📚 YDS’de G Harfiyle Başlayan En Çok Çıkan 100 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken veya YDS gibi zorlu İngilizce sınavlarına hazırlanırken kelime dağarcığını geliştirmek, başarının en temel anahtarlarından biridir. Ancak pek çok kişi, kelimelerin sadece Türkçe karşılıklarını ezberleyerek büyük bir hata yapar. Bu yöntem, kalıcı bir öğrenme sağlamadığı gibi, sınavlarda karşılaşılan uzun cümlelerde de zorluk yaşamana neden olur.
Gerçekten kalıcı ve doğru bir İngilizce kelime öğrenimi için, kelimeleri cümle içinde nasıl kullanıldığını görerek öğrenmek gerekir. Bu yöntem hem kelimenin anlamını daha iyi kavramanı sağlar hem de sınavlarda gelen cümleleri hızlı ve net biçimde anlamana yardımcı olur.
Bu yüzden senin için YDS’de en çok çıkan, G harfiyle başlayan İngilizce kelimeleri özenle seçtik ve her birini örnek cümlelerle destekledik.
| İngilizce | Türkçe | Örnek Cümle | Türkçe |
|---|---|---|---|
| gain | kazanmak | He gained valuable experience abroad. | Yurt dışında değerli deneyim kazandı. |
| galaxy | galaksi | The Milky Way is our galaxy. | Samanyolu bizim galaksimizdir. |
| gallery | galeri | We visited a modern art gallery. | Modern bir sanat galerisi ziyaret ettik. |
| gamble | kumar oynamak | He likes to gamble in casinos. | Kumarhanelerde kumar oynamayı sever. |
| game | oyun | Let’s play a board game. | Bir masa oyunu oynayalım. |
| gap | boşluk, fark | There is a gap in the fence. | Çitte bir boşluk var. |
| garage | garaj | Park the car in the garage. | Arabayı garaja park et. |
| garden | bahçe | She grows vegetables in her garden. | Bahçesinde sebze yetiştiriyor. |
| garbage | çöp | Take out the garbage, please. | Çöpü dışarı çıkar lütfen. |
| garment | giysi | The shop sells elegant garments. | Mağaza şık giysiler satıyor. |
| gas | gaz | The gas price went up. | Gaz fiyatı yükseldi. |
| gather | toplamak | They gathered flowers in the field. | Tarlada çiçek topladılar. |
| gauge | ölçmek, gösterge | This gauge measures pressure. | Bu gösterge basıncı ölçer. |
| gaze | gözünü dikmek | He gazed at the painting. | Tablaya baktı. |
| gear | dişli, vites, teçhizat | Put the car in gear. | Arabayı vitese tak. |
| gender | cinsiyet | Gender equality is essential. | Cinsiyet eşitliği esastır. |
| general | genel | That’s a general rule. | Bu genel bir kuraldır. |
| generate | üretmek | Solar panels generate energy. | Güneş panelleri enerji üretir. |
| generation | nesil | This is a new generation of students. | Bu yeni bir öğrenci nesli. |
| generosity | cömertlik | I admire his generosity. | Cömertliğine hayranım. |
| generous | cömert | They were very generous hosts. | Çok cömert ev sahipleriydi. |
| genius | dahi | Einstein was a scientific genius. | Einstein bilimsel bir dahiydi. |
| gentle | nazik | He gave the horse a gentle pat. | Ata nazikçe dokundu. |
| genuine | gerçek, samimi | Is this watch genuine? | Bu saat orijinal mi? |
| geography | coğrafya | Geography is one of my favorite subjects. | Coğrafya en sevdiğim derslerden biri. |
| gesture | jest, el hareketi | He made a kind gesture. | Nazik bir jest yaptı. |
| get | almak, elde etmek | Did you get my message? | Mesajımı aldın mı? |
| giant | dev | They saw a giant tree in the forest. | Ormanda dev bir ağaç gördüler. |
| gift | hediye | I bought a birthday gift for her. | Onun için bir doğum günü hediyesi aldım. |
| giggle | kıkırdamak | The children giggled at the clown. | Çocuklar palyaçoya kıkırdadılar. |
| give | vermek | Please give me the book. | Lütfen bana kitabı ver. |
| glance | göz atmak | She glanced at the clock. | Saate göz attı. |
| glare | dik dik bakmak | He glared at me angrily. | Bana öfkeyle dik dik baktı. |
| glass | cam, bardak | Fill the glass with water. | Bardağı suyla doldur. |
| global | küresel | This is a global problem. | Bu küresel bir sorun. |
| glove | eldiven | Wear gloves in cold weather. | Soğuk havada eldiven tak. |
| glow | parlamak | The candle glowed softly. | Mum hafifçe parladı. |
| goal | hedef, gol | His goal is to become a doctor. | Hedefi doktor olmak. |
| god | tanrı | They prayed to God. | Tanrı’ya dua ettiler. |
| gold | altın | This ring is made of gold. | Bu yüzük altından yapılmış. |
| golden | altın renkli, değerli | It was a golden opportunity. | Bu altın değerinde bir fırsattı. |
| good | iyi | That’s a good idea. | Bu iyi bir fikir. |
| govern | yönetmek | They govern the country well. | Ülkeyi iyi yönetiyorlar. |
| government | hükümet | The government announced new measures. | Hükümet yeni önlemler açıkladı. |
| grab | kapmak | He grabbed his coat and left. | Paltoyu kaptı ve çıktı. |
| grace | zarafet | She dances with great grace. | Çok zarafetle dans ediyor. |
| grade | not, seviye | He got the highest grade in math. | Matematikten en yüksek notu aldı. |
| gradual | aşamalı | There was a gradual improvement. | Aşamalı bir iyileşme oldu. |
| graduate | mezun olmak | She graduated last year. | Geçen yıl mezun oldu. |
| grain | tahıl | Wheat is an important grain. | Buğday önemli bir tahıldır. |
| grammar | gramer | English grammar is sometimes tricky. | İngilizce gramer bazen karmaşıktır. |
| grand | büyük, görkemli | They stayed in a grand hotel. | Görkemli bir otelde kaldılar. |
| grant | hibe, bağışlamak | The university granted him a scholarship. | Üniversite ona burs verdi. |
| grape | üzüm | We made juice from fresh grapes. | Taze üzümlerden meyve suyu yaptık. |
| graph | grafik | The graph shows our progress. | Grafik ilerlememizi gösteriyor. |
| grasp | kavramak | Try to grasp the main idea. | Ana fikri kavramaya çalış. |
| grateful | minnettar | I’m grateful for your help. | Yardımın için minnettarım. |
| gravity | yerçekimi | Gravity pulls everything down. | Yerçekimi her şeyi aşağı çeker. |
| great | harika, büyük | You did a great job. | Harika bir iş çıkardın. |
| greed | açgözlülük | Greed leads to problems. | Açgözlülük sorunlara yol açar. |
| green | yeşil | The grass is very green. | Çimen çok yeşil. |
| greet | selamlamak | They greeted us at the door. | Bizi kapıda selamladılar. |
| grief | keder | She was filled with grief. | Kederle doldu. |
| grill | ızgara yapmak | Let’s grill some meat. | Biraz et ızgara yapalım. |
| grin | sırıtmak | He grinned when he saw me. | Beni görünce sırıttı. |
| grip | sıkı tutmak, kavramak | Hold the handle with a firm grip. | Sapı sıkı tut. |
| grocery | bakkal, market | I’m going to the grocery store. | Market alışverişine gidiyorum. |
| ground | zemin, toprak | The ground is wet after the rain. | Yağmurdan sonra zemin ıslak. |
| group | grup | We worked in small groups. | Küçük gruplar halinde çalıştık. |
| grow | büyümek, yetişmek | Flowers grow quickly in the sun. | Çiçekler güneşte hızlı büyür. |
| growth | büyüme | The company showed steady growth. | Şirket istikrarlı bir büyüme gösterdi. |
| guarantee | garanti | This watch comes with a guarantee. | Bu saat garantiyle geliyor. |
| guard | korumak, nöbetçi | A guard stood at the gate. | Kapıda bir nöbetçi duruyordu. |
| guess | tahmin etmek | Can you guess the answer? | Cevabı tahmin edebilir misin? |
| guest | misafir | We have guests tonight. | Bu gece misafirlerimiz var. |
| guide | rehber | Our guide spoke four languages. | Rehberimiz dört dil konuşuyordu. |
| guidance | rehberlik | I need your guidance. | Senin rehberliğine ihtiyacım var. |
| guilt | suçluluk | He felt guilt after the accident. | Kazadan sonra suçluluk hissetti. |
| guilty | suçlu | The court found him guilty. | Mahkeme onu suçlu buldu. |
| guitar | gitar | He plays the guitar well. | Gitarı iyi çalar. |
| gulf | körfez | The boat sailed across the gulf. | Tekne körfezi geçti. |
| gum | sakız | Don’t stick gum under the table. | Sakızı masanın altına yapıştırma. |
| guy | adam, herif | That guy is my neighbor. | O adam benim komşum. |
| gym | spor salonu | I go to the gym twice a week. | Haftada iki kez spor salonuna giderim. |
| gadget | küçük alet | This gadget peels apples fast. | Bu alet elmaları hızlı soyuyor. |
| gamble | kumar oynamak | He decided to gamble at the casino. | Kumarhanede oynamaya karar verdi. |
| garment | giysi | She designs elegant garments. | Şık giysiler tasarlıyor. |
| gasping | nefes nefese kalmak | He was gasping after the run. | Koştuktan sonra nefes nefese kaldı. |
| gastric | mide ile ilgili | He has gastric problems. | Onun mide problemleri var. |
| gauge | ölçmek, gösterge | This gauge checks the fuel level. | Bu gösterge yakıt seviyesini kontrol eder. |
| gatherer | toplayıcı | Ancient gatherers lived in tribes. | Eski toplayıcılar kabilelerde yaşardı. |
| genealogy | soy bilimi | He studies genealogy. | O soy bilimi okuyor. |
| generousness | cömertlik | Her generousness surprised everyone. | Cömertliği herkesi şaşırttı. |
| genial | dostça, sevecen | He gave me a genial smile. | Bana dostça bir gülümseme verdi. |
| genre | tür (sanat, edebiyat) | Mystery is my favorite genre. | Gizem benim en sevdiğim türdür. |
| geographic | coğrafi | They discussed geographic factors. | Coğrafi faktörleri tartıştılar. |
| geometry | geometri | Geometry was hard for me. | Geometri benim için zordu. |
| germ | mikrop | Wash your hands to kill germs. | Mikropları öldürmek için ellerini yıka. |
| gesture | jest, hareket | He made a funny gesture. | Komik bir hareket yaptı. |
| gigabyte | gigabayt | This file is 2 gigabytes. | Bu dosya 2 gigabayt. |
Bu kelimeleri hallettiysen, YDS’de H harfi ile başlayan, en çok çıkan İngilizce kelimelere geçmeyi unutma!
Eğer başka harflerde eksiklerin varsa, harflere buradan göz atmayı unutma!