📚 YDS’de En Çok Çıkan 500 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenmenin ya da herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanmanın en kritik adımlarından biri kelime dağarcığını geliştirmektir. Ancak çoğu öğrenci, bu süreçte phrasal verb olarak bilinen deyimsel fiilleri ya göz ardı eder ya da gerektiği kadar önemsemez. Oysa bu yapılar, İngilizce’nin gerek günlük konuşmalarında gerekse yazılı anlatımında son derece yaygın bir şekilde karşımıza çıkar.
Üstelik YDS gibi akademik sınavlarda phrasal verb’lere sık sık rastlanır. Özellikle sınavın kelime bilgisini ölçen ilk bölümünde, her zaman bir phrasal verb sorusu bulunur. Cloze testlerde de zaman zaman bir adet phrasal verb sorusu gelir. Bu soruları doğru cevaplamak, doğrudan iki net anlamına gelir. Bunların dışında, paragraflarda ya da çeşitli soruların seçeneklerinde de sıkça phrasal verb’lere yer verilir. Dolayısıyla phrasal verb’leri iyi bilmek, yalnızca phrasal verb sorularını çözmeyi garantilemez; aynı zamanda birçok soruyu daha hızlı ve doğru anlamamıza da katkıda bulunur.
Ancak çoğu aday, phrasal verb’leri yalnızca Türkçesini ezberleyerek öğrenmeye çalışır. Bu yöntem kısa süreli ezber için işe yarasa da uzun vadede kalıcılığı oldukça düşüktür. Asıl önemli olan, bu ifadelerin cümle içindeki kullanımını görmek ve hangi bağlamlarda geçtiğini anlayarak öğrenmektir. Böylece hem anlamlarını unutmamız zorlaşır hem de gerektiğinde kendimiz cümle içinde kullanabilecek duruma geliriz.
Bu sebeple, YDS’de en sık karşılaşılan 250 phrasal verb’ü, Türkçe anlamlarıyla birlikte bir tablo halinde derledik. Ayrıca her bir phrasal verb için özenle hazırlanmış örnek cümleler ekledik. Böylece phrasal verb’leri sadece ezberlemekle kalmayacak, aynı zamanda nasıl kullanıldıklarını da pekiştirerek güçlü bir altyapı oluşturacaksın.
| Phrasal Verb | Türkçe Anlamı | Örnek Cümle | Türkçe Anlamı |
|---|---|---|---|
| act on | harekete geçmek | The police acted on the tip. | Polis ihbar üzerine harekete geçti. |
| act up | yaramazlık yapmak, sorun çıkarmak | My computer is acting up again. | Bilgisayarım yine sorun çıkarıyor. |
| add up | mantıklı gelmek | His story doesn’t add up. | Onun hikayesi mantıklı gelmiyor. |
| add up to | toplamda … etmek | The bill adds up to $200. | Fatura toplamda 200 dolar tutuyor. |
| aim at | hedeflemek | The program aims at reducing costs. | Program maliyetleri azaltmayı hedefliyor. |
| allow for | hesaba katmak | You should allow for traffic. | Trafiği hesaba katmalısın. |
| answer back | karşılık vermek | Don’t answer me back! | Bana karşılık verme! |
| ask after | hatırını sormak | He asked after you yesterday. | Dün senin hatırını sordu. |
| ask around | soruşturmak | I’ll ask around and find out. | Etrafıma sorar öğrenirim. |
| ask for | istemek | She asked for a glass of water. | Bir bardak su istedi. |
| back away | geri çekilmek | The dog backed away. | Köpek geri çekildi. |
| back down | geri adım atmak | He backed down from his claim. | İddiasından geri adım attı. |
| back off | vazgeçmek, geri durmak | You’d better back off. | Uzak dursan iyi olur. |
| back out | sözünden dönmek | He backed out of the deal. | Anlaşmadan döndü. |
| back up | desteklemek / yedeklemek | I’ll back you up. | Seni destekleyeceğim. |
| bail out | kefaletle kurtarmak | His father bailed him out. | Babası onu kefaletle kurtardı. |
| bear with | sabretmek | Please bear with me. | Lütfen bana sabret. |
| beat up | dövmek | They beat him up badly. | Onu fena dövdüler. |
| beef up | güçlendirmek | They beefed up security. | Güvenliği güçlendirdiler. |
| believe in | inanmak | I believe in you. | Sana inanıyorum. |
| black out | bayılmak | He blacked out from the heat. | Sıcaktan bayıldı. |
| blow away | hayran bırakmak / uçurmak | Her voice blew me away. | Sesi beni hayran bıraktı. |
| blow out | üfleyip söndürmek | She blew out the candles. | Mumları üfleyip söndürdü. |
| blow up | patlamak / şişirmek | The bomb blew up. | Bomba patladı. |
| boil down to | … anlamına gelmek | It boils down to trust. | Bu güven anlamına geliyor. |
| break away | ayrılmak, kopmak | She broke away from the group. | Gruptan ayrıldı. |
| break down | bozulmak / parçalanmak | My car broke down. | Arabam bozuldu. |
| break in | zorla girmek | Thieves broke in last night. | Hırsızlar dün gece zorla girdi. |
| break into | dalmak / zorla girmek | Someone broke into our house. | Biri evimize girdi. |
| break off | koparmak / bitirmek | They broke off the engagement. | Nişanı bozdular. |
| break out | patlak vermek | A fire broke out. | Yangın çıktı. |
| break through | engeli aşmak | Scientists broke through in cancer research. | Bilim insanları kanser araştırmalarında engeli aştı. |
| break up | ayrılmak | They broke up last year. | Geçen yıl ayrıldılar. |
| bring about | sebep olmak | The reforms brought about changes. | Reformlar değişikliklere sebep oldu. |
| bring back | geri getirmek | This song brings back memories. | Bu şarkı anıları geri getiriyor. |
| bring down | indirmek / devirmek | The scandal brought down the government. | Skandal hükümeti devirdi. |
| bring in | getirmek / sunmak | They brought in new rules. | Yeni kurallar getirdiler. |
| bring up | gündeme getirmek / büyütmek | She brought up an interesting point. | İlginç bir nokta gündeme getirdi. |
| brush up on | tazelemek | I need to brush up on my Spanish. | İspanyolcayı tazelemem lazım. |
| build up | artırmak, güçlendirmek | He built up his muscles. | Kaslarını güçlendirdi. |
| bump into | tesadüfen karşılaşmak | I bumped into an old friend. | Eski bir arkadaşla karşılaştım. |
| burn down | tamamen yanmak | The house burned down. | Ev tamamen yandı. |
| burn out | tükenmek | He burned out after years of stress. | Yıllarca stresten sonra tükendi. |
| burst into | -e boğulmak | She burst into tears. | Gözyaşlarına boğuldu. |
| call back | geri aramak | I’ll call you back. | Seni geri arayacağım. |
| call for | gerektirmek / çağrıda bulunmak | This calls for action. | Bu, harekete geçmeyi gerektirir. |
| call off | iptal etmek | They called off the meeting. | Toplantıyı iptal ettiler. |
| call on | ziyaret etmek / başvurmak | I’ll call on you tomorrow. | Yarın seni ziyaret edeceğim. |
| calm down | sakinleşmek | Please calm down. | Lütfen sakin ol. |
| care for | bakmak / ilgilenmek | She cares for her mother. | Annesine bakıyor. |
| carry on | devam etmek | Please carry on with your work. | Lütfen işine devam et. |
| carry out | yürütmek, yerine getirmek | They carried out the plan successfully. | Planı başarıyla uyguladılar. |
| catch on | popüler olmak / anlamak | This song quickly caught on. | Bu şarkı hızla popüler oldu. |
| catch up | yetişmek | I have to catch up on my reading. | Okumalarımda yetişmem lazım. |
| check in | giriş yapmak | We checked in at the hotel. | Otele giriş yaptık. |
| check out | çıkış yapmak | They checked out of the hotel. | Otelden çıkış yaptılar. |
| check up on | kontrol etmek | The boss checks up on us regularly. | Patron bizi düzenli olarak kontrol eder. |
| cheer up | neşelenmek | Cheer up! Everything will be fine. | Neşelen! Her şey iyi olacak. |
| chip in | katkıda bulunmak | Everyone chipped in to buy a gift. | Herkes hediye almak için katkıda bulundu. |
| clear up | düzelmek / açıklığa kavuşmak | The weather cleared up. | Hava düzeldi. |
| close down | kapatmak (işletme) | The shop closed down last year. | Dükkan geçen yıl kapandı. |
| come across | rastlamak | I came across an old photo. | Eski bir fotoğrafa rastladım. |
| come along | eşlik etmek / gelişmek | Come along with us! | Bizimle gel! |
| come back | geri dönmek | He came back from Italy. | İtalya’dan geri döndü. |
| come by | uğramak / elde etmek | How did you come by this car? | Bu arabayı nasıl edindin? |
| come down with | hastalanmak | I came down with the flu. | Gribe yakalandım. |
| come out | ortaya çıkmak / yayınlanmak | His new book came out today. | Yeni kitabı bugün çıktı. |
| come up | ortaya çıkmak | A problem came up at work. | İşte bir sorun çıktı. |
| come up with | bulmak (fikir, çözüm) | She came up with a brilliant idea. | Harika bir fikir buldu. |
| count on | güvenmek | You can count on me. | Bana güvenebilirsin. |
| cut back on | azaltmak | We need to cut back on expenses. | Masrafları azaltmamız gerek. |
| cut down | kesmek / azaltmak | They cut down the old tree. | Eski ağacı kestiler. |
| cut off | kesmek (elektrik, telefon) | The electricity was cut off. | Elektrik kesildi. |
| deal with | ilgilenmek, başa çıkmak | I’ll deal with it later. | Onunla sonra ilgileneceğim. |
| do away with | ortadan kaldırmak | They want to do away with old laws. | Eski yasaları ortadan kaldırmak istiyorlar. |
| do up | tamir etmek, onarmak | They did up the old house. | Eski evi onardılar. |
| do without | onsuz idare etmek | I can’t do without coffee. | Kahve olmadan yapamam. |
| dress up | şık giyinmek | She dressed up for the party. | Parti için şık giyindi. |
| drop by | uğramak | Drop by anytime. | İstediğin zaman uğra. |
| drop out | okulu bırakmak | He dropped out of college. | Üniversiteyi bıraktı. |
| ease off | hafiflemek | The pain is easing off. | Ağrı hafifliyor. |
| end up | sonuçlanmak | We ended up at a small café. | Küçük bir kafede bulduk kendimizi. |
| face up to | cesurca karşı koymak | You must face up to your problems. | Sorunlarınla cesurca yüzleşmelisin. |
| fall apart | dağılmak, parçalanmak | The chair fell apart. | Sandalye dağıldı. |
| fall behind | geride kalmak | He fell behind in his studies. | Derslerinde geride kaldı. |
| fall for | aşık olmak | He fell for her instantly. | Ona anında aşık oldu. |
| fall out | bozuşmak | They fell out over money. | Paradan dolayı bozuştular. |
| fill in | doldurmak | Please fill in this form. | Lütfen bu formu doldurun. |
| fill out | form doldurmak | I filled out the application. | Başvuru formunu doldurdum. |
| fill up | doldurmak (tamamen) | Fill up the tank, please. | Depoyu doldurun lütfen. |
| find out | öğrenmek | I found out the truth. | Gerçeği öğrendim. |
| finish off | tamamen bitirmek | Let’s finish off this work. | Hadi bu işi tamamen bitirelim. |
| fit in | uyum sağlamak | He doesn’t fit in here. | O buraya uyum sağlamıyor. |
| fix up | onarmak, ayarlamak | They fixed up a meeting. | Bir toplantı ayarladılar. |
| get across | anlatmak, kabul ettirmek | I couldn’t get my point across. | Ne demek istediğimi anlatamadım. |
| get ahead | ilerlemek | She wants to get ahead in her career. | Kariyerinde ilerlemek istiyor. |
| get along | iyi geçinmek | They get along very well. | Çok iyi anlaşıyorlar. |
| get around | dolaşmak / yayılmak | News gets around fast here. | Burada haberler hızla yayılır. |
| get away | kaçmak | The thief got away. | Hırsız kaçtı. |
| get back | geri dönmek | When did you get back? | Ne zaman geri döndün? |
| face up to | cesurca karşılamak | You must face up to the truth. | Gerçekle cesurca yüzleşmelisin. |
| fall back on | son çare olarak başvurmak | I had to fall back on my savings. | Son çare olarak birikimlerime başvurdum. |
| fall behind | geride kalmak | Don’t fall behind in your work. | İşinde geride kalma. |
| fall for | aldanmak / aşık olmak | He fell for her lies. | Onun yalanlarına kandı. |
| fall out | kavga edip bozuşmak | They fell out over a girl. | Bir kız yüzünden bozuştular. |
| fall through | suya düşmek (plan) | The deal fell through. | Anlaşma suya düştü. |
| figure out | anlamak, çözmek | I can’t figure out this problem. | Bu problemi çözemiyorum. |
| fill in | yerine bakmak / bilgi vermek | Can you fill in for me tomorrow? | Yarın benim yerime bakabilir misin? |
| fill up | tamamen doldurmak | Fill up the glass, please. | Bardağı tamamen doldur lütfen. |
| find out | öğrenmek | I found out he was lying. | Yalan söylediğini öğrendim. |
| finish off | tamamen bitirmek | Let’s finish off this cake. | Hadi bu pastayı bitirelim. |
| fix up | onarmak, ayarlamak | They fixed up the old house. | Eski evi onardılar. |
| get ahead | öne geçmek, ilerlemek | You need skills to get ahead. | Öne geçmek için becerilere ihtiyacın var. |
| get along with | iyi geçinmek | Do you get along with your boss? | Patronunla iyi geçiniyor musun? |
| get around to | fırsat bulmak | I didn’t get around to calling him. | Onu aramaya fırsat bulamadım. |
| get away with | yanına kar kalmak | He got away with cheating. | Kopya çekmek yanına kar kaldı. |
| get back at | öç almak | She wants to get back at him. | Ondan öç almak istiyor. |
| get back to | geri dönmek (bir konuya) | I’ll get back to you soon. | Sana yakında geri döneceğim. |
| get by | geçinmek, idare etmek | We can get by on this salary. | Bu maaşla idare edebiliriz. |
| get in | binmek / varmak | What time did you get in? | Ne zaman geldin? |
| get off | inmek | Get off the bus here. | Burada otobüsten in. |
| get on | binmek | Get on the train quickly. | Trene çabuk bin. |
| get out | dışarı çıkmak | Get out of the house! | Evden çık! |
| get over | atlatmak | It took time to get over the flu. | Gribi atlatmak zaman aldı. |
| get through | başarmak / telefonla ulaşmak | I couldn’t get through to her. | Ona ulaşamadım. |
| get together | buluşmak | Let’s get together this weekend. | Bu hafta sonu buluşalım. |
| give away | bağışlamak, ele vermek | He gave away all his money. | Tüm parasını bağışladı. |
| give back | geri vermek | Give me back my book. | Kitabımı geri ver. |
| give in | pes etmek | She finally gave in. | Sonunda pes etti. |
| give out | dağıtmak | The teacher gave out the tests. | Öğretmen testleri dağıttı. |
| give up | vazgeçmek | Never give up! | Asla vazgeçme! |
| go after | peşinden gitmek | Go after your dreams. | Hayallerinin peşinden git. |
| go ahead | devam et | Go ahead, I’m listening. | Devam et, dinliyorum. |
| go along with | aynı fikirde olmak | I’ll go along with your plan. | Planına katılıyorum. |
| go away | gitmek, çekip gitmek | Please go away. | Lütfen git. |
| go back | geri dönmek | I’ll go back home next week. | Gelecek hafta eve döneceğim. |
| go by | geçmek (zaman) | A week went by quickly. | Bir hafta çabucak geçti. |
| go for | seçmek / saldırmak | I’ll go for the blue one. | Mavi olanı seçeceğim. |
| go off | patlamak / bozulmak | The bomb went off. | Bomba patladı. |
| go on | devam etmek | Go on with your story. | Hikayene devam et. |
| go out | dışarı çıkmak | Let’s go out tonight. | Bu gece dışarı çıkalım. |
| go over | gözden geçirmek | Go over your notes. | Notlarını gözden geçir. |
| go through | yaşamak / incelemek | He went through hard times. | Zor zamanlar geçirdi. |
| go up | artmak, yükselmek | Prices went up last month. | Fiyatlar geçen ay arttı. |
| grow up | büyümek | I grew up in Ankara. | Ankara’da büyüdüm. |
| hand in | teslim etmek | Please hand in your homework. | Ödevinizi teslim edin lütfen. |
| hand out | dağıtmak | They handed out flyers. | Broşür dağıttılar. |
| hang on | beklemek | Hang on a minute. | Bir dakika bekle. |
| hang out | takılmak | They hang out at the café. | Kafede takılıyorlar. |
| hang up | telefonu kapamak | He hung up on me. | Telefonu yüzüme kapadı. |
| head for | -e doğru gitmek | We’re heading for the beach. | Plaja gidiyoruz. |
| hear from | haber almak | Have you heard from Tom? | Tom’dan haber aldın mı? |
| hold back | tutmak, geri durmak | Don’t hold back your feelings. | Duygularını geri tutma. |
| hold on | beklemek | Hold on, I’ll be right there. | Bekle, hemen geliyorum. |
| hold up | geciktirmek / soymak | The traffic held me up. | Trafik beni geciktirdi. |
| keep at | devam etmek | Keep at it until you succeed. | Başarana kadar devam et. |
| keep away | uzak durmak | Keep away from the fire. | Ateşten uzak dur. |
| keep back | geri tutmak | The police kept back the crowd. | Polis kalabalığı geri tuttu. |
| keep down | düşük tutmak | Try to keep your voice down. | Sesini alçak tutmaya çalış. |
| keep on | sürdürmek | Keep on working hard. | Sıkı çalışmayı sürdür. |
| keep out | dışarıda tutmak | Keep out of my room. | Odamdan dışarıda kal. |
| keep up | sürdürmek | Keep up the good work! | İyi işi sürdür! |
| kick off | başlamak | The match kicks off at 7. | Maç 7’de başlıyor. |
| knock down | yıkmak | They knocked down the wall. | Duvarı yıktılar. |
| knock out | nakavt etmek | He knocked his opponent out. | Rakibini nakavt etti. |
| know about | hakkında bilgisi olmak | I don’t know about that. | Onun hakkında bir bilgim yok. |
| keep up with | yetişmek | I can’t keep up with you. | Sana yetişemiyorum. |
| keep off | uzak tutmak | Keep off the grass. | Çimlere basmayın. |
| knock back | hızlıca içmek | He knocked back a beer. | Birayı hızlıca içti. |
| knock over | devirmek | The cat knocked over the vase. | Kedi vazoyu devirdi. |
| laugh at | alay etmek | They laughed at his idea. | Onun fikriyle alay ettiler. |
| lay off | işten çıkarmak | The company laid off 100 workers. | Şirket 100 işçiyi işten çıkardı. |
| leave out | hariç tutmak | They left me out of the plan. | Beni planın dışında bıraktılar. |
| let down | hayal kırıklığına uğratmak | Don’t let me down. | Beni hayal kırıklığına uğratma. |
| let in | içeri almak | They let us in. | Bizi içeri aldılar. |
| let off | affetmek / patlatmak | The judge let him off. | Hakim onu affetti. |
| let out | salmak, bırakmak | She let out a scream. | Bir çığlık attı. |
| lie down | uzanmak | I need to lie down. | Uzanmam lazım. |
| light up | aydınlanmak / neşelenmek | His face lit up. | Yüzü aydınlandı. |
| line up | sıraya girmek | Please line up here. | Lütfen burada sıraya girin. |
| live on | geçinmek | They live on very little money. | Çok az parayla geçiniyorlar. |
| live up to | beklentileri karşılamak | He lived up to his reputation. | Ününü hak etti. |
| log in | giriş yapmak | Log in to your account. | Hesabına giriş yap. |
| log out | çıkış yapmak | Don’t forget to log out. | Çıkış yapmayı unutma. |
| look after | ilgilenmek | I’ll look after the kids. | Çocuklara bakarım. |
| look ahead | geleceğe bakmak | We must look ahead. | Geleceğe bakmalıyız. |
| look around | etrafa bakmak | Look around the shop. | Dükkana bak etrafa. |
| look at | bakmak | Look at this picture. | Şu resme bak. |
| look back | geçmişe bakmak | Don’t look back. | Arkaya bakma. |
| look down on | küçümsemek | They look down on us. | Bizi küçümsüyorlar. |
| look for | aramak | I’m looking for my keys. | Anahtarlarımı arıyorum. |
| look forward to | dört gözle beklemek | I look forward to meeting you. | Seninle tanışmayı dört gözle bekliyorum. |
| look into | incelemek | They will look into the case. | Olayı inceleyecekler. |
| look out | dikkat etmek | Look out for cars! | Arabalara dikkat et! |
| look over | gözden geçirmek | Look over your work. | İşini gözden geçir. |
| look up | sözlükte aramak / yukarı bakmak | Look up the word. | Kelimeyi sözlükte ara. |
| look up to | hayran olmak | He looks up to his father. | Babasına hayran. |
| make after | peşinden gitmek | The police made after the thief. | Polis hırsızın peşinden gitti. |
| make for | yönelmek | They made for the exit. | Çıkışa yöneldiler. |
| make of | anlam çıkarmak | What do you make of this? | Bundan ne anlıyorsun? |
| make out | anlamak, seçmek | I can’t make out the sign. | Levhayı seçemiyorum. |
| make over | devretmek | He made over his property. | Malını devretti. |
| make up | uydurmak / oluşturmak | He made up a story. | Bir hikaye uydurdu. |
| make up for | telafi etmek | This will make up for your loss. | Bu, kaybını telafi edecek. |
| mix up | karıştırmak | Don’t mix up the names. | İsimleri karıştırma. |
| move in | taşınmak | They moved in last week. | Geçen hafta taşındılar. |
| move out | taşınmak (evden çıkmak) | We’re moving out tomorrow. | Yarın taşınıyoruz. |
| nod off | uyuklamak | He nodded off in class. | Derste uyukladı. |
| open up | açılmak / açmak | The store opens up at 9. | Dükkan 9’da açılır. |
| opt out | vazgeçmek | I decided to opt out. | Vazgeçmeye karar verdim. |
| pass away | vefat etmek | His uncle passed away. | Amcası vefat etti. |
| pass by | yanından geçmek | He passed by without speaking. | Konuşmadan yanından geçti. |
| pass out | bayılmak | She passed out from the heat. | Sıcaktan bayıldı. |
| pass up | fırsatı geri çevirmek | Don’t pass up this chance. | Bu fırsatı kaçırma. |
| pay back | geri ödemek | I’ll pay you back tomorrow. | Sana yarın geri öderim. |
| pay off | borcunu kapatmak / sonuç vermek | Hard work pays off. | Sıkı çalışma karşılığını verir. |
| pick on | sataşmak | Stop picking on him. | Ona sataşmayı bırak. |
| pick out | seçmek | Pick out a dress. | Bir elbise seç. |
| pick up | almak / toparlamak | I’ll pick you up at 6. | Seni 6’da alırım. |
| play along | uyum sağlamak | Just play along with them. | Onlara uy. |
| play down | küçümsemek | He played down the problem. | Sorunu küçümsedi. |
| play up | sorun çıkarmak | The kids are playing up. | Çocuklar yaramazlık yapıyor. |
| point out | işaret etmek | She pointed out the mistake. | Hatanın altını çizdi. |
| pull away | araçla uzaklaşmak | The car pulled away slowly. | Araba yavaşça uzaklaştı. |
| pull down | yıkmak | They pulled down the old building. | Eski binayı yıktılar. |
| pull in | araçla varmak | The train pulled in late. | Tren geç geldi. |
| pull off | başarmak | They pulled off a surprise victory. | Sürpriz bir zafer kazandılar. |
| pull out | ayrılmak / çekilmek | The company pulled out of the deal. | Şirket anlaşmadan çekildi. |
| pull over | kenara çekmek | Pull over here, please. | Lütfen burada kenara çek. |
| pull through | iyileşmek | He pulled through after the surgery. | Ameliyattan sonra iyileşti. |
| put across | anlatmak | He put his idea across clearly. | Fikrini açıkça anlattı. |
| put aside | bir kenara koymak | Put aside your doubts. | Şüphelerini bir kenara koy. |
| put away | yerine koymak | Put your toys away. | Oyuncaklarını yerine koy. |
| put back | eski yerine koymak | Put the book back. | Kitabı yerine koy. |
| put down | yere koymak / not almak | He put down the bag. | Çantayı yere koydu. |
| put forward | öne sürmek | He put forward a new theory. | Yeni bir teori öne sürdü. |
| put off | ertelemek | They put off the meeting. | Toplantıyı ertelediler. |
| put on | giymek | Put on your coat. | Paltonu giy. |
| put out | söndürmek | Put out the fire. | Ateşi söndür. |
| put through | bağlamak (telefon) | I’ll put you through to him. | Seni ona bağlayacağım. |
| put together | bir araya getirmek | They put together a team. | Bir ekip kurdular. |
| put up | misafir etmek / dikmek | We can put you up for the night. | Bu gece seni misafir edebiliriz. |
| put up with | katlanmak | I can’t put up with this noise. | Bu gürültüye katlanamıyorum. |
| run across | rastlamak | I ran across an old friend. | Eski bir arkadaşıma rastladım. |
| run after | peşinden koşmak | The dog ran after the cat. | Köpek kedinin peşinden koştu. |
| run away | kaçmak | The thief ran away. | Hırsız kaçtı. |
| run into | rastlamak / çarpmak | I ran into a tree. | Bir ağaca çarptım. |
| run out | tükenmek | We ran out of milk. | Sütümüz bitti. |
| run over | ezmek | The car ran over a squirrel. | Araba bir sincabı ezdi. |
| run through | gözden geçirmek | Let’s run through the list. | Listeyi gözden geçirelim. |
| run up | birikmek | Bills ran up quickly. | Faturalar hızla birikti. |
| save up | biriktirmek | I’m saving up for a car. | Bir araba için para biriktiriyorum. |
| see about | ilgilenmek | I’ll see about the tickets. | Biletlerle ilgileneceğim. |
| see off | uğurlamak | They came to see me off. | Beni uğurlamaya geldiler. |
| see through | iç yüzünü anlamak | I see through his lies. | Onun yalanlarının iç yüzünü görüyorum. |
| see to | ilgilenmek | I’ll see to it. | Onunla ilgileneceğim. |
| set about | bir işe koyulmak | They set about cleaning the house. | Evi temizlemeye koyuldular. |
| set aside | kenara koymak | Set aside some money. | Biraz para kenara koy. |
| set back | geciktirmek | The rain set back the construction. | Yağmur inşaatı geciktirdi. |
| set in | başlamak (olumsuz şeyler) | Winter has set in. | Kış başladı. |
| set off | yola çıkmak / patlatmak | They set off early. | Erken yola çıktılar. |
| set out | başlamak (amaçla) | She set out to write a book. | Bir kitap yazmaya başladı. |
| set up | kurmak | They set up a new company. | Yeni bir şirket kurdular. |
| settle down | yerleşmek / sakinleşmek | They settled down in İzmir. | İzmir’e yerleştiler. |
| show around | etrafı gezdirmek | I’ll show you around the city. | Seni şehri gezdireceğim. |
| show off | gösteriş yapmak | He likes to show off. | Gösteriş yapmayı sever. |
| show up | ortaya çıkmak | He didn’t show up. | O gelmedi. |
| shut down | kapatmak (işletme, makine) | They shut down the factory. | Fabrikayı kapattılar. |
| shut up | susmak | Shut up and listen! | Sus ve dinle! |
| sign in | giriş yapmak | Please sign in here. | Lütfen buradan giriş yapın. |
| sign out | çıkış yapmak | Don’t forget to sign out. | Çıkış yapmayı unutma. |
| sign up | kaydolmak | I signed up for a course. | Bir kursa kaydoldum. |
| sit back | arkaya yaslanmak | Sit back and relax. | Arkana yaslan ve rahatla. |
| sit down | oturmak | Please sit down. | Lütfen oturun. |
| sit up | doğrulmak | He sat up suddenly. | Aniden doğruldu. |
| sort out | çözmek / ayıklamak | We need to sort out this problem. | Bu problemi çözmemiz gerek. |
| speak up | daha yüksek sesle konuşmak | Please speak up. | Lütfen daha yüksek sesle konuş. |
| stand by | destek olmak / hazır olmak | I’ll stand by you. | Sana destek olacağım. |
| stand for | temsil etmek | UN stands for United Nations. | UN Birleşmiş Milletleri temsil eder. |
| stand out | göze çarpmak | The red car stands out. | Kırmızı araba göze çarpıyor. |
| stand up | ayağa kalkmak | Stand up, please. | Lütfen ayağa kalkın. |
| start over | yeniden başlamak | Let’s start over. | Baştan başlayalım. |
| stay up | geç saatlere kadar oturmak | I stayed up late. | Geç saate kadar oturdum. |
| stick out | çıkıntı yapmak, dikkat çekmek | His ears stick out. | Kulakları dikkat çekiyor. |
| stick to | sadık kalmak | Stick to your plan. | Planına sadık kal. |
| sum up | özetlemek | Can you sum up the story? | Hikayeyi özetleyebilir misin? |
| take after | benzemek | He takes after his father. | Babasına benziyor. |
| take apart | parçalarına ayırmak | He took the phone apart. | Telefonu parçalara ayırdı. |
| take away | götürmek | Take away these plates. | Bu tabakları götür. |
| take back | geri almak | I take back what I said. | Söylediklerimi geri alıyorum. |
| take down | not almak / indirmek | Take down his number. | Onun numarasını not al. |
| take in | anlamak / içeri almak | I couldn’t take in the lecture. | Dersi anlayamadım. |
| take off | havalanmak / çıkarmak | The plane took off. | Uçak havalandı. |
| take on | üstlenmek | I’ll take on this project. | Bu projeyi üstleneceğim. |
| take out | çıkarmak / dışarı çıkarmak | Take out the trash. | Çöpü dışarı çıkar. |
| take over | devralmak | She took over the company. | Şirketi devraldı. |
| take up | hobiye başlamak / yer kaplamak | He took up painting. | Resme başladı. |
| talk over | tartışmak | Let’s talk it over. | Bunu tartışalım. |
| tear down | yıkmak | They tore down the building. | Binayı yıktılar. |
| tell off | azarlamak | The teacher told him off. | Öğretmen onu azarladı. |
| think over | üzerinde düşünmek | Think it over carefully. | Bunu dikkatlice düşün. |
| throw away | atmak | Throw away that old shirt. | O eski gömleği at. |
| throw up | kusmak | He threw up last night. | Dün gece kustu. |
| tidy up | toparlamak | Let’s tidy up the room. | Odayı toparlayalım. |
| try on | denemek (giysi) | Try on this jacket. | Bu ceketi dene. |
| try out | denemek (yeni bir şey) | Try out this new app. | Bu yeni uygulamayı dene. |
| turn around | dönmek | He turned around quickly. | Hızla döndü. |
| turn back | geri dönmek | It’s late, let’s turn back. | Geç oldu, geri dönelim. |
| turn down | reddetmek / kısmak | He turned down the offer. | Teklifi reddetti. |
| turn in | teslim etmek / yatmak | I’ll turn in early tonight. | Bu gece erken yatacağım. |
| turn off | kapatmak | Turn off the lights. | Işıkları kapat. |
| turn on | açmak | Turn on the TV. | Televizyonu aç. |
| turn out | sonuçlanmak | It turned out well. | İyi sonuçlandı. |
| turn up | ortaya çıkmak / açmak (ses) | He turned up at the party. | Partide ortaya çıktı. |
| use up | tüketmek | We used up all the sugar. | Tüm şekeri tükettik. |
| wait for | beklemek | Wait for me! | Beni bekle! |
| wait on | hizmet etmek | The waiter waited on us. | Garson bize hizmet etti. |
| wake up | uyanmak | Wake up, it’s late! | Uyan, geç oldu! |
| walk away | uzaklaşmak | He walked away without a word. | Bir kelime etmeden uzaklaştı. |
| walk out | terk etmek | She walked out on him. | Onu terk etti. |
| warm up | ısınmak | Warm up before running. | Koşmadan önce ısın. |
| wash up | bulaşık yıkamak / elleri yıkamak | Wash up before dinner. | Akşam yemeğinden önce ellerini yıka. |
| watch out | dikkat etmek | Watch out for that car! | Şu arabaya dikkat et! |
| wear off | etkisi geçmek | The pain will wear off soon. | Ağrı yakında geçer. |
| wear out | yıpratmak | The shoes wore out quickly. | Ayakkabılar çabuk yıprandı. |
| wind down | yavaşlamak, sakinleşmek | The party is winding down. | Parti yavaşlıyor. |
| wind up | sonlandırmak | Let’s wind up the meeting. | Toplantıyı bitirelim. |
| wipe out | yok etmek | The disease wiped out the village. | Hastalık köyü yok etti. |
| work out | çözmek / spor yapmak | I work out every day. | Her gün spor yaparım. |
| work on | üzerinde çalışmak | I’m working on my thesis. | Tezim üzerinde çalışıyorum. |
| work up | geliştirmek | He worked up the courage. | Cesaretini topladı. |
| wrap up | paketlemek / bitirmek | Let’s wrap up and go home. | Toparlayıp eve gidelim. |
| write down | not almak | Write down your ideas. | Fikirlerini not al. |
| write up | ayrıntılı yazmak | Write up the report by Monday. | Raporu pazartesiye kadar ayrıntılı yaz. |
| zip up | fermuar çekmek | Zip up your jacket. | Ceketinin fermuarını çek. |
| zero in on | odaklanmak | Let’s zero in on the problem. | Hadi probleme odaklanalım. |
| zoom in | yakınlaştırmak | Zoom in on the image. | Görsele yakınlaştır. |
| veg out | tembellik yapmak | I just want to veg out today. | Bugün sadece tembellik yapmak istiyorum. |
| vote for | lehine oy vermek | I voted for change. | Değişim için oy verdim. |
| vote out | oyla görevden almak | They voted him out of office. | Onu oylamayla görevden aldılar. |
| wait up | beklemek (yatmadan önce) | Wait up for me! | Beni bekle (yatmadan)! |
| wake up to | farkına varmak | He woke up to the truth. | Gerçeğin farkına vardı. |
| wash out | yıkanıp gitmek | The stains washed out. | Lekeler çıktı. |
| watch over | göz kulak olmak | Watch over your sister. | Kız kardeşine göz kulak ol. |
| wave off | el sallayarak uğurlamak | They waved us off. | Bizi el sallayarak uğurladılar. |
| weed out | ayıklamak | We need to weed out the errors. | Hataları ayıklamamız gerek. |
| weigh in | fikir beyan etmek | Experts weighed in on the issue. | Uzmanlar konu hakkında fikir beyan etti. |
| whip up | hızlıca hazırlamak | I’ll whip up some eggs. | Hızlıca biraz yumurta hazırlayacağım. |
| wind up with | son bulmak | He wound up with nothing. | Sonunda elinde hiçbir şey kalmadı. |
| wipe off | silmek | Wipe off the table. | Masayı sil. |
| work in | araya sıkıştırmak | Can we work in a meeting? | Bir toplantıyı araya sıkıştırabilir miyiz? |
| work over | dövmek / yeniden ele almak | They worked him over badly. | Onu fena dövdüler. |
| work through | adım adım çözmek | We’ll work through this together. | Bunu birlikte adım adım çözeceğiz. |
| write off | silmek (borç) | The company wrote off the debt. | Şirket borcu sildi. |
| yearn for | özlem duymak | He yearned for his hometown. | Memleketine özlem duydu. |
| yield to | boyun eğmek | Don’t yield to pressure. | Baskıya boyun eğme. |
| zoom out | uzaklaştırmak | Zoom out to see more. | Daha fazlasını görmek için uzaklaştır. |
| walk off with | alıp götürmek | Someone walked off with my bag. | Biri çantamı alıp götürdü. |
| walk up to | yanına yürümek | He walked up to her and smiled. | Onun yanına yürüdü ve gülümsedi. |
| warm to | ısınmak, kanı kaynamak | He warmed to the idea. | Fikre kanı kaynadı. |
| wash down | yemekle yutmak | Wash it down with water. | Onu suyla yut. |
| watch out for | dikkat etmek | Watch out for pickpockets. | Yankesicilere dikkat et. |
| wave aside | önemsememek | He waved aside my concerns. | Endişelerimi önemsemedi. |
| wear down | yıpratmak | This job will wear you down. | Bu iş seni yıpratır. |
| wear on | zamanın geçmesi | As the day wore on, it got hotter. | Gün ilerledikçe hava ısındı. |
| whip through | hızla yapmak | She whipped through the work. | İşi hızla bitirdi. |
| work off | eritmek (kilo) | He works off stress by running. | Stresi koşarak atıyor. |
| work up to | aşama aşama ulaşmak | Work up to 5 km slowly. | Yavaş yavaş 5 km’ye çık. |
| wrap around | sarmak | The scarf wraps around your neck. | Atkı boynunu sarar. |
| write in | dilekçe ile başvurmak | Many citizens wrote in to complain. | Birçok vatandaş şikayet için dilekçe verdi. |
| write out | tam olarak yazmak | Write out each word. | Her kelimeyi tam yaz. |
| yield up | vermek, teslim etmek | He yielded up his wallet. | Cüzdanını verdi. |
| yearn after | hasretini çekmek | She yearns after her childhood. | Çocukluğunun hasretini çekiyor. |
| zip along | hızla gitmek | The car zipped along the road. | Araba yolda hızla gitti. |
| zone out | dalmak | He zoned out during the meeting. | Toplantıda dalıp gitti. |
| zoom ahead | hızla ilerlemek | The project zoomed ahead. | Proje hızla ilerledi. |
| whip out | hızla çıkarmak | He whipped out his phone. | Telefonunu hızla çıkardı. |
| walk through | detaylı anlatmak | Walk me through the plan. | Planı bana detaylı anlat. |
| wear off on | başkasına bulaşmak | Her excitement wore off on me. | Onun heyecanı bana da bulaştı. |
| wake up to | farkına varmak | They finally woke up to reality. | Sonunda gerçeğin farkına vardılar. |
| work against | aleyhine çalışmak | The rules work against us. | Kurallar bizim aleyhimize işliyor. |
| wind down with | dinlenmek için yapmak | He winds down with a book. | Dinlenmek için kitap okur. |
| warm up to | alışmaya başlamak | She warmed up to the new job. | Yeni işe alışmaya başladı. |
| whip off | hızla çıkarmak | He whipped off his jacket. | Ceketini hızla çıkardı. |
| wipe down | silip temizlemek | Wipe down the table. | Masayı sil. |
| write over | üzerine yazmak | Write over this line. | Bu satırın üzerine yaz. |
| walk in on | aniden üstüne gelmek | I walked in on them arguing. | Onların tartışmasına aniden girdim. |
| weigh out | tartmak | Weigh out 200 grams of sugar. | 200 gram şeker tart. |
| wash over | kaplamak (duygu) | A wave of relief washed over him. | Bir rahatlama dalgası onu kapladı. |
| win over | gönlünü kazanmak | He won over the audience. | Seyircilerin gönlünü kazandı. |
| wrap up in | sarıp sarmalamak | She wrapped the baby up in a blanket. | Bebeği battaniyeye sardı. |
| write off as | gözden çıkarmak | They wrote him off as hopeless. | Onu umutsuz diye gözden çıkardılar. |
| yield back | geri vermek | Yield back your time. | Süreni geri ver. |
| zip by | hızla geçmek | The days zipped by. | Günler hızla geçti. |
| weigh up | değerlendirmek | Weigh up your options. | Seçeneklerini değerlendir. |
| wear through | delinmek | The shoes wore through. | Ayakkabılar delindi. |
| wind up doing | sonunda yapmak | He wound up buying it. | Sonunda onu aldı. |
| wave through | el sallayarak geçirmek | The guard waved us through. | Güvenlik bizi el sallayarak geçirdi. |
| watch on | dikkatle izlemek | Watch on carefully. | Dikkatle izle. |
| work on with | birlikte üzerinde çalışmak | They worked on the project with us. | Bizimle projede çalıştılar. |
| whip around | hızlıca dönmek | He whipped around to look. | Bakmak için hızla döndü. |
| weigh against | kıyaslamak | Weigh the costs against benefits. | Maliyetleri faydalarla kıyasla. |
| win out | üstün gelmek | Common sense will win out. | Sağduyu üstün gelecek. |
| write off for | bilgi istemek | I wrote off for a catalog. | Katalog için yazı yazdım. |
| work out for | işe yaramak | It worked out for everyone. | Herkes için iyi oldu. |
| wake up with | … ile uyanmak | He woke up with a headache. | Baş ağrısıyla uyandı. |
| work around | etrafından dolanmak | We’ll work around the problem. | Sorunu dolanarak aşarız. |
| wrap around with | sarmak | He wrapped his arm around her. | Kolunu onun etrafına sardı. |
| wipe up | silmek (dökülen şeyi) | Wipe up the spill. | Dökmeyi sil. |
| whip up into | (duygu) artırmak | The speech whipped the crowd up into a frenzy. | Konuşma kalabalığı çılgına çevirdi. |
| wind around | etrafında dönmek | The path winds around the lake. | Yol gölün etrafında döner. |
| warm over | tekrar ısıtmak | Warm over the leftovers. | Artan yemekleri tekrar ısıt. |
| wait out | sonunu beklemek | We waited out the storm. | Fırtınanın geçmesini bekledik. |
| win back | geri kazanmak | He won back her trust. | Onun güvenini geri kazandı. |
| wave on | devam etmesini sağlamak | The officer waved us on. | Polis bize devam etmemizi işaret etti. |
Eğer YDS’de çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!