geçirdim.
look upsözlükte aramakLook up the word in a dictionary.Kelimeyi sözlükte ara.
look up tosaygı duymakI look up to my older brother.Ağabeyime saygı duyarım.
make foryönelmekWe made for the nearest town.En yakın kasabaya yöneldik.
make outanlamakI couldn’t make out what he said.Ne dediğini anlayamadım.
make upoluşturmak, barışmakThey made up after the fight.Kavga sonrası barıştılar.
mix upkarıştırmakI mixed up the dates.Tarihleri karıştırdım.
pass awayvefat etmekHis grandmother passed away.Büyükannesi vefat etti.
pass outbayılmakHe passed out from the heat.Sıcaktan bayıldı.
pay backgeri ödemekI’ll pay you back next week.Sana gelecek hafta geri ödeyeceğim.
pay offborcunu kapatmak, sonuç vermekAll his hard work paid off.Tüm sıkı çalışması karşılığını verdi.
pick outseçmekPick out a book you like.Hoşuna giden bir kitap seç.
pick upalmak, öğrenmekCan you pick me up at 7?Beni 7’de alabilir misin?
point outişaret etmekHe pointed out the mistake.Hataları işaret etti.
pull downyıkmakThey pulled down the old barn.Eski ahırı yıktılar.
pull offbaşarmakThey pulled off a surprise win.Sürpriz bir galibiyet aldılar.
pull outçekilmekThe company pulled out of the deal.Şirket anlaşmadan çekildi.
pull throughatlatmakHe pulled through the surgery well.Ameliyatı iyi atlattı.
put asidebir kenara koymakPut aside some money for emergencies.Acil durumlar için biraz para ayır.
put awayyerine koymakPut your toys away.Oyuncaklarını yerine koy.
put downyere koymak, bastırmakHe put down the box gently.Kutuyu dikkatlice yere koydu.
put forwardileri sürmekShe put forward a new idea.Yeni bir fikir ileri sürdü.
put offertelemekThey put off the wedding.Düğünü ertelediler.
put ongiymekPut on your jacket.Ceketini giy.
put outsöndürmekPlease put out the candle.Lütfen mumu söndür.
put throughtelefon bağlamakI’ll put you through to the manager.Sizi müdüre bağlayacağım.
put upmisafir etmekWe can put you up for the night.Seni bu gece misafir edebiliriz.
put up withkatlanmakI can’t put up with the noise.Gürültüye katlanamıyorum.
rule outgöz ardı etmekThey ruled out that possibility.O olasılığı göz ardı ettiler.
run acrossrastlamakI ran across an old friend.Eski bir arkadaşa rastladım.
run afterpeşinden koşmakThe kids ran after the ice cream truck.Çocuklar dondurma arabasının peşinden koştu.
run awaykaçmakThe dog ran away last night.Köpek dün gece kaçtı.
run downeleştirmek, bitmekDon’t run him down like that.Onu öyle eleştirme.
run intorastlamak, çarpmakI ran into a tree while biking.Bisiklet sürerken bir ağaca çarptım.
run outtükenmekWe ran out of coffee.Kahvemiz bitti.
run overezmekThe car ran over a squirrel.Araba bir sincabı ezdi.
set aboutişe koyulmakThey set about painting the house.Eve boya işine koyuldular.
set asideayırmakSet aside some time for yourself.Kendin için biraz zaman ayır.
set offyola çıkmakWe set off at dawn.Şafakta yola çıktık.
set outbaşlamak, yola çıkmakHe set out to find the truth.Gerçeği bulmaya koyuldu.
set upkurmakThey set up a new company.Yeni bir şirket kurdular.
show offhava atmakHe likes to show off his new car.Yeni arabasıyla hava atmayı seviyor.
show uportaya çıkmakHe didn’t show up for the meeting.Toplantıya gelmedi.
shut downkapatmakThey shut down the factory.Fabrikayı kapattılar.
shut outdışlamakThey shut him out of the decision.Onu karardan dışladılar.
sign upkayıt olmakI signed up for the course.Kursa kayıt oldum.
sort outçözmek, ayıklamakWe need to sort out these files.Bu dosyaları ayıklamamız lazım.
stand bydestek olmakI’ll stand by you no matter what.Ne olursa olsun yanında olacağım.
stand fortemsil etmekWHO stands for World Health Organization.WHO Dünya Sağlık Örgütünü temsil eder.
stand outgöze çarpmakHer bright dress made her stand out.Parlak elbisesi onu öne çıkardı.
stand upayağa kalkmakPlease stand up when she enters.O içeri girdiğinde lütfen ayağa kalkın.
zip upfermuarı çekmekZip up your coat, it’s cold.Montunun fermuarını çek, hava soğuk.

Eğer YKS-Dil İngilizce sınavında çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!

Multiders sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin