📚 YDS’de I Harfiyle Başlayan En Çok Çıkan 100 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken veya YDS gibi zorlu İngilizce sınavlarına hazırlanırken kelime dağarcığını geliştirmek, başarının en temel anahtarlarından biridir. Ancak pek çok kişi, kelimelerin sadece Türkçe karşılıklarını ezberleyerek büyük bir hata yapar. Bu yöntem, kalıcı bir öğrenme sağlamadığı gibi, sınavlarda karşılaşılan uzun cümlelerde de zorluk yaşamana neden olur.
Gerçekten kalıcı ve doğru bir İngilizce kelime öğrenimi için, kelimeleri cümle içinde nasıl kullanıldığını görerek öğrenmek gerekir. Bu yöntem hem kelimenin anlamını daha iyi kavramanı sağlar hem de sınavlarda gelen cümleleri hızlı ve net biçimde anlamana yardımcı olur.
Bu yüzden senin için YDS’de en çok çıkan, I harfiyle başlayan İngilizce kelimeleri özenle seçtik ve her birini örnek cümlelerle destekledik.
| İngilizce | Türkçe | Örnek Cümle | Türkçe |
|---|---|---|---|
| idea | fikir | That’s a great idea. | Bu harika bir fikir. |
| ideal | ideal | He is the ideal candidate for the job. | O iş için ideal aday. |
| identify | tanımlamak, teşhis etmek | Can you identify this bird? | Bu kuşu tanımlayabilir misin? |
| identity | kimlik | His identity was unknown. | Kimliği bilinmiyordu. |
| idle | boş, aylak | Don’t stay idle, do something useful. | Boş durma, faydalı bir şey yap. |
| ignore | görmezden gelmek | Don’t ignore his advice. | Onun tavsiyesini görmezden gelme. |
| illegal | yasa dışı | It is illegal to hunt here. | Burada avlanmak yasa dışıdır. |
| illustrate | örneklemek, resimlemek | This diagram illustrates the process. | Bu diyagram süreci gösteriyor. |
| image | imaj, görüntü | They have a clean public image. | Halk önünde temiz bir imajları var. |
| imaginary | hayali | Dragons are imaginary creatures. | Ejderhalar hayali yaratıklardır. |
| imagine | hayal etmek | Imagine living by the sea. | Deniz kenarında yaşadığını hayal et. |
| immediate | derhal, acil | We need your immediate help. | Acil yardımına ihtiyacımız var. |
| immense | muazzam | The ocean is immense. | Okyanus muazzamdır. |
| impact | etki | The new law had a big impact. | Yeni yasanın büyük etkisi oldu. |
| impair | zayıflatmak, bozmak | Stress can impair your memory. | Stres hafızanı bozabilir. |
| impart | aktarmak | Teachers impart knowledge to students. | Öğretmenler öğrencilere bilgi aktarır. |
| impatient | sabırsız | Don’t be so impatient. | Bu kadar sabırsız olma. |
| implement | uygulamak | They implemented a new system. | Yeni bir sistem uyguladılar. |
| imply | ima etmek | Are you implying that I lied? | Yalan söylediğimi mi ima ediyorsun? |
| import | ithal etmek | They import coffee from Brazil. | Brezilya’dan kahve ithal ediyorlar. |
| important | önemli | Family is very important. | Aile çok önemlidir. |
| impose | dayatmak | They imposed strict rules. | Sıkı kurallar dayattılar. |
| impress | etkilemek | He impressed everyone with his speech. | Konuşmasıyla herkesi etkiledi. |
| improve | geliştirmek | You should improve your skills. | Becerilerini geliştirmelisin. |
| impulse | dürtü | He acted on impulse. | Dürtüyle hareket etti. |
| inability | yetersizlik | His inability to pay caused problems. | Ödeme yetersizliği sorunlara neden oldu. |
| inappropriate | uygunsuz | That joke was inappropriate. | O şaka uygunsuzdu. |
| incentive | teşvik | Bonuses give employees an incentive. | Primler çalışanlara teşvik sağlar. |
| incident | olay | There was a minor incident at work. | İş yerinde küçük bir olay yaşandı. |
| include | dahil etmek | Does this price include tax? | Bu fiyat vergi dahil mi? |
| income | gelir | His income is quite high. | Geliri oldukça yüksek. |
| increase | artırmak, artmak | Prices have increased recently. | Fiyatlar son zamanlarda arttı. |
| incredible | inanılmaz | The view from here is incredible. | Buradan manzara inanılmaz. |
| incur | maruz kalmak, doğurmak | He incurred heavy losses. | Büyük kayıplara uğradı. |
| independent | bağımsız | She is an independent woman. | O bağımsız bir kadındır. |
| indicate | göstermek, belirtmek | The sign indicates the exit. | İşaret çıkışı gösteriyor. |
| individual | bireysel, birey | Each individual is unique. | Her birey benzersizdir. |
| indoor | kapalı alan | We stayed in indoor facilities. | Kapalı tesislerde kaldık. |
| induce | ikna etmek, sebep olmak | The advertisement induced him to buy it. | Reklam onu almaya ikna etti. |
| industrial | endüstriyel | This city is an industrial center. | Bu şehir bir endüstri merkezidir. |
| inevitable | kaçınılmaz | Death is inevitable. | Ölüm kaçınılmazdır. |
| infant | bebek | The infant smiled at her mother. | Bebek annesine gülümsedi. |
| infect | bulaştırmak | A virus infected the computer. | Bir virüs bilgisayara bulaştı. |
| inferior | aşağı, kalitesiz | This product is inferior to ours. | Bu ürün bizimkinden daha kalitesiz. |
| infinite | sonsuz | The universe seems infinite. | Evren sonsuz gibi görünüyor. |
| influence | etki, etkilemek | His friends influenced his decision. | Arkadaşları kararını etkiledi. |
| inform | bilgilendirmek | Please inform me of any changes. | Herhangi bir değişiklik olursa beni bilgilendir. |
| infrastructure | altyapı | The city needs better infrastructure. | Şehrin daha iyi altyapıya ihtiyacı var. |
| ingredient | içerik, malzeme | What ingredients are in this cake? | Bu kekin içinde hangi malzemeler var? |
| inhabit | yaşamak | Polar bears inhabit the Arctic. | Kutup ayıları Arktik’te yaşar. |
| initial | ilk, başlangıç | His initial reaction was surprise. | İlk tepkisi şaşkınlıktı. |
| initiative | girişim, insiyatif | They started a new health initiative. | Yeni bir sağlık girişimi başlattılar. |
| inject | enjekte etmek | The nurse injected the medicine. | Hemşire ilacı enjekte etti. |
| injury | yaralanma | He suffered a leg injury. | Bacağından yaralandı. |
| innocent | masum | The court found him innocent. | Mahkeme onu masum buldu. |
| innovate | yenilik yapmak | We need to innovate to stay competitive. | Rekabetçi kalmak için yenilik yapmalıyız. |
| input | girdi, katkı | Thank you for your input on this project. | Bu proje için katkın için teşekkürler. |
| inquire | soruşturmak, sormak | He inquired about the job opening. | İş ilanı hakkında bilgi aldı. |
| insane | deli, çılgın | The idea sounded insane. | Fikir çılgınca geldi. |
| insert | eklemek, sokmak | Insert your card into the machine. | Kartınızı makineye takın. |
| insight | içgörü | His book gives deep insights into politics. | Kitabı politika hakkında derin içgörüler sunuyor. |
| insist | ısrar etmek | He insisted on paying the bill. | Hesabı ödemekte ısrar etti. |
| inspect | denetlemek, incelemek | They inspected the building carefully. | Bina dikkatlice incelendi. |
| inspire | ilham vermek | Her speech inspired us all. | Konuşması hepimize ilham verdi. |
| install | kurmak | They installed a new heating system. | Yeni bir ısıtma sistemi kurdular. |
| instance | örnek, vaka | This is a clear instance of corruption. | Bu yolsuzluğa açık bir örnektir. |
| instead | yerine | Let’s go to the park instead. | Bunun yerine parka gidelim. |
| instinct | içgüdü | Birds migrate by instinct. | Kuşlar içgüdüleriyle göç ederler. |
| institute | enstitü | He works at a research institute. | Bir araştırma enstitüsünde çalışıyor. |
| instruct | talimat vermek | He instructed me to wait here. | Bana burada beklememi söyledi. |
| insurance | sigorta | Do you have health insurance? | Sağlık sigortan var mı? |
| integrate | entegre etmek | They integrated new ideas into the project. | Projeye yeni fikirler entegre ettiler. |
| integrity | dürüstlük, bütünlük | Integrity is important in business. | İş dünyasında dürüstlük önemlidir. |
| intend | niyet etmek | I intend to finish this by tomorrow. | Bunu yarına kadar bitirmeyi düşünüyorum. |
| intense | yoğun | The heat was intense. | Sıcaklık yoğundu. |
| intention | niyet | It wasn’t my intention to hurt you. | Seni incitmek niyetinde değildim. |
| interact | etkileşimde bulunmak | Children need to interact with others. | Çocukların başkalarıyla etkileşim kurması gerekir. |
| interest | ilgi, faiz | I have an interest in art. | Sanata ilgim var. |
| interfere | müdahale etmek | Don’t interfere in their argument. | Onların tartışmasına karışma. |
| interior | iç, iç kısım | They redesigned the house interior. | Evin iç kısmını yeniden tasarladılar. |
| internal | içsel | He suffered internal injuries. | İç yaralanmaları vardı. |
| interpret | yorumlamak, tercüme etmek | Can you interpret this data? | Bu verileri yorumlayabilir misin? |
| interrupt | sözünü kesmek | Please don’t interrupt me. | Lütfen sözümü kesme. |
| interval | ara, zaman aralığı | There will be a short interval. | Kısa bir ara olacak. |
| interview | röportaj, mülakat | I have a job interview tomorrow. | Yarın iş görüşmem var. |
| intimate | samimi | They are intimate friends. | Onlar samimi arkadaşlar. |
| introduce | tanıtmak, sunmak | Let me introduce my colleague. | Meslektaşımı tanıtayım. |
| invade | istila etmek | The army invaded the city. | Ordu şehri istila etti. |
| invent | icat etmek | Who invented the telephone? | Telefonu kim icat etti? |
| invest | yatırım yapmak | He invests in real estate. | Gayrimenkule yatırım yapıyor. |
| investigate | araştırmak | The police are investigating the case. | Polis olayı araştırıyor. |
| invisible | görünmez | Air is invisible. | Hava görünmezdir. |
| involve | içermek, dahil olmak | This project involves many people. | Bu proje birçok kişiyi içeriyor. |
| isolate | izole etmek, ayırmak | They tried to isolate the virus. | Virüsü izole etmeye çalıştılar. |
| issue | konu, mesele | It’s a complicated issue. | Bu karmaşık bir mesele. |
| item | madde, eşya | Please list each item. | Lütfen her maddeyi listele. |
| ivory | fildişi | The statue was made of ivory. | Heykel fildişinden yapılmıştı. |
| irritate | sinirlendirmek | His comments irritate me. | Yorumları beni sinirlendiriyor. |
| isolate | yalnız bırakmak, soyutlamak | They isolated him from the group. | Onu gruptan soyutladılar. |
| issue | yayımlamak, çıkarmak | They will issue a new passport. | Yeni bir pasaport çıkaracaklar. |
Bu kelimeleri hallettiysen, YDS’de J harfi ile başlayan, en çok çıkan İngilizce kelimelere geçmeyi unutma!
Eğer başka harflerde eksiklerin varsa, harflere buradan göz atmayı unutma!