📚 YDS’de W Harfiyle Başlayan En Çok Çıkan 100 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken veya YDS gibi zorlu İngilizce sınavlarına hazırlanırken kelime dağarcığını geliştirmek, başarının en temel anahtarlarından biridir. Ancak pek çok kişi, kelimelerin sadece Türkçe karşılıklarını ezberleyerek büyük bir hata yapar. Bu yöntem, kalıcı bir öğrenme sağlamadığı gibi, sınavlarda karşılaşılan uzun cümlelerde de zorluk yaşamana neden olur.
Gerçekten kalıcı ve doğru bir İngilizce kelime öğrenimi için, kelimeleri cümle içinde nasıl kullanıldığını görerek öğrenmek gerekir. Bu yöntem hem kelimenin anlamını daha iyi kavramanı sağlar hem de sınavlarda gelen cümleleri hızlı ve net biçimde anlamana yardımcı olur.
Bu yüzden senin için YDS’de en çok çıkan, W harfiyle başlayan İngilizce kelimeleri özenle seçtik ve her birini örnek cümlelerle destekledik.
| İngilizce | Türkçe | Örnek Cümle | Türkçe |
|---|---|---|---|
| waffle | gevezelik, waffle (yiyecek) | Stop waffling and make a decision. | Gevezeliği bırak ve karar ver. |
| wage | ücret | The wage increased this year. | Bu yıl ücret arttı. |
| wagon | vagon | They loaded the goods onto the wagon. | Malları vagona yüklediler. |
| waist | bel | The dress is tight at the waist. | Elbise belde dar. |
| wait | beklemek | Please wait here. | Lütfen burada bekle. |
| wake | uyanmak | I wake up at 7 every day. | Her gün saat 7’de uyanırım. |
| walk | yürümek | Let’s walk to the park. | Parka yürüyelim. |
| wall | duvar | There’s a painting on the wall. | Duvarda bir tablo var. |
| wallet | cüzdan | I lost my wallet. | Cüzdanımı kaybettim. |
| walnut | ceviz | Walnut is good for the brain. | Ceviz beyin için iyidir. |
| wander | dolaşmak | He likes to wander in the forest. | Ormanda dolaşmayı sever. |
| want | istemek | I want some water. | Biraz su istiyorum. |
| war | savaş | The war lasted for years. | Savaş yıllarca sürdü. |
| ward | koğuş, bölge | He is in the hospital ward. | Hastane koğuşunda. |
| warehouse | depo | They stored it in the warehouse. | Onu depoya koydular. |
| warm | sıcak | It’s warm outside today. | Bugün dışarısı sıcak. |
| warn | uyarmak | He warned me about the dog. | Beni köpek hakkında uyardı. |
| warp | eğmek, bükmek | The heat warped the wood. | Sıcak ahşabı büktü. |
| warrior | savaşçı | He fought like a brave warrior. | Cesur bir savaşçı gibi savaştı. |
| wart | siğil | He has a wart on his finger. | Parmağında bir siğil var. |
| wasp | eşek arısı | A wasp stung me. | Bir eşek arısı beni soktu. |
| waste | israf, atık | Don’t waste your time. | Zamanını boşa harcama. |
| watch | izlemek, saat | I watch TV at night. | Geceleri TV izlerim. |
| water | su | Water is essential for life. | Su yaşam için gereklidir. |
| waterproof | su geçirmez | I need a waterproof jacket. | Su geçirmez bir ceket lazım. |
| waterfall | şelale | We visited a beautiful waterfall. | Güzel bir şelale ziyaret ettik. |
| wave | dalga | The waves are strong today. | Bugün dalgalar kuvvetli. |
| wax | mum, balmumu | The floor is polished with wax. | Zemin balmumuyla cilalanmış. |
| way | yol, yöntem | Show me the way. | Bana yolu göster. |
| weak | zayıf | He felt weak after the flu. | Gripten sonra kendini zayıf hissetti. |
| wealth | zenginlik | Health is better than wealth. | Sağlık zenginlikten iyidir. |
| weapon | silah | The police found a weapon. | Polis bir silah buldu. |
| wear | giymek | She likes to wear blue dresses. | Mavi elbiseler giymeyi sever. |
| weather | hava durumu | The weather is perfect today. | Bugün hava mükemmel. |
| weave | dokumak, örmek | They weave beautiful carpets. | Güzel halılar dokuyorlar. |
| web | ağ | A spider web is in the corner. | Köşede bir örümcek ağı var. |
| wedding | düğün | The wedding was last week. | Düğün geçen haftaydı. |
| wedge | takoz, kama | Put a wedge under the door. | Kapının altına bir takoz koy. |
| weed | yabani ot | Pull the weeds out. | Yabani otları çıkar. |
| week | hafta | I’ll call you next week. | Seni gelecek hafta arayacağım. |
| weekend | hafta sonu | What are your weekend plans? | Hafta sonu planların ne? |
| weekly | haftalık | It’s a weekly magazine. | Bu haftalık bir dergi. |
| weep | ağlamak | She began to weep softly. | Hafifçe ağlamaya başladı. |
| weigh | tartmak | Weigh the package before shipping. | Paketi göndermeden önce tart. |
| weight | ağırlık | What is your weight? | Kilon kaç? |
| weird | tuhaf | That’s a weird story. | Bu tuhaf bir hikaye. |
| welcome | hoş geldin demek | Welcome to our city! | Şehrimize hoş geldiniz! |
| welfare | refah | They care about child welfare. | Çocuk refahıyla ilgileniyorlar. |
| well | iyi | I hope you are well. | Umarım iyisindir. |
| west | batı | The sun sets in the west. | Güneş batıdan batar. |
| western | batılı | They love western movies. | Batı filmlerini severler. |
| wet | ıslak | My shoes are wet. | Ayakkabılarım ıslak. |
| whale | balina | A whale jumped out of the water. | Bir balina sudan fırladı. |
| what | ne | What is your name? | Adın ne? |
| wheat | buğday | Wheat is used to make bread. | Ekmek yapmak için buğday kullanılır. |
| wheel | tekerlek | The car needs new wheels. | Arabanın yeni tekerleklere ihtiyacı var. |
| when | ne zaman | When did you arrive? | Ne zaman geldin? |
| where | nerede | Where are you going? | Nereye gidiyorsun? |
| whether | olup olmadığını | I don’t know whether he’ll come. | Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum. |
| which | hangi | Which one do you prefer? | Hangisini tercih edersin? |
| while | iken | Read while you wait. | Beklerken oku. |
| whisper | fısıldamak | She whispered a secret to me. | Bana bir sır fısıldadı. |
| whistle | ıslık | He blew a loud whistle. | Yüksek sesle ıslık çaldı. |
| white | beyaz | The house is painted white. | Ev beyaza boyanmış. |
| who | kim | Who is that woman? | O kadın kim? |
| whole | tüm | I ate the whole cake. | Pastanın tamamını yedim. |
| whom | kimi | Whom did you see? | Kimi gördün? |
| whose | kimin | Whose book is this? | Bu kimin kitabı? |
| why | neden | Why are you laughing? | Neden gülüyorsun? |
| wide | geniş | The street is very wide. | Sokak çok geniş. |
| widely | geniş çapta | It’s widely known. | Bu geniş çapta bilinir. |
| wife | eş (kadın) | His wife is a doctor. | Eşi doktor. |
| wig | peruk | He wore a wig to disguise himself. | Kendini gizlemek için peruk taktı. |
| wild | vahşi | Wild animals live in the forest. | Vahşi hayvanlar ormanda yaşar. |
| wilderness | vahşi doğa | They went hiking in the wilderness. | Vahşi doğada yürüyüşe çıktılar. |
| wildlife | vahşi yaşam | Protect the local wildlife. | Yerel vahşi yaşamı koru. |
| willing | istekli | I’m willing to try. | Denemeye istekliyim. |
| win | kazanmak | They hope to win the match. | Maçı kazanmayı umuyorlar. |
| wind | rüzgar | The wind is strong today. | Bugün rüzgar kuvvetli. |
| window | pencere | Open the window, please. | Lütfen pencereyi aç. |
| wine | şarap | Would you like some wine? | Biraz şarap ister misin? |
| wing | kanat | The bird broke its wing. | Kuş kanadını kırdı. |
| winner | kazanan | She was the winner of the contest. | O yarışmanın kazananıydı. |
| winter | kış | Winter is very cold here. | Burada kış çok soğuk. |
| wipe | silmek | Wipe the table clean. | Masayı temizle. |
| wire | tel | The fence is made of wire. | Çit telden yapılmış. |
| wisdom | bilgelik | Age brings wisdom. | Yaş bilgelik getirir. |
| wise | bilge | That was a wise decision. | Bu bilgece bir karardı. |
| wish | dilemek | I wish you happiness. | Sana mutluluk diliyorum. |
| with | ile | I came with my brother. | Kardeşimle geldim. |
| withdraw | geri çekilmek, para çekmek | He decided to withdraw. | Geri çekilmeye karar verdi. |
| within | içinde | Stay within the lines. | Çizgilerin içinde kal. |
| without | olmadan | I can’t live without you. | Sensiz yaşayamam. |
| witness | tanık | He was a witness to the accident. | Kazaya tanık oldu. |
| woman | kadın | That woman is an engineer. | O kadın mühendis. |
| wonder | merak etmek, hayret | I wonder what he’s doing. | Ne yaptığını merak ediyorum. |
| wonderful | harika | This is a wonderful place. | Burası harika bir yer. |
| wood | ahşap, odun | The house is made of wood. | Ev ahşaptan yapılmış. |
| word | kelime | What does this word mean? | Bu kelime ne anlama geliyor? |
| work | çalışmak, iş | I work as a teacher. | Öğretmen olarak çalışıyorum. |
Bu kelimeleri hallettiysen, YDS’de X harfi ile başlayan, en çok çıkan İngilizce kelimelere geçmeyi unutma!
Eğer başka harflerde eksiklerin varsa, harflere buradan göz atmayı unutma!