📚 YKS-Dil İngilizce Sınavında En Çok Çıkan 250 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken ya da İngilizce sınavlarına hazırlanırken kelime bilgisi kuşkusuz en kritik unsurlardan biridir. Ancak çoğu zaman phrasal verb’ler bu süreçte ya göz ardı edilir ya da ikinci plana atılır. Oysa İngilizce’de hem günlük dilde hem de sınavlarda phrasal verb’lerin kullanımı oldukça yaygındır. Özellikle İngilizce Yabancı Dil Testi’nde (YDT), phrasal verb’ler dikkat çeker; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru yapmak doğrudan iki net kazandırır. Ayrıca phrasal verb’ler, soru köklerinde, paragraflarda ve pek çok farklı soru tipinde karşımıza çıktığı için onları bilmek dolaylı olarak da birçok soruyu çözmemizi kolaylaştırır. Phrasal verb’leri yalnızca anlamlarına bakarak ezberlemek ise genellikle yeterli olmaz; kalıcı ve doğru öğrenebilmek için bu ifadelerin cümle içinde nasıl kullanıldığını görmek büyük önem taşır. Bu yüzden, YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en sık çıkan 300 phrasal verb’ü Türkçe anlamlarıyla birlikte tablo haline getirdik ve her biri için örnek cümleler ekleyerek öğrenmeyi çok daha kalıcı hale getirdik.
| Phrasal Verb | Türkçesi | Örnek Cümle | Cümlenin Türkçe Çevirisi |
|---|---|---|---|
| account for | açıklamak, nedenini göstermek | How do you account for this mistake? | Bu hatayı nasıl açıklarsın? |
| add up | mantıklı olmak | His story doesn’t add up. | Hikayesi mantıklı gelmiyor. |
| add up to | toplamda … yapmak | It all adds up to a huge amount. | Hepsi toplamda büyük bir miktar ediyor. |
| agree on | üzerinde anlaşmak | They agreed on a plan. | Bir plan üzerinde anlaştılar. |
| aim at | hedeflemek | The ad aims at young people. | Reklam gençleri hedefliyor. |
| allow for | hesaba katmak | We must allow for traffic delays. | Trafik gecikmelerini hesaba katmalıyız. |
| answer for | sorumlu olmak | You will answer for your actions. | Yaptıklarından sorumlu olacaksın. |
| appeal to | hitap etmek / cazip gelmek | This design appeals to me. | Bu tasarım bana cazip geliyor. |
| apply for | başvurmak | She applied for a new job. | Yeni bir işe başvurdu. |
| ask after | birinin durumunu sormak | He asked after you yesterday. | Dün senin nasıl olduğunu sordu. |
| ask for | istemek | He asked for a glass of water. | Bir bardak su istedi. |
| back away | geri çekilmek | The dog backed away slowly. | Köpek yavaşça geri çekildi. |
| back down | geri adım atmak | He never backs down from a fight. | O asla kavgadan geri adım atmaz. |
| back off | geri durmak | Back off! You’re too close. | Geri dur! Çok yaklaştın. |
| back up | desteklemek / yedeklemek | Can you back me up in the meeting? | Toplantıda beni destekler misin? |
| be after | peşinde olmak | The police are after him. | Polis onun peşinde. |
| be against | karşı olmak | I am against this decision. | Bu karara karşıyım. |
| be along | varmak, gelmek (kısa süre sonra) | He’ll be along soon. | O yakında gelir. |
| be away | uzakta olmak | She’s away on business. | O iş için şehir dışında. |
| be back | geri dönmek | I’ll be back in an hour. | Bir saat içinde döneceğim. |
| be down | keyifsiz olmak / düşmek | He’s down with the flu. | Grip olduğu için morali düşük. |
| be for | taraftar olmak, desteklemek | I’m for stricter laws on this. | Bu konuda daha sıkı yasaları destekliyorum. |
