📚 YKS-Dil İngilizce Sınavında En Çok Çıkan 250 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları

İngilizce öğrenirken ya da İngilizce sınavlarına hazırlanırken kelime bilgisi kuşkusuz en kritik unsurlardan biridir. Ancak çoğu zaman phrasal verb’ler bu süreçte ya göz ardı edilir ya da ikinci plana atılır. Oysa İngilizce’de hem günlük dilde hem de sınavlarda phrasal verb’lerin kullanımı oldukça yaygındır. Özellikle İngilizce Yabancı Dil Testi’nde (YDT), phrasal verb’ler dikkat çeker; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru yapmak doğrudan iki net kazandırır. Ayrıca phrasal verb’ler, soru köklerinde, paragraflarda ve pek çok farklı soru tipinde karşımıza çıktığı için onları bilmek dolaylı olarak da birçok soruyu çözmemizi kolaylaştırır. Phrasal verb’leri yalnızca anlamlarına bakarak ezberlemek ise genellikle yeterli olmaz; kalıcı ve doğru öğrenebilmek için bu ifadelerin cümle içinde nasıl kullanıldığını görmek büyük önem taşır. Bu yüzden, YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en sık çıkan 300 phrasal verb’ü Türkçe anlamlarıyla birlikte tablo haline getirdik ve her biri için örnek cümleler ekleyerek öğrenmeyi çok daha kalıcı hale getirdik.

Phrasal VerbTürkçesiÖrnek CümleCümlenin Türkçe Çevirisi
account foraçıklamak, nedenini göstermekHow do you account for this mistake?Bu hatayı nasıl açıklarsın?
add upmantıklı olmakHis story doesn’t add up.Hikayesi mantıklı gelmiyor.
add up totoplamda … yapmakIt all adds up to a huge amount.Hepsi toplamda büyük bir miktar ediyor.
agree onüzerinde anlaşmakThey agreed on a plan.Bir plan üzerinde anlaştılar.
aim athedeflemekThe ad aims at young people.Reklam gençleri hedefliyor.
allow forhesaba katmakWe must allow for traffic delays.Trafik gecikmelerini hesaba katmalıyız.
answer forsorumlu olmakYou will answer for your actions.Yaptıklarından sorumlu olacaksın.
appeal tohitap etmek / cazip gelmekThis design appeals to me.Bu tasarım bana cazip geliyor.
apply forbaşvurmakShe applied for a new job.Yeni bir işe başvurdu.
ask afterbirinin durumunu sormakHe asked after you yesterday.Dün senin nasıl olduğunu sordu.
ask foristemekHe asked for a glass of water.Bir bardak su istedi.
back awaygeri çekilmekThe dog backed away slowly.Köpek yavaşça geri çekildi.
back downgeri adım atmakHe never backs down from a fight.O asla kavgadan geri adım atmaz.
back offgeri durmakBack off! You’re too close.Geri dur! Çok yaklaştın.
back updesteklemek / yedeklemekCan you back me up in the meeting?Toplantıda beni destekler misin?
be afterpeşinde olmakThe police are after him.Polis onun peşinde.
be againstkarşı olmakI am against this decision.Bu karara karşıyım.
be alongvarmak, gelmek (kısa süre sonra)He’ll be along soon.O yakında gelir.
be awayuzakta olmakShe’s away on business.O iş için şehir dışında.
be backgeri dönmekI’ll be back in an hour.Bir saat içinde döneceğim.
be downkeyifsiz olmak / düşmekHe’s down with the flu.Grip olduğu için morali düşük.
be fortaraftar olmak, desteklemekI’m for stricter laws on this.Bu konuda daha sıkı yasaları destekliyorum.
be inevde / işte olmakIs your father in?Baban evde mi?
be offayrılmak / bozuk olmakI’m off to London tomorrow.Yarın Londra’ya gidiyorum.
be onaçık / etkin olmakThe lights are on.Işıklar açık.
be outdışarıda olmak / modası geçmişShe’s out right now.O şu an dışarıda.
be overbitmekThe movie is over.Film bitti.
be through withbir şeyi bitirmek / bırakmakI’m through with this job.Bu işi bıraktım.
be upayakta olmak / artmakPrices are up this year.Bu yıl fiyatlar arttı.
be up toyapmak (genelde şüpheli bir şey)What are you up to?Ne karıştırıyorsun?
bear withsabretmekPlease bear with me a moment.Lütfen bana bir an sabredin.
blow outüfleyip söndürmekShe blew out the candles.Mumları üfleyip söndürdü.
blow overdinmek, geçmekThe storm will blow over.Fırtına dinecek.
blow uppatlamak, şişirmekThe balloon blew up suddenly.Balon aniden patladı.
break awayayrılmak, kaçmakHe broke away from the crowd.Kalabalıktan ayrıldı.
break downbozulmak / çökmekOur car broke down.Arabamız bozuldu.
break inzorla girmekThieves broke in last night.Dün gece hırsızlar içeri girdi.
break intozorla girmekSomeone broke into our house.Biri evimize zorla girdi.
break offaniden durdurmakHe broke off in the middle of a sentence.Cümlenin ortasında aniden durdu.
break outpatlak vermekWar broke out in 1914.Savaş 1914’te patlak verdi.
break upayrılmak / parçalanmakThey broke up after two years.İki yıl sonra ayrıldılar.
bring aboutsebep olmak, meydana getirmekThe new law brought about changes.Yeni yasa değişikliklere yol açtı.
bring backgeri getirmekCan you bring back my book?Kitabımı geri getirebilir misin?
bring downdüşürmek / devirmekThe scandal brought down the government.Skandal hükümeti düşürdü.
bring forwardöne almakThey brought the meeting forward.Toplantıyı öne aldılar.
bring outortaya çıkarmakThe wine brings out the flavor of the meat.Şarap etin tadını ortaya çıkarıyor.
bring upbüyütmek / gündeme getirmekShe brought up an interesting point.İlginç bir konuyu gündeme getirdi.
call backgeri aramakI’ll call you back later.Seni sonra geri arayacağım.
call forgerektirmek / çağırmakThis calls for immediate action.Bu derhal harekete geçmeyi gerektirir.
call offiptal etmekThey called off the game.Maçı iptal ettiler.
call onziyaret etmek / söz vermekI’ll call on you tomorrow.Yarın seni ziyaret ederim.
calm downsakinleşmekPlease calm down.Lütfen sakin ol.
carry ondevam etmekShe carried on talking.Konuşmaya devam etti.
carry outyürütmek, yapmakThey carried out the plan.Planı uyguladılar.
catch onpopüler olmak, anlamakThe new dance is catching on.Yeni dans popüler oluyor.
catch upyetişmekI’ll catch up with you later.Sana sonra yetişirim.
check ingiriş yapmak (otel, havaalanı)We checked in at 2 pm.Saat 2’de giriş yaptık.
check outçıkış yapmak / kontrol etmekCheck out this new app.Bu yeni uygulamaya bak.
cheer upneşelenmekCheer up! Everything will be fine.Neşelen! Her şey yoluna girecek.
chip inkatkıda bulunmakEveryone chipped in for a gift.Herkes hediye için katkıda bulundu.
clean uptemizlemekLet’s clean up this mess.Bu dağınıklığı temizleyelim.
clear upnetleşmek / düzelmekThe weather cleared up.Hava açıldı.
come acrossrastlamakI came across an old friend.Eski bir arkadaşıma rastladım.
come alongeşlik etmek / gelişmekCome along with us.Bizimle gel.
come backgeri gelmekShe’ll come back soon.O yakında geri gelecek.
come byelde etmek / uğramakHow did you come by that car?O arabayı nasıl elde ettin?
come downdüşmek / azalmakPrices have come down recently.Fiyatlar son zamanlarda düştü.
come outortaya çıkmakThe truth came out.Gerçek ortaya çıktı.
come overuğramak, ziyaret etmekWhy don’t you come over tonight?Bu gece bize gelsene.
come uportaya çıkmakA problem came up.Bir sorun ortaya çıktı.
come up with(fikir) bulmakHe came up with a solution.Bir çözüm buldu.
count ongüvenmekYou can count on me.Bana güvenebilirsin.
cut back onazaltmakWe need to cut back on expenses.Masrafları azaltmalıyız.
cut downkesmek, azaltmakHe cut down the tree.Ağacı kesti.
cut down on(bir şeyi) azaltmakShe’s trying to cut down on sugar.Şekeri azaltmaya çalışıyor.
cut offkesmek, bağlantıyı koparmakThey cut off our phone.Telefonumuzu kestiler.
cut outkesip çıkarmak / bırakmakCut out the sugar.Şekeri bırak.
deal withilgilenmek, baş etmekI’ll deal with this problem.Bu problemle ben ilgileneceğim.
die outyok olmak, soyu tükenmekDinosaurs died out millions of years ago.Dinozorlar milyonlarca yıl önce yok oldu.
do away withortadan kaldırmakThey did away with old rules.Eski kuralları ortadan kaldırdılar.
do upyenilemek, iliklemekLet’s do up the house.Hadi evi yenileyelim.
do without-sız idare etmekI can’t do without coffee.Kahvesiz yapamam.
dress upşık giyinmekThey dressed up for the party.Parti için şık giyindiler.
drop byuğramakWhy don’t you drop by later?Daha sonra uğrasana.
drop offarabayla bırakmak / azalmakI’ll drop you off at school.Seni okula bırakırım.
drop outokulu bırakmakHe dropped out of college.Üniversiteyi bıraktı.
eat outdışarıda yemek yemekWe often eat out on weekends.Hafta sonları sık sık dışarıda yeriz.
end upsonuçlanmak, kendini … durumda bulmakHe ended up in jail.Kendini hapiste buldu.
fall apartparçalanmak, dağılmakTheir marriage fell apart.Evlilikleri dağıldı.
fall back onbaşvurmak, sığınmakHe had no money to fall back on.Başvuracak parası yoktu.
fall behindgeride kalmakShe fell behind in her work.İşinde geri kaldı.
fall downdüşmekHe fell down the stairs.Merdivenlerden düştü.
fall foraşık olmak / kanmakHe fell for her immediately.Ona hemen aşık oldu.
fall offdüşmek, azalmakSales fell off last month.Satışlar geçen ay düştü.
fall outküsmek, bozuşmakThey fell out over money.Paradan dolayı küstüler.
fall throughsuya düşmek (plan)Our plans fell through.Planlarımız suya düştü.
figure outçözmek, anlamakCan you figure this out?Bunu çözebilir misin?
fill indoldurmak / yerine bakmakPlease fill in this form.Lütfen bu formu doldurun.
fill out(form) doldurmakI filled out the application.Başvuru formunu doldurdum.
fill uptamamen doldurmakHe filled up the tank.Depoyu tamamen doldurdu.
find outöğrenmek, keşfetmekI found out the truth.Gerçeği öğrendim.
focus onodaklanmakFocus on your goals.Hedeflerine odaklan.
get acrossanlatmak, aktarmakHe couldn’t get his point across.Ne demek istediğini anlatamadı.
get aheadilerlemek, başarılı olmakShe wants to get ahead in her career.Kariyerinde ilerlemek istiyor.
get alongiyi geçinmekThey get along well.İyi anlaşıyorlar.
get arounddolaşmak, yayılmakNews gets around quickly.Haberler çabuk yayılır.
get awaykaçmakThe thief got away.Hırsız kaçtı.
get backgeri dönmekWhen did you get back?Ne zaman geri döndün?
get back atintikam almakHe got back at his rival.Rakibinden intikam aldı.
get back togeri dönmek (bir işe, kişiye)I’ll get back to you soon.Sana yakında geri döneceğim.
get bygeçinmekWe can get by on little money.Az parayla idare edebiliriz.
get downmoralini bozmak / eğilmekThis weather gets me down.Bu hava moralimi bozuyor.
get inbinmek (araç) / içeri girmekGet in the car.Arabaya bin.
get offaraçtan inmekGet off the bus here.Otobüsten burada in.
get onbinmek (otobüs, tren vb.)Get on the train now.Şimdi trene bin.
get on withdevam etmek / iyi geçinmekGet on with your work.İşine devam et.
get outdışarı çıkmakGet out of the house!Evden çık!
get overatlatmak, iyileşmekShe got over the flu.Gribi atlattı.
get throughbaşarmak, üstesinden gelmekWe’ll get through this together.Bunun üstesinden birlikte geleceğiz.
get togetherbir araya gelmekLet’s get together soon.Yakında buluşalım.
get upkalkmakI get up at 7.Saat 7’de kalkarım.
give awaybağışlamak, ele vermekThey gave away free samples.Ücretsiz örnekler dağıttılar.
give backgeri vermekGive back my pen.Kalemimi geri ver.
give inteslim olmakDon’t give in to pressure.Baskıya boyun eğme.
give upvazgeçmekNever give up your dreams.Hayallerinden asla vazgeçme.
go afterpeşinden gitmekHe went after his goals.Hedeflerinin peşinden gitti.
go aheaddevam etGo ahead, I’m listening.Devam et, dinliyorum.
go along withkatılmak, desteklemekI’ll go along with your idea.Fikrine katılıyorum.
go awaygitmek, uzaklaşmakGo away and leave me alone.Git ve beni yalnız bırak.
go backgeri dönmekI’ll never go back there.Oraya asla geri dönmem.
go bygeçmek (zaman)Years go by so quickly.Yıllar çok hızlı geçiyor.
go downazalmak, düşmekOil prices went down.Petrol fiyatları düştü.
go fordenemek, tercih etmekI think I’ll go for the chicken.Sanırım tavuk alacağım.
go iniçeri girmekLet’s go in and sit down.İçeri girip oturalım.
go offpatlamak / alarm çalmakThe alarm went off at 6.Alarm 6’da çaldı.
go ondevam etmekGo on with your story.Hikayene devam et.
go outdışarı çıkmakWe went out for dinner.Akşam yemeği için dışarı çıktık.
go overgözden geçirmekLet’s go over your notes.Notlarını gözden geçirelim.
go throughyaşamak, geçirmekThey went through hard times.Zor zamanlar geçirdiler.
go upartmakPrices have gone up again.Fiyatlar yine arttı.
go witheşleşmek, yakışmakThis tie goes with your suit.Bu kravat takımına yakışıyor.
grow upbüyümekHe grew up in London.Londra’da büyüdü.
hand inteslim etmekHand in your homework.Ödevini teslim et.
hand outdağıtmakThey handed out flyers.El ilanları dağıttılar.
hang onbeklemek, sıkı tutunmakHang on a second.Bir saniye bekle.
hang outtakılmak, vakit geçirmekThey hang out at the mall.Alışveriş merkezinde takılıyorlar.
hang uptelefonu kapatmakHe hung up on me.Telefonu yüzüme kapattı.
head for-e doğru gitmekThey’re heading for the airport.Havaalanına doğru gidiyorlar.
hear frombirinden haber almakI haven’t heard from him lately.Ondan son zamanlarda haber almadım.
hold backgeri tutmakDon’t hold back your feelings.Duygularını geri tutma.
hold onbeklemek, sıkı tutmakHold on a minute.Bir dakika bekle.
hold upgeciktirmek, soymakThe traffic held us up.Trafik bizi geciktirdi.
hurry upacele etmekHurry up or we’ll be late.Acele et yoksa geç kalacağız.
keep awayuzak durmakKeep away from the edge.Kenardan uzak dur.
keep ondevam etmekKeep on studying.Çalışmaya devam et.
keep upayak uydurmakTry to keep up with me.Bana ayak uydurmaya çalış.
kick offbaşlamakThe game kicks off at 3.Maç 3’te başlıyor.
knock downyıkmakThey knocked down the old building.Eski binayı yıktılar.
knock outnakavt etmekHe was knocked out in the first round.İlk rauntta nakavt oldu.
leave outhariç tutmak, atlamakThey left me out of the plan.Beni plandan hariç tuttular.
let downhayal kırıklığına uğratmakDon’t let me down.Beni hayal kırıklığına uğratma.
let iniçeri almakLet me in, it’s cold.Beni içeri al, hava soğuk.
lie downuzanmakI’m going to lie down for a while.Bir süre uzanacağım.
light upaydınlanmak, aydınlatmakThe room lit up when she entered.O girince oda aydınlandı.
live ongeçinmekThey live on very little money.Çok az parayla geçiniyorlar.
live up tobeklentileri karşılamakThe hotel didn’t live up to our hopes.Otel beklentilerimizi karşılamadı.
look afterbakmak, ilgilenmekI’ll look after your cat.Kedine bakarım.
look aroundetrafa bakmakLet’s look around the city.Şehri gezip bakalım.
look backgeçmişe bakmakDon’t look back; keep moving.Geçmişe bakma; ilerle.
look down onküçümsemekHe looks down on poor people.Fakirleri küçümsüyor.
look foraramakI’m looking for my phone.Telefonumu arıyorum.
look forward todört gözle beklemekI look forward to meeting you.Seninle tanışmayı dört gözle bekliyorum.
look intoaraştırmakWe’ll look into the problem.Sorunu araştıracağız.
look outdikkat etmekLook out for cars.Arabalara dikkat et.
look overgöz gezdirmekCan you look over my essay?Makaleme göz gezdirebilir misin?
look upsözlükte bakmak / iyileşmekLook up the word in the dictionary.Kelimeye sözlükte bak.
look up tohayranlık duymakHe looks up to his brother.Ağabeyine hayranlık duyuyor.
make afterpeşinden gitmekThe dog made after the cat.Köpek kedinin peşinden gitti.
make for-e doğru yönelmekThey made for the exit.Çıkışa doğru yöneldiler.
make outanlam çıkarmak / sevişmekI couldn’t make out what he said.Ne dediğini anlayamadım.
make upoluşturmak, uydurmak, barışmakShe made up a story.Bir hikaye uydurdu.
make up fortelafi etmekHe made up for being late by buying flowers.Geç kaldığını çiçek alarak telafi etti.
move intaşınmakWe’re moving in next week.Gelecek hafta taşınıyoruz.
move outtaşınmak (evden çıkmak)They moved out last month.Geçen ay taşındılar.
narrow downdaraltmak, azaltmakWe narrowed the list down to three.Listeyi üçe düşürdük.
pass awayvefat etmekHer uncle passed away.Amcası vefat etti.
pass outbayılmakHe passed out from the heat.Sıcaktan bayıldı.
pay backgeri ödemekI’ll pay you back tomorrow.Sana yarın geri öderim.
pick outseçmekPick out a nice dress.Güzel bir elbise seç.
pick upalmak, toplamakI’ll pick you up at 8.Seni 8’de alırım.
point outişaret etmek, belirtmekHe pointed out the mistake.Hataları işaret etti.
pull downyıkmakThey pulled down the old wall.Eski duvarı yıktılar.
pull overkenara çekmekPull over to the side of the road.Aracı yolun kenarına çek.
put asidebir kenara koymak, biriktirmekPut some money aside for vacation.Tatil için biraz para biriktir.
put awayyerine koymakPut the books away.Kitapları yerine koy.
put offertelemekThey put off the meeting.Toplantıyı ertelediler.
put ongiymek / kilo almakShe put on her jacket.Ceketini giydi.
put outsöndürmekFirefighters put out the fire.İtfaiyeciler yangını söndürdü.
put up withkatlanmakI can’t put up with this noise.Bu gürültüye katlanamıyorum.
run afterpeşinden koşmakThe dog ran after the ball.Köpek topun peşinden koştu.
run awaykaçmakHe ran away from home.Evden kaçtı.
run intorastlamak / çarpmakI ran into an old friend.Eski bir arkadaşıma rastladım.
run outbitmekWe ran out of sugar.Şekerimiz bitti.
run overezmekThe car ran over a cat.Araba bir kediyi ezdi.
run throughgözden geçirmek / tüketmekLet’s run through the list again.Listeyi tekrar gözden geçirelim.
see offuğurlamakThey went to see her off at the station.İstasyonda onu uğurlamaya gittiler.
see toilgilenmek, halletmekI’ll see to it right away.Onunla hemen ilgileneceğim.
set asidebir kenara koymak, ayırmakSet aside some time for yourself.Kendin için biraz zaman ayır.
set offyola çıkmak / başlatmakWe set off early in the morning.Sabah erkenden yola çıktık.
set upkurmak, düzenlemekThey set up a new company.Yeni bir şirket kurdular.
show offgösteriş yapmakHe’s just showing off.O sadece gösteriş yapıyor.
show uportaya çıkmak, gelmekShe didn’t show up for the meeting.Toplantıya gelmedi.
shut downkapatmak (işletme, makine)They shut down the factory.Fabrikayı kapattılar.
shut upsusmakShut up and listen!Sus ve dinle!
sign upkayıt olmakI signed up for a yoga class.Bir yoga kursuna kayıt oldum.
sit downoturmakPlease sit down.Lütfen otur.
stand bydestek olmak / hazır beklemekI’ll stand by you.Senin yanında olacağım.
stand fortemsil etmek / tahammül etmekUN stands for United Nations.UN, Birleşmiş Milletleri temsil eder.
stand outdikkat çekmekHer red dress made her stand out.Kırmızı elbisesi onu öne çıkardı.
stand upayağa kalkmakPlease stand up.Lütfen ayağa kalkın.
stick tosadık kalmakStick to your plan.Planına sadık kal.
take afterbirine benzemekShe takes after her mother.Annesine benziyor.
take apartparçalara ayırmakHe took the engine apart.Motoru parçalara ayırdı.
take awaygötürmekTake these plates away.Bu tabakları götür.
take backgeri almakI take back what I said.Söylediklerimi geri alıyorum.
take downnot almak / indirmekTake down his phone number.Telefon numarasını not al.
take inanlamak / içeri almakI couldn’t take in what he meant.Ne demek istediğini anlayamadım.
take offhavalanmak / çıkarmakThe plane took off at 9.Uçak 9’da havalandı.
take onüstlenmek / işe almakThey took on more staff.Daha fazla personel aldılar.
take outdışarı çıkarmak / çekmek (para)He took out some cash.Biraz nakit çekti.
take overdevralmakShe took over the company.Şirketi devraldı.
take uphobi edinmek / yer kaplamakI’ve taken up swimming.Yüzmeye başladım.
talk overtartışmak, görüşmekLet’s talk it over tonight.Bunu bu gece konuşalım.
think overiyice düşünmekThink it over before you decide.Karar vermeden önce iyice düşün.
throw awayatmakDon’t throw away these papers.Bu kağıtları atma.
try ondenemek (kıyafet)Try on this jacket.Bu ceketi dene.
turn arounddönmekTurn around and look.Dön ve bak.
turn backgeri dönmekWe had to turn back because of the storm.Fırtınadan dolayı geri dönmek zorunda kaldık.
turn downreddetmek / kısmakHe turned down the offer.Teklifi reddetti.
turn inteslim etmek / yatmakI turned in my homework.Ödevimi teslim ettim.
turn offkapatmak (elektronik)Turn off the TV.Televizyonu kapat.
turn onaçmakTurn on the lights.Işıkları aç.
turn outsonuçlanmakIt turned out to be true.Doğru olduğu ortaya çıktı.
turn uportaya çıkmak / sesi açmakHe didn’t turn up.O ortaya çıkmadı / gelmedi.
wake upuyanmakI wake up at 6.Saat 6’da uyanırım.
watch outdikkat etmekWatch out for cars.Arabalara dikkat et.
wear outyıpratmak, eskimekThese shoes wore out quickly.Bu ayakkabılar çabuk eskidi.
work outçözmek / spor yapmakThey worked out the problem.Problemi çözdüler.
write downnot almakWrite down your ideas.Fikirlerini not al.
zero in onodaklanmak, hedef almakHe zeroed in on the main problem.Ana soruna odaklandı.

Eğer YKS-Dil İngilizce sınavında çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma

Multiders sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin