📚 YDS’de En Çok Çıkan 300 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları

İngilizce öğrenirken veya herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken kelime ezberi yapmak en önemli adımlardan biridir. Ancak phrasal verb’ler bu süreçte zaman zaman ihmal edilmekte ya da unutulabilmektedir. Oysa İngilizce’de hem günlük konuşmalarda hem de sınavlarda phrasal verb’ler oldukça sık kullanılmaktadır. Özellikle YDS’de phrasal verb’lere sıkça rastlanır; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru cevaplamak doğrudan iki net kazandırır. Ayrıca phrasal verb’lerin; soru köklerinde, paragraflarda ve daha pek çok soruda yer almasından dolayı, onları bilmek dolaylı olarak birçok soruyu daha rahat çözmemize ciddi ölçüde kaktı sağlar. Phrasal verb’leri yalnızca anlamlarını ezberleyerek öğrenmeye çalışmak, bu kelimeleri tam anlamıyla öğrenmek ve uzun süre hatırlamak için yeterli bir yöntem değildir. Bu nedenle phrasal verb’lerin cümle içinde nasıl kullanıldığını görmek, onları daha iyi anlamak ve kalıcı hale getirmek açısından büyük önem taşır. Bu amaçla YDS sınavında en çok çıkan 300 phrasal verb’ü Türkçe karşılıklarıyla birlikte tablo halinde hazırladık ve her birini örnek cümlelerle destekledik!

Phrasal VerbTürkçesiExample SentenceTürkçe Çevirisi
account forhesap vermek, açıklamakCan you account for your late arrival?Geç gelişini açıklayabilir misin?
act on-e dayanarak hareket etmekHe acted on his lawyer’s advice.Avukatının tavsiyesine göre hareket etti.
act outdışa vurmakKids often act out their frustrations.Çocuklar sık sık hayal kırıklıklarını dışa vurur.
add upmantıklı olmakSomething about his story doesn’t add up.Hikayesinde bir şeyler mantıklı gelmiyor.
add up totoplamda -e varmakAll these bills add up to $200.Bu faturaların hepsi toplamda 200 dolar tutuyor.
agree onmutabık kalmakThey agreed on a date for the wedding.Düğün için bir tarihte mutabık kaldılar.
agree withaynı fikirde olmakI completely agree with your assessment.Değerlendirmenle tamamen aynı fikirdeyim.
aim athedeflemekThe new law aims at reducing pollution.Yeni yasa kirliliği azaltmayı hedefliyor.
allow forhesaba katmakYou need to allow for traffic delays.Trafik gecikmelerini hesaba katmalısın.
amount toanlamına gelmekIt amounts to breaking the law.Bu, yasayı çiğnemek anlamına geliyor.
answer backkarşılık vermekDon’t answer back when your boss is speaking.Patronun konuşurken ona karşılık verme.
ask afterhatır sormakHe called to ask after your health.Sağlığını sormak için aradı.
ask aroundsağa sola sormakI’ll ask around to see who knows.Kimin bildiğini görmek için etrafa soracağım.
ask foristemekHe asked for a pay rise.Maaşına zam istedi.
ask outçıkma teklif etmekTom asked her out on Saturday.Tom ona cumartesi çıkma teklif etti.
back awaygeri geri gitmekBack away slowly from the wild animal.Vahşi hayvandan yavaşça geri git.
back downgeri adım atmakEventually, he backed down from his threats.Sonunda tehditlerinden geri adım attı.
back offgeri çekilmekBack off, this isn’t your fight.Geri çekil, bu senin kavgan değil.
back outcaymakShe backed out of the agreement at the last minute.Son anda anlaşmadan caydı.
back upyedeklemekDon’t forget to back up your data.Verilerini yedeklemeyi unutma.
bail outkefaletle kurtarmakHis family bailed him out after the arrest.Ailesi tutuklanınca onu kefaletle kurtardı.
bank ongüvenmek, bel bağlamakYou can’t just bank on luck.Sadece şansa bel bağlayamazsın.
bargain forbeklemek, hesaba katmakI didn’t bargain for this much trouble.Bu kadar sıkıntıyı hesaba katmamıştım.
base on-e dayandırmakThe article is based on true events.Makale gerçek olaylara dayandırılmış.
be afterpeşinde olmakThe police are after the criminal.Polis suçlunun peşinde.
be againstkarşı olmakI’m against changing the rules.Kuralların değiştirilmesine karşıyım.
be alonggelmekThe bus will be along soon.Otobüs yakında gelir.
be awayuzakta olmakHe’s away on a business trip.İş seyahatinde, uzakta.
be backgeri dönmekI’ll be back before dinner.Akşam yemeğinden önce geri döneceğim.
be downmorali bozuk olmakShe’s been down since the breakup.Ayrılıktan beri morali bozuk.
be inevde / ofiste olmakIs your boss in today?Patronun bugün ofiste mi?
be intoilgilenmekHe’s really into jazz music.Caza gerçekten ilgi duyuyor.
be offgitmek, çıkmakI must be off now, see you later.Artık gitmem gerek, sonra görüşürüz.
be onyayında olmakThat movie is on tonight.O film bu akşam yayında.
be outdışarıda olmakThey’re out shopping.Onlar dışarıda alışveriş yapıyorlar.
be overbitmekThe meeting is finally over.Toplantı sonunda bitti.
be upuyanık olmakWhy are you up so early?Neden bu kadar erken ayaktasın?
be up tobir şey yapmak niyetinde olmakWhat are you up to this weekend?Bu hafta sonu ne yapmayı düşünüyorsun?
bear onilgili olmakThese facts bear directly on the case.Bu gerçekler olayla doğrudan ilgili.
bear outdoğrulamakThe witness’s story bears out my version.Tanığın anlattıkları benim anlattıklarımı doğruluyor.
beat downbastırmak, indirmekThe sun beat down on us all day.Güneş bütün gün üzerimize bastırdı.
beat updövmekA group of boys beat him up after school.Bir grup çocuk okuldan sonra onu dövdü.
become ofbaşına gelmekWhat will become of the old library?Eski kütüphanenin başına ne gelecek?
beef upgüçlendirmekThey decided to beef up security.Güvenliği güçlendirmeye karar verdiler.
believe ininanmakI believe in working hard for success.Başarı için sıkı çalışmaya inanırım.
black outbayılmakHe blacked out after seeing blood.Kan görünce bayıldı.
block offkapatmakThey blocked off the main road.Ana yolu kapattılar.
blow outpatlatmak, sönmekThe wind blew out the candle.Rüzgar mumu söndürdü.
blow overgeçip gitmekThe scandal will blow over in time.Skandal zamanla geçer gider.
blow uphavaya uçmak, öfkelenmekThe old building blew up suddenly.Eski bina aniden havaya uçtu.
break awaykaçmak, ayrılmakThe horse broke away from the stable.At ahırdan kaçtı.
break downarızalanmak, çökmekTheir car broke down in the middle of nowhere.Arabaları ıssız bir yerde bozuldu.
break inhırsızlık için eve girmekSomeone tried to break in last night.Dün gece biri içeri girmeye çalıştı.
break intozorla girmekBurglars broke into the house.Hırsızlar eve girdi.
break offaniden durdurmakShe broke off the engagement.Nişanı aniden bozdu.
break outpatlak vermekA fight broke out at the party.Partide kavga çıktı.
break throughaşmakScientists finally broke through the problem.Bilim insanları sonunda sorunu aştı.
break upilişkiyi bitirmekThey broke up after five years.Beş yıl sonra ayrıldılar.
bring aboutmeydana getirmekThe new manager brought about many changes.Yeni müdür birçok değişiklik yaptı.
bring alongberaberinde getirmekYou can bring along a friend.Bir arkadaşını da getirebilirsin.
bring backhatırlatmakThis song brings back memories.Bu şarkı bana anıları hatırlatıyor.
bring downazaltmak, yıkmakThe new law may bring down taxes.Yeni yasa vergileri azaltabilir.
bring forwardöne almakCan we bring forward the meeting?Toplantıyı öne alabilir miyiz?
bring iniçeri almak, kazandırmakThat strategy brought in a lot of money.O strateji çok para kazandırdı.
bring offbaşarıyla yapmakShe brought off a difficult negotiation.Zor bir müzakereyi başarıyla yürüttü.
bring onsebep olmakStress can bring on headaches.Stres baş ağrılarına sebep olabilir.
bring outpiyasaya sürmekThey brought out a new product line.Yeni bir ürün serisi çıkardılar.
bring roundikna etmekI managed to bring him round to my way of thinking.Onu benim düşünceme ikna etmeyi başardım.
bring upçocuk büyütmek, konu açmakShe brought up the question of money.Para konusunu gündeme getirdi.
brush uptazelemekI need to brush up my driving skills.Sürüş becerilerimi tazelemem lazım.
build upartırmak, geliştirmekHe built up a huge collection of stamps.Dev bir pul koleksiyonu oluşturdu.
bump intotesadüfen karşılaşmakI bumped into my teacher at the supermarket.Marketten öğretmenime rastladım.
burn downtamamen yanmakThe warehouse burned down last week.Depo geçen hafta tamamen yandı.
burn outtükenmekIf you work too much, you’ll burn out.Çok çalışırsan tükenirsin.
burst intoaniden başlamakShe burst into tears.Birdenbire ağlamaya başladı.
butt inaraya girmekDon’t butt in when we’re talking.Biz konuşurken araya girme.
buy outhisseleri almakThey bought out the partner’s shares.Ortağın hisselerini satın aldılar.
buy uptopluca satın almakCompanies are buying up farmland.Şirketler tarım arazilerini topluca alıyor.
call backgeri aramakI’ll call you back after lunch.Öğle yemeğinden sonra seni geri ararım.
call forgerektirmekThis situation calls for quick action.Bu durum hızlı hareket gerektiriyor.
call inçağırmakThey called in an expert to solve the problem.Sorunu çözmek için bir uzman çağırdılar.
call offiptal etmekThey called off the picnic because of rain.Yağmur yüzünden pikniği iptal ettiler.
call onuğramak, ziyaret etmekI’ll call on you tomorrow.Yarın sana uğrarım.
call uptelefonla aramakHe called me up late at night.Gece geç vakit beni aradı.
care forilgilenmekShe cares for her elderly neighbor.Yaşlı komşusuyla ilgileniyor.
carry awaykendinden geçirmekThe music carried her away.Müzik onu kendinden geçirdi.
carry offbaşarıyla yapmakHe carried off the role with ease.Rolü büyük bir rahatlıkla oynadı.
carry onsürdürmekCarry on with your work.İşine devam et.
carry outgerçekleştirmekThey carried out the plan exactly.Planı tam olarak uyguladılar.
carve outşekillendirmekHe carved out a reputation as a great chef.Harika bir şef olarak ün kazandı.
catch onmoda olmakThis style is catching on quickly.Bu tarz hızla moda oluyor.
catch upyetişmekI have to catch up on my emails.E-postalarımı yetişmem gerekiyor.
check inkayıt yaptırmakWe checked in at the airport.Havalimanında check-in yaptık.
check outkontrol etmek, çıkış yapmakCheck out this website.Şu web sitesine bak.
cheer upneşelenmekCheer up, tomorrow will be better.Neşelen, yarın daha iyi olacak.
chip inpara katkısı yapmakEveryone chipped in for the present.Herkes hediyeye katkıda bulundu.
chop downağaç kesmekThey chopped down the old oak tree.Eski meşe ağacını kestiler.
clear awayortadan kaldırmakClear away these plates, please.Bu tabakları kaldır lütfen.
clear updüzelmek, açılmakThe weather cleared up by afternoon.Hava öğlene doğru açıldı.
close downkalıcı olarak kapatmakThey had to close down the shop.Dükkanı kapatmak zorunda kaldılar.
come aboutmeydana gelmekHow did this situation come about?Bu durum nasıl meydana geldi?
come acrossrastlamakI came across an interesting article.İlginç bir makaleye rastladım.
come alongortaya çıkmak, eşlik etmekA new opportunity might come along.Yeni bir fırsat çıkabilir.
come aroundayılmak, uğramakHe came around after fainting.Bayıldıktan sonra ayıldı.
come backgeri dönmekShe came back from Germany last week.Geçen hafta Almanya’dan döndü.
come byelde etmekGood employees are hard to come by.İyi çalışan bulmak zordur.
come downazalmak, inmekThe price of gas has come down recently.Benzin fiyatı son zamanlarda düştü.
come ingirmekCome in, the door is open.İçeri gir, kapı açık.
come intomiras almakShe came into a lot of money.Büyük bir miras aldı.
come offgerçekleşmekThe event came off perfectly.Etkinlik mükemmel gerçekleşti.
come onhadiCome on, we’re going to be late!Hadi, geç kalacağız!
come outortaya çıkmakThe truth finally came out.Gerçek sonunda ortaya çıktı.
come overziyarete gelmekWhy don’t you come over tonight?Bu gece bize gelmek ister misin?
come throughbaşarılı olmakHe came through for us in the end.Sonunda bize destek oldu.
come toaklına gelmek, ayılmakIt just came to me that I forgot my keys.Anahtarlarımı unuttuğum aklıma geldi.
come uportaya çıkmakSomething important has come up.Önemli bir şey ortaya çıktı.
come up withbulmakShe came up with a clever solution.Zeki bir çözüm buldu.
count ongüvenmekYou can always count on me.Her zaman bana güvenebilirsin.
crack downsıkı önlem almakThe police are cracking down on speeding.Polis hız yapanlara sıkı önlem alıyor.
cross outüstünü çizmekCross out the wrong answers.Yanlış cevapların üstünü çiz.
cut backkısmak, azaltmakWe have to cut back on spending.Harcamaları kısmamız lazım.
cut downazaltmak, kesmekI’m trying to cut down on sugar.Şeker tüketimini azaltmaya çalışıyorum.
cut offkesmekThe storm cut off electricity.Fırtına elektriği kesti.
cut outbırakmakI cut out coffee last year.Geçen yıl kahveyi bıraktım.
deal withbaşa çıkmakI have to deal with this problem now.Bu problemle şimdi başa çıkmalıyım.
decide onseçmek, karar vermekHave you decided on a name for the baby?Bebek için bir isim seçtin mi?
die awayyavaşça kaybolmakThe sound of the music died away.Müziğin sesi yavaşça kayboldu.
die downyatışmakThe excitement will soon die down.Heyecan yakında yatışır.
dig uportaya çıkarmakThey dug up some old coins.Birkaç eski para buldular.
do away withortadan kaldırmakThey did away with the old rules.Eski kuralları ortadan kaldırdılar.
do uponarmakThey did up the old cottage.Eski kulübeyi onardılar.
do without-sız idare etmekI can do without dessert today.Bugün tatlısız idare edebilirim.
drag onuzayıp gitmekThe meeting dragged on for hours.Toplantı saatlerce sürdü.
draw backgeri çekilmekHe drew back in surprise.Şaşkınlıkla geri çekildi.
draw updüzenlemekThey drew up a contract.Bir sözleşme hazırladılar.
dress upşık giyinmekWe dressed up for the occasion.Bu özel gün için şık giyindik.
drop byuğramakI’ll drop by your office later.Sonra ofisine uğrarım.
drop offarabayla bırakmakCan you drop me off at the station?Beni istasyonda bırakabilir misin?
drop outokulu bırakmakHe dropped out of high school.Liseyi bıraktı.
ease offhafiflemekThe rain is starting to ease off.Yağmur hafiflemeye başladı.
eat outdışarıda yemekWe often eat out on weekends.Hafta sonları sık sık dışarıda yeriz.
end upsonunda -mekHe ended up working there by chance.Tesadüfen orada çalışır oldu.
even outdengelenmekOver time, things will even out.Zamanla her şey dengelenecek.
expand onayrıntılandırmakCould you expand on your idea?Fikrini biraz daha açar mısın?
face up tocesaretle karşılamakYou need to face up to the facts.Gerçeklerle yüzleşmelisin.
fall apartparçalanmakThe chair fell apart when I sat down.Sandalyeye oturunca parçalandı.
fall back onbaşvurmakI can always fall back on my savings.Her zaman birikimlerime başvurabilirim.
fall behindgeride kalmakHe fell behind in his studies.Derslerinde geri kaldı.
fall foraşık olmak, kanmakHe fell for her the moment they met.Onu gördüğü an aşık oldu.
fall offdüşmekThe number of visitors fell off after summer.Yazdan sonra ziyaretçi sayısı düştü.
fall outkavga etmek, bozuşmakThey fell out over a silly misunderstanding.Aptalca bir yanlış anlaşılma yüzünden bozuştular.
fall throughbaşarısız olmakThe deal fell through at the last minute.Anlaşma son anda başarısız oldu.
figure outçözmekI finally figured out the problem.Sorunu sonunda çözdüm.
fill indoldurmakPlease fill in this form.Lütfen bu formu doldurun.
fill outtümünü doldurmakShe filled out the application completely.Başvuruyu tamamen doldurdu.
fill uptam doldurmakFill up the glass with water.Bardağı suyla doldur.
find outkeşfetmek, öğrenmekI found out he was lying.Yalan söylediğini öğrendim.
finish offbitirmekLet’s finish off this project today.Bu projeyi bugün bitirelim.
fit inuyum sağlamakHe never really fit in with the group.Gruba hiç gerçekten uyum sağlayamadı.
fix uponarmak, düzeltmekThey fixed up the garden last week.Geçen hafta bahçeyi düzenlediler.
follow throughsonunu getirmekYou need to follow through with your promises.Sözlerinin sonunu getirmelisin.
follow updevam ettirmekI’ll follow up on that issue tomorrow.O konuyu yarın takip edeceğim.
fool aroundaylak aylak dolaşmakStop fooling around and focus!Aylak aylak dolaşmayı bırak ve odaklan!
freak outpaniklemekDon’t freak out, it’s just a test.Panik yapma, bu sadece bir test.
get acrossanlatmakI couldn’t get my point across.Ne demek istediğimi anlatamadım.
get aheadilerlemekHe’s trying to get ahead in his career.Kariyerinde ilerlemeye çalışıyor.
get alongiyi geçinmekDo you get along with your neighbors?Komşularınla iyi geçiniyor musun?
get arounddolaşmakIt’s easy to get around town by bike.Şehirde bisikletle dolaşmak kolay.
get atulaşmak, ima etmekWhat exactly are you trying to get at?Tam olarak ne demek istiyorsun?
get awaykaçmakThe thief managed to get away.Hırsız kaçmayı başardı.
get backgeri dönmekWhen did you get back from holiday?Tatilden ne zaman döndün?
get back atintikam almakHe got back at them for the prank.Şaka için onlardan intikam aldı.
get byidare etmekWe get by on very little money.Çok az parayla idare ediyoruz.
get downmoralini bozmakThis gloomy weather really gets me down.Bu kasvetli hava moralimi gerçekten bozuyor.
get ingirmek, binmekGet in the car, it’s raining.Arabaya bin, yağmur yağıyor.
get offinmekGet off at the next stop.Bir sonraki durakta in.
get onbinmek, ilerlemekGet on the bus quickly.Otobüse çabuk bin.
get outdışarı çıkmakGet out of here right now!Şu anda buradan çık!
get overüstesinden gelmekIt took her months to get over the breakup.Ayrılığın üstesinden gelmesi aylar sürdü.
get rid ofkurtulmakGet rid of those old magazines.Şu eski dergilerden kurtul.
get throughzor bir şeyi başarmakWe’ll get through this together.Bunun üstesinden birlikte geleceğiz.
get toulaşmak, varmakWhat time did you get to work?İşe saat kaçta vardın?
get togetherbuluşmakLet’s get together for coffee tomorrow.Yarın kahve içmek için buluşalım.
get upkalkmakI usually get up at 6 AM.Genelde sabah 6’da kalkarım.
give awaybağışlamakThey gave away all their old furniture.Tüm eski mobilyalarını bağışladılar.
give backgeri vermekPlease give my book back.Lütfen kitabımı geri ver.
give inpes etmekHe finally gave in to temptation.Sonunda cazibeye yenik düştü.
give offyaymakThese flowers give off a wonderful smell.Bu çiçekler harika bir koku yayıyor.
give outtükenmek, dağıtmakThe teacher gave out the exams.Öğretmen sınavları dağıttı.
give upvazgeçmekNever give up on your dreams.Hayallerinden asla vazgeçme.
go aboutbir şeyi yapma biçimiHow do you go about fixing this?Bunu nasıl tamir ediyorsun?
go afterpeşinden gitmekHe went after his lost dog.Kayıp köpeğinin peşinden gitti.
go aheaddevam etGo ahead and start without me.Ben olmadan başla, devam et.
go along withkatılmakI’ll go along with your decision.Senin kararına katılacağım.
go arounddolaşmak, yayılmakThere’s a rumor going around.Ortada bir söylenti dolaşıyor.
go awaygitmekI wish this headache would go away.Keşke bu baş ağrısı geçse.
go backgeri dönmekAre you going back to Spain this year?Bu yıl tekrar İspanya’ya gidecek misin?
go bygeçip gitmekTime went by so quickly.Zaman çok hızlı geçti.
go downazalmakSales went down last month.Satışlar geçen ay azaldı.
go forseçmek, tercih etmekI think I’ll go for the chocolate cake.Sanırım çikolatalı pastayı seçeceğim.
go iniçeri girmekLet’s go in before it gets dark.Hava kararmadan içeri girelim.
go offpatlamak, bozulmakThe bomb could go off at any moment.Bomba her an patlayabilir.
go ondevam etmekThe show must go on.Gösteri devam etmeli.
go outdışarı çıkmakWe usually go out on Friday nights.Genelde cuma geceleri dışarı çıkarız.
go overincelemekGo over these notes before the meeting.Toplantıdan önce bu notları incele.
go throughyaşamak, geçirmekShe went through a lot last year.Geçen yıl çok şey yaşadı.
go upyükselmekPrices went up again this week.Fiyatlar bu hafta yine yükseldi.
go withuymak, eşlik etmekThat scarf goes well with your jacket.O atkı ceketinle çok iyi gidiyor.
grow upbüyümekI grew up in a small coastal town.Küçük bir sahil kasabasında büyüdüm.
guard againstönlem almakYou should guard against fraud.Dolandırıcılığa karşı önlem almalısın.
hand downdevretmekThis tradition was handed down for generations.Bu gelenek nesiller boyu aktarıldı.
hand inteslim etmekPlease hand in your reports by Monday.Lütfen raporlarınızı pazartesiye kadar teslim edin.
hand outdağıtmakThey handed out leaflets at the event.Etkinlikte broşürler dağıttılar.
hand overteslim etmekThe suspect handed over his weapon.Şüpheli silahını teslim etti.
hang aroundtakılmak, oyalanmakWe used to hang around the old café.Eskiden o eski kafede takılırdık.
hang onbeklemekHang on a minute, I’m almost ready.Bir dakika bekle, neredeyse hazırım.
hang outzaman geçirmekI love hanging out with my cousins.Kuzenlerimle zaman geçirmeyi seviyorum.
hang uptelefonu kapatmakShe hung up on me without saying goodbye.Veda etmeden telefonu yüzüme kapattı.
head for-e yönelmekWe’re heading for the mountains tomorrow.Yarın dağlara doğru gidiyoruz.
hear frombirinden haber almakI haven’t heard from him in weeks.Haftalardır ondan haber almadım.
hit backkarşılık vermekThe politician hit back at his critics.Politikacı eleştirmenlerine karşılık verdi.
hit on(bir fikir) bulmakHe hit on a brilliant solution.Harika bir çözüm buldu.
hold backgeri tutmakTry not to hold back your emotions.Duygularını geri tutmamaya çalış.
hold ondayanmak, beklemekHold on tight, we’re going fast!Sıkı tutun, hızlı gidiyoruz!
hold outdayanmakI don’t know how long we can hold out.Ne kadar dayanabileceğimizi bilmiyorum.
hold upgeciktirmekThe accident held up traffic for hours.Kaza trafiği saatlerce geciktirdi.
iron outpürüzleri gidermekLet’s iron out the details tomorrow.Detayları yarın netleştirelim.
keep atdevam etmekKeep at it, you’re improving!Devam et, gelişiyorsun!
keep awayuzak durmakKeep away from the edge.Kenardan uzak dur.
keep backgeride tutmakThe police kept the crowd back.Polis kalabalığı geride tuttu.
keep downbastırmakPlease keep your voice down.Lütfen sesini alçak tut.
keep offdokunmamak, uzak durmakKeep off the wet paint.Islak boyaya dokunma.
keep onsürdürmekKeep on studying every day.Her gün çalışmayı sürdür.
keep outdışarıda tutmakKeep out of my room!Odamdan dışarıda kal!
keep upyetişmek, devam etmekI can’t keep up with your pace.Senin hızına yetişemiyorum.
kick offbaşlamakThe concert kicks off at 9 PM.Konser akşam 9’da başlıyor.
knock downdevirmekThe wind knocked down the sign.Rüzgar tabelayı devirdi.
knock outnakavt etmekThe boxer knocked out his opponent.Boksör rakibini nakavt etti.
lay offişten çıkarmakThe company laid off fifty workers.Şirket elli işçiyi işten çıkardı.
leave outhariç tutmakDon’t leave out any important details.Önemli detayları atlama.
let downhayal kırıklığına uğratmakPlease don’t let me down this time.Lütfen bu sefer beni hayal kırıklığına uğratma.
let iniçeri almakThey finally let us in after waiting.Bekledikten sonra bizi içeri aldılar.
let offaffetmekThe teacher let them off with a warning.Öğretmen onları uyarıyla affetti.
let outsalmak, bırakmakShe let out a sigh of relief.Rahatlamış bir nefes verdi.
lie downuzanmakI need to lie down for a bit.Biraz uzanmam gerekiyor.
light upışıldamakHis face lit up when he saw the gift.Hediyeyi görünce yüzü ışıldadı.
live ongeçinmekThey live on very little money.Çok az parayla geçiniyorlar.
live up tobeklentileri karşılamakThe movie didn’t live up to the hype.Film beklentileri karşılamadı.
look afterilgilenmekCan you look after my plants while I’m away?Ben yokken bitkilerime bakabilir misin?
look aheadgeleceğe bakmakWe should look ahead and prepare for changes.Geleceğe bakıp değişikliklere hazırlıklı olmalıyız.
look aroundetrafa bakmakLet’s look around the city center.Şehir merkezinde biraz dolaşalım.
look atbakmakLook at this photo, isn’t it beautiful?Şu fotoğrafa bak, çok güzel değil mi?
look backgeçmişi düşünmekDon’t look back, keep moving forward.Geçmişe bakma, ileri gitmeye devam et.
look down onküçümsemekHe tends to look down on people who earn less.Daha az kazanan insanları küçümseme eğiliminde.
look foraramakI’m looking for my phone, have you seen it?Telefonumu arıyorum, gördün mü?
look forward todört gözle beklemekI look forward to meeting you again.Seni tekrar görmeyi dört gözle bekliyorum.
look intoaraştırmakThe manager promised to look into the complaint.Müdür şikayeti araştıracağına söz verdi.
look outdikkat etmekLook out! There’s a bike coming.Dikkat et! Bir bisiklet geliyor.
look overhızlıca incelemekLook over your essay before you submit it.Yazını teslim etmeden önce hızlıca gözden geçir.
look throughdetaylı bakmakI’ll look through these files tonight.Bu dosyalara bu gece detaylı bakacağım.
look upsözlükte/rehberde aramakLook up the address on your phone.Adresi telefonunda ara.
look up tohayranlık duymakMany young players look up to him.Birçok genç oyuncu ona hayranlık duyuyor.
make for-e doğru gitmekAfter dinner, we made for home.Akşam yemeğinden sonra eve doğru gittik.
make outanlamak, seçmekI couldn’t make out what she was saying.Ne dediğini anlayamadım.
make uptelafi etmek, uydurmakHe made up an excuse for being late.Geç kaldığı için bir bahane uydurdu.
mix upkarıştırmakSorry, I mixed up your names.Üzgünüm, isimlerinizi karıştırdım.
pass awayvefat etmekHis uncle passed away last month.Amcası geçen ay vefat etti.
pass outbayılmakShe almost passed out from the heat.Sıcaktan neredeyse bayılıyordu.
pay backborcunu ödemekI’ll pay you back next week.Sana gelecek hafta geri ödeyeceğim.
pay offkarşılığını vermekAll those hours of study paid off.O kadar saatlik çalışma karşılığını verdi.
pick outseçmekPick out a book you like.Hoşuna giden bir kitap seç.
pick upalmak, toparlamakCan you pick up the kids from school?Çocukları okuldan alabilir misin?
point outişaret etmekHe pointed out several mistakes in the report.Rapordaki birkaç hatayı işaret etti.
pull downyıkmakThey pulled down the old cinema.Eski sinemayı yıktılar.
pull offbaşarmakThey pulled off an incredible comeback.İnanılmaz bir geri dönüş başardılar.
pull outçekip çıkarmak, çekilmekThe troops will pull out by next month.Askerler gelecek aya kadar çekilecek.
pull throughiyileşmek, atlatmakHe pulled through after a long illness.Uzun bir hastalıktan sonra iyileşti.
put asidebir kenara koymakPut aside your differences and work together.Farklılıklarınızı bir kenara bırakın ve birlikte çalışın.
put awayyerine koymakPlease put away your toys.Lütfen oyuncaklarını yerine koy.
put downyere koymak, bastırmakHe put down his bag and sat.Çantasını yere koyup oturdu.
put forwardileri sürmekShe put forward a bold proposal.Cesur bir öneri sundu.
put offertelemekThey put off the meeting until Friday.Toplantıyı cumaya ertelediler.
put ongiymekPut on your shoes, we’re leaving.Ayakkabılarını giy, gidiyoruz.
put outsöndürmekThe firefighters put out the fire quickly.İtfaiyeciler yangını hızla söndürdü.
put throughbağlamak (telefon)I’ll put you through to the director.Sizi yönetmene bağlayacağım.
put upmisafir etmek, asmakThey put us up for the night.O gece bizi misafir ettiler.
put up withkatlanmakI can’t put up with this noise anymore.Bu gürültüye daha fazla katlanamıyorum.
rule outgöz ardı etmekThe doctor ruled out cancer.Doktor kanseri göz ardı etti.
run acrossrastlamakI ran across an old letter yesterday.Dün eski bir mektuba rastladım.
run afterpeşinden koşmakThe dog ran after the cat.Köpek kedinin peşinden koştu.
run awaykaçmakThe thief ran away before the police arrived.Polis gelmeden hırsız kaçtı.
run downeleştirmek, bitmekDon’t run yourself down like that.Kendini böyle kötüleme.
run intorastlamak, çarpmakI ran into my teacher at the store.Mağazada öğretmenime rastladım.
run outtükenmekWe ran out of milk this morning.Bu sabah sütümüz tükendi.
run overüzerinden geçmekThe car ran over a snake.Araba bir yılanın üzerinden geçti.
set aboutbaşlamakThey set about fixing the roof.Çatıyı tamir etmeye başladılar.
set asideayırmakSet aside some time to relax.Rahatlamak için biraz zaman ayır.
set offyola çıkmakWe set off early to avoid traffic.Trafiğe yakalanmamak için erken yola çıktık.
set outbir amaçla yola koyulmakHe set out to change the world.Dünyayı değiştirmek için yola koyuldu.
set upkurmakThey set up a tent by the river.Nehir kenarına bir çadır kurdular.
show offgösteriş yapmakStop trying to show off all the time.Sürekli gösteriş yapmayı bırak.
show uportaya çıkmakHe showed up an hour late.Bir saat geç ortaya çıktı.
shut downkapatmakThey shut down the plant due to safety concerns.Güvenlik endişeleri nedeniyle fabrikayı kapattılar.
shut outdışlamakThey shut out the possibility completely.O olasılığı tamamen dışladılar.
sign upkayıt olmakI signed up for a Spanish class.İspanyolca kursuna kaydoldum.
sort outçözmekWe’ll sort out this mess tomorrow.Bu karmaşayı yarın çözeceğiz.
stand bydestek olmakI’ll stand by you no matter what.Ne olursa olsun yanında olacağım.
stand fortemsil etmekNATO stands for North Atlantic Treaty Organization.NATO Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünü temsil eder.
stand outgöze çarpmakHer red dress really stood out at the party.Kırmızı elbisesi partide gerçekten göze çarptı.
stand upayağa kalkmakEveryone stood up when the judge entered.Hakim girince herkes ayağa kalktı.
zip upfermuarı çekmekZip up your coat, it’s freezing outside.Montunun fermuarını çek, dışarısı buz gibi.

Eğer YDS’de çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!

Multiders sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin