📚 YKS-Dil İngilizce Sınavında En Çok Çıkan 300 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken veya herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberi yapmak en önemli adımlardan biridir. Ancak phrasal verb’ler bu süreçte zaman zaman ihmal edilmekte ya da unutulabilmektedir. Oysa İngilizce’de hem günlük konuşmalarda hem de sınavlarda phrasal verb’ler oldukça sık kullanılmaktadır. Özellikle İngilizce Yabancı Dil Testi’nde (YDT) phrasal verb’lere sıkça rastlanır; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru cevaplamak doğrudan iki net kazandırır. Ayrıca phrasal verb’lerin; soru köklerinde, paragraflarda ve daha pek çok soruda yer almasından dolayı, onları bilmek dolaylı olarak birçok soruyu daha rahat çözmemize ciddi ölçüde kaktı sağlar. Phrasal verb’leri yalnızca anlamlarını ezberleyerek öğrenmeye çalışmak, bu kelimeleri tam anlamıyla öğrenmek ve uzun süre hatırlamak için yeterli bir yöntem değildir. Bu nedenle phrasal verb’lerin cümle içinde nasıl kullanıldığını görmek, onları daha iyi anlamak ve kalıcı hale getirmek açısından büyük önem taşır. Bu amaçla, YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en çok çıkan 300 phrasal verb’ü Türkçe karşılıklarıyla birlikte tablo halinde hazırladık ve her birini örnek cümlelerle destekledik!
| Phrasal Verb | Türkçesi | Example Sentence | Türkçe Çevirisi |
|---|---|---|---|
| account for | açıklamak | How do you account for this mistake? | Bu hatayı nasıl açıklıyorsun? |
| act on | -e göre davranmak | The company acted on the survey results. | Şirket anket sonuçlarına göre hareket etti. |
| act out | rol yapmak, davranışla göstermek | The kids acted out the story. | Çocuklar hikayeyi canlandırdılar. |
| add up | mantıklı olmak | His explanation doesn’t add up. | Açıklaması mantıklı gelmiyor. |
| add up to | -e varmak | These expenses add up to a lot. | Bu masraflar çok tutuyor. |
| agree on | üzerinde anlaşmak | We agreed on the new schedule. | Yeni program üzerinde anlaştık. |
| agree with | aynı fikirde olmak | I don’t agree with your opinion. | Senin fikrine katılmıyorum. |
| aim at | hedeflemek | The ad campaign aims at teenagers. | Reklam kampanyası gençleri hedefliyor. |
| allow for | hesaba katmak | We must allow for traffic delays. | Trafik gecikmelerini hesaba katmalıyız. |
| amount to | -e denk gelmek | His debts amount to $5000. | Borçları 5000 dolara denk geliyor. |
| answer back | karşılık vermek | Don’t answer back to your boss. | Patronuna karşılık verme. |
| ask after | halini hatırını sormak | He asked after your family. | Aileni sordu. |
| ask around | etrafa sormak | I’ll ask around about the job. | İş hakkında etrafa soracağım. |
| ask for | istemek | He asked for more time. | Daha fazla zaman istedi. |
| ask out | çıkma teklif etmek | John asked Mary out yesterday. | John dün Mary’ye çıkma teklif etti. |
| back away | geri çekilmek | Back away slowly from the dog. | Köpekten yavaşça uzaklaş. |
| back down | geri adım atmak | He refused to back down. | Geri adım atmayı reddetti. |
| back off | geri durmak | You better back off now. | Şimdi geri dursan iyi olur. |
| back out | sözünden dönmek | They backed out of the contract. | Sözleşmeden döndüler. |
| back up | desteklemek | I’ll back you up in the meeting. | Toplantıda seni destekleyeceğim. |
| bail out | kefaletle çıkarmak | His father bailed him out of jail. | Babası onu kefaletle hapisten çıkardı. |
| bank on | bel bağlamak | Don’t bank on good weather. | İyi havaya bel bağlama. |
| bargain for | beklemek, ummak | We didn’t bargain for this result. | Bu sonucu beklemiyorduk. |
| base on | dayanmak | The movie is based on true events. | Film gerçek olaylara dayanıyor. |
| be after | peşinde olmak | The police are after the suspect. | Polis şüphelinin peşinde. |
| be against | karşı olmak | I’m against the new law. | Yeni yasaya karşıyım. |
| be along | gelmek | She’ll be along soon. | O yakında gelir. |
| be away | uzakta olmak | They are away on vacation. | Tatilde uzaktalar. |
| be back | geri dönmek | I’ll be back in an hour. | Bir saat sonra döneceğim. |
| be down | morali bozuk olmak | He’s been down lately. | Son zamanlarda morali bozuk. |
| be in | evde / ofiste olmak | Is he in today? | O bugün ofiste mi? |
| be into | ilgilenmek | She’s really into photography. | Fotoğrafçılığa gerçekten meraklı. |
| be off | ayrılmak | I must be off now. | Artık gitmeliyim. |
| be on | açık / çalışıyor olmak | The TV is on. | Televizyon açık. |
| be out | dışarıda olmak | They are out shopping. | Dışarıda alışveriş yapıyorlar. |
| be over | sona ermek | The concert is over. | Konser bitti. |
| be up | ayakta olmak | Why are you up so late? | Neden bu kadar geç ayaktasın? |
| be up to | -in sorumluluğunda olmak | It’s up to you to decide. | Karar sana kalmış. |
| bear on | ilgili olmak | These facts bear on the case. | Bu gerçekler olayla ilgili. |
| bear out | doğrulamak | Her story bears out my theory. | Onun hikayesi teorimi doğruluyor. |
| beat down | bastırmak | The sun beat down on us. | Güneş üzerimize bastırdı. |
| beat up | dövmek | He was beaten up by a gang. | Bir çete tarafından dövüldü. |
| become of | ne olacak | What will become of us? | Bize ne olacak? |
| beef up | güçlendirmek | They beefed up security. | Güvenliği güçlendirdiler. |
| believe in | inanmak | I believe in hard work. | Çok çalışmaya inanırım. |
| black out | bayılmak | She blacked out after running. | Koşudan sonra bayıldı. |
| block off | kapatmak | They blocked off the street. | Sokağı kapattılar. |
| blow out | üfleyip söndürmek | She blew out the candles. | Mumları üfleyip söndürdü. |
| blow over | yatışmak | The scandal will blow over soon. | Skandal yakında yatışır. |
| blow up | patlamak | The bomb blew up. | Bomba patladı. |
| break away | kaçmak, ayrılmak | The horse broke away from the stable. | At ahırdan kaçtı. |
| break down | bozulmak | My car broke down on the highway. | Arabam otoyolda bozuldu. |
| break in | zorla girmek | Someone tried to break in last night. | Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı. |
| break into | zorla girmek | Thieves broke into the house. | Hırsızlar eve girdi. |
| break off | koparmak | She broke off a piece of bread. | Bir parça ekmek kopardı. |
| break out | patlak vermek | A fire broke out in the kitchen. | Mutfakta yangın çıktı. |
| break through | yarıp geçmek | The protesters broke through the barriers. | Protestocular bariyerleri aştı. |
| break up | ayrılmak | They broke up after three years. | Üç yıl sonra ayrıldılar. |
| bring about | sebep olmak | The new law brought about changes. | Yeni yasa değişikliklere sebep oldu. |
| bring along | yanında getirmek | Bring your cousin along to the party. | Kuzenini partiye getir. |
| bring back | geri getirmek | This smell brings back memories. | Bu koku anıları geri getiriyor. |
| bring down | düşürmek | They’re trying to bring down costs. | Maliyetleri düşürmeye çalışıyorlar. |
| bring forward | öne almak | They brought forward the meeting. | Toplantıyı öne aldılar. |
| bring in | sunmak, kazandırmak | The festival brought in many tourists. | Festival birçok turist kazandırdı. |
| bring off | başarmak | They brought off a difficult deal. | Zor bir anlaşmayı başardılar. |
| bring on | sebep olmak | Cold weather can bring on a cough. | Soğuk hava öksürüğe sebep olabilir. |
| bring out | ortaya çıkarmak | Her dress brings out her eyes. | Elbisesi gözlerini ortaya çıkarıyor. |
| bring round | ikna etmek | I’ll bring him round to our side. | Onu bizim tarafa ikna edeceğim. |
| bring up | büyütmek, gündeme getirmek | She brought up two children alone. | İki çocuğu tek başına büyüttü. |
| brush up | tazelemek | I need to brush up my French. | Fransızcamı tazelemem lazım. |
| build up | birikmek, güçlendirmek | Tension is building up. | Gerginlik birikiyor. |
| bump into | rastlamak | I bumped into Lisa at the mall. | AVM’de Lisa’ya rastladım. |
| burn down | tamamen yanmak | The old house burned down. | Eski ev tamamen yandı. |
| burn out | tükenmek | He burned out after years of stress. | Yıllarca stresten sonra tükendi. |
| burst into | aniden başlamak | She burst into laughter. | Birden gülmeye başladı. |
| butt in | araya girmek | Don’t butt in when I’m speaking. | Ben konuşurken araya girme. |
| buy out | payını almak | They bought out the partner’s share. | Ortağın hissesini satın aldılar. |
| buy up | toplu almak | Investors are buying up the land. | Yatırımcılar arsaları topluca alıyor. |
| call back | geri aramak | Can I call you back later? | Seni sonra geri arayabilir miyim? |
| call for | gerektirmek | This job calls for patience. | Bu iş sabır gerektirir. |
| call in | çağırmak | They called in a specialist. | Bir uzman çağırdılar. |
| call off | iptal etmek | They called off the match. | Maçı iptal ettiler. |
| call on | ziyaret etmek | I’ll call on my aunt tomorrow. | Yarın teyzeme uğrayacağım. |
| call up | telefonla aramak | I’ll call up my friend tonight. | Bu gece arkadaşımı arayacağım. |
| care for | bakmak | She cares for her elderly father. | Yaşlı babasına bakıyor. |
| carry away | kendinden geçmek | He was carried away by excitement. | Heyecandan kendinden geçti. |
| carry off | başarmak | She carried off the role perfectly. | Rolü mükemmel oynadı. |
| carry on | devam etmek | Carry on with your work. | İşine devam et. |
| carry out | gerçekleştirmek | They carried out the plan successfully. | Planı başarıyla gerçekleştirdiler. |
| carve out | (bir kariyer) oluşturmak | He carved out a career in medicine. | Tıpta bir kariyer oluşturdu. |
| catch on | popüler olmak | This style is catching on fast. | Bu tarz hızla popüler oluyor. |
| catch up | yetişmek | Hurry up, catch up with us! | Acele et, bize yetiş! |
| check in | giriş yapmak | We checked in at the hotel. | Otele giriş yaptık. |
| check out | çıkış yapmak | We checked out early. | Erken çıkış yaptık. |
| cheer up | neşelenmek | Cheer up, it’s not that bad. | Neşelen, o kadar kötü değil. |
| chip in | katkıda bulunmak | Everyone chipped in for the gift. | Herkes hediyeye katkıda bulundu. |
| chop down | ağacı kesmek | They chopped down the old oak. | Eski meşe ağacını kestiler. |
| clear away | ortadan kaldırmak | Please clear away the dishes. | Lütfen tabakları kaldır. |
| clear up | düzelmek, açılmak | The sky cleared up after the storm. | Fırtınadan sonra gökyüzü açıldı. |
| close down | kapatmak | The shop closed down last year. | Dükkan geçen yıl kapandı. |
| come about | meydana gelmek | How did this situation come about? | Bu durum nasıl meydana geldi? |
| come across | rastlamak | I came across an old diary. | Eski bir günlük buldum. |
| come along | eşlik etmek | Come along with us to the park. | Parka bizimle gel. |
| come around | tekrar meydana gelmek, uğramak | Spring will come around soon. | Bahar yakında tekrar gelecek. |
| come back | geri dönmek | He came back from Italy yesterday. | Dün İtalya’dan döndü. |
| come by | elde etmek | Good jobs are hard to come by. | İyi işler bulmak zor. |
| come down | azalmak, inmek | House prices are coming down. | Ev fiyatları düşüyor. |
| come from | -den gelmek | She comes from a large family. | O kalabalık bir aileden geliyor. |
| come in | içeri girmek | Please come in and sit down. | Lütfen içeri gir ve otur. |
| come into | miras almak | He came into a fortune. | Büyük bir servet miras aldı. |
| come off | başarılı olmak | The plan didn’t quite come off. | Plan tam olarak başarılı olmadı. |
| come on | hadi, acele et | Come on, we’re going to be late! | Hadi, geç kalacağız! |
| come out | ortaya çıkmak | The truth finally came out. | Gerçek sonunda ortaya çıktı. |
| come over | uğramak | Why don’t you come over tonight? | Bu gece bize uğrasana. |
| come through | atlatmak | He came through the operation fine. | Ameliyatı iyi atlattı. |
| come to | -e varmak, ayılmak | He came to after fainting. | Bayıldıktan sonra ayıldı. |
| come up | ortaya çıkmak | A problem came up at work. | İşte bir problem çıktı. |
| come up with | bulmak | She came up with a brilliant idea. | Harika bir fikir buldu. |
| count on | güvenmek | You can count on me. | Bana güvenebilirsin. |
| crack down | sert önlem almak | The police are cracking down on crime. | Polis suça karşı sert önlem alıyor. |
| cross out | üstünü çizmek | Cross out the wrong answers. | Yanlış cevapların üstünü çiz. |
| cut back | azaltmak | We must cut back on expenses. | Masrafları kısmalıyız. |
| cut down | kesmek, azaltmak | He cut down on sugar. | Şeker tüketimini azalttı. |
| cut off | kesmek | They cut off the electricity. | Elektriği kestiler. |
| cut out | bırakmak, çıkarmak | Cut out junk food. | Abur cuburu bırak. |
| deal with | ilgilenmek | I’ll deal with this later. | Bununla sonra ilgileneceğim. |
| decide on | karar vermek | Have you decided on a date? | Bir tarihe karar verdin mi? |
| die away | yavaş yavaş kaybolmak | The sound died away. | Ses yavaş yavaş kayboldu. |
| die down | yatışmak | The storm finally died down. | Fırtına sonunda dindi. |
| dig up | kazıp çıkarmak | They dug up the old tree. | Eski ağacı kazıp çıkardılar. |
| do away with | yürürlükten kaldırmak | They did away with the old law. | Eski yasayı yürürlükten kaldırdılar. |
| do up | tamir etmek, düğme iliklemek | Do up your coat, it’s cold. | Montunun fermuarını çek, hava soğuk. |
| do without | -sız idare etmek | I can’t do without my phone. | Telefonsuz yapamam. |
| drag on | uzayıp gitmek | The meeting dragged on for hours. | Toplantı saatlerce sürdü. |
| draw back | geri çekilmek | He drew back in fear. | Korkuyla geri çekildi. |
| draw up | hazırlamak | They drew up a new contract. | Yeni bir sözleşme hazırladılar. |
| dress up | şık giyinmek | We dressed up for the wedding. | Düğün için şık giyindik. |
| drop by | uğramak | I might drop by later. | Belki sonra uğrarım. |
| drop off | arabayla bırakmak | I’ll drop you off at the station. | Seni istasyonda bırakırım. |
| drop out | bırakmak (okul vb.) | He dropped out of college. | Üniversiteyi bıraktı. |
| ease off | hafiflemek | The pain eased off. | Ağrı hafifledi. |
| eat out | dışarıda yemek | We usually eat out on Fridays. | Genelde cuma günleri dışarıda yeriz. |
| end up | kendini bir durumda bulmak | He ended up working there. | Kendini orada çalışırken buldu. |
| even out | dengelenmek | Things will even out soon. | Yakında her şey dengelenir. |
| expand on | detaylandırmak | Can you expand on that point? | O noktayı biraz açar mısın? |
| face up to | cesurca karşı koymak | You have to face up to reality. | Gerçekle yüzleşmek zorundasın. |
| fall apart | dağılmak | Their marriage fell apart. | Evlilikleri dağıldı. |
| fall back on | başvurmak | He had to fall back on his savings. | Birikimlerine başvurmak zorunda kaldı. |
| fall behind | geri kalmak | He fell behind in his studies. | Derslerinde geri kaldı. |
| fall for | kanmak, aşık olmak | He fell for her instantly. | Ona anında aşık oldu. |
| fall off | düşmek | Sales fell off last quarter. | Satışlar geçen çeyrekte düştü. |
| fall out | bozuşmak | They fell out over a small issue. | Küçük bir mesele yüzünden bozuştular. |
| fall through | başarısız olmak | The deal fell through at the last minute. | Anlaşma son anda başarısız oldu. |
| figure out | çözmek | I can’t figure out this puzzle. | Bu bulmacayı çözemiyorum. |
| fill in | doldurmak (form) | Please fill in this application. | Lütfen bu başvuru formunu doldurun. |
| fill out | tamamen doldurmak | He filled out the questionnaire. | Anketi tamamen doldurdu. |
| fill up | tamamen doldurmak | Fill up the tank, please. | Depoyu tamamen doldurun lütfen. |
| find out | öğrenmek | I found out the truth yesterday. | Gerçeği dün öğrendim. |
| finish off | bitirmek | Let’s finish off this project today. | Bu projeyi bugün bitirelim. |
| fit in | uyum sağlamak | He never really fit in at school. | Okulda hiç uyum sağlayamadı. |
| fix up | onarmak | They fixed up the old house. | Eski evi onardılar. |
| follow through | sonuna kadar götürmek | You need to follow through with your plan. | Planını sonuna kadar götürmelisin. |
| follow up | takip etmek | I’ll follow up on your application. | Başvurunu takip edeceğim. |
| fool around | aylak aylak dolaşmak | Stop fooling around and do your homework. | Aylak aylak dolaşmayı bırak ve ödevini yap. |
| freak out | çıldırmak | That movie freaked me out. | O film beni çok korkuttu. |
| get across | anlatmak, aktarmak | He got his point across clearly. | Ne demek istediğini açıkça anlattı. |
| get ahead | ilerlemek | She wants to get ahead in her career. | Kariyerinde ilerlemek istiyor. |
| get along | iyi geçinmek | They don’t get along with each other. | Birbirleriyle iyi geçinmiyorlar. |
| get around | dolaşmak, gezmek | It’s easy to get around the city by bike. | Şehirde bisikletle dolaşmak kolay. |
| get at | ima etmek | What are you trying to get at? | Ne ima etmeye çalışıyorsun? |
| get away | kaçmak | The thief got away with the money. | Hırsız parayla kaçtı. |
| get back | geri dönmek | When did you get back from Paris? | Paris’ten ne zaman döndün? |
| get back at | intikam almak | He got back at them for the prank. | Şaka için onlardan intikam aldı. |
| get by | geçinmek | They get by on very little money. | Çok az parayla geçiniyorlar. |
| get down | moralini bozmak | Don’t let this get you down. | Bunun moralini bozmasına izin verme. |
| get in | binmek | Get in the car quickly. | Çabuk arabaya bin. |
| get off | inmek | We get off at the next stop. | Bir sonraki durakta ineceğiz. |
| get on | binmek, ilerlemek | Get on the bus now. | Şimdi otobüse bin. |
| get out | dışarı çıkmak | Get out of my room! | Odamdan çık! |
| get over | atlatmak | She got over her illness fast. | Hastalığını çabuk atlattı. |
| get rid of | kurtulmak | Get rid of those old papers. | O eski kağıtlardan kurtul. |
| get through | başarmak, üstesinden gelmek | We got through the hard times. | Zor zamanların üstesinden geldik. |
| get to | varmak | When did you get to the hotel? | Otele ne zaman vardın? |
| get together | buluşmak | Let’s get together this weekend. | Bu hafta sonu buluşalım. |
| get up | kalkmak | I get up at 7 every day. | Her gün 7’de kalkarım. |
| give away | bağışlamak, vermek | They gave away free samples. | Ücretsiz örnekler verdiler. |
| give back | geri vermek | Give me back my pen. | Kalemimi geri ver. |
| give in | pes etmek | He finally gave in to the pressure. | Sonunda baskıya boyun eğdi. |
| give off | yaymak | Flowers give off a nice smell. | Çiçekler güzel bir koku yayar. |
| give out | dağıtmak | The teacher gave out the tests. | Öğretmen sınavları dağıttı. |
| give up | vazgeçmek | Don’t give up on your dreams. | Hayallerinden vazgeçme. |
| go about | başlamak, ele almak | How do you go about this task? | Bu işe nasıl girişiyorsun? |
| go after | peşinden gitmek | Go after what makes you happy. | Seni mutlu eden şeyin peşinden git. |
| go ahead | devam et | Go ahead and start without me. | Devam et, bensiz başla. |
| go along with | katılmak | I’ll go along with your idea. | Senin fikrine katılacağım. |
| go around | dolaşmak | There’s a flu going around. | Ortalıkta bir grip dolaşıyor. |
| go away | gitmek | Please go away and leave me alone. | Lütfen git ve beni yalnız bırak. |
| go back | geri dönmek | I can’t go back to that job. | O işe geri dönemem. |
| go by | (zaman) geçmek | The summer went by so fast. | Yaz çok hızlı geçti. |
| go down | düşmek | Oil prices went down last week. | Petrol fiyatları geçen hafta düştü. |
| go for | tercih etmek | I’ll go for the blue one. | Mavi olanı tercih edeceğim. |
| go in | içeri girmek | Let’s go in before it rains. | Yağmur başlamadan içeri girelim. |
| go off | patlamak, bozulmak | The alarm went off at 6. | Alarm 6’da çaldı. |
| go on | devam etmek | Please go on with your story. | Lütfen hikayene devam et. |
| go out | dışarı çıkmak | We’re going out for dinner. | Akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz. |
| go over | gözden geçirmek | Go over your notes before the test. | Sınavdan önce notlarını gözden geçir. |
| go through | yaşamak, geçirmek | He went through a lot last year. | Geçen yıl çok şey yaşadı. |
| go up | artmak | Rents have gone up recently. | Kiralar son zamanlarda arttı. |
| go with | uymak, yakışmak | That shirt goes with your jeans. | O gömlek kotuna çok yakışıyor. |
| grow up | büyümek | He grew up in a small village. | Küçük bir köyde büyüdü. |
| guard against | önlem almak | You should guard against infection. | Enfeksiyona karşı önlem almalısın. |
| hand down | devretmek | This ring was handed down from my grandmother. | Bu yüzük büyükannemden kaldı. |
| hand in | teslim etmek | Hand in your assignments by Friday. | Ödevlerinizi cuma gününe kadar teslim edin. |
| hand out | dağıtmak | The teacher handed out worksheets. | Öğretmen çalışma kağıtlarını dağıttı. |
| hand over | devretmek | He handed over the keys to his son. | Anahtarları oğluna devretti. |
| hang around | takılmak, oyalanmak | They hung around the park all day. | Tüm gün parkta takıldılar. |
| hang on | beklemek | Hang on a second. | Bir saniye bekle. |
| hang out | takılmak | We often hang out at the café. | Sık sık kafede takılırız. |
| hang up | telefonu kapatmak | She hung up without saying goodbye. | Veda etmeden telefonu kapattı. |
| head for | -e yönelmek | They’re heading for the mountains. | Dağlara doğru gidiyorlar. |
| hear from | haber almak | Have you heard from Jane lately? | Son zamanlarda Jane’den haber aldın mı? |
| hit back | karşılık vermek | He hit back after being punched. | Yumruk yiyince karşılık verdi. |
| hit on | aklına gelmek | I just hit on a brilliant idea. | Harika bir fikir aklıma geldi. |
| hold back | tutmak, geri durmak | Don’t hold back your opinions. | Fikirlerini kendine saklama. |
| hold on | beklemek | Hold on, I’m almost ready. | Bekle, neredeyse hazırım. |
| hold out | dayanmak | How long can we hold out? | Ne kadar dayanabiliriz? |
| hold up | geciktirmek | The accident held up traffic. | Kaza trafiği geciktirdi. |
| iron out | çözmek, düzeltmek | They ironed out their differences. | Farklılıklarını çözdüler. |
| keep at | sürdürmek | Keep at it until you finish. | Bitirene kadar sürdür. |
| keep away | uzak durmak | Keep away from the dog. | Köpekten uzak dur. |
| keep back | geri tutmak | The police kept the crowd back. | Polis kalabalığı geri tuttu. |
| keep down | bastırmak | Try to keep your voice down. | Sesini alçak tutmaya çalış. |
| keep off | uzak tutmak | Please keep off the grass. | Lütfen çimlere basmayın. |
| keep on | devam etmek | Keep on trying! | Denemeye devam et! |
| keep out | dışarıda tutmak | Keep out of this room. | Bu odaya girme. |
| keep up | ayak uydurmak | I can’t keep up with you. | Sana yetişemiyorum. |
| kick off | başlamak | The match kicks off at 8. | Maç 8’de başlıyor. |
| knock down | yıkmak | They knocked down the old building. | Eski binayı yıktılar. |
| knock out | nakavt etmek | He was knocked out in the first round. | İlk rauntta nakavt oldu. |
| lay off | işten çıkarmak | The company laid off 200 workers. | Şirket 200 işçiyi işten çıkardı. |
| leave out | dahil etmemek | Don’t leave out any details. | Hiçbir detayı atlama. |
| let down | hayal kırıklığına uğratmak | Don’t let me down. | Beni hayal kırıklığına uğratma. |
| let in | içeri almak | They finally let us in. | Sonunda bizi içeri aldılar. |
| let off | affetmek, serbest bırakmak | The judge let him off with a warning. | Hakim onu uyarıyla serbest bıraktı. |
| let out | dışarı bırakmak | She let the dog out. | Köpeği dışarı çıkardı. |
| lie down | uzanmak | I need to lie down for a while. | Bir süre uzanmam gerekiyor. |
| light up | aydınlanmak, parlamak | Her face lit up when she saw him. | Onu görünce yüzü parladı. |
| live on | ile geçinmek | They live on a small pension. | Küçük bir emekli maaşıyla geçiniyorlar. |
| live up to | beklentiyi karşılamak | He couldn’t live up to their hopes. | Beklentilerini karşılayamadı. |
| look after | bakmak, ilgilenmek | Can you look after my cat this weekend? | Bu hafta sonu kedime bakabilir misin? |
| look ahead | ileriye bakmak | We need to look ahead and plan. | İleriye bakıp plan yapmalıyız. |
| look around | etrafa bakmak | We looked around the museum. | Müzeyi gezdik, etrafa baktık. |
| look at | bakmak | Look at that painting! | Şu tabloya bak! |
| look back | geçmişi hatırlamak | When I look back, I see my mistakes. | Geriye baktığımda hatalarımı görüyorum. |
| look down on | küçümsemek | Don’t look down on others. | Başkalarını küçümseme. |
| look for | aramak | I’m looking for my glasses. | Gözlüğümü arıyorum. |
| look forward to | dört gözle beklemek | I look forward to seeing you. | Seni görmeyi dört gözle bekliyorum. |
| look into | incelemek | The police will look into it. | Polis bunu inceleyecek. |
| look out | dikkat et | Look out! There’s a car coming. | Dikkat et! Bir araba geliyor. |
| look over | gözden geçirmek | Look over these papers tonight. | Bu belgeleri bu gece gözden geçir. |
| look through | hızlıca bakmak | I looked through the report. | Raporu hızlıca gözden geçirdim. |
| look up | sözlükte aramak | Look up the word in a dictionary. | Kelimeyi sözlükte ara. |
| look up to | saygı duymak | I look up to my older brother. | Ağabeyime saygı duyarım. |
| make for | yönelmek | We made for the nearest town. | En yakın kasabaya yöneldik. |
| make out | anlamak | I couldn’t make out what he said. | Ne dediğini anlayamadım. |
| make up | oluşturmak, barışmak | They made up after the fight. | Kavga sonrası barıştılar. |
| mix up | karıştırmak | I mixed up the dates. | Tarihleri karıştırdım. |
| pass away | vefat etmek | His grandmother passed away. | Büyükannesi vefat etti. |
| pass out | bayılmak | He passed out from the heat. | Sıcaktan bayıldı. |
| pay back | geri ödemek | I’ll pay you back next week. | Sana gelecek hafta geri ödeyeceğim. |
| pay off | borcunu kapatmak, sonuç vermek | All his hard work paid off. | Tüm sıkı çalışması karşılığını verdi. |
| pick out | seçmek | Pick out a book you like. | Hoşuna giden bir kitap seç. |
| pick up | almak, öğrenmek | Can you pick me up at 7? | Beni 7’de alabilir misin? |
| point out | işaret etmek | He pointed out the mistake. | Hataları işaret etti. |
| pull down | yıkmak | They pulled down the old barn. | Eski ahırı yıktılar. |
| pull off | başarmak | They pulled off a surprise win. | Sürpriz bir galibiyet aldılar. |
| pull out | çekilmek | The company pulled out of the deal. | Şirket anlaşmadan çekildi. |
| pull through | atlatmak | He pulled through the surgery well. | Ameliyatı iyi atlattı. |
| put aside | bir kenara koymak | Put aside some money for emergencies. | Acil durumlar için biraz para ayır. |
| put away | yerine koymak | Put your toys away. | Oyuncaklarını yerine koy. |
| put down | yere koymak, bastırmak | He put down the box gently. | Kutuyu dikkatlice yere koydu. |
| put forward | ileri sürmek | She put forward a new idea. | Yeni bir fikir ileri sürdü. |
| put off | ertelemek | They put off the wedding. | Düğünü ertelediler. |
| put on | giymek | Put on your jacket. | Ceketini giy. |
| put out | söndürmek | Please put out the candle. | Lütfen mumu söndür. |
| put through | telefon bağlamak | I’ll put you through to the manager. | Sizi müdüre bağlayacağım. |
| put up | misafir etmek | We can put you up for the night. | Seni bu gece misafir edebiliriz. |
| put up with | katlanmak | I can’t put up with the noise. | Gürültüye katlanamıyorum. |
| rule out | göz ardı etmek | They ruled out that possibility. | O olasılığı göz ardı ettiler. |
| run across | rastlamak | I ran across an old friend. | Eski bir arkadaşa rastladım. |
| run after | peşinden koşmak | The kids ran after the ice cream truck. | Çocuklar dondurma arabasının peşinden koştu. |
| run away | kaçmak | The dog ran away last night. | Köpek dün gece kaçtı. |
| run down | eleştirmek, bitmek | Don’t run him down like that. | Onu öyle eleştirme. |
| run into | rastlamak, çarpmak | I ran into a tree while biking. | Bisiklet sürerken bir ağaca çarptım. |
| run out | tükenmek | We ran out of coffee. | Kahvemiz bitti. |
| run over | ezmek | The car ran over a squirrel. | Araba bir sincabı ezdi. |
| set about | işe koyulmak | They set about painting the house. | Eve boya işine koyuldular. |
| set aside | ayırmak | Set aside some time for yourself. | Kendin için biraz zaman ayır. |
| set off | yola çıkmak | We set off at dawn. | Şafakta yola çıktık. |
| set out | başlamak, yola çıkmak | He set out to find the truth. | Gerçeği bulmaya koyuldu. |
| set up | kurmak | They set up a new company. | Yeni bir şirket kurdular. |
| show off | hava atmak | He likes to show off his new car. | Yeni arabasıyla hava atmayı seviyor. |
| show up | ortaya çıkmak | He didn’t show up for the meeting. | Toplantıya gelmedi. |
| shut down | kapatmak | They shut down the factory. | Fabrikayı kapattılar. |
| shut out | dışlamak | They shut him out of the decision. | Onu karardan dışladılar. |
| sign up | kayıt olmak | I signed up for the course. | Kursa kayıt oldum. |
| sort out | çözmek, ayıklamak | We need to sort out these files. | Bu dosyaları ayıklamamız lazım. |
| stand by | destek olmak | I’ll stand by you no matter what. | Ne olursa olsun yanında olacağım. |
| stand for | temsil etmek | WHO stands for World Health Organization. | WHO Dünya Sağlık Örgütünü temsil eder. |
| stand out | göze çarpmak | Her bright dress made her stand out. | Parlak elbisesi onu öne çıkardı. |
| stand up | ayağa kalkmak | Please stand up when she enters. | O içeri girdiğinde lütfen ayağa kalkın. |
| zip up | fermuarı çekmek | Zip up your coat, it’s cold. | Montunun fermuarını çek, hava soğuk. |
Eğer YKS-Dil İngilizce sınavında çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!