| be in | evde / işte olmak | Is your father in? | Baban evde mi? |
| be off | ayrılmak / bozuk olmak | I’m off to London tomorrow. | Yarın Londra’ya gidiyorum. |
| be on | açık / etkin olmak | The lights are on. | Işıklar açık. |
| be out | dışarıda olmak / modası geçmiş | She’s out right now. | O şu an dışarıda. |
| be over | bitmek | The movie is over. | Film bitti. |
| be through with | bir şeyi bitirmek / bırakmak | I’m through with this job. | Bu işi bıraktım. |
| be up | ayakta olmak / artmak | Prices are up this year. | Bu yıl fiyatlar arttı. |
| be up to | yapmak (genelde şüpheli bir şey) | What are you up to? | Ne karıştırıyorsun? |
| bear with | sabretmek | Please bear with me a moment. | Lütfen bana bir an sabredin. |
| blow out | üfleyip söndürmek | She blew out the candles. | Mumları üfleyip söndürdü. |
| blow over | dinmek, geçmek | The storm will blow over. | Fırtına dinecek. |
| blow up | patlamak, şişirmek | The balloon blew up suddenly. | Balon aniden patladı. |
| break away | ayrılmak, kaçmak | He broke away from the crowd. | Kalabalıktan ayrıldı. |
| break down | bozulmak / çökmek | Our car broke down. | Arabamız bozuldu. |
| break in | zorla girmek | Thieves broke in last night. | Dün gece hırsızlar içeri girdi. |
| break into | zorla girmek | Someone broke into our house. | Biri evimize zorla girdi. |
| break off | aniden durdurmak | He broke off in the middle of a sentence. | Cümlenin ortasında aniden durdu. |
| break out | patlak vermek | War broke out in 1914. | Savaş 1914’te patlak verdi. |
| break up | ayrılmak / parçalanmak | They broke up after two years. | İki yıl sonra ayrıldılar. |
| bring about | sebep olmak, meydana getirmek | The new law brought about changes. | Yeni yasa değişikliklere yol açtı. |
| bring back | geri getirmek | Can you bring back my book? | Kitabımı geri getirebilir misin? |
| bring down | düşürmek / devirmek | The scandal brought down the government. | Skandal hükümeti düşürdü. |
| bring forward | öne almak | They brought the meeting forward. | Toplantıyı öne aldılar. |
| bring out | ortaya çıkarmak | The wine brings out the flavor of the meat. | Şarap etin tadını ortaya çıkarıyor. |
| bring up | büyütmek / gündeme getirmek | She brought up an interesting point. | İlginç bir konuyu gündeme getirdi. |
| call back | geri aramak | I’ll call you back later. | Seni sonra geri arayacağım. |
| call for | gerektirmek / çağırmak | This calls for immediate action. | Bu derhal harekete geçmeyi gerektirir. |
| call off | iptal etmek | They called off the game. | Maçı iptal ettiler. |
| call on | ziyaret etmek / söz vermek | I’ll call on you tomorrow. | Yarın seni ziyaret ederim. |
| calm down | sakinleşmek | Please calm down. | Lütfen sakin ol. |
| carry on | devam etmek | She carried on talking. | Konuşmaya devam etti. |
| carry out | yürütmek, yapmak | They carried out the plan. | Planı uyguladılar. |
| catch on | popüler olmak, anlamak | The new dance is catching on. | Yeni dans popüler oluyor. |
| catch up | yetişmek | I’ll catch up with you later. | Sana sonra yetişirim. |
| check in | giriş yapmak (otel, havaalanı) | We checked in at 2 pm. | Saat 2’de giriş yaptık. |
| check out | çıkış yapmak / kontrol etmek | Check out this new app. | Bu yeni uygulamaya bak. |
| cheer up | neşelenmek | Cheer up! Everything will be fine. | Neşelen! Her şey yoluna girecek. |
| chip in | katkıda bulunmak | Everyone chipped in for a gift. | Herkes hediye için katkıda bulundu. |
| clean up | temizlemek | Let’s clean up this mess. | Bu dağınıklığı temizleyelim. |
| clear up | netleşmek / düzelmek | The weather cleared up. | Hava açıldı. |
| come across | rastlamak | I came across an old friend. | Eski bir arkadaşıma rastladım. |
| come along | eşlik etmek / gelişmek | Come along with us. | Bizimle gel. |
| come back | geri gelmek | She’ll come back soon. | O yakında geri gelecek. |
| come by | elde etmek / uğramak | How did you come by that car? | O arabayı nasıl elde ettin? |
| come down | düşmek / azalmak | Prices have come down recently. | Fiyatlar son zamanlarda düştü. |
| come out | ortaya çıkmak | The truth came out. | Gerçek ortaya çıktı. |
| come over | uğramak, ziyaret etmek | Why don’t you come over tonight? | Bu gece bize gelsene. |
| come up | ortaya çıkmak | A problem came up. | Bir sorun ortaya çıktı. |
| come up with | (fikir) bulmak | He came up with a solution. | Bir çözüm buldu. |
| count on | güvenmek | You can count on me. | Bana güvenebilirsin. |
| cut back on | azaltmak | We need to cut back on expenses. | Masrafları azaltmalıyız. |
| cut down | kesmek, azaltmak | He cut down the tree. | Ağacı kesti. |
| cut down on | (bir şeyi) azaltmak | She’s trying to cut down on sugar. | Şekeri azaltmaya çalışıyor. |
| cut off | kesmek, bağlantıyı koparmak | They cut off our phone. | Telefonumuzu kestiler. |
| cut out | kesip çıkarmak / bırakmak | Cut out the sugar. | Şekeri bırak. |
| deal with | ilgilenmek, baş etmek | I’ll deal with this problem. | Bu problemle ben ilgileneceğim. |
| die out | yok olmak, soyu tükenmek | Dinosaurs died out millions of years ago. | Dinozorlar milyonlarca yıl önce yok oldu. |
| do away with | ortadan kaldırmak | They did away with old rules. | Eski kuralları ortadan kaldırdılar. |
| do up | yenilemek, iliklemek | Let’s do up the house. | Hadi evi yenileyelim. |
| do without | -sız idare etmek | I can’t do without coffee. | Kahvesiz yapamam. |
| dress up | şık giyinmek | They dressed up for the party. | Parti için şık giyindiler. |
| drop by | uğramak | Why don’t you drop by later? | Daha sonra uğrasana. |
| drop off | arabayla bırakmak / azalmak | I’ll drop you off at school. | Seni okula bırakırım. |
| drop out | okulu bırakmak | He dropped out of college. | Üniversiteyi bıraktı. |
| eat out | dışarıda yemek yemek | We often eat out on weekends. | Hafta sonları sık sık dışarıda yeriz. |
| end up | sonuçlanmak, kendini … durumda bulmak | He ended up in jail. | Kendini hapiste buldu. |
| fall apart | parçalanmak, dağılmak | Their marriage fell apart. | Evlilikleri dağıldı. |
| fall back on | başvurmak, sığınmak | He had no money to fall back on. | Başvuracak parası yoktu. |
| fall behind | geride kalmak | She fell behind in her work. | İşinde geri kaldı. |
| fall down | düşmek | He fell down the stairs. | Merdivenlerden düştü. |
| fall for | aşık olmak / kanmak | He fell for her immediately. | Ona hemen aşık oldu. |
| fall off | düşmek, azalmak | Sales fell off last month. | Satışlar geçen ay düştü. |
| fall out | küsmek, bozuşmak | They fell out over money. | Paradan dolayı küstüler. |
| fall through | suya düşmek (plan) | Our plans fell through. | Planlarımız suya düştü. |
| figure out | çözmek, anlamak | Can you figure this out? | Bunu çözebilir misin? |
| fill in | doldurmak / yerine bakmak | Please fill in this form. | Lütfen bu formu doldurun. |
| fill out | (form) doldurmak | I filled out the application. | Başvuru formunu doldurdum. |
| fill up | tamamen doldurmak | He filled up the tank. | Depoyu tamamen doldurdu. |
| find out | öğrenmek, keşfetmek | I found out the truth. | Gerçeği öğrendim. |
| focus on | odaklanmak | Focus on your goals. | Hedeflerine odaklan. |
| get across | anlatmak, aktarmak | He couldn’t get his point across. | Ne demek istediğini anlatamadı. |
| get ahead | ilerlemek, başarılı olmak | She wants to get ahead in her career. | Kariyerinde ilerlemek istiyor. |
| get along | iyi geçinmek | They get along well. | İyi anlaşıyorlar. |
| get around | dolaşmak, yayılmak | News gets around quickly. | Haberler çabuk yayılır. |
| get away | kaçmak | The thief got away. | Hırsız kaçtı. |
| get back | geri dönmek | When did you get back? | Ne zaman geri döndün? |
| get back at | intikam almak | He got back at his rival. | Rakibinden intikam aldı. |
| get back to | geri dönmek (bir işe, kişiye) | I’ll get back to you soon. | Sana yakında geri döneceğim. |
| get by | geçinmek | We can get by on little money. | Az parayla idare edebiliriz. |
| get down | moralini bozmak / eğilmek | This weather gets me down. | Bu hava moralimi bozuyor. |
| get in | binmek (araç) / içeri girmek | Get in the car. | Arabaya bin. |
| get off | araçtan inmek | Get off the bus here. | Otobüsten burada in. |
| get on | binmek (otobüs, tren vb.) | Get on the train now. | Şimdi trene bin. |
| get on with | devam etmek / iyi geçinmek | Get on with your work. | İşine devam et. |
| get out | dışarı çıkmak | Get out of the house! | Evden çık! |
| get over | atlatmak, iyileşmek | She got over the flu. | Gribi atlattı. |
| get through | başarmak, üstesinden gelmek | We’ll get through this together. | Bunun üstesinden birlikte geleceğiz. |
| get together | bir araya gelmek | Let’s get together soon. | Yakında buluşalım. |
| get up | kalkmak | I get up at 7. | Saat 7’de kalkarım. |
| give away | bağışlamak, ele vermek | They gave away free samples. | Ücretsiz örnekler dağıttılar. |
| give back | geri vermek | Give back my pen. | Kalemimi geri ver. |
| give in | teslim olmak | Don’t give in to pressure. | Baskıya boyun eğme. |
| give up | vazgeçmek | Never give up your dreams. | Hayallerinden asla vazgeçme. |
| go after | peşinden gitmek | He went after his goals. | Hedeflerinin peşinden gitti. |
| go ahead | devam et | Go ahead, I’m listening. | Devam et, dinliyorum. |
| go along with | katılmak, desteklemek | I’ll go along with your idea. | Fikrine katılıyorum. |
| go away | gitmek, uzaklaşmak | Go away and leave me alone. | Git ve beni yalnız bırak. |
| go back | geri dönmek | I’ll never go back there. | Oraya asla geri dönmem. |
| go by | geçmek (zaman) | Years go by so quickly. | Yıllar çok hızlı geçiyor. |
| go down | azalmak, düşmek | Oil prices went down. | Petrol fiyatları düştü. |
| go for | denemek, tercih etmek | I think I’ll go for the chicken. | Sanırım tavuk alacağım. |
| go in | içeri girmek | Let’s go in and sit down. | İçeri girip oturalım. |
| go off | patlamak / alarm çalmak | The alarm went off at 6. | Alarm 6’da çaldı. |
| go on | devam etmek | Go on with your story. | Hikayene devam et. |
| go out | dışarı çıkmak | We went out for dinner. | Akşam yemeği için dışarı çıktık. |
| go over | gözden geçirmek | Let’s go over your notes. | Notlarını gözden geçirelim. |
| go through | yaşamak, geçirmek | They went through hard times. | Zor zamanlar geçirdiler. |
| go up | artmak | Prices have gone up again. | Fiyatlar yine arttı. |
| go with | eşleşmek, yakışmak | This tie goes with your suit. | Bu kravat takımına yakışıyor. |
| grow up | büyümek | He grew up in London. | Londra’da büyüdü. |
| hand in | teslim etmek | Hand in your homework. | Ödevini teslim et. |
| hand out | dağıtmak | They handed out flyers. | El ilanları dağıttılar. |
| hang on | beklemek, sıkı tutunmak | Hang on a second. | Bir saniye bekle. |
| hang out | takılmak, vakit geçirmek | They hang out at the mall. | Alışveriş merkezinde takılıyorlar. |
| hang up | telefonu kapatmak | He hung up on me. | Telefonu yüzüme kapattı. |
| head for | -e doğru gitmek | They’re heading for the airport. | Havaalanına doğru gidiyorlar. |
| hear from | birinden haber almak | I haven’t heard from him lately. | Ondan son zamanlarda haber almadım. |
| hold back | geri tutmak | Don’t hold back your feelings. | Duygularını geri tutma. |
| hold on | beklemek, sıkı tutmak | Hold on a minute. | Bir dakika bekle. |
| hold up | geciktirmek, soymak | The traffic held us up. | Trafik bizi geciktirdi. |
| hurry up | acele etmek | Hurry up or we’ll be late. | Acele et yoksa geç kalacağız. |
| keep away | uzak durmak | Keep away from the edge. | Kenardan uzak dur. |
| keep on | devam etmek | Keep on studying. | Çalışmaya devam et. |
| keep up | ayak uydurmak | Try to keep up with me. | Bana ayak uydurmaya çalış. |
| kick off | başlamak | The game kicks off at 3. | Maç 3’te başlıyor. |
| knock down | yıkmak | They knocked down the old building. | Eski binayı yıktılar. |
| knock out | nakavt etmek | He was knocked out in the first round. | İlk rauntta nakavt oldu. |
| leave out | hariç tutmak, atlamak | They left me out of the plan. | Beni plandan hariç tuttular. |
| let down | hayal kırıklığına uğratmak | Don’t let me down. | Beni hayal kırıklığına uğratma. |
| let in | içeri almak | Let me in, it’s cold. | Beni içeri al, hava soğuk. |
| lie down | uzanmak | I’m going to lie down for a while. | Bir süre uzanacağım. |
| light up | aydınlanmak, aydınlatmak | The room lit up when she entered. | O girince oda aydınlandı. |
| live on | geçinmek | They live on very little money. | Çok az parayla geçiniyorlar. |
| live up to | beklentileri karşılamak | The hotel didn’t live up to our hopes. | Otel beklentilerimizi karşılamadı. |
| look after | bakmak, ilgilenmek | I’ll look after your cat. | Kedine bakarım. |
| look around | etrafa bakmak | Let’s look around the city. | Şehri gezip bakalım. |
| look back | geçmişe bakmak | Don’t look back; keep moving. | Geçmişe bakma; ilerle. |
| look down on | küçümsemek | He looks down on poor people. | Fakirleri küçümsüyor. |
| look for | aramak | I’m looking for my phone. | Telefonumu arıyorum. |
| look forward to | dört gözle beklemek | I look forward to meeting you. | Seninle tanışmayı dört gözle bekliyorum. |
| look into | araştırmak | We’ll look into the problem. | Sorunu araştıracağız. |
| look out | dikkat etmek | Look out for cars. | Arabalara dikkat et. |
| look over | göz gezdirmek | Can you look over my essay? | Makaleme göz gezdirebilir misin? |
| look up | sözlükte bakmak / iyileşmek | Look up the word in the dictionary. | Kelimeye sözlükte bak. |
| look up to | hayranlık duymak | He looks up to his brother. | Ağabeyine hayranlık duyuyor. |
| make after | peşinden gitmek | The dog made after the cat. | Köpek kedinin peşinden gitti. |
| make for | -e doğru yönelmek | They made for the exit. | Çıkışa doğru yöneldiler. |
| make out | anlam çıkarmak / sevişmek | I couldn’t make out what he said. | Ne dediğini anlayamadım. |
| make up | oluşturmak, uydurmak, barışmak | She made up a story. | Bir hikaye uydurdu. |
| make up for | telafi etmek | He made up for being late by buying flowers. | Geç kaldığını çiçek alarak telafi etti. |
| move in | taşınmak | We’re moving in next week. | Gelecek hafta taşınıyoruz. |
| move out | taşınmak (evden çıkmak) | They moved out last month. | Geçen ay taşındılar. |
| narrow down | daraltmak, azaltmak | We narrowed the list down to three. | Listeyi üçe düşürdük. |
| pass away | vefat etmek | Her uncle passed away. | Amcası vefat etti. |
| pass out | bayılmak | He passed out from the heat. | Sıcaktan bayıldı. |
| pay back | geri ödemek | I’ll pay you back tomorrow. | Sana yarın geri öderim. |
| pick out | seçmek | Pick out a nice dress. | Güzel bir elbise seç. |
| pick up | almak, toplamak | I’ll pick you up at 8. | Seni 8’de alırım. |
| point out | işaret etmek, belirtmek | He pointed out the mistake. | Hataları işaret etti. |
| pull down | yıkmak | They pulled down the old wall. | Eski duvarı yıktılar. |
| pull over | kenara çekmek | Pull over to the side of the road. | Aracı yolun kenarına çek. |
| put aside | bir kenara koymak, biriktirmek | Put some money aside for vacation. | Tatil için biraz para biriktir. |
| put away | yerine koymak | Put the books away. | Kitapları yerine koy. |
| put off | ertelemek | They put off the meeting. | Toplantıyı ertelediler. |
| put on | giymek / kilo almak | She put on her jacket. | Ceketini giydi. |
| put out | söndürmek | Firefighters put out the fire. | İtfaiyeciler yangını söndürdü. |
| put up with | katlanmak | I can’t put up with this noise. | Bu gürültüye katlanamıyorum. |
| run after | peşinden koşmak | The dog ran after the ball. | Köpek topun peşinden koştu. |
| run away | kaçmak | He ran away from home. | Evden kaçtı. |
| run into | rastlamak / çarpmak | I ran into an old friend. | Eski bir arkadaşıma rastladım. |
| run out | bitmek | We ran out of sugar. | Şekerimiz bitti. |
| run over | ezmek | The car ran over a cat. | Araba bir kediyi ezdi. |
| run through | gözden geçirmek / tüketmek | Let’s run through the list again. | Listeyi tekrar gözden geçirelim. |
| see off | uğurlamak | They went to see her off at the station. | İstasyonda onu uğurlamaya gittiler. |
| see to | ilgilenmek, halletmek | I’ll see to it right away. | Onunla hemen ilgileneceğim. |
| set aside | bir kenara koymak, ayırmak | Set aside some time for yourself. | Kendin için biraz zaman ayır. |
| set off | yola çıkmak / başlatmak | We set off early in the morning. | Sabah erkenden yola çıktık. |
| set up | kurmak, düzenlemek | They set up a new company. | Yeni bir şirket kurdular. |
| show off | gösteriş yapmak | He’s just showing off. | O sadece gösteriş yapıyor. |
| show up | ortaya çıkmak, gelmek | She didn’t show up for the meeting. | Toplantıya gelmedi. |
| shut down | kapatmak (işletme, makine) | They shut down the factory. | Fabrikayı kapattılar. |
| shut up | susmak | Shut up and listen! | Sus ve dinle! |
| sign up | kayıt olmak | I signed up for a yoga class. | Bir yoga kursuna kayıt oldum. |
| sit down | oturmak | Please sit down. | Lütfen otur. |
| stand by | destek olmak / hazır beklemek | I’ll stand by you. | Senin yanında olacağım. |
| stand for | temsil etmek / tahammül etmek | UN stands for United Nations. | UN, Birleşmiş Milletleri temsil eder. |
| stand out | dikkat çekmek | Her red dress made her stand out. | Kırmızı elbisesi onu öne çıkardı. |
| stand up | ayağa kalkmak | Please stand up. | Lütfen ayağa kalkın. |
| stick to | sadık kalmak | Stick to your plan. | Planına sadık kal. |
| take after | birine benzemek | She takes after her mother. | Annesine benziyor. |
| take apart | parçalara ayırmak | He took the engine apart. | Motoru parçalara ayırdı. |
| take away | götürmek | Take these plates away. | Bu tabakları götür. |
| take back | geri almak | I take back what I said. | Söylediklerimi geri alıyorum. |
| take down | not almak / indirmek | Take down his phone number. | Telefon numarasını not al. |
| take in | anlamak / içeri almak | I couldn’t take in what he meant. | Ne demek istediğini anlayamadım. |
| take off | havalanmak / çıkarmak | The plane took off at 9. | Uçak 9’da havalandı. |
| take on | üstlenmek / işe almak | They took on more staff. | Daha fazla personel aldılar. |
| take out | dışarı çıkarmak / çekmek (para) | He took out some cash. | Biraz nakit çekti. |
| take over | devralmak | She took over the company. | Şirketi devraldı. |
| take up | hobi edinmek / yer kaplamak | I’ve taken up swimming. | Yüzmeye başladım. |
| talk over | tartışmak, görüşmek | Let’s talk it over tonight. | Bunu bu gece konuşalım. |
| think over | iyice düşünmek | Think it over before you decide. | Karar vermeden önce iyice düşün. |
| throw away | atmak | Don’t throw away these papers. | Bu kağıtları atma. |
| try on | denemek (kıyafet) | Try on this jacket. | Bu ceketi dene. |
| turn around | dönmek | Turn around and look. | Dön ve bak. |
| turn back | geri dönmek | We had to turn back because of the storm. | Fırtınadan dolayı geri dönmek zorunda kaldık. |
| turn down | reddetmek / kısmak | He turned down the offer. | Teklifi reddetti. |
| turn in | teslim etmek / yatmak | I turned in my homework. | Ödevimi teslim ettim. |
| turn off | kapatmak (elektronik) | Turn off the TV. | Televizyonu kapat. |
| turn on | açmak | Turn on the lights. | Işıkları aç. |
| turn out | sonuçlanmak | It turned out to be true. | Doğru olduğu ortaya çıktı. |
| turn up | ortaya çıkmak / sesi açmak | He didn’t turn up. | O ortaya çıkmadı / gelmedi. |
| wake up | uyanmak | I wake up at 6. | Saat 6’da uyanırım. |
| watch out | dikkat etmek | Watch out for cars. | Arabalara dikkat et. |
| wear out | yıpratmak, eskimek | These shoes wore out quickly. | Bu ayakkabılar çabuk eskidi. |
| work out | çözmek / spor yapmak | They worked out the problem. | Problemi çözdüler. |
| write down | not almak | Write down your ideas. | Fikirlerini not al. |
| zero in on | odaklanmak, hedef almak | He zeroed in on the main problem. | Ana soruna odaklandı. |
Eğer YKS-Dil İngilizce sınavında çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma