📚 YDS’de En Çok Çıkan 1000 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları

İngilizce öğrenirken ya da herhangi bir İngilizce sınavına hazırlanırken, kelime bilgisi her zaman temel bir unsurdur. Aslında dil öğrenmenin yolu kelimelerden geçer. Ne kadar fazla kelime bilirsek, hem okuduğumuzu hem de dinlediğimizi o kadar rahat anlar, aynı zamanda kendimizi ifade ederken daha doğru ve zengin cümleler kurabiliriz.

YDS’de kelime bilgisi sadece doğrudan kelime sorularıyla test edilmez. Paragraflarda, cümle tamamlama bölümlerinde ve hatta gramer sorularında bile güçlü bir kelime bilgisine sahip olmanız büyük avantaj sağlar. Ne kadar geniş bir kelime hazinesine sahip olursanız, soruları o kadar hızlı ve doğru çözersiniz.

Bu amaçla, senin için en sık karşılaşılan 1000 İngilizce kelimeyi kapsayan, isim, fiil ve sıfatlardan oluşan geniş bir tablo hazırladık. Her kelimenin yanında örnek cümleler yer alıyor. Böylece kelimeyi yalnızca sözlük anlamıyla değil, cümle içinde nasıl geçtiğini de görerek öğreneceksin. Bu yöntem, kelimenin hem anlamını hem de kullanımını hafızana daha kalıcı bir şekilde yerleştirmeni sağlar.

KelimeTürkçe AnlamıÖrnek CümleTürkçe Anlamı
abilityyetenekShe has the ability to learn quickly.Hızlı öğrenme yeteneği var.
abolishyürürlükten kaldırmakThey want to abolish the old law.Eski yasayı yürürlükten kaldırmak istiyorlar.
abroadyurt dışındaHe studied abroad for two years.İki yıl yurt dışında okudu.
absenceyoklukHis absence was noticed.Onun yokluğu fark edildi.
absolutemutlakWe need absolute honesty here.Burada mutlak dürüstlüğe ihtiyacımız var.
absorbemmekPlants absorb water from the soil.Bitkiler topraktan su emer.
abstractsoyutLove is an abstract concept.Aşk soyut bir kavramdır.
abusekötüye kullanmak / istismarHe abused his power.Gücünü kötüye kullandı.
acceleratehızlanmakThe car accelerated quickly.Araba hızla hızlandı.
acceptkabul etmekDo you accept my offer?Teklifimi kabul ediyor musun?
accesserişimWe have access to the internet.İnternete erişimimiz var.
accompanyeşlik etmekI’ll accompany you to the station.Sana istasyona kadar eşlik edeceğim.
accomplishbaşarmakThey accomplished their goal.Hedeflerini başardılar.
accounthesap / açıklamaI opened a bank account.Banka hesabı açtım.
accuratedoğru, tamThe data is accurate.Veriler doğru.
accusesuçlamakThey accused him of theft.Onu hırsızlıkla suçladılar.
achievebaşarmakShe achieved great success.Büyük başarı elde etti.
acknowledgekabul etmekHe acknowledged his mistake.Hatasını kabul etti.
acquireedinmekHe acquired a lot of knowledge.Çok bilgi edindi.
adaptuyum sağlamakThey adapted to the new rules.Yeni kurallara uyum sağladılar.
addeklemekPlease add some sugar.Lütfen biraz şeker ekle.
addresshitap etmek / adresWhat’s your address?Adresin nedir?
adequateyeterliThe food was adequate.Yemek yeterliydi.
adjustayarlamakAdjust the seat height.Koltuğun yüksekliğini ayarla.
administeridare etmekThe teacher administers the test.Öğretmen testi idare ediyor.
admirehayran olmakI admire your courage.Cesaretine hayranım.
admititiraf etmek / kabul etmekHe admitted his guilt.Suçunu itiraf etti.
adoptbenimsemek / evlat edinmekThey adopted a new policy.Yeni bir politika benimsediler.
advanceilerlemekTechnology advances rapidly.Teknoloji hızla ilerliyor.
advantageavantajWhat are the advantages?Avantajları nelerdir?
adventuremaceraThey went on an adventure.Bir maceraya atıldılar.
adverseolumsuzAdverse weather delayed the flight.Olumsuz hava uçuşu geciktirdi.
advisetavsiye etmekCan you advise me?Bana tavsiye verebilir misin?
advocatesavunmak / avukatHe advocates for human rights.İnsan haklarını savunuyor.
affectetkilemekThe weather affects my mood.Hava ruh halimi etkiler.
affordgücü yetmekI can’t afford a new car.Yeni bir araba almaya gücüm yetmez.
agencyajans / kurumI work for an advertising agency.Bir reklam ajansında çalışıyorum.
agendagündemWhat’s on the agenda?Gündemde ne var?
aggressivesaldırganHe became aggressive.Saldırganlaştı.
aidyardımThey sent aid to the victims.Mağdurlara yardım gönderdiler.
aimamaçlamakI aim to finish today.Bugün bitirmeyi amaçlıyorum.
alertdikkatli / uyanıkStay alert while driving.Araç kullanırken dikkatli ol.
allocatetahsis etmekThey allocated funds for the project.Proje için fon tahsis ettiler.
alterdeğiştirmekHe altered his plans.Planlarını değiştirdi.
alternativealternatifWe need an alternative solution.Alternatif bir çözüme ihtiyacımız var.
amazingşaşırtıcıThat was an amazing show.Bu şaşırtıcı bir gösteriydi.
ambitionhırsHis ambition is to become a doctor.Hedefi doktor olmak.
amountmiktarWhat’s the total amount?Toplam miktar nedir?
analyseanaliz etmekWe must analyse the data.Verileri analiz etmeliyiz.
ancienteski, antikThey found ancient ruins.Antik kalıntılar buldular.
annualyıllıkWe have an annual meeting.Yıllık bir toplantımız var.
anticipatebeklemek, ummakI anticipate success.Başarı bekliyorum.
anxietykaygıHe suffers from anxiety.Kaygı problemi yaşıyor.
apologizeözür dilemekPlease apologize to her.Lütfen ondan özür dile.
apparentbarizIt was apparent he was lying.Yalan söylediği barizdi.
appealbaşvurmak / cazibeHe made an appeal for help.Yardım için başvurdu.
appetiteiştahI lost my appetite.İştahımı kaybettim.
appointatamakThey appointed a new manager.Yeni bir müdür atadılar.
appreciatetakdir etmekI appreciate your help.Yardımını takdir ediyorum.
approachyaklaşmakA storm is approaching.Bir fırtına yaklaşıyor.
appropriateuygunThat’s not appropriate here.Bu burada uygun değil.
approveonaylamakDid they approve your plan?Planını onayladılar mı?
arguetartışmakThey always argue.Onlar hep tartışır.
ariseortaya çıkmakProblems may arise.Sorunlar ortaya çıkabilir.
arrangedüzenlemekCan you arrange a meeting?Bir toplantı ayarlayabilir misin?
arresttutuklamakThe police arrested him.Polis onu tutukladı.
articlemakaleI read an interesting article.İlginç bir makale okudum.
artificialyapayThis flower is artificial.Bu çiçek yapay.
ashamedutanmışHe felt ashamed.Utandı.
aspectyön, açıThat’s an important aspect.Bu önemli bir yön.
assembletoplamakThey assembled the machine.Makineyi topladılar.
assertileri sürmekHe asserted his innocence.Masumiyetini ileri sürdü.
assessdeğerlendirmekLet’s assess the situation.Durumu değerlendirelim.
assignatamak, görevlendirmekThey assigned me a task.Bana bir görev verdiler.
assistyardım etmekCan you assist me?Bana yardım edebilir misin?
associateilişkilendirmekI associate summer with holidays.Yazı tatille ilişkilendiririm.
assumevarsaymakI assume you’re right.Haklı olduğunu varsayıyorum.
assuretemin etmekI assure you, it’s safe.Sana temin ederim, güvenli.
astonishşaşırtmakHer talent astonished me.Onun yeteneği beni şaşırttı.
attacheklemekPlease attach the file.Lütfen dosyayı ekle.
attemptteşebbüs etmekHe attempted to escape.Kaçmaya teşebbüs etti.
attendkatılmakWill you attend the party?Partiye katılacak mısın?
attractçekmekThe show attracted many people.Gösteri birçok kişiyi çekti.
attributeatfetmekHe attributed his success to luck.Başarısını şansa atfetti.
authorityotoriteHe spoke with authority.Otoriter bir şekilde konuştu.
automaticotomatikThis machine is automatic.Bu makine otomatik.
availablemevcutTickets are available now.Biletler şimdi mevcut.
averageortalamaThe average price is high.Ortalama fiyat yüksek.
avoidkaçınmakAvoid junk food.Abur cuburdan kaçın.
awardödülShe won an award.Bir ödül kazandı.
awarefarkındaAre you aware of the risks?Risklerin farkında mısın?
awkwardgaripThat was an awkward moment.Bu garip bir andı.
balancedengeKeep your balance.Dengenizi koruyun.
banyasaklamakThey banned smoking.Sigara içmeyi yasakladılar.
barelyzar zorI barely passed the exam.Sınavı zar zor geçtim.
barrierengelLanguage is a barrier.Dil bir engel.
basedayandırmakBase your answer on facts.Cevabını gerçeklere dayandır.
behavedavranmakPlease behave yourself.Lütfen uslu dur.
beliefinançHe has strong beliefs.Güçlü inançları var.
beneficialfaydalıExercise is beneficial.Egzersiz faydalıdır.
beneficialyararlı, faydalıThis diet is beneficial to health.Bu diyet sağlığa faydalıdır.
benefitfaydaThere are many benefits to exercise.Egzersizin birçok faydası var.
betrayihanet etmekHe betrayed his friends.Arkadaşlarına ihanet etti.
biasönyargıThe judge showed no bias.Hakim önyargı göstermedi.
bindbağlamakThey bound his hands.Ellerini bağladılar.
blamesuçlamakDon’t blame me for this.Bunun için beni suçlama.
blankboşThe page is blank.Sayfa boş.
blendkarıştırmakBlend the ingredients well.Malzemeleri iyice karıştır.
blesskutsamakThe priest blessed the baby.Rahip bebeği kutsadı.
blockengellemekThe road is blocked.Yol kapalı.
bondbağFriendship is a strong bond.Arkadaşlık güçlü bir bağdır.
bordersınırWe crossed the border.Sınırı geçtik.
borrowödünç almakCan I borrow your pen?Kalemini ödünç alabilir miyim?
botherrahatsız etmekStop bothering me.Beni rahatsız etmeyi bırak.
boundarysınırThis river is the boundary.Bu nehir sınırdır.
briefkısaGive me a brief summary.Bana kısa bir özet ver.
broadgenişHe has broad shoulders.Geniş omuzları var.
broadcastyayın yapmakThey broadcast the news live.Haberi canlı yayınladılar.
burdenyükIt was a heavy burden.Bu ağır bir yüktü.
burygömmekThey buried the treasure.Hazineyi gömdüler.
calculatehesaplamakCalculate the total cost.Toplam maliyeti hesapla.
capableyetenekliShe is capable of leading.O liderlik yapabilecek biri.
capacitykapasiteThe hall is full capacity.Salon tam kapasite dolu.
captureele geçirmekThey captured the city.Şehri ele geçirdiler.
casualgünlük, rahatHe wore casual clothes.Günlük kıyafetler giydi.
ceasedurdurmakThe fighting ceased.Savaş durdu.
celebratekutlamakWe celebrated his birthday.Onun doğum gününü kutladık.
cellhücreBlood has many cells.Kanda birçok hücre var.
certainkesinI’m certain of my answer.Cevabımdan kesinim.
chainzincirThe bike chain broke.Bisiklet zinciri koptu.
challengezorluk / meydan okumakClimbing is a challenge.Tırmanmak bir zorluktur.
chamberodaHe entered the royal chamber.Kraliyet odasına girdi.
changedeğiştirmekCan you change the channel?Kanalı değiştirebilir misin?
chaoskaosThe city fell into chaos.Şehir kaosa sürüklendi.
chargesuçlamak / ücret almakThey charged him with theft.Onu hırsızlıkla suçladılar.
charttablo, grafikLook at the sales chart.Satış grafiğine bak.
chasekovalamakThe dog chased the cat.Köpek kediyi kovaladı.
cheathile yapmakHe cheated on the exam.Sınavda kopya çekti.
checkkontrol etmekCheck your answers.Cevaplarını kontrol et.
cherishdeğer vermekCherish your family.Ailene değer ver.
chiefbaşlıca, şefHe is the chief editor.O baş editör.
choiceseçimYou have no choice.Başka seçeneğin yok.
claimiddia etmekHe claimed he was innocent.Masum olduğunu iddia etti.
clarifyaçıklığa kavuşturmakPlease clarify your point.Lütfen ne demek istediğini açıkla.
clashçatışmakProtesters clashed with police.Göstericiler polisle çatıştı.
classicklasikThat’s a classic car.Bu klasik bir araba.
classifysınıflandırmakClassify these documents.Bu belgeleri sınıflandır.
clausecümlecik, maddeRead this clause carefully.Bu maddeyi dikkatle oku.
cleverzekiShe’s very clever.O çok zeki.
climateiklimThe climate is mild here.Burada iklim ılımandır.
collapseçökmekThe bridge collapsed.Köprü çöktü.
colleaguemeslektaşTalk to your colleagues.Meslektaşlarınla konuş.
collecttoplamakCollect the papers.Kağıtları topla.
combinebirleştirmekCombine flour and sugar.Un ve şekeri karıştır.
comfortrahatThis chair is comfort itself.Bu sandalye başlı başına rahatlık.
commandkomut vermekHe commanded the soldiers.Askerlere komut verdi.
commentyorum yapmakComment on this article.Bu makaleye yorum yap.
commercialticariThis area is commercial.Bu alan ticari bir bölge.
commitişlemek (suç vb)He committed a crime.Bir suç işledi.
commonyaygın, ortakThat’s a common mistake.Bu yaygın bir hata.
communicateiletişim kurmakWe communicate by email.E-posta ile iletişim kuruyoruz.
communitytoplulukThe community helped rebuild.Topluluk yeniden inşa etti.
comparekarşılaştırmakCompare these two phones.Bu iki telefonu karşılaştır.
competeyarışmakThey compete in swimming.Yüzmede yarışıyorlar.
complainşikayet etmekDon’t complain so much.Bu kadar şikayet etme.
completetamamlamakComplete the sentence.Cümleyi tamamla.
complexkarmaşıkThe question is complex.Soru karmaşık.
composeoluşturmakThe team is composed of experts.Takım uzmanlardan oluşuyor.
compoundbileşikWater is a compound.Su bir bileşiktir.
comprehendanlamakI can’t comprehend this.Bunu anlayamıyorum.
concentrateyoğunlaşmakConcentrate on your work.İşine odaklan.
conceptkavramLove is a difficult concept.Aşk zor bir kavramdır.
concernendişe / ilgilendirmekThis concerns everyone.Bu herkesi ilgilendirir.
concludesonuca varmakWhat can we conclude?Ne sonuca varabiliriz?
conductyürütmekThey conduct research.Araştırma yürütüyorlar.
confirmdoğrulamakCan you confirm the time?Saati doğrulayabilir misin?
conflictçatışmaThere was a conflict.Bir çatışma vardı.
confusekafasını karıştırmakYou confuse me.Beni şaşırtıyorsun.
congratulatetebrik etmekI congratulate you.Seni tebrik ederim.
connectbağlamakConnect the cables.Kabloları bağla.
consciousbilinçliHe is conscious now.Artık bilinci yerinde.
considerdüşünmekConsider my offer.Teklifimi düşün.
consistoluşmakThe team consists of five men.Takım beş kişiden oluşuyor.
constantsürekliThe noise is constant.Gürültü sürekli.
constructinşa etmekThey constructed a bridge.Bir köprü inşa ettiler.
consultdanışmakConsult your doctor.Doktoruna danış.
containiçermekThis box contains toys.Bu kutu oyuncak içeriyor.
contemporaryçağdaşHe likes contemporary art.Çağdaş sanatı seviyor.
contentmemnun / içerikAre you content with this?Bununla memnun musun?
contestyarışmaHe won the contest.Yarışmayı kazandı.
continuedevam etmekPlease continue.Lütfen devam et.
contributekatkıda bulunmakShe contributed to the project.Projeye katkıda bulundu.
controlkontrol etmekControl your temper.Öfkeni kontrol et.
convinceikna etmekYou can’t convince me.Beni ikna edemezsin.
cooperateiş birliği yapmakLet’s cooperate on this.Bu konuda iş birliği yapalım.
coreözHonesty is at the core.Dürüstlük özündedir.
corporatekurumsalThis is a corporate event.Bu bir kurumsal etkinlik.
correctdoğru / düzeltmekThat answer is correct.O cevap doğru.
costmaliyetWhat’s the cost?Maliyeti nedir?
createyaratmakThey created a new app.Yeni bir uygulama yarattılar.
creatureyaratıkDragons are mythical creatures.Ejderhalar efsanevi yaratıklardır.
creditkredi / itibarHe has good credit at the bank.Bankada iyi bir kredisi var.
crewekipThe ship’s crew was friendly.Gemi mürettebatı arkadaş canlısıydı.
crisiskrizThe country is in crisis.Ülke kriz içinde.
criticeleştirmenThe critics loved the film.Eleştirmenler filmi çok beğendi.
crucialçok önemliThis is a crucial decision.Bu çok önemli bir karar.
culturekültürTurkish culture is rich.Türk kültürü zengindir.
curiousmeraklıChildren are naturally curious.Çocuklar doğal olarak meraklıdır.
currentmevcut, güncelThe current situation is difficult.Mevcut durum zor.
customgelenekIt’s their custom to dance.Onların geleneği dans etmektir.
damagezararThe storm caused damage.Fırtına zarar verdi.
dangeroustehlikeliThat road is dangerous.O yol tehlikeli.
darecesaret etmekDo you dare to jump?Atlamaya cesaretin var mı?
dataveriWe collect data every day.Her gün veri toplarız.
deadlineson teslim tarihiThe deadline is tomorrow.Son tarih yarın.
debatetartışmaThey had a long debate.Uzun bir tartışmaları oldu.
debtborçHe is in debt.O borç içinde.
decadeon yılA decade has passed.On yıl geçti.
declareilan etmekThey declared independence.Bağımsızlık ilan ettiler.
declineazalmak / reddetmekSales declined last year.Satışlar geçen yıl azaldı.
decreaseazaltmakWe must decrease costs.Maliyetleri azaltmalıyız.
defeatyenmekThey defeated the enemy.Düşmanı yendiler.
defendsavunmakHe defended his friend.Arkadaşını savundu.
definetanımlamakHow do you define love?Aşkı nasıl tanımlarsın?
delaygecikmekThe train was delayed.Tren gecikti.
deliverteslim etmekDeliver this package.Bu paketi teslim et.
demandtalep etmekThey demand more money.Daha fazla para talep ediyorlar.
demonstrategöstermekShe demonstrated how to cook.Nasıl pişirileceğini gösterdi.
denyinkar etmekHe denied the accusation.Suçlamayı inkar etti.
departayrılmakThe plane departs at 5.Uçak 5’te kalkıyor.
dependbağlı olmakIt depends on the weather.Hava durumuna bağlı.
depicttasvir etmekThe painting depicts a battle.Resim bir savaşı tasvir ediyor.
depositdepozito / yatırmakI deposited money in the bank.Bankaya para yatırdım.
depressmoralini bozmakBad news depresses me.Kötü haberler moralimi bozar.
derivetüretmekThe word derives from Latin.Kelime Latince’den türemiştir.
deservehak etmekYou deserve a break.Bir molayı hak ediyorsun.
designtasarlamakShe designs clothes.Kıyafet tasarlıyor.
desirearzuHe has a desire to travel.Seyahat etme arzusu var.
desperateçaresizThey were desperate for help.Yardım için çaresizdiler.
destroyyok etmekThe fire destroyed the house.Yangın evi yok etti.
detaildetayTell me every detail.Bana her detayı anlat.
detecttespit etmekWe detected a problem.Bir problem tespit ettik.
determinebelirlemekWe must determine the cause.Sebebi belirlemeliyiz.
developgeliştirmekThey developed a new system.Yeni bir sistem geliştirdiler.
devicecihazThis is a useful device.Bu kullanışlı bir cihaz.
devoteadamakHe devoted his life to music.Hayatını müziğe adadı.
differfarklı olmakOpinions differ.Fikirler farklılık gösterir.
difficultzorThat was a difficult exam.Bu zor bir sınavdı.
dignityonurHe stood with dignity.Onuruyla durdu.
diminishazalmakThe pain diminished.Ağrı azaldı.
directyönlendirmek / doğrudanDirect your questions to me.Sorularını bana yönelt.
disappearkaybolmakThe sun disappeared behind clouds.Güneş bulutların arkasında kayboldu.
disappointhayal kırıklığına uğratmakDon’t disappoint me.Beni hayal kırıklığına uğratma.
disasterfelaketThe flood was a disaster.Sel bir felaketti.
disciplinedisiplinMilitary requires discipline.Askeriye disiplin gerektirir.
discloseaçıklamakThey disclosed the truth.Gerçeği açıkladılar.
discoverkeşfetmekColumbus discovered America.Kolomb Amerika’yı keşfetti.
discusstartışmakLet’s discuss the plan.Planı tartışalım.
diseasehastalıkCancer is a serious disease.Kanser ciddi bir hastalıktır.
dismisskovmak / reddetmekHe was dismissed from work.İşten kovuldu.
displaysergilemekThe museum displays art.Müze sanat eserleri sergiliyor.
disposeelden çıkarmakDispose of the waste properly.Atıkları düzgünce at.
distinctbelirginThere is a distinct difference.Belirgin bir fark var.
distinguishayırt etmekCan you distinguish them?Onları ayırt edebilir misin?
distributedağıtmakThey distributed food.Yiyecek dağıttılar.
districtilçeThis is a quiet district.Bu sakin bir ilçe.
diverseçeşitliWe have a diverse team.Çeşitli bir ekibimiz var.
dividebölmekDivide the cake equally.Keki eşit olarak böl.
documentbelgeSign the document here.Belgeyi burada imzala.
domesticyerli, evcilDomestic flights are cheaper.Yurt içi uçuşlar daha ucuz.
dominatehakim olmakHe dominates the market.Pazara hakim.
donatebağış yapmakThey donated money.Para bağışladılar.
doubleiki katına çıkmakProfits doubled this year.Kar bu yıl iki katına çıktı.
doubtşüpheI have doubts.Şüphelerim var.
drafttaslakWrite a draft first.Önce bir taslak yaz.
dragsürüklemekHe dragged the chair.Sandalyeyi sürükledi.
dramaticçarpıcıThat was a dramatic change.Bu çarpıcı bir değişimdi.
drawçizmek / çekmekDraw a circle.Bir daire çiz.
dreamrüya görmekI dream of success.Başarıyı hayal ediyorum.
dressgiyinmekDress warmly today.Bugün kalın giyin.
drilldelmek / tatbikatThey did a fire drill.Yangın tatbikatı yaptılar.
dropdüşmekPrices dropped.Fiyatlar düştü.
duevadesi dolmuşThe bill is due tomorrow.Fatura yarın vadesi doluyor.
durabledayanıklıThis material is durable.Bu malzeme dayanıklı.
durationsüreThe duration is two hours.Süresi iki saat.
dutygörevIt’s your duty.Bu senin görevin.
eageristekliShe’s eager to learn.Öğrenmeye istekli.
earnkazanmakHe earns a lot.Çok kazanıyor.
easehafifletmekThis medicine will ease pain.Bu ilaç ağrıyı hafifletecek.
educateeğitmekSchools educate children.Okullar çocukları eğitir.
effectetkiThe law had no effect.Yasanın etkisi olmadı.
efficientverimliThis system is efficient.Bu sistem verimli.
effortçabaMake an effort.Çaba göster.
elaborateayrıntılıThat’s an elaborate plan.Bu ayrıntılı bir plan.
elderyaşlıHe cares for his elders.Yaşlılarına bakar.
electseçmekThey elected a new leader.Yeni bir lider seçtiler.
eliminateelemekEliminate the errors.Hataları ele.
emergeortaya çıkmakA solution emerged.Bir çözüm ortaya çıktı.
emphasizevurgulamakHe emphasized honesty.Dürüstlüğü vurguladı.
enablemümkün kılmakThis tool enables success.Bu araç başarıyı mümkün kılar.
encounterkarşılaşmakWe encountered many problems.Birçok problemle karşılaştık.
encouragecesaretlendirmekThey encouraged me to try.Beni denemem için cesaretlendirdiler.
enforcezorla uygulamakThe law is strictly enforced.Yasa sıkı şekilde uygulanıyor.
engagemeşgul olmakHe is engaged in a new project.Yeni bir projeyle meşgul.
enhanceartırmakThis will enhance your skills.Bu senin becerilerini artırır.
ensuresağlamakEnsure that you lock the door.Kapıyı kilitlediğinden emin ol.
entertaineğlendirmekHe entertains the guests.Misafirleri eğlendirir.
enthusiasmcoşkuShe has great enthusiasm.Büyük bir coşkusu var.
entirelytamamenI entirely agree.Tamamen katılıyorum.
environmentçevreProtect the environment.Çevreyi koru.
equaleşitAll people are equal.Tüm insanlar eşittir.
equipdonatmakThey equipped the lab.Laboratuvarı donattılar.
equivalenteşdeğerThis is equivalent to gold.Bu altınla eşdeğer.
eraçağ, devirWe live in the digital era.Dijital çağda yaşıyoruz.
errorhataCorrect your errors.Hatalarını düzelt.
establishkurmakThey established a company.Bir şirket kurdular.
estimatetahmin etmekCan you estimate the cost?Maliyeti tahmin edebilir misin?
evaluatedeğerlendirmekThey evaluated the proposal.Teklifi değerlendirdiler.
eventolayThe event starts at 8.Etkinlik 8’de başlıyor.
eventuallysonundaHe will succeed eventually.O sonunda başarılı olacak.
evidencekanıtWe found no evidence.Hiç kanıt bulamadık.
evolveevrim geçirmekHumans evolved over time.İnsanlar zamanla evrim geçirdi.
examineincelemekExamine the document.Belgeyi incele.
exceedaşmakThe cost exceeded the budget.Maliyet bütçeyi aştı.
exceptionistisnaThere is an exception.Bir istisna var.
exchangetakas etmekLet’s exchange seats.Koltukları değiştirelim.
exciteheyecanlandırmakThe news excited us.Haber bizi heyecanlandırdı.
excludehariç tutmakThey excluded him from the team.Onu takımdan çıkardılar.
excusemazeret / affetmekThat’s no excuse.Bu bir mazeret değil.
executeidam etmek / yürütmekThey executed the plan well.Planı iyi yürüttüler.
exerciseegzersizExercise daily.Günlük egzersiz yap.
exhibitsergilemekThe museum exhibits art.Müze sanat eserleri sergiliyor.
existvar olmakDoes life exist on Mars?Mars’ta hayat var mı?
expandgenişlemekThe company is expanding.Şirket genişliyor.
expectbeklemekI expect good results.İyi sonuçlar bekliyorum.
expensemasrafTravel is a big expense.Seyahat büyük bir masraftır.
experiencedeneyimI have experience in teaching.Öğretme konusunda deneyimim var.
experimentdeneyThis is a risky experiment.Bu riskli bir deney.
expertuzmanHe is an IT expert.O bir bilişim uzmanı.
explainaçıklamakPlease explain this.Lütfen bunu açıkla.
explodepatlamakThe bomb exploded.Bomba patladı.
explorekeşfetmekLet’s explore the city.Şehri keşfedelim.
exportihraç etmekTurkey exports textiles.Türkiye tekstil ihraç eder.
exposemaruz bırakmakDon’t expose the film to light.Filmi ışığa maruz bırakma.
expressifade etmekExpress your feelings.Duygularını ifade et.
extenduzatmakExtend the deadline.Son tarihi uzat.
extentboyut, dereceTo what extent?Ne dereceye kadar?
externaldışThis is an external factor.Bu dış bir faktör.
extraordinaryolağanüstüThat was an extraordinary event.Bu olağanüstü bir olaydı.
extremeaşırıThe heat is extreme.Sıcaklık aşırı.
fabrickumaşThis fabric is soft.Bu kumaş yumuşak.
facilitatekolaylaştırmakComputers facilitate work.Bilgisayarlar işi kolaylaştırır.
factorfaktörMany factors affect growth.Birçok faktör büyümeyi etkiler.
failbaşarısız olmakHe failed the test.Sınavda başarısız oldu.
faintbayılmakShe fainted in the heat.Sıcakta bayıldı.
fairadilThat’s a fair decision.Bu adil bir karar.
faithinançI have faith in you.Sana inancım var.
falseyanlışThat’s a false statement.Bu yanlış bir ifade.
familiartanıdıkThat song sounds familiar.Bu şarkı tanıdık geliyor.
famousünlüHe is a famous actor.O ünlü bir aktör.
fancysüslüThat’s a fancy dress.Bu süslü bir elbise.
fareücretThe bus fare is cheap.Otobüs ücreti ucuz.
fastenbağlamakFasten your seatbelt.Emniyet kemerini bağla.
faulthataIt’s not my fault.Bu benim hatam değil.
favoriyilikDo me a favor.Bana bir iyilik yap.
featureözellikThis phone has many features.Bu telefonun birçok özelliği var.
feeücretThe entry fee is high.Giriş ücreti yüksek.
fellowadam, arkadaşHe is a good fellow.O iyi bir adam.
fertileverimliThis land is fertile.Bu toprak verimli.
fetchgetirmekGo fetch some water.Git biraz su getir.
fierceşiddetliA fierce storm hit us.Şiddetli bir fırtına bizi vurdu.
figurerakam, şekilThat’s a large figure.Bu büyük bir rakam.
filedosyaPut it in the file.Onu dosyaya koy.
financefinansHe works in finance.Finans sektöründe çalışıyor.
firmsıkı, firmaThis bed is firm.Bu yatak sert.
fituymakThe key fits the lock.Anahtar kilide uyuyor.
fixtamir etmekFix the broken chair.Kırık sandalyeyi tamir et.
flamealevThe flame grew bigger.Alev büyüdü.
flashparlamakLightning flashed.Şimşek çaktı.
flatdüzThis land is flat.Bu arazi düz.
flavortatI like the flavor of mint.Nane tadını severim.
flexibleesnekThis material is flexible.Bu malzeme esnek.
floatyüzmekThe boat floats.Tekne yüzüyor.
floodselThe flood destroyed crops.Sel ürünleri yok etti.
flowakmakRivers flow to the sea.Nehirler denize akar.
focusodaklanmakFocus on your work.İşine odaklan.
foldkatlamakFold the paper in half.Kağıdı ikiye katla.
folkhalkFolk music is popular.Halk müziği popülerdir.
forbidyasaklamakSmoking is forbidden here.Burada sigara içmek yasak.
forcezorlamak / güçThey forced him to leave.Onu gitmeye zorladılar.
forecasttahminThe forecast says rain.Tahmin yağmur gösteriyor.
foreignyabancıHe speaks foreign languages.Yabancı diller konuşuyor.
forestormanThey walked in the forest.Ormanda yürüdüler.
forgetunutmakDon’t forget your keys.Anahtarlarını unutma.
forgiveaffetmekPlease forgive me.Lütfen beni affet.
formform, şekilFill out this form.Bu formu doldur.
formeröncekiHe is a former president.O önceki başkan.
formulaformülWhat’s the formula?Formül nedir?
fortuneservetHe inherited a fortune.Büyük bir servet miras aldı.
foundationtemelEducation is the foundation.Eğitim temeldir.
frameçerçeveHang the photo in a frame.Fotoğrafı bir çerçeveye as.
frequentsık sıkHe is a frequent visitor.O sık sık gelen bir ziyaretçi.
freshtazeI like fresh bread.Taze ekmek severim.
frictionsürtünmeFriction slows it down.Sürtünme onu yavaşlatır.
friendlydostçaThey gave us a friendly welcome.Bize dostça bir karşılama yaptılar.
frightenkorkutmakThe loud noise frightened her.Yüksek ses onu korkuttu.
fulfillyerine getirmekHe fulfilled his promise.Sözünü yerine getirdi.
functionişlevWhat’s the function of this part?Bu parçanın işlevi nedir?
fundfon, kaynak sağlamakThey raised a fund for schools.Okullar için fon topladılar.
fundamentaltemelWater is fundamental to life.Su yaşam için temeldir.
funeralcenazeWe attended his funeral.Onun cenazesine katıldık.
furnishdöşemekThey furnished the house.Evi döşediler.
futuregelecekThink about the future.Geleceği düşün.
gainkazanmakHe gained respect.Saygı kazandı.
gallerygaleriWe visited the art gallery.Sanat galerisini ziyaret ettik.
gathertoplamakGather your things.Eşyalarını topla.
generouscömertShe is very generous.O çok cömert.
gentlenazikHe spoke in a gentle voice.Nazik bir sesle konuştu.
genuinegerçekThat’s genuine leather.Bu gerçek deri.
gesturejestHe made a kind gesture.Nazik bir jest yaptı.
giantdevThe giant lifted the rock.Dev taşı kaldırdı.
glancebakışHe gave me a quick glance.Bana hızlı bir bakış attı.
globalküreselClimate change is a global issue.İklim değişikliği küresel bir sorundur.
governyönetmekThe king governed wisely.Kral akıllıca yönetti.
grabkapmakGrab your coat.Paltonu kap.
gradenot, dereceWhat grade did you get?Kaç aldın?
gradualaşamalıIt was a gradual change.Bu aşamalı bir değişimdi.
graintahılWheat is a type of grain.Buğday bir tahıl türüdür.
grantbağışlamakThey granted him permission.Ona izin verdiler.
graspkavramakGrasp the handle tightly.Sapı sıkıca kavra.
gravemezar / ciddiThat’s a grave mistake.Bu ciddi bir hata.
greetselamlamakThey greeted us warmly.Bizi sıcak bir şekilde selamladılar.
growthbüyümeEconomic growth is slow.Ekonomik büyüme yavaş.
guaranteegaranti etmekI guarantee it’s true.Bunun doğru olduğuna garanti ederim.
guardkorumakSoldiers guard the border.Askerler sınırı korur.
guesstahmin etmekCan you guess my age?Yaşımı tahmin edebilir misin?
guiltysuçluHe felt guilty.Kendini suçlu hissetti.
habitalışkanlıkSmoking is a bad habit.Sigara kötü bir alışkanlıktır.
handleidare etmekCan you handle this job?Bu işi idare edebilir misin?
hangasmakHang your coat here.Paltonu buraya as.
hardlyneredeyse hiçI can hardly see.Neredeyse hiç göremiyorum.
harmzararToo much sun can harm you.Fazla güneş sana zarar verebilir.
harshsertThat was a harsh winter.O sert bir kıştı.
harvesthasatThe harvest was good.Hasat iyi geçti.
hatenefret etmekI hate lying.Yalandan nefret ederim.
healiyileşmekThe wound will heal.Yara iyileşecek.
hesitatetereddüt etmekDon’t hesitate to ask.Sormaktan çekinme.
hidesaklamakHide the money.Parayı sakla.
highlightvurgulamakHighlight the key points.Önemli noktaları vurgula.
hireişe almakThey hired new workers.Yeni işçiler aldılar.
holykutsalThis is a holy place.Burası kutsal bir yer.
honoronurIt’s an honor to meet you.Sizi tanımak bir onur.
hopeummakI hope it doesn’t rain.Umarım yağmaz.
hostev sahibi olmakThey hosted a party.Bir parti verdiler.
humblemütevazıHe is humble about his success.Başarısı karşısında mütevazı.
hurryacele etmekHurry up or we’ll be late.Acele et yoksa geç kalacağız.
hurtincitmekDid I hurt your feelings?Seni üzdüm mü?
idealidealThat’s an ideal solution.Bu ideal bir çözüm.
identifytanımlamakCan you identify this bird?Bu kuşu tanımlayabilir misin?
ignoregörmezden gelmekDon’t ignore me.Beni görmezden gelme.
illustrateörneklemekThis graph illustrates the results.Bu grafik sonuçları örnekliyor.
imageimaj, görüntüThat image is clear.Bu görüntü net.
immediatehemenI need an immediate answer.Hemen bir cevaba ihtiyacım var.
impactetkiThis will have a big impact.Bunun büyük bir etkisi olacak.
implementuygulamakThey implemented new rules.Yeni kurallar uyguladılar.
implyima etmekAre you implying something?Bir şey mi ima ediyorsun?
importithal etmekWe import cars from Germany.Almanya’dan araba ithal ediyoruz.
impressetkilemekHis speech impressed me.Konuşması beni etkiledi.
improvegeliştirmekStudy to improve your English.İngilizceni geliştirmek için çalış.
incentiveteşvikThey offer incentives.Teşvikler sunuyorlar.
includeiçermekThe price includes tax.Fiyat vergi içerir.
incomegelirHis income is high.Geliri yüksek.
increaseartırmakWe want to increase sales.Satışları artırmak istiyoruz.
incredibleinanılmazThat’s an incredible story.Bu inanılmaz bir hikaye.
independentbağımsızTurkey is an independent country.Türkiye bağımsız bir ülkedir.
indicategöstermekThe results indicate success.Sonuçlar başarıyı gösteriyor.
individualbireyEach individual is important.Her birey önemlidir.
industrysanayiThe car industry is huge.Otomobil sanayisi büyüktür.
inevitablekaçınılmazDeath is inevitable.Ölüm kaçınılmazdır.
infantbebekThe infant is sleeping.Bebek uyuyor.
infectbulaştırmakThe virus infected many people.Virüs birçok kişiye bulaştı.
influenceetkiFriends influence decisions.Arkadaşlar kararları etkiler.
informbilgilendirmekPlease inform me later.Lütfen beni sonra bilgilendir.
initialilkThe initial results are good.İlk sonuçlar iyi.
initiativegirişimHe started a new initiative.Yeni bir girişim başlattı.
injureyaralamakHe injured his arm.Kolunu yaraladı.
innocentmasumShe is innocent.O masum.
inquirysoruşturmaThe police opened an inquiry.Polis bir soruşturma başlattı.
insistısrar etmekI insist on paying.Ödemekte ısrar ediyorum.
inspireilham vermekHer story inspired me.Hikayesi bana ilham verdi.
installkurmakInstall the new software.Yeni yazılımı kur.
instanceörnekFor instance, look at this case.Örneğin, bu duruma bak.
instantanlıkI need an instant answer.Anlık bir cevaba ihtiyacım var.
insteadyerineTake this instead.Bunun yerine bunu al.
instituteenstitüHe works at a research institute.Bir araştırma enstitüsünde çalışıyor.
instructtalimat vermekThe teacher instructed us.Öğretmen bize talimat verdi.
instrumentenstrüman, aletThe guitar is my favorite instrument.Gitar en sevdiğim enstrüman.
insurancesigortaDo you have insurance?Sigortan var mı?
intendniyet etmekI intend to travel.Seyahat etmeye niyetim var.
interestilgi, faizWhat are your interests?İlgi alanların neler?
interferemüdahale etmekDon’t interfere in my work.İşime karışma.
internalThis is an internal problem.Bu içsel bir problem.
interpretyorumlamakHow do you interpret this law?Bu yasayı nasıl yorumluyorsun?
interruptsözünü kesmekPlease don’t interrupt me.Lütfen sözümü kesme.
investyatırım yapmakHe invested in real estate.Gayrimenkule yatırım yaptı.
investigatearaştırmakThe police will investigate.Polis araştıracak.
involveiçermekThe job involves travel.İş seyahat içeriyor.
isolateizole etmekThey isolated the patients.Hastaları izole ettiler.
issuekonu, meseleIt’s a serious issue.Bu ciddi bir mesele.
itemmadde, eşyaThat item is on sale.O ürün indirimde.
jointortakThey signed a joint agreement.Ortak bir anlaşma imzaladılar.
judgeyargılamakDon’t judge too quickly.Çabuk yargılama.
justifyhaklı çıkarmakCan you justify your actions?Davranışlarını haklı çıkarabilir misin?
keenhevesliHe is keen to start.Başlamak için hevesli.
labeletiketlemekThey labeled the boxes.Kutuları etiketlediler.
lackeksiklikHe lacks confidence.Özgüveni eksik.
landscapemanzaraThe landscape is beautiful.Manzara güzel.
lastsürmekThe movie lasts two hours.Film iki saat sürüyor.
launchbaşlatmakThey launched a new product.Yeni bir ürün piyasaya sürdüler.
layerkatmanThe cake has three layers.Pastanın üç katmanı var.
leadönderlik etmekWho will lead the team?Takıma kim önderlik edecek?
leanyaslanmakLean on me.Bana yaslan.
leasekiralamakThey leased the building.Binayı kiraladılar.
legacymirasHe left a rich legacy.Zengin bir miras bıraktı.
legalyasalIs this legal?Bu yasal mı?
legendefsaneIt’s an old legend.Bu eski bir efsane.
lendödünç vermekCan you lend me some money?Bana biraz para ödünç verir misin?
lengthuzunlukWhat’s the length of this table?Bu masanın uzunluğu nedir?
lessenazaltmakWe need to lessen the costs.Maliyetleri azaltmamız gerekiyor.
levelseviyeYour English level is good.İngilizce seviyen iyi.
liberalözgürlükçüThey have liberal views.Özgürlükçü görüşleri var.
licenselisansHe has a driving license.Onun bir sürücü belgesi var.
likelymuhtemelenIt’s likely to rain.Muhtemelen yağmur yağacak.
limitsınırWhat’s the speed limit?Hız sınırı nedir?
linkbağlantıThere’s a strong link between them.Aralarında güçlü bir bağ var.
liquidsıvıWater is a liquid.Su bir sıvıdır.
literatureedebiyatI love English literature.İngiliz edebiyatını severim.
loadyükThe truck carried a heavy load.Kamyon ağır bir yük taşıdı.
loankrediHe applied for a loan.Kredi başvurusunda bulundu.
locateyerini belirlemekThey located the missing car.Kayıp arabayı buldular.
logicalmantıklıThat’s a logical solution.Bu mantıklı bir çözüm.
loosegevşekThis shirt is too loose.Bu gömlek çok gevşek.
loyalsadıkDogs are very loyal animals.Köpekler çok sadık hayvanlardır.
maintainsürdürmekMaintain your speed.Hızını koru.
majorbüyük, anaThat’s a major problem.Bu büyük bir sorun.
majorityçoğunlukThe majority agreed.Çoğunluk kabul etti.
manufactureüretmekThey manufacture cars.Araba üretiyorlar.
marginmarj, kenarThe text is in the margin.Metin kenarda.
masskitleMass media is powerful.Kitle iletişim araçları güçlüdür.
masterusta / hakim olmakHe mastered the piano.Piyanoda ustalaştı.
matcheşleşmek / maçThey match perfectly.Mükemmel şekilde eşleşiyorlar.
mateeş, arkadaşHe’s my best mate.O benim en iyi arkadaşım.
materialmalzemeWood is a natural material.Ağaç doğal bir malzemedir.
matureolgunHe’s very mature for his age.Yaşına göre çok olgun.
maximumen fazlaWhat’s the maximum speed?En fazla hız nedir?
measureölçmekMeasure the length.Uzunluğu ölç.
medicaltıbbiHe needs medical help.Tıbbi yardıma ihtiyacı var.
mediumorta, araçMedium size fits you.Orta beden sana olur.
melterimekIce melts in the sun.Buz güneşte erir.
mentionbahsetmekDid he mention my name?Benim adımı söyledi mi?
meresırf, yalnızcaIt’s a mere formality.Bu sadece bir formalite.
meriterdem, hak etmekHe was promoted on merit.Erdemi sayesinde terfi etti.
messagemesajI sent you a message.Sana bir mesaj gönderdim.
methodyöntemThis is an easy method.Bu kolay bir yöntem.
militaryaskeriHe joined the military.Askeriye katıldı.
minimumen azWhat’s the minimum price?En az fiyat nedir?
minorküçük, önemsizThat’s a minor problem.Bu küçük bir sorun.
miraclemucizeIt’s a miracle he survived.Hayatta kalması mucize.
miserableperişanHe looks miserable.Perişan görünüyor.
missiongörevThis is a dangerous mission.Bu tehlikeli bir görev.
mobilehareketli, cepDo you have a mobile phone?Cep telefonun var mı?
moderateılımlıHe has moderate views.Ilımlı görüşleri var.
modestmütevazıShe’s very modest.O çok mütevazı.
monitorizlemekThey monitor the process.Süreci izliyorlar.
moralahlakiThat’s a moral decision.Bu ahlaki bir karar.
motivatemotive etmekThe coach motivated the team.Koç takımı motive etti.
mountartmak / monte etmekCosts continue to mount.Maliyetler artmaya devam ediyor.
multipleçokluHe has multiple interests.Birçok ilgisi var.
murdercinayetThe murder shocked the town.Cinayet kasabayı şoke etti.
mutualkarşılıklıIt was mutual respect.Bu karşılıklı bir saygıydı.
narrowdarThe street is very narrow.Sokak çok dar.
nationulusWe are a strong nation.Biz güçlü bir ulusuz.
nativeyerliHe is a native speaker.O anadili İngilizce olan biri.
naturaldoğalThis is natural beauty.Bu doğal bir güzellik.
navigateyön bulmakNavigate through the city.Şehirde yolunu bul.
nearbyyakındaIs there a bank nearby?Yakında banka var mı?
necessarilyzorunlu olarakThat’s not necessarily true.Bu zorunlu olarak doğru değil.
neglectihmal etmekDon’t neglect your health.Sağlığını ihmal etme.
negotiatemüzakere etmekThey will negotiate tomorrow.Yarın müzakere edecekler.
nervesinirThis medicine calms the nerves.Bu ilaç sinirleri yatıştırır.
neverthelessyine deIt’s raining; nevertheless we’ll go.Yağmur yağıyor; yine de gideceğiz.
noblesoyluHe was born into a noble family.Soylu bir ailede doğdu.
noisegürültüWhat’s that noise?O gürültü ne?
nominateaday göstermekThey nominated him for president.Onu başkanlığa aday gösterdiler.
notionkavramFreedom is a broad notion.Özgürlük geniş bir kavramdır.
novelroman / yeniThis is a great novel.Bu harika bir roman.
numeroussayısızHe has numerous books.Sayısız kitabı var.
objectnesne / karşı çıkmakI object to your plan.Planına karşı çıkıyorum.
observegözlemlemekObserve the stars tonight.Bu gece yıldızları gözlemle.
obtainelde etmekYou must obtain a visa.Vize almalısın.
occasionfırsat, durumOn this special occasion, we celebrate.Bu özel durumda kutlama yapıyoruz.
occupyişgal etmekThe army occupied the city.Ordu şehri işgal etti.
occurmeydana gelmekAn accident occurred here.Burada bir kaza meydana geldi.
offendgücendirmekI didn’t mean to offend you.Seni gücendirmek istemedim.
offerