📚 YDS’de O Harfiyle Başlayan En Çok Çıkan 100 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken veya YDS gibi zorlu İngilizce sınavlarına hazırlanırken kelime dağarcığını geliştirmek, başarının en temel anahtarlarından biridir. Ancak pek çok kişi, kelimelerin sadece Türkçe karşılıklarını ezberleyerek büyük bir hata yapar. Bu yöntem, kalıcı bir öğrenme sağlamadığı gibi, sınavlarda karşılaşılan uzun cümlelerde de zorluk yaşamana neden olur.
Gerçekten kalıcı ve doğru bir İngilizce kelime öğrenimi için, kelimeleri cümle içinde nasıl kullanıldığını görerek öğrenmek gerekir. Bu yöntem hem kelimenin anlamını daha iyi kavramanı sağlar hem de sınavlarda gelen cümleleri hızlı ve net biçimde anlamana yardımcı olur.
Bu yüzden senin için YDS’de en çok çıkan, O harfiyle başlayan İngilizce kelimeleri özenle seçtik ve her birini örnek cümlelerle destekledik.
| İngilizce | Türkçe | Örnek Cümle | Türkçe |
|---|---|---|---|
| object | nesne, itiraz etmek | Don’t touch that object. | O nesneye dokunma. |
| objective | hedef, tarafsız | Try to be objective. | Tarafsız olmaya çalış. |
| obligation | yükümlülük | Paying taxes is an obligation. | Vergi ödemek bir yükümlülüktür. |
| observe | gözlemlemek | They observed the stars all night. | Tüm gece yıldızları gözlemlediler. |
| obtain | elde etmek | How did you obtain this information? | Bu bilgiyi nasıl elde ettin? |
| obvious | açık, belli | It’s obvious you’re tired. | Yorgun olduğun belli. |
| occasion | fırsat, olay | This is a special occasion. | Bu özel bir fırsat. |
| occupy | işgal etmek, meşgul etmek | This work will occupy your time. | Bu iş zamanını alacak. |
| occur | meydana gelmek | When did the accident occur? | Kaza ne zaman meydana geldi? |
| ocean | okyanus | We sailed across the ocean. | Okyanusu geçtik. |
| odd | tuhaf | That’s an odd question. | Bu tuhaf bir soru. |
| odor | koku | There was a strange odor in the room. | Odada garip bir koku vardı. |
| offend | gücendirmek | I didn’t mean to offend you. | Seni gücendirmek istemedim. |
| offer | teklif etmek | He offered me a job. | Bana bir iş teklif etti. |
| office | ofis | She works at an office downtown. | Şehir merkezinde bir ofiste çalışıyor. |
| officer | memur, subay | The officer checked our IDs. | Memur kimliklerimizi kontrol etti. |
| official | resmi | This is an official document. | Bu resmi bir belge. |
| offset | dengelemek | The benefits offset the costs. | Faydalar maliyetleri dengeliyor. |
| often | sık sık | We often go there. | Sık sık oraya gideriz. |
| oil | yağ, petrol | The engine needs oil. | Motorun yağa ihtiyacı var. |
| old | yaşlı, eski | This house is very old. | Bu ev çok eski. |
| omit | atlamak, dahil etmemek | Don’t omit any details. | Hiçbir detayı atlama. |
| once | bir zamanlar, bir kere | Once upon a time… | Bir zamanlar… |
| ongoing | devam eden | The investigation is ongoing. | Soruşturma devam ediyor. |
| onion | soğan | Chop the onions finely. | Soğanları ince doğra. |
| only | sadece | I only have one brother. | Sadece bir erkek kardeşim var. |
| open | açmak, açık | Please open the window. | Lütfen pencereyi aç. |
| operate | işletmek, ameliyat etmek | He operates heavy machinery. | Ağır makineler kullanıyor. |
| operation | operasyon, ameliyat | She needs a heart operation. | Kalp ameliyatına ihtiyacı var. |
| opinion | fikir | What’s your opinion on this? | Bu konuda fikrin nedir? |
| opponent | rakip | He defeated his opponent easily. | Rakibini kolayca yendi. |
| opportunity | fırsat | This is a great opportunity. | Bu harika bir fırsat. |
| oppose | karşı çıkmak | They oppose the new law. | Yeni yasaya karşı çıkıyorlar. |
| opposite | karşı, zıt | They live on opposite sides of the street. | Sokağın karşı taraflarında yaşıyorlar. |
| option | seçenek | We have two options. | İki seçeneğimiz var. |
| oral | sözlü | He gave an oral presentation. | Sözlü bir sunum yaptı. |
| orange | portakal, turuncu | I like orange juice. | Portakal suyunu severim. |
| orbit | yörünge | The satellite is in orbit. | Uydu yörüngede. |
| order | sipariş, düzen, emir | I’d like to place an order. | Bir sipariş vermek istiyorum. |
| ordinary | sıradan | It was just an ordinary day. | Sıradan bir gündü. |
| organ | organ | The heart is a vital organ. | Kalp hayati bir organdır. |
| organization | organizasyon, kurum | He works for an international organization. | Uluslararası bir organizasyonda çalışıyor. |
| organize | organize etmek | Let’s organize a party. | Bir parti organize edelim. |
| origin | köken | What’s the origin of this tradition? | Bu geleneğin kökeni nedir? |
| original | orijinal, özgün | This is an original painting. | Bu özgün bir tablo. |
| originate | kaynaklanmak | The idea originated in Japan. | Fikir Japonya’dan kaynaklandı. |
| otherwise | aksi takdirde | Hurry up, otherwise we’ll be late. | Acele et, aksi takdirde geç kalacağız. |
| ought | -meli, -malı | You ought to study more. | Daha fazla çalışmalısın. |
| outcome | sonuç | The outcome was unexpected. | Sonuç beklenmedikti. |
| outdoor | açık hava | We love outdoor activities. | Açık hava aktivitelerini severiz. |
| outer | dış, dıştaki | The outer wall is painted blue. | Dış duvar maviye boyanmış. |
| outfit | kıyafet | That’s a nice outfit. | Güzel bir kıyafet. |
| outlet | çıkış, satış yeri | There’s a power outlet here. | Burada bir priz var. |
| outline | ana hat, taslak | Can you outline your plan? | Planının ana hatlarını açıklayabilir misin? |
| outlook | bakış açısı | He has a positive outlook on life. | Hayata olumlu bakıyor. |
| output | çıktı, üretim | Factory output increased. | Fabrika üretimi arttı. |
| outrage | öfke, rezalet | The decision caused public outrage. | Karar halk arasında öfkeye yol açtı. |
| outside | dışarı, dış | Wait outside, please. | Lütfen dışarıda bekleyin. |
| outstanding | olağanüstü, göze çarpan | She did an outstanding job. | Olağanüstü bir iş çıkardı. |
| oven | fırın | Put the cake in the oven. | Keki fırına koy. |
| over | üzerinden, bitmiş | The bridge goes over the river. | Köprü nehrin üzerinden geçiyor. |
| overall | genel | Overall, it was a success. | Genel olarak bu bir başarıydı. |
| overcome | üstesinden gelmek | They overcame many problems. | Birçok sorunun üstesinden geldiler. |
| overlook | göz ardı etmek | Don’t overlook the details. | Ayrıntıları göz ardı etme. |
| overseas | denizaşırı | He works overseas. | O denizaşırı çalışıyor. |
| oversee | denetlemek | He oversees the project. | Projeyi o denetliyor. |
| owe | borçlu olmak | I owe you an apology. | Sana bir özür borçluyum. |
| own | sahip olmak | Do you own this car? | Bu araba senin mi? |
| owner | sahip | Who is the owner of this house? | Bu evin sahibi kim? |
| ownership | sahiplik | They transferred ownership. | Sahipliği devrettiler. |
| oxygen | oksijen | We need oxygen to live. | Yaşamak için oksijene ihtiyacımız var. |
| oath | yemin | He took an oath of loyalty. | Sadakat yemini etti. |
| obey | itaat etmek | Children should obey their parents. | Çocuklar ebeveynlerine itaat etmeli. |
| objective | nesnel | Try to be more objective. | Daha nesnel olmaya çalış. |
| obligatory | zorunlu | Attendance is obligatory. | Katılım zorunludur. |
| oblivious | habersiz | He was oblivious to the danger. | Tehlikeden habersizdi. |
| obscure | belirsiz | The meaning is obscure. | Anlam belirsiz. |
| observation | gözlem | Scientific observation is essential. | Bilimsel gözlem önemlidir. |
| observer | gözlemci | Observers noted the changes. | Gözlemciler değişiklikleri not etti. |
| obsess | saplantı haline getirmek | He is obsessed with his work. | İşine saplantılı. |
| obstacle | engel | Lack of money is a big obstacle. | Para eksikliği büyük bir engel. |
| obtain | elde etmek | He obtained a permit. | Bir izin aldı. |
| occupation | meslek | Teaching is a noble occupation. | Öğretmenlik asil bir meslektir. |
| occupant | oturan | The previous occupant left last month. | Önceki kiracı geçen ay ayrıldı. |
| occurrence | olay | Such occurrences are rare. | Böyle olaylar nadirdir. |
| oddity | tuhaflık | His behavior was an oddity. | Davranışı bir tuhaflıktı. |
| offspring | yavru, döl | The lion protected its offspring. | Aslan yavrusunu korudu. |
| ominous | uğursuz | The dark clouds looked ominous. | Kara bulutlar uğursuz görünüyordu. |
| omit | hariç tutmak | You can omit that part. | O kısmı hariç tutabilirsin. |
| omnipresent | her yerde hazır | Technology is omnipresent today. | Teknoloji bugün her yerde hazır. |
| onlooker | izleyici | Onlookers watched the parade. | İzleyiciler geçit törenini izledi. |
| onset | başlangıç | The onset of winter is near. | Kışın başlangıcı yakın. |
| onward | ileriye doğru | We continued onward. | İleriye doğru devam ettik. |
| opaque | opak, anlaşılmaz | The glass is opaque. | Cam opak. |
| operate | çalıştırmak | Do you know how to operate this machine? | Bu makineyi nasıl çalıştıracağını biliyor musun? |
| operational | çalışır durumda | The system is now operational. | Sistem artık çalışır durumda. |
| opponent | muhalif, rakip | The opponent team was strong. | Rakip takım güçlüydü. |
| optical | optik | Optical illusions are interesting. | Optik illüzyonlar ilginçtir. |
| optimistic | iyimser | She is always optimistic. | O her zaman iyimserdir. |
| option | seçenek | This is not the best option. | Bu en iyi seçenek değil. |
Bu kelimeleri hallettiysen, YDS’de P harfi ile başlayan, en çok çıkan İngilizce kelimelere geçmeyi unutma!
Eğer başka harflerde eksiklerin varsa, harflere buradan göz atmayı unutma!