📚 YKS-Dil İngilizce Sınavında En Çok Çıkan 200 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları

İngilizce öğrenirken veya herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberlemek en kritik konulardan biridir. Ancak phrasal verb’ler, bu süreçte bazen göz ardı edilebiliyor ya da unutulabiliyor. Oysa İngilizce’de hem günlük konuşmalarda hem de sınavlarda phrasal verb’ler oldukça yaygın şekilde kullanılır. Özellikle İngilizce Yabancı Dil Testi’nde (YDT) phrasal verb’lere sıkça rastlanır; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru yanıtlamak doğrudan iki net kazanmamızı sağlar. Ayrıca soru köklerinde, paragraflarda ve birçok soruda phrasal verb’ler kullanılmakta olduğundan dolayı, bunları bilmek dolaylı yoldan bize birçok soruyu çözmemizde kolaylık sağlar. Phrasal verb’leri çalışırken yalnızca anlamlarını ezberlemeye odaklanmak, kelimeleri tam anlamıyla öğrenmek ve kalıcı hale getirmek açısından yeterince verimli bir yöntem değildir. Bu nedenle, phrasal verb’leri daha iyi kavramak ve akılda kalıcı hale getirmek için cümle içinde nasıl kullanıldıklarını görmek büyük önem taşır. Bu doğrultuda, YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en sık çıkan 200 phrasal verb’ü Türkçe karşılıklarıyla birlikte tablo halinde hazırladık ve her birini örnek cümlelerle destekledik!

Phrasal VerbTürkçesiÖrnek CümleTürkçe Çevirisi
account foraçıklamakHow do you account for this error?Bu hatayı nasıl açıklarsın?
add upmantıklı olmakHis story doesn’t add up.Hikayesi mantıklı gelmiyor.
add up totoplamda … yapmakIt all adds up to a huge bill.Hepsi toplamda büyük bir fatura ediyor.
aim athedeflemekThe campaign aims at young voters.Kampanya genç seçmenleri hedefliyor.
allow forhesaba katmakWe must allow for delays.Gecikmeleri hesaba katmalıyız.
answer forsorumlu olmakYou’ll answer for your actions.Yaptıklarından sorumlu olacaksın.
ask afterbirinin hatırını sormakHe asked after you.Senin nasıl olduğunu sordu.
ask foristemekShe asked for a glass of water.Bir bardak su istedi.
back awaygeri çekilmekThe cat backed away slowly.Kedi yavaşça geri çekildi.
back downgeri adım atmakHe never backs down.Asla geri adım atmaz.
back offgeri durmakBack off! You’re too close.Geri dur! Çok yaklaştın.
back updesteklemekI’ll back you up in the meeting.Toplantıda seni destekleyeceğim.
be afterpeşinde olmakThe police are after him.Polis onun peşinde.
be downkeyifsiz olmakHe’s been down lately.Son zamanlarda keyfi yok.
be inevde / işte olmakIs he in?O evde mi?
be intoilgilenmekShe’s really into music.Müzikle gerçekten ilgileniyor.
be offayrılmakI’m off to work.İşe gidiyorum.
be onaçık / etkin olmakThe lights are on.Işıklar açık.
be outdışarıda olmakShe’s out shopping.O alışverişte.
be overbitmekThe game is over.Oyun bitti.
be upayakta olmakAre you still up?Hâlâ ayakta mısın?
be up toyapmak (genelde şüpheli)What are you up to?Ne karıştırıyorsun?
blow uppatlamakThe bomb blew up.Bomba patladı.
break awaykaçmakThe prisoner broke away.Mahkum kaçtı.
break downbozulmakThe car broke down.Araba bozuldu.
break inzorla girmekThieves broke in last night.Dün gece hırsızlar girdi.
break intohırsız gibi girmekSomeone broke into my house.Biri evime girdi.
break offaniden durmakHe broke off in mid-sentence.Cümlenin ortasında durdu.
break outpatlak vermekWar broke out in 1939.Savaş 1939’da patlak verdi.
break upayrılmakThey broke up last week.Geçen hafta ayrıldılar.
bring aboutsebep olmakThe policy brought about changes.Politika değişikliklere sebep oldu.
bring backgeri getirmekBring back my book.Kitabımı geri getir.
bring downdüşürmek / devirmekThe scandal brought down the government.Skandal hükümeti devirdi.
bring forwardöne almakThey brought the date forward.Tarihi öne aldılar.
bring outortaya çıkarmakThis wine brings out the flavor.Bu şarap tadı ortaya çıkarıyor.
bring upbüyütmek / gündeme getirmekHe was brought up in London.Londra’da büyütüldü.
call backgeri aramakI’ll call you back later.Seni sonra geri arayacağım.
call forgerektirmekThis calls for urgent action.Bu acil eylem gerektirir.
call offiptal etmekThey called off the match.Maçı iptal ettiler.
call onziyaret etmekI’ll call on you tomorrow.Yarın sana uğrarım.
calm downsakinleşmekCalm down, it’s okay.Sakin ol, her şey yolunda.
carry ondevam etmekCarry on working.Çalışmaya devam et.
carry outyerine getirmekThey carried out the plan.Planı uyguladılar.
catch onpopüler olmakThis song is catching on.Bu şarkı popüler oluyor.
catch upyetişmekI’ll catch up with you.Sana yetişirim.
check ingiriş yapmakWe checked in at noon.Öğlen giriş yaptık.
check outçıkış yapmak / kontrol etmekCheck out this place.Şu yere bak.
cheer upneşelenmekCheer up!Neşelen!
chip inkatkıda bulunmakEveryone chipped in for a gift.Herkes hediye için katkıda bulundu.
clean uptemizlemekLet’s clean up.Hadi temizleyelim.
clear upnetleşmek / düzelmekThe sky cleared up.Gökyüzü açıldı.
come acrossrastlamakI came across an old photo.Eski bir fotoğrafa rastladım.
come alongeşlik etmek / gelişmekCome along with us.Bizimle gel.
come backgeri dönmekShe’ll come back soon.Yakında geri dönecek.
come byelde etmekHow did you come by that money?O parayı nasıl elde ettin?
come downdüşmek / inmekPrices have come down.Fiyatlar düştü.
come from-den gelmekHe comes from Spain.O İspanya’dan geliyor.
come outortaya çıkmakThe truth came out.Gerçek ortaya çıktı.
come overuğramakWhy don’t you come over?Neden bize uğramıyorsun?
come uportaya çıkmakA problem came up.Bir sorun ortaya çıktı.
come up with(fikir) bulmakHe came up with an idea.Bir fikir buldu.
count ongüvenmekYou can count on me.Bana güvenebilirsin.
cut back onazaltmakWe need to cut back on costs.Masrafları azaltmalıyız.
cut downkesmekThey cut down the tree.Ağacı kestiler.
cut down onkısmak, azaltmakI’m cutting down on sugar.Şekeri azaltıyorum.
cut offkesmek, bağlantıyı koparmakThey cut off our power.Elektriğimizi kestiler.
cut outbırakmakCut out junk food.Abur cuburu bırak.
deal withbaşa çıkmakI can deal with this.Bununla başa çıkabilirim.
die outyok olmakDinosaurs died out long ago.Dinozorlar çok önce yok oldu.
do away withkaldırmakThey did away with old laws.Eski yasaları kaldırdılar.
do upyenilemekLet’s do up the kitchen.Mutfağı yenileyelim.
do without-sız idare etmekI can’t do without coffee.Kahvesiz yapamam.
dress upşık giyinmekThey dressed up for dinner.Akşam yemeği için şık giyindiler.
drop byuğramakDrop by anytime.İstediğin zaman uğra.
drop offbırakmak / azalmakI’ll drop you off at home.Seni eve bırakırım.
drop outokulu bırakmakHe dropped out of college.Üniversiteyi bıraktı.
eat outdışarıda yemek yemekWe often eat out.Sık sık dışarıda yeriz.
end upkendini … durumda bulmakHe ended up broke.Sonunda beş parasız kaldı.
fall apartparçalanmakTheir marriage fell apart.Evlilikleri dağıldı.
fall back onbaşvurmakHe had no savings to fall back on.Başvuracak birikimi yoktu.
fall behindgeride kalmakShe fell behind in class.Sınıfta geri kaldı.
fall downdüşmekHe fell down the stairs.Merdivenlerden düştü.
fall foraşık olmak / kanmakI fell for his lies.Yalanlarına kandım.
fall offdüşmekSales fell off last year.Satışlar geçen yıl düştü.
fall outküsmekThey fell out over money.Paradan dolayı küstüler.
fall throughsuya düşmek (plan)Our plans fell through.Planlarımız suya düştü.
figure outçözmek, anlamakCan you figure this out?Bunu çözebilir misin?
fill indoldurmakPlease fill in this form.Lütfen bu formu doldurun.
fill out(form) doldurmakFill out the application.Başvuru formunu doldur.
fill uptamamen doldurmakFill up the tank.Depoyu doldur.
find outkeşfetmek, öğrenmekI found out the truth.Gerçeği öğrendim.
focus onodaklanmakFocus on your work.İşine odaklan.
get acrossanlatmakHe couldn’t get his idea across.Fikrini anlatamadı.
get aheadilerlemekShe wants to get ahead.İlerlemek istiyor.
get alongiyi geçinmekThey get along well.İyi anlaşıyorlar.
get arounddolaşmak / yayılmakNews gets around fast.Haberler hızlı yayılır.
get awaykaçmakThe thief got away.Hırsız kaçtı.
get backgeri dönmekWhen did you get back?Ne zaman döndün?
get back atintikam almakHe got back at them.Onlardan intikam aldı.
get back togeri dönmek (işe, kişiye)I’ll get back to you.Sana geri döneceğim.
get bygeçinmekWe can get by on little money.Az parayla idare edebiliriz.
get downmoralini bozmak / eğilmekThis weather gets me down.Bu hava moralimi bozuyor.
get inbinmek (araç)Get in the car.Arabaya bin.
get offaraçtan inmekGet off the bus here.Otobüsten burada in.
get onbinmek (otobüs, tren)Get on the train now.Şimdi trene bin.
get on withdevam etmek / iyi geçinmekGet on with your work.İşine devam et.
get outdışarı çıkmakGet out of the house!Evden çık!
get overatlatmakShe got over the flu.Gribi atlattı.
get throughüstesinden gelmekWe’ll get through this together.Bunun üstesinden birlikte geleceğiz.
get togetherbuluşmakLet’s get together soon.Yakında buluşalım.
get upkalkmakI get up at 7.Saat 7’de kalkarım.
give awaybağışlamak, ele vermekThey gave away free samples.Ücretsiz örnekler dağıttılar.
give backgeri vermekGive back my pen.Kalemimi geri ver.
give inteslim olmakDon’t give in to pressure.Baskıya boyun eğme.
give upvazgeçmekNever give up your dreams.Hayallerinden asla vazgeçme.
go afterpeşinden gitmekHe went after his dreams.Hayallerinin peşinden gitti.
go aheaddevam etmekGo ahead, I’m listening.Devam et, dinliyorum.
go along withkatılmakI’ll go along with your idea.Fikrine katılıyorum.
go awaygitmek, terk etmekGo away and leave me alone.Git ve beni yalnız bırak.
go backgeri dönmekI’ll never go back there.Oraya asla geri dönmem.
go bygeçmek (zaman)Time goes by so fast.Zaman çok hızlı geçiyor.
go downazalmakOil prices went down.Petrol fiyatları düştü.
go fortercih etmekI’ll go for the chicken.Tavuğu tercih edeceğim.
go iniçeri girmekLet’s go in.Hadi içeri girelim.
go offpatlamak / alarm çalmakThe alarm went off at 6.Alarm 6’da çaldı.
go ondevam etmekGo on with your story.Hikayene devam et.
go outdışarı çıkmakWe went out for dinner.Akşam yemeği için dışarı çıktık.
go overgözden geçirmekLet’s go over your notes.Notlarını gözden geçirelim.
go throughyaşamak, geçirmekThey went through tough times.Zor zamanlar geçirdiler.
go upartmakPrices have gone up.Fiyatlar arttı.
go witheşleşmekThis tie goes with your shirt.Bu kravat gömleğinle uyuyor.
grow upbüyümekHe grew up in London.Londra’da büyüdü.
hand inteslim etmekHand in your assignment.Ödevini teslim et.
hand outdağıtmakThey handed out flyers.El ilanları dağıttılar.
hang onbeklemek, sıkı tutunmakHang on a minute.Bir dakika bekle.
hang outtakılmakWe often hang out at the café.Sık sık kafede takılırız.
hang uptelefonu kapatmakHe hung up on me.Telefonu yüzüme kapattı.
head for-e doğru gitmekThey’re heading for Paris.Paris’e doğru gidiyorlar.
hear frombirinden haber almakHave you heard from John?John’dan haber aldın mı?
hold backgeri tutmakDon’t hold back your ideas.Fikirlerini geri tutma.
hold onbeklemekHold on, I’ll be right back.Bekle, hemen dönerim.
hold upgeciktirmekSorry I’m late, traffic held me up.Geç kaldım, trafik tuttu.
hurry upacele etmekHurry up or we’ll miss the bus.Acele et yoksa otobüsü kaçıracağız.
keep awayuzak durmakKeep away from that dog.O köpekten uzak dur.
keep ondevam etmekKeep on studying.Çalışmaya devam et.
keep upayak uydurmakKeep up the good work.İyi iş çıkarmaya devam et.
kick offbaşlamakThe match kicks off at 8.Maç 8’de başlıyor.
knock downdevirmekThey knocked down the wall.Duvarı yıktılar.
knock outnakavt etmekHe was knocked out in the first round.İlk rauntta nakavt oldu.
lay offişten çıkarmakThey laid off 100 workers.100 işçiyi işten çıkardılar.
leave outhariç tutmakThey left me out of the plan.Beni plandan hariç tuttular.
let downhayal kırıklığına uğratmakDon’t let me down.Beni hayal kırıklığına uğratma.
let iniçeri almakLet me in, it’s cold.Beni içeri al, hava soğuk.
lie downuzanmakI’m going to lie down.Uzanacağım.
light upaydınlanmak / aydınlatmakHer smile lit up the room.Gülümsemesi odayı aydınlattı.
live ongeçinmekThey live on very little money.Çok az parayla geçiniyorlar.
live up tobeklentiyi karşılamakThe film didn’t live up to the hype.Film beklentiyi karşılamadı.
look afterbakmakI’ll look after your cat.Kedine bakarım.
look aroundetrafa bakmakLet’s look around the city.Şehri dolaşalım.
look backgeçmişe bakmakDon’t look back.Geçmişe bakma.
look down onküçümsemekHe looks down on poor people.Fakirleri küçümsüyor.
look foraramakI’m looking for my keys.Anahtarlarımı arıyorum.
look forward todört gözle beklemekI look forward to seeing you.Seni görmeyi dört gözle bekliyorum.
look intoaraştırmakWe’ll look into the problem.Sorunu araştıracağız.
look outdikkat etmekLook out for cars.Arabalara dikkat et.
look overgözden geçirmekLook over these documents.Bu belgeleri gözden geçir.
look upsözlükte bakmak / iyiye gitmekLook up the word.Kelimeye sözlükte bak.
look up tohayran olmakHe looks up to his brother.Ağabeyine hayran.
make afterpeşinden gitmekThe dog made after the cat.Köpek kedinin peşinden gitti.
make foryönelmekThey made for the door.Kapıya yöneldiler.
make outanlam çıkarmakI couldn’t make out what he meant.Ne demek istediğini çıkaramadım.
make upuydurmak / barışmakHe made up a story.Bir hikaye uydurdu.
make up fortelafi etmekHe made up for being late.Geç kalmasını telafi etti.
move intaşınmakThey moved in last week.Geçen hafta taşındılar.
move outtaşınmak (evden çıkmak)They moved out of the apartment.Daireden taşındılar.
narrow downdaraltmakWe narrowed the list down.Listeyi daralttık.
pass awayvefat etmekHer uncle passed away.Amcası vefat etti.
pass outbayılmakHe passed out from heat.Sıcaktan bayıldı.
pay backgeri ödemekI’ll pay you back tomorrow.Sana yarın geri öderim.
pick outseçmekPick out a good book.Güzel bir kitap seç.
pick upalmak, toplamakI’ll pick you up at 8.Seni 8’de alırım.
point outbelirtmekShe pointed out the mistake.Hataları belirtti.
pull downyıkmakThey pulled down the wall.Duvarı yıktılar.
pull overkenara çekmekPull over here.Buraya çek.
put asidebir kenara koymakPut some money aside.Biraz para bir kenara koy.
put awayyerine koymakPut the dishes away.Tabakları yerine koy.
put offertelemekThey put off the meeting.Toplantıyı ertelediler.
put ongiymekPut on your coat.Montunu giy.
put outsöndürmekFirefighters put out the fire.İtfaiyeciler yangını söndürdü.
put up withkatlanmakI can’t put up with this noise.Bu gürültüye katlanamıyorum.
run afterpeşinden koşmakHe ran after the bus.Otobüsün peşinden koştu.
run awaykaçmakThe child ran away.Çocuk kaçtı.
run intorastlamakI ran into my teacher.Öğretmenime rastladım.
run out ofbitmekWe ran out of milk.Süt bitti.
run overezmekThe car ran over a dog.Araba bir köpeği ezdi.
set offyola çıkmakWe set off early.Erken yola çıktık.
set upkurmakThey set up a company.Bir şirket kurdular.
show uportaya çıkmakHe didn’t show up.O gelmedi.
zero in onodaklanmakHe zeroed in on the problem.Soruna odaklandı.
zoom inyakınlaştırmakZoom in on that photo.Şu fotoğrafı yakınlaştır.

Eğer YKS-Dil İngilizce sınavında çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!

Multiders sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin