📚 YKS-Dil İngilizce Sınavında En Çok Çıkan 100 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken veya herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberlemek en kritik konulardan biridir. Ancak phrasal verb’ler, bu süreçte bazen göz ardı edilebiliyor ya da unutulabiliyor. Oysa İngilizce’de hem günlük konuşmalarda hem de sınavlarda phrasal verb’ler oldukça yaygın şekilde kullanılır. Özellikle İngilizce Yabancı Dil Testi’nde (YDT) phrasal verb’lere sıkça rastlanır; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru yanıtlamak doğrudan iki net kazanmamızı sağlar. Ayrıca soru köklerinde, paragraflarda ve birçok soruda phrasal verb’ler kullanılmakta olduğundan dolayı, bunları bilmek dolaylı yoldan bize birçok soruyu çözmemizde kolaylık sağlar. Phrasal verb’leri çalışırken yalnızca anlamlarını ezberlemeye odaklanmak, kelimeleri tam anlamıyla öğrenmek ve kalıcı hale getirmek açısından yeterince verimli bir yöntem değildir. Bu nedenle, phrasal verb’leri daha iyi kavramak ve akılda kalıcı hale getirmek için cümle içinde nasıl kullanıldıklarını görmek büyük önem taşır. Bu doğrultuda, YKS-Dil / İngilizce YDT sınavında en sık çıkan 100 phrasal verb’ü Türkçe karşılıklarıyla birlikte tablo halinde hazırladık ve her birini örnek cümlelerle destekledik!
| Phrasal Verb | Türkçe Anlamı | Örnek Cümle | Türkçe Çeviri |
|---|---|---|---|
| act up | problem çıkarmak | My computer is acting up. | Bilgisayarım problem çıkarıyor. |
| add up | toplamak, mantıklı olmak | The numbers don’t add up. | Sayılar birbirine uymuyor. |
| back down | geri adım atmak | He never backs down in an argument. | O, asla bir tartışmada geri adım atmaz. |
| back up | yedeklemek, desteklemek | Always back up your files. | Dosyalarınızı her zaman yedekleyin. |
| break down | arıza yapmak, bozulmak | My car broke down on the way. | Arabam yolda bozuldu. |
| break in | zorla girmek | Someone tried to break in last night. | Dün gece biri zorla girmeye çalıştı. |
| break up | ayrılmak | They decided to break up last week. | Geçen hafta ayrılmaya karar verdiler. |
| bring about | neden olmak, yol açmak | The new law will bring about many changes. | Yeni yasa birçok değişikliğe yol açacak. |
| bring up | gündeme getirmek | She brought up an interesting topic. | İlginç bir konu gündeme getirdi. |
| call back | geri aramak | I will call you back after the meeting. | Toplantıdan sonra seni geri arayacağım. |
| call for | gerektirmek, talep etmek | This situation calls for immediate action. | Bu durum acil bir eylem gerektiriyor. |
| call off | iptal etmek | They called off the event due to the rain. | Yağmur yüzünden etkinliği iptal ettiler. |
| carry on | devam etmek | Please carry on with your work. | Lütfen işinize devam edin. |
| check in | giriş yapmak | I need to check in at the hotel. | Otelde giriş yapmam gerek. |
| check out | çıkış yapmak | We checked out of the hotel early. | Otelden erken çıkış yaptık. |
| come across | tesadüfen karşılaşmak | I came across an old friend at the store. | Dükkan da eski bir arkadaşımla tesadüfen karşılaştım. |
| come up with | bir fikir ortaya atmak | She came up with a brilliant idea. | Mükemmel bir fikir ortaya attı. |
| cut down on | azaltmak | He needs to cut down on sugar. | Şekeri azaltması gerekiyor. |
| cut off | kesmek, koparmak | The storm cut off the electricity. | Fırtına elektriği kesti. |
| do away with | ortadan kaldırmak | They decided to do away with the old system. | Eski sistemi ortadan kaldırmaya karar verdiler. |
| do up | düzmek, bağlamak | She did up her hair for the party. | Partiye saçını topladı. |
| drop by | uğramak | I will drop by your office tomorrow. | Yarın ofisime uğrayacağım. |
| drop off | bırakmak | I will drop you off at the station. | Seni istasyona bırakacağım. |
| drop out | okuldan ayrılmak | He dropped out of college last year. | Geçen yıl üniversiteden ayrıldı. |
| figure out | çözmek, anlamak | I can’t figure out how to use this device. | Bu cihazı nasıl kullanacağımı çözemiyorum. |
| fill in | doldurmak | Please fill in the form. | Lütfen formu doldurun. |
| fill up | doldurmak (yakıt, su vb.) | I need to fill up the car with gas. | Arabayı benzinle doldurmam gerekiyor. |
| find out | öğrenmek | I will find out the details later. | Ayrıntıları sonra öğreneceğim. |
| get along | iyi geçinmek | I really get along with my coworkers. | Çalışanlarım ile gerçekten iyi geçiniyorum. |
| get away | kaçmak, kurtulmak | We need to get away for a weekend. | Bir hafta sonu kaçmamız gerekiyor. |
| get back | geri dönmek | I’ll get back to you tomorrow. | Yarın sana geri döneceğim. |
| get by | idare etmek | How do you get by on such a small salary? | Böyle düşük bir maaşla nasıl geçiniyorsun? |
| get off | inmek, ayrılmak | We will get off at the next station. | Bir sonraki istasyonda ineceğiz. |
| get on | binmek, bir işe başlamak | I need to get on the bus. | Otobüse binmem gerek. |
| get out | dışarı çıkmak | Let’s get out of here! | Hadi buradan çıkalım! |
| give away | bağışlamak, hediye vermek | She decided to give away her old clothes. | Eski kıyafetlerini bağışlamaya karar verdi. |
| give back | geri vermek | Please give back the book when you’re done. | Kitabı bitirdiğinde lütfen geri ver. |
| give in | teslim olmak | He finally gave in to his parents. | Sonunda ailesine teslim oldu. |
| give up | pes etmek | Don’t give up on your dreams. | Hayallerinden vazgeçme. |
| go ahead | devam etmek | Go ahead and start without me. | Lütfen başla, ben geliyorum. |
| go by | geçmek (zaman) | The days go by quickly. | Günler hızlı geçiyor. |
| go off | patlamak, çalmak (alarm) | The alarm went off at 7 AM. | Alarm sabah 7’de çaldı. |
| go on | devam etmek | The show goes on until midnight. | Gösteri gece yarısına kadar devam eder. |
| go through | gözden geçirmek | He will go through the documents tomorrow. | Yarın belgeleri gözden geçirecek. |
| grow up | büyümek | She grew up in a small village. | O, küçük bir köyde büyüdü. |
| hand in | teslim etmek | Please hand in your assignments by Friday. | Ödevlerinizi Cuma’ya kadar teslim edin. |
| hang up | telefonu kapatmak | He hung up on me! | Bana telefonu kapattı! |
| hold up | soymak, engellemek | The bank was held up by robbers. | Banka soyguncular tarafından soyuldu. |
| hold on | beklemek, tutunmak | Hold on a second! | Bir saniye bekle! |
| keep on | devam etmek | She keeps on talking during the class. | O, derste konuşmaya devam ediyor. |
| keep up | hızına yetişmek | I can’t keep up with you. | Senin hızına yetişemiyorum. |
| leave out | hariç tutmak | Don’t leave out any important details. | Hiçbir önemli detayı hariç tutma. |
| let down | hayal kırıklığına uğratmak | I promised not to let you down. | Seni hayal kırıklığına uğratmamaya söz verdim. |
| look after | bakmak, ilgilenmek | She looks after her little brother. | O, küçük erkek kardeşiyle ilgileniyor. |
| look for | aramak | I’m looking for my keys. | Anahtarlarımı arıyorum. |
| look forward to | dört gözle beklemek | I look forward to meeting you. | Seninle tanışmayı dört gözle bekliyorum. |
| look into | araştırmak, incelemek | We will look into the matter. | Bu durumu inceleyeceğiz. |
| look out | dikkat etmek | Look out for the car! | Araba için dikkat et! |
| look over | gözden geçirmek | Please look over this report. | Lütfen bu raporu gözden geçirin. |
| look up | araştırmak, yukarı bakmak | I need to look up the word in the dictionary. | O kelimeyi sözlükte araştırmam gerek. |
| make out | anlamak, öpmek | I couldn’t make out what he was saying. | Ne söylediğini anlayamadım. |
| make up | uydurmak, barışmak | She made up a story about the incident. | Olayla ilgili bir hikaye uydurdu. |
| pick up | almak, biriktirmek | I will pick you up at 6 PM. | Saat 6’da seni alacağım. |
| pick out | seçmek | He picked out a nice dress for her. | Ona güzel bir elbise seçti. |
| point out | belirtmek | I would like to point out some mistakes. | Bazı hataları belirtmek isterim. |
| put away | kaldırmak, yerine koymak | Please put away your toys. | Lütfen oyuncaklarını yerine koy. |
| put off | ertelemek | The meeting was put off until next week. | Toplantı gelecek haftaya ertelendi. |
| put on | giymek, açmak (müzik vb.) | She put on her jacket. | Ceketini giydi. |
| put out | söndürmek | He put out the fire. | Ateşi söndürdü. |
| read over | gözden geçirmek | He read over the letter before sending it. | Mektubu göndermeden önce gözden geçirdi. |
| set up | kurmak, düzenlemek | They set up the new equipment. | Yeni ekipmanı kurdular. |
| show up | gelmek, görünmek | She showed up late to the meeting. | Toplantıya geç kaldı. |
| take after | birine benzemek | She takes after her mother. | O, annesine benziyor. |
| take apart | parçalara ayırmak | He took apart the clock to fix it. | Saati tamir etmek için parçalara ayırdı. |
| take off | kalkmak, çıkarmak | The plane will take off in 10 minutes. | Uçak 10 dakika içinde kalkacak. |
| take on | üstlenmek | She decided to take on a new project. | Yeni bir proje üstlenmeye karar verdi. |
| take out | dışarı çıkarmak | I need to take out the trash. | Çöpü dışarı çıkarmam gerek. |
| take over | devralmak | He will take over as manager next month. | O, gelecek ay yönetici olarak görevi devralacak. |
| talk over | tartışmak | Let’s talk over the plans for tomorrow. | Yarın için planları tartışalım. |
| throw away | atmak, çöp atmak | Please throw away the old papers. | Lütfen eski kağıtları atın. |
| try on | denemek (kıyafet) | She tried on the dress before buying it. | Elbiseyi almadan önce denedi. |
| try out | denemek, test etmek | I will try out for the soccer team. | Futbol takımına başvuracağım. |
| turn down | reddetmek | He turned down the job offer. | İş teklifini reddetti. |
| turn off | kapatmak (cihaz) | Don’t turn off the TV yet. | TV’yi henüz kapatma. |
| turn on | açmak (cihaz) | Can you turn on the light? | Işığı açar mısın? |
| turn up | gelmek, yükseltmek | He turned up late to the meeting. | Toplantıya geç geldi. |
| wake up | uyanmak | I woke up early this morning. | Bu sabah erken uyandım. |
| warm up | ısınmak | We need to warm up before exercising. | Egzersiz yapmadan önce ısınmamız gerek. |
| work out | egzersiz yapmak | She works out every morning. | O, her sabah egzersiz yapar. |
| write down | yazmak | Write down the address, please. | Adresi lütfen yazın. |
| zip up | fermuarı kapatmak | He zipped up his jacket. | Ceketinin fermuarını kapattı. |
Eğer YKS-Dil İngilizce sınavında çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!