📚 YDS’de En Çok Çıkan 500 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları

İngilizce öğrenmenin ya da herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanmanın en kritik adımlarından biri kelime dağarcığını geliştirmektir. Ancak çoğu öğrenci, bu süreçte phrasal verb olarak bilinen deyimsel fiilleri ya göz ardı eder ya da gerektiği kadar önemsemez. Oysa bu yapılar, İngilizce’nin gerek günlük konuşmalarında gerekse yazılı anlatımında son derece yaygın bir şekilde karşımıza çıkar.

Üstelik YDS gibi akademik sınavlarda phrasal verb’lere sık sık rastlanır. Özellikle sınavın kelime bilgisini ölçen ilk bölümünde, her zaman bir phrasal verb sorusu bulunur. Cloze testlerde de zaman zaman bir adet phrasal verb sorusu gelir. Bu soruları doğru cevaplamak, doğrudan iki net anlamına gelir. Bunların dışında, paragraflarda ya da çeşitli soruların seçeneklerinde de sıkça phrasal verb’lere yer verilir. Dolayısıyla phrasal verb’leri iyi bilmek, yalnızca phrasal verb sorularını çözmeyi garantilemez; aynı zamanda birçok soruyu daha hızlı ve doğru anlamamıza da katkıda bulunur.

Ancak çoğu aday, phrasal verb’leri yalnızca Türkçesini ezberleyerek öğrenmeye çalışır. Bu yöntem kısa süreli ezber için işe yarasa da uzun vadede kalıcılığı oldukça düşüktür. Asıl önemli olan, bu ifadelerin cümle içindeki kullanımını görmek ve hangi bağlamlarda geçtiğini anlayarak öğrenmektir. Böylece hem anlamlarını unutmamız zorlaşır hem de gerektiğinde kendimiz cümle içinde kullanabilecek duruma geliriz.

Bu sebeple, YDS’de en sık karşılaşılan 250 phrasal verb’ü, Türkçe anlamlarıyla birlikte bir tablo halinde derledik. Ayrıca her bir phrasal verb için özenle hazırlanmış örnek cümleler ekledik. Böylece phrasal verb’leri sadece ezberlemekle kalmayacak, aynı zamanda nasıl kullanıldıklarını da pekiştirerek güçlü bir altyapı oluşturacaksın.

Phrasal VerbTürkçe AnlamıÖrnek CümleTürkçe Anlamı
act onharekete geçmekThe police acted on the tip.Polis ihbar üzerine harekete geçti.
act upyaramazlık yapmak, sorun çıkarmakMy computer is acting up again.Bilgisayarım yine sorun çıkarıyor.
add upmantıklı gelmekHis story doesn’t add up.Onun hikayesi mantıklı gelmiyor.
add up totoplamda … etmekThe bill adds up to $200.Fatura toplamda 200 dolar tutuyor.
aim athedeflemekThe program aims at reducing costs.Program maliyetleri azaltmayı hedefliyor.
allow forhesaba katmakYou should allow for traffic.Trafiği hesaba katmalısın.
answer backkarşılık vermekDon’t answer me back!Bana karşılık verme!
ask afterhatırını sormakHe asked after you yesterday.Dün senin hatırını sordu.
ask aroundsoruşturmakI’ll ask around and find out.Etrafıma sorar öğrenirim.
ask foristemekShe asked for a glass of water.Bir bardak su istedi.
back awaygeri çekilmekThe dog backed away.Köpek geri çekildi.
back downgeri adım atmakHe backed down from his claim.İddiasından geri adım attı.
back offvazgeçmek, geri durmakYou’d better back off.Uzak dursan iyi olur.
back outsözünden dönmekHe backed out of the deal.Anlaşmadan döndü.
back updesteklemek / yedeklemekI’ll back you up.Seni destekleyeceğim.
bail outkefaletle kurtarmakHis father bailed him out.Babası onu kefaletle kurtardı.
bear withsabretmekPlease bear with me.Lütfen bana sabret.
beat updövmekThey beat him up badly.Onu fena dövdüler.
beef upgüçlendirmekThey beefed up security.Güvenliği güçlendirdiler.
believe ininanmakI believe in you.Sana inanıyorum.
black outbayılmakHe blacked out from the heat.Sıcaktan bayıldı.
blow awayhayran bırakmak / uçurmakHer voice blew me away.Sesi beni hayran bıraktı.
blow outüfleyip söndürmekShe blew out the candles.Mumları üfleyip söndürdü.
blow uppatlamak / şişirmekThe bomb blew up.Bomba patladı.
boil down to… anlamına gelmekIt boils down to trust.Bu güven anlamına geliyor.
break awayayrılmak, kopmakShe broke away from the group.Gruptan ayrıldı.
break downbozulmak / parçalanmakMy car broke down.Arabam bozuldu.
break inzorla girmekThieves broke in last night.Hırsızlar dün gece zorla girdi.
break intodalmak / zorla girmekSomeone broke into our house.Biri evimize girdi.
break offkoparmak / bitirmekThey broke off the engagement.Nişanı bozdular.
break outpatlak vermekA fire broke out.Yangın çıktı.
break throughengeli aşmakScientists broke through in cancer research.Bilim insanları kanser araştırmalarında engeli aştı.
break upayrılmakThey broke up last year.Geçen yıl ayrıldılar.
bring aboutsebep olmakThe reforms brought about changes.Reformlar değişikliklere sebep oldu.
bring backgeri getirmekThis song brings back memories.Bu şarkı anıları geri getiriyor.
bring downindirmek / devirmekThe scandal brought down the government.Skandal hükümeti devirdi.
bring ingetirmek / sunmakThey brought in new rules.Yeni kurallar getirdiler.
bring upgündeme getirmek / büyütmekShe brought up an interesting point.İlginç bir nokta gündeme getirdi.
brush up ontazelemekI need to brush up on my Spanish.İspanyolcayı tazelemem lazım.
build upartırmak, güçlendirmekHe built up his muscles.Kaslarını güçlendirdi.
bump intotesadüfen karşılaşmakI bumped into an old friend.Eski bir arkadaşla karşılaştım.
burn downtamamen yanmakThe house burned down.Ev tamamen yandı.
burn outtükenmekHe burned out after years of stress.Yıllarca stresten sonra tükendi.
burst into-e boğulmakShe burst into tears.Gözyaşlarına boğuldu.
call backgeri aramakI’ll call you back.Seni geri arayacağım.
call forgerektirmek / çağrıda bulunmakThis calls for action.Bu, harekete geçmeyi gerektirir.
call offiptal etmekThey called off the meeting.Toplantıyı iptal ettiler.
call onziyaret etmek / başvurmakI’ll call on you tomorrow.Yarın seni ziyaret edeceğim.
calm downsakinleşmekPlease calm down.Lütfen sakin ol.
care forbakmak / ilgilenmekShe cares for her mother.Annesine bakıyor.
carry ondevam etmekPlease carry on with your work.Lütfen işine devam et.
carry outyürütmek, yerine getirmekThey carried out the plan successfully.Planı başarıyla uyguladılar.
catch onpopüler olmak / anlamakThis song quickly caught on.Bu şarkı hızla popüler oldu.
catch upyetişmekI have to catch up on my reading.Okumalarımda yetişmem lazım.
check ingiriş yapmakWe checked in at the hotel.Otele giriş yaptık.
check outçıkış yapmakThey checked out of the hotel.Otelden çıkış yaptılar.
check up onkontrol etmekThe boss checks up on us regularly.Patron bizi düzenli olarak kontrol eder.
cheer upneşelenmekCheer up! Everything will be fine.Neşelen! Her şey iyi olacak.
chip inkatkıda bulunmakEveryone chipped in to buy a gift.Herkes hediye almak için katkıda bulundu.
clear updüzelmek / açıklığa kavuşmakThe weather cleared up.Hava düzeldi.
close downkapatmak (işletme)The shop closed down last year.Dükkan geçen yıl kapandı.
come acrossrastlamakI came across an old photo.Eski bir fotoğrafa rastladım.
come alongeşlik etmek / gelişmekCome along with us!Bizimle gel!
come backgeri dönmekHe came back from Italy.İtalya’dan geri döndü.
come byuğramak / elde etmekHow did you come by this car?Bu arabayı nasıl edindin?
come down withhastalanmakI came down with the flu.Gribe yakalandım.
come outortaya çıkmak / yayınlanmakHis new book came out today.Yeni kitabı bugün çıktı.
come uportaya çıkmakA problem came up at work.İşte bir sorun çıktı.
come up withbulmak (fikir, çözüm)She came up with a brilliant idea.Harika bir fikir buldu.
count ongüvenmekYou can count on me.Bana güvenebilirsin.
cut back onazaltmakWe need to cut back on expenses.Masrafları azaltmamız gerek.
cut downkesmek / azaltmakThey cut down the old tree.Eski ağacı kestiler.
cut offkesmek (elektrik, telefon)The electricity was cut off.Elektrik kesildi.
deal withilgilenmek, başa çıkmakI’ll deal with it later.Onunla sonra ilgileneceğim.
do away withortadan kaldırmakThey want to do away with old laws.Eski yasaları ortadan kaldırmak istiyorlar.
do uptamir etmek, onarmakThey did up the old house.Eski evi onardılar.
do withoutonsuz idare etmekI can’t do without coffee.Kahve olmadan yapamam.
dress upşık giyinmekShe dressed up for the party.Parti için şık giyindi.
drop byuğramakDrop by anytime.İstediğin zaman uğra.
drop outokulu bırakmakHe dropped out of college.Üniversiteyi bıraktı.
ease offhafiflemekThe pain is easing off.Ağrı hafifliyor.
end upsonuçlanmakWe ended up at a small café.Küçük bir kafede bulduk kendimizi.
face up tocesurca karşı koymakYou must face up to your problems.Sorunlarınla cesurca yüzleşmelisin.
fall apartdağılmak, parçalanmakThe chair fell apart.Sandalye dağıldı.
fall behindgeride kalmakHe fell behind in his studies.Derslerinde geride kaldı.
fall foraşık olmakHe fell for her instantly.Ona anında aşık oldu.
fall outbozuşmakThey fell out over money.Paradan dolayı bozuştular.
fill indoldurmakPlease fill in this form.Lütfen bu formu doldurun.
fill outform doldurmakI filled out the application.Başvuru formunu doldurdum.
fill updoldurmak (tamamen)Fill up the tank, please.Depoyu doldurun lütfen.
find outöğrenmekI found out the truth.Gerçeği öğrendim.
finish offtamamen bitirmekLet’s finish off this work.Hadi bu işi tamamen bitirelim.
fit inuyum sağlamakHe doesn’t fit in here.O buraya uyum sağlamıyor.
fix uponarmak, ayarlamakThey fixed up a meeting.Bir toplantı ayarladılar.
get acrossanlatmak, kabul ettirmekI couldn’t get my point across.Ne demek istediğimi anlatamadım.
get aheadilerlemekShe wants to get ahead in her career.Kariyerinde ilerlemek istiyor.
get alongiyi geçinmekThey get along very well.Çok iyi anlaşıyorlar.
get arounddolaşmak / yayılmakNews gets around fast here.Burada haberler hızla yayılır.
get awaykaçmakThe thief got away.Hırsız kaçtı.
get backgeri dönmekWhen did you get back?Ne zaman geri döndün?
face up tocesurca karşılamakYou must face up to the truth.Gerçekle cesurca yüzleşmelisin.
fall back onson çare olarak başvurmakI had to fall back on my savings.Son çare olarak birikimlerime başvurdum.
fall behindgeride kalmakDon’t fall behind in your work.İşinde geride kalma.
fall foraldanmak / aşık olmakHe fell for her lies.Onun yalanlarına kandı.
fall outkavga edip bozuşmakThey fell out over a girl.Bir kız yüzünden bozuştular.
fall throughsuya düşmek (plan)The deal fell through.Anlaşma suya düştü.
figure outanlamak, çözmekI can’t figure out this problem.Bu problemi çözemiyorum.
fill inyerine bakmak / bilgi vermekCan you fill in for me tomorrow?Yarın benim yerime bakabilir misin?
fill uptamamen doldurmakFill up the glass, please.Bardağı tamamen doldur lütfen.
find outöğrenmekI found out he was lying.Yalan söylediğini öğrendim.
finish offtamamen bitirmekLet’s finish off this cake.Hadi bu pastayı bitirelim.
fix uponarmak, ayarlamakThey fixed up the old house.Eski evi onardılar.
get aheadöne geçmek, ilerlemekYou need skills to get ahead.Öne geçmek için becerilere ihtiyacın var.
get along withiyi geçinmekDo you get along with your boss?Patronunla iyi geçiniyor musun?
get around tofırsat bulmakI didn’t get around to calling him.Onu aramaya fırsat bulamadım.
get away withyanına kar kalmakHe got away with cheating.Kopya çekmek yanına kar kaldı.
get back atöç almakShe wants to get back at him.Ondan öç almak istiyor.
get back togeri dönmek (bir konuya)I’ll get back to you soon.Sana yakında geri döneceğim.
get bygeçinmek, idare etmekWe can get by on this salary.Bu maaşla idare edebiliriz.
get inbinmek / varmakWhat time did you get in?Ne zaman geldin?
get offinmekGet off the bus here.Burada otobüsten in.
get onbinmekGet on the train quickly.Trene çabuk bin.
get outdışarı çıkmakGet out of the house!Evden çık!
get overatlatmakIt took time to get over the flu.Gribi atlatmak zaman aldı.
get throughbaşarmak / telefonla ulaşmakI couldn’t get through to her.Ona ulaşamadım.
get togetherbuluşmakLet’s get together this weekend.Bu hafta sonu buluşalım.
give awaybağışlamak, ele vermekHe gave away all his money.Tüm parasını bağışladı.
give backgeri vermekGive me back my book.Kitabımı geri ver.
give inpes etmekShe finally gave in.Sonunda pes etti.
give outdağıtmakThe teacher gave out the tests.Öğretmen testleri dağıttı.
give upvazgeçmekNever give up!Asla vazgeçme!
go afterpeşinden gitmekGo after your dreams.Hayallerinin peşinden git.
go aheaddevam etGo ahead, I’m listening.Devam et, dinliyorum.
go along withaynı fikirde olmakI’ll go along with your plan.Planına katılıyorum.
go awaygitmek, çekip gitmekPlease go away.Lütfen git.
go backgeri dönmekI’ll go back home next week.Gelecek hafta eve döneceğim.
go bygeçmek (zaman)A week went by quickly.Bir hafta çabucak geçti.
go forseçmek / saldırmakI’ll go for the blue one.Mavi olanı seçeceğim.
go offpatlamak / bozulmakThe bomb went off.Bomba patladı.
go ondevam etmekGo on with your story.Hikayene devam et.
go outdışarı çıkmakLet’s go out tonight.Bu gece dışarı çıkalım.
go overgözden geçirmekGo over your notes.Notlarını gözden geçir.
go throughyaşamak / incelemekHe went through hard times.Zor zamanlar geçirdi.
go upartmak, yükselmekPrices went up last month.Fiyatlar geçen ay arttı.
grow upbüyümekI grew up in Ankara.Ankara’da büyüdüm.
hand inteslim etmekPlease hand in your homework.Ödevinizi teslim edin lütfen.
hand outdağıtmakThey handed out flyers.Broşür dağıttılar.
hang onbeklemekHang on a minute.Bir dakika bekle.
hang outtakılmakThey hang out at the café.Kafede takılıyorlar.
hang uptelefonu kapamakHe hung up on me.Telefonu yüzüme kapadı.
head for-e doğru gitmekWe’re heading for the beach.Plaja gidiyoruz.
hear fromhaber almakHave you heard from Tom?Tom’dan haber aldın mı?
hold backtutmak, geri durmakDon’t hold back your feelings.Duygularını geri tutma.
hold onbeklemekHold on, I’ll be right there.Bekle, hemen geliyorum.
hold upgeciktirmek / soymakThe traffic held me up.Trafik beni geciktirdi.
keep atdevam etmekKeep at it until you succeed.Başarana kadar devam et.
keep awayuzak durmakKeep away from the fire.Ateşten uzak dur.
keep backgeri tutmakThe police kept back the crowd.Polis kalabalığı geri tuttu.
keep downdüşük tutmakTry to keep your voice down.Sesini alçak tutmaya çalış.
keep onsürdürmekKeep on working hard.Sıkı çalışmayı sürdür.
keep outdışarıda tutmakKeep out of my room.Odamdan dışarıda kal.
keep upsürdürmekKeep up the good work!İyi işi sürdür!
kick offbaşlamakThe match kicks off at 7.Maç 7’de başlıyor.
knock downyıkmakThey knocked down the wall.Duvarı yıktılar.
knock outnakavt etmekHe knocked his opponent out.Rakibini nakavt etti.
know abouthakkında bilgisi olmakI don’t know about that.Onun hakkında bir bilgim yok.
keep up withyetişmekI can’t keep up with you.Sana yetişemiyorum.
keep offuzak tutmakKeep off the grass.Çimlere basmayın.
knock backhızlıca içmekHe knocked back a beer.Birayı hızlıca içti.
knock overdevirmekThe cat knocked over the vase.Kedi vazoyu devirdi.
laugh atalay etmekThey laughed at his idea.Onun fikriyle alay ettiler.
lay offişten çıkarmakThe company laid off 100 workers.Şirket 100 işçiyi işten çıkardı.
leave outhariç tutmakThey left me out of the plan.Beni planın dışında bıraktılar.
let downhayal kırıklığına uğratmakDon’t let me down.Beni hayal kırıklığına uğratma.
let iniçeri almakThey let us in.Bizi içeri aldılar.
let offaffetmek / patlatmakThe judge let him off.Hakim onu affetti.
let outsalmak, bırakmakShe let out a scream.Bir çığlık attı.
lie downuzanmakI need to lie down.Uzanmam lazım.
light upaydınlanmak / neşelenmekHis face lit up.Yüzü aydınlandı.
line upsıraya girmekPlease line up here.Lütfen burada sıraya girin.
live ongeçinmekThey live on very little money.Çok az parayla geçiniyorlar.
live up tobeklentileri karşılamakHe lived up to his reputation.Ününü hak etti.
log ingiriş yapmakLog in to your account.Hesabına giriş yap.
log outçıkış yapmakDon’t forget to log out.Çıkış yapmayı unutma.
look afterilgilenmekI’ll look after the kids.Çocuklara bakarım.
look aheadgeleceğe bakmakWe must look ahead.Geleceğe bakmalıyız.
look aroundetrafa bakmakLook around the shop.Dükkana bak etrafa.
look atbakmakLook at this picture.Şu resme bak.
look backgeçmişe bakmakDon’t look back.Arkaya bakma.
look down onküçümsemekThey look down on us.Bizi küçümsüyorlar.
look foraramakI’m looking for my keys.Anahtarlarımı arıyorum.
look forward todört gözle beklemekI look forward to meeting you.Seninle tanışmayı dört gözle bekliyorum.
look intoincelemekThey will look into the case.Olayı inceleyecekler.
look outdikkat etmekLook out for cars!Arabalara dikkat et!
look overgözden geçirmekLook over your work.İşini gözden geçir.
look upsözlükte aramak / yukarı bakmakLook up the word.Kelimeyi sözlükte ara.
look up tohayran olmakHe looks up to his father.Babasına hayran.
make afterpeşinden gitmekThe police made after the thief.Polis hırsızın peşinden gitti.
make foryönelmekThey made for the exit.Çıkışa yöneldiler.
make ofanlam çıkarmakWhat do you make of this?Bundan ne anlıyorsun?
make outanlamak, seçmekI can’t make out the sign.Levhayı seçemiyorum.
make overdevretmekHe made over his property.Malını devretti.
make upuydurmak / oluşturmakHe made up a story.Bir hikaye uydurdu.
make up fortelafi etmekThis will make up for your loss.Bu, kaybını telafi edecek.
mix upkarıştırmakDon’t mix up the names.İsimleri karıştırma.
move intaşınmakThey moved in last week.Geçen hafta taşındılar.
move outtaşınmak (evden çıkmak)We’re moving out tomorrow.Yarın taşınıyoruz.
nod offuyuklamakHe nodded off in class.Derste uyukladı.
open upaçılmak / açmakThe store opens up at 9.Dükkan 9’da açılır.
opt outvazgeçmekI decided to opt out.Vazgeçmeye karar verdim.
pass awayvefat etmekHis uncle passed away.Amcası vefat etti.
pass byyanından geçmekHe passed by without speaking.Konuşmadan yanından geçti.
pass outbayılmakShe passed out from the heat.Sıcaktan bayıldı.
pass upfırsatı geri çevirmekDon’t pass up this chance.Bu fırsatı kaçırma.
pay backgeri ödemekI’ll pay you back tomorrow.Sana yarın geri öderim.
pay offborcunu kapatmak / sonuç vermekHard work pays off.Sıkı çalışma karşılığını verir.
pick onsataşmakStop picking on him.Ona sataşmayı bırak.
pick outseçmekPick out a dress.Bir elbise seç.
pick upalmak / toparlamakI’ll pick you up at 6.Seni 6’da alırım.
play alonguyum sağlamakJust play along with them.Onlara uy.
play downküçümsemekHe played down the problem.Sorunu küçümsedi.
play upsorun çıkarmakThe kids are playing up.Çocuklar yaramazlık yapıyor.
point outişaret etmekShe pointed out the mistake.Hatanın altını çizdi.
pull awayaraçla uzaklaşmakThe car pulled away slowly.Araba yavaşça uzaklaştı.
pull downyıkmakThey pulled down the old building.Eski binayı yıktılar.
pull inaraçla varmakThe train pulled in late.Tren geç geldi.
pull offbaşarmakThey pulled off a surprise victory.Sürpriz bir zafer kazandılar.
pull outayrılmak / çekilmekThe company pulled out of the deal.Şirket anlaşmadan çekildi.
pull overkenara çekmekPull over here, please.Lütfen burada kenara çek.
pull throughiyileşmekHe pulled through after the surgery.Ameliyattan sonra iyileşti.
put acrossanlatmakHe put his idea across clearly.Fikrini açıkça anlattı.
put asidebir kenara koymakPut aside your doubts.Şüphelerini bir kenara koy.
put awayyerine koymakPut your toys away.Oyuncaklarını yerine koy.
put backeski yerine koymakPut the book back.Kitabı yerine koy.
put downyere koymak / not almakHe put down the bag.Çantayı yere koydu.
put forwardöne sürmekHe put forward a new theory.Yeni bir teori öne sürdü.
put offertelemekThey put off the meeting.Toplantıyı ertelediler.
put ongiymekPut on your coat.Paltonu giy.
put outsöndürmekPut out the fire.Ateşi söndür.
put throughbağlamak (telefon)I’ll put you through to him.Seni ona bağlayacağım.
put togetherbir araya getirmekThey put together a team.Bir ekip kurdular.
put upmisafir etmek / dikmekWe can put you up for the night.Bu gece seni misafir edebiliriz.
put up withkatlanmakI can’t put up with this noise.Bu gürültüye katlanamıyorum.
run acrossrastlamakI ran across an old friend.Eski bir arkadaşıma rastladım.
run afterpeşinden koşmakThe dog ran after the cat.Köpek kedinin peşinden koştu.
run awaykaçmakThe thief ran away.Hırsız kaçtı.
run intorastlamak / çarpmakI ran into a tree.Bir ağaca çarptım.
run outtükenmekWe ran out of milk.Sütümüz bitti.
run overezmekThe car ran over a squirrel.Araba bir sincabı ezdi.
run throughgözden geçirmekLet’s run through the list.Listeyi gözden geçirelim.
run upbirikmekBills ran up quickly.Faturalar hızla birikti.
save upbiriktirmekI’m saving up for a car.Bir araba için para biriktiriyorum.
see aboutilgilenmekI’ll see about the tickets.Biletlerle ilgileneceğim.
see offuğurlamakThey came to see me off.Beni uğurlamaya geldiler.
see throughiç yüzünü anlamakI see through his lies.Onun yalanlarının iç yüzünü görüyorum.
see toilgilenmekI’ll see to it.Onunla ilgileneceğim.
set aboutbir işe koyulmakThey set about cleaning the house.Evi temizlemeye koyuldular.
set asidekenara koymakSet aside some money.Biraz para kenara koy.
set backgeciktirmekThe rain set back the construction.Yağmur inşaatı geciktirdi.
set inbaşlamak (olumsuz şeyler)Winter has set in.Kış başladı.
set offyola çıkmak / patlatmakThey set off early.Erken yola çıktılar.
set outbaşlamak (amaçla)She set out to write a book.Bir kitap yazmaya başladı.
set upkurmakThey set up a new company.Yeni bir şirket kurdular.
settle downyerleşmek / sakinleşmekThey settled down in İzmir.İzmir’e yerleştiler.
show aroundetrafı gezdirmekI’ll show you around the city.Seni şehri gezdireceğim.
show offgösteriş yapmakHe likes to show off.Gösteriş yapmayı sever.
show uportaya çıkmakHe didn’t show up.O gelmedi.
shut downkapatmak (işletme, makine)They shut down the factory.Fabrikayı kapattılar.
shut upsusmakShut up and listen!Sus ve dinle!
sign ingiriş yapmakPlease sign in here.Lütfen buradan giriş yapın.
sign outçıkış yapmakDon’t forget to sign out.Çıkış yapmayı unutma.
sign upkaydolmakI signed up for a course.Bir kursa kaydoldum.
sit backarkaya yaslanmakSit back and relax.Arkana yaslan ve rahatla.
sit downoturmakPlease sit down.Lütfen oturun.
sit updoğrulmakHe sat up suddenly.Aniden doğruldu.
sort outçözmek / ayıklamakWe need to sort out this problem.Bu problemi çözmemiz gerek.
speak updaha yüksek sesle konuşmakPlease speak up.Lütfen daha yüksek sesle konuş.
stand bydestek olmak / hazır olmakI’ll stand by you.Sana destek olacağım.
stand fortemsil etmekUN stands for United Nations.UN Birleşmiş Milletleri temsil eder.
stand outgöze çarpmakThe red car stands out.Kırmızı araba göze çarpıyor.
stand upayağa kalkmakStand up, please.Lütfen ayağa kalkın.
start overyeniden başlamakLet’s start over.Baştan başlayalım.
stay upgeç saatlere kadar oturmakI stayed up late.Geç saate kadar oturdum.
stick outçıkıntı yapmak, dikkat çekmekHis ears stick out.Kulakları dikkat çekiyor.
stick tosadık kalmakStick to your plan.Planına sadık kal.
sum upözetlemekCan you sum up the story?Hikayeyi özetleyebilir misin?
take afterbenzemekHe takes after his father.Babasına benziyor.
take apartparçalarına ayırmakHe took the phone apart.Telefonu parçalara ayırdı.
take awaygötürmekTake away these plates.Bu tabakları götür.
take backgeri almakI take back what I said.Söylediklerimi geri alıyorum.
take downnot almak / indirmekTake down his number.Onun numarasını not al.
take inanlamak / içeri almakI couldn’t take in the lecture.Dersi anlayamadım.
take offhavalanmak / çıkarmakThe plane took off.Uçak havalandı.
take onüstlenmekI’ll take on this project.Bu projeyi üstleneceğim.
take outçıkarmak / dışarı çıkarmakTake out the trash.Çöpü dışarı çıkar.
take overdevralmakShe took over the company.Şirketi devraldı.
take uphobiye başlamak / yer kaplamakHe took up painting.Resme başladı.
talk overtartışmakLet’s talk it over.Bunu tartışalım.
tear downyıkmakThey tore down the building.Binayı yıktılar.
tell offazarlamakThe teacher told him off.Öğretmen onu azarladı.
think overüzerinde düşünmekThink it over carefully.Bunu dikkatlice düşün.
throw awayatmakThrow away that old shirt.O eski gömleği at.
throw upkusmakHe threw up last night.Dün gece kustu.
tidy uptoparlamakLet’s tidy up the room.Odayı toparlayalım.
try ondenemek (giysi)Try on this jacket.Bu ceketi dene.
try outdenemek (yeni bir şey)Try out this new app.Bu yeni uygulamayı dene.
turn arounddönmekHe turned around quickly.Hızla döndü.
turn backgeri dönmekIt’s late, let’s turn back.Geç oldu, geri dönelim.
turn downreddetmek / kısmakHe turned down the offer.Teklifi reddetti.
turn inteslim etmek / yatmakI’ll turn in early tonight.Bu gece erken yatacağım.
turn offkapatmakTurn off the lights.Işıkları kapat.
turn onaçmakTurn on the TV.Televizyonu aç.
turn outsonuçlanmakIt turned out well.İyi sonuçlandı.
turn uportaya çıkmak / açmak (ses)He turned up at the party.Partide ortaya çıktı.
use uptüketmekWe used up all the sugar.Tüm şekeri tükettik.
wait forbeklemekWait for me!Beni bekle!
wait onhizmet etmekThe waiter waited on us.Garson bize hizmet etti.
wake upuyanmakWake up, it’s late!Uyan, geç oldu!
walk awayuzaklaşmakHe walked away without a word.Bir kelime etmeden uzaklaştı.
walk outterk etmekShe walked out on him.Onu terk etti.
warm upısınmakWarm up before running.Koşmadan önce ısın.
wash upbulaşık yıkamak / elleri yıkamakWash up before dinner.Akşam yemeğinden önce ellerini yıka.
watch outdikkat etmekWatch out for that car!Şu arabaya dikkat et!
wear offetkisi geçmekThe pain will wear off soon.Ağrı yakında geçer.
wear outyıpratmakThe shoes wore out quickly.Ayakkabılar çabuk yıprandı.
wind downyavaşlamak, sakinleşmekThe party is winding down.Parti yavaşlıyor.
wind upsonlandırmakLet’s wind up the meeting.Toplantıyı bitirelim.
wipe outyok etmekThe disease wiped out the village.Hastalık köyü yok etti.
work outçözmek / spor yapmakI work out every day.Her gün spor yaparım.
work onüzerinde çalışmakI’m working on my thesis.Tezim üzerinde çalışıyorum.
work upgeliştirmekHe worked up the courage.Cesaretini topladı.
wrap uppaketlemek / bitirmekLet’s wrap up and go home.Toparlayıp eve gidelim.
write downnot almakWrite down your ideas.Fikirlerini not al.
write upayrıntılı yazmakWrite up the report by Monday.Raporu pazartesiye kadar ayrıntılı yaz.
zip upfermuar çekmekZip up your jacket.Ceketinin fermuarını çek.
zero in onodaklanmakLet’s zero in on the problem.Hadi probleme odaklanalım.
zoom inyakınlaştırmakZoom in on the image.Görsele yakınlaştır.
veg outtembellik yapmakI just want to veg out today.Bugün sadece tembellik yapmak istiyorum.
vote forlehine oy vermekI voted for change.Değişim için oy verdim.
vote outoyla görevden almakThey voted him out of office.Onu oylamayla görevden aldılar.
wait upbeklemek (yatmadan önce)Wait up for me!Beni bekle (yatmadan)!
wake up tofarkına varmakHe woke up to the truth.Gerçeğin farkına vardı.
wash outyıkanıp gitmekThe stains washed out.Lekeler çıktı.
watch overgöz kulak olmakWatch over your sister.Kız kardeşine göz kulak ol.
wave offel sallayarak uğurlamakThey waved us off.Bizi el sallayarak uğurladılar.
weed outayıklamakWe need to weed out the errors.Hataları ayıklamamız gerek.
weigh infikir beyan etmekExperts weighed in on the issue.Uzmanlar konu hakkında fikir beyan etti.
whip uphızlıca hazırlamakI’ll whip up some eggs.Hızlıca biraz yumurta hazırlayacağım.
wind up withson bulmakHe wound up with nothing.Sonunda elinde hiçbir şey kalmadı.
wipe offsilmekWipe off the table.Masayı sil.
work inaraya sıkıştırmakCan we work in a meeting?Bir toplantıyı araya sıkıştırabilir miyiz?
work overdövmek / yeniden ele almakThey worked him over badly.Onu fena dövdüler.
work throughadım adım çözmekWe’ll work through this together.Bunu birlikte adım adım çözeceğiz.
write offsilmek (borç)The company wrote off the debt.Şirket borcu sildi.
yearn forözlem duymakHe yearned for his hometown.Memleketine özlem duydu.
yield toboyun eğmekDon’t yield to pressure.Baskıya boyun eğme.
zoom outuzaklaştırmakZoom out to see more.Daha fazlasını görmek için uzaklaştır.
walk off withalıp götürmekSomeone walked off with my bag.Biri çantamı alıp götürdü.
walk up toyanına yürümekHe walked up to her and smiled.Onun yanına yürüdü ve gülümsedi.
warm toısınmak, kanı kaynamakHe warmed to the idea.Fikre kanı kaynadı.
wash downyemekle yutmakWash it down with water.Onu suyla yut.
watch out fordikkat etmekWatch out for pickpockets.Yankesicilere dikkat et.
wave asideönemsememekHe waved aside my concerns.Endişelerimi önemsemedi.
wear downyıpratmakThis job will wear you down.Bu iş seni yıpratır.
wear onzamanın geçmesiAs the day wore on, it got hotter.Gün ilerledikçe hava ısındı.
whip throughhızla yapmakShe whipped through the work.İşi hızla bitirdi.
work offeritmek (kilo)He works off stress by running.Stresi koşarak atıyor.
work up toaşama aşama ulaşmakWork up to 5 km slowly.Yavaş yavaş 5 km’ye çık.
wrap aroundsarmakThe scarf wraps around your neck.Atkı boynunu sarar.
write indilekçe ile başvurmakMany citizens wrote in to complain.Birçok vatandaş şikayet için dilekçe verdi.
write outtam olarak yazmakWrite out each word.Her kelimeyi tam yaz.
yield upvermek, teslim etmekHe yielded up his wallet.Cüzdanını verdi.
yearn afterhasretini çekmekShe yearns after her childhood.Çocukluğunun hasretini çekiyor.
zip alonghızla gitmekThe car zipped along the road.Araba yolda hızla gitti.
zone outdalmakHe zoned out during the meeting.Toplantıda dalıp gitti.
zoom aheadhızla ilerlemekThe project zoomed ahead.Proje hızla ilerledi.
whip outhızla çıkarmakHe whipped out his phone.Telefonunu hızla çıkardı.
walk throughdetaylı anlatmakWalk me through the plan.Planı bana detaylı anlat.
wear off onbaşkasına bulaşmakHer excitement wore off on me.Onun heyecanı bana da bulaştı.
wake up tofarkına varmakThey finally woke up to reality.Sonunda gerçeğin farkına vardılar.
work againstaleyhine çalışmakThe rules work against us.Kurallar bizim aleyhimize işliyor.
wind down withdinlenmek için yapmakHe winds down with a book.Dinlenmek için kitap okur.
warm up toalışmaya başlamakShe warmed up to the new job.Yeni işe alışmaya başladı.
whip offhızla çıkarmakHe whipped off his jacket.Ceketini hızla çıkardı.
wipe downsilip temizlemekWipe down the table.Masayı sil.
write overüzerine yazmakWrite over this line.Bu satırın üzerine yaz.
walk in onaniden üstüne gelmekI walked in on them arguing.Onların tartışmasına aniden girdim.
weigh outtartmakWeigh out 200 grams of sugar.200 gram şeker tart.
wash overkaplamak (duygu)A wave of relief washed over him.Bir rahatlama dalgası onu kapladı.
win overgönlünü kazanmakHe won over the audience.Seyircilerin gönlünü kazandı.
wrap up insarıp sarmalamakShe wrapped the baby up in a blanket.Bebeği battaniyeye sardı.
write off asgözden çıkarmakThey wrote him off as hopeless.Onu umutsuz diye gözden çıkardılar.
yield backgeri vermekYield back your time.Süreni geri ver.
zip byhızla geçmekThe days zipped by.Günler hızla geçti.
weigh updeğerlendirmekWeigh up your options.Seçeneklerini değerlendir.
wear throughdelinmekThe shoes wore through.Ayakkabılar delindi.
wind up doingsonunda yapmakHe wound up buying it.Sonunda onu aldı.
wave throughel sallayarak geçirmekThe guard waved us through.Güvenlik bizi el sallayarak geçirdi.
watch ondikkatle izlemekWatch on carefully.Dikkatle izle.
work on withbirlikte üzerinde çalışmakThey worked on the project with us.Bizimle projede çalıştılar.
whip aroundhızlıca dönmekHe whipped around to look.Bakmak için hızla döndü.
weigh againstkıyaslamakWeigh the costs against benefits.Maliyetleri faydalarla kıyasla.
win outüstün gelmekCommon sense will win out.Sağduyu üstün gelecek.
write off forbilgi istemekI wrote off for a catalog.Katalog için yazı yazdım.
work out forişe yaramakIt worked out for everyone.Herkes için iyi oldu.
wake up with… ile uyanmakHe woke up with a headache.Baş ağrısıyla uyandı.
work aroundetrafından dolanmakWe’ll work around the problem.Sorunu dolanarak aşarız.
wrap around withsarmakHe wrapped his arm around her.Kolunu onun etrafına sardı.
wipe upsilmek (dökülen şeyi)Wipe up the spill.Dökmeyi sil.
whip up into(duygu) artırmakThe speech whipped the crowd up into a frenzy.Konuşma kalabalığı çılgına çevirdi.
wind aroundetrafında dönmekThe path winds around the lake.Yol gölün etrafında döner.
warm overtekrar ısıtmakWarm over the leftovers.Artan yemekleri tekrar ısıt.
wait outsonunu beklemekWe waited out the storm.Fırtınanın geçmesini bekledik.
win backgeri kazanmakHe won back her trust.Onun güvenini geri kazandı.
wave ondevam etmesini sağlamakThe officer waved us on.Polis bize devam etmemizi işaret etti.

Eğer YDS’de çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!

Multiders sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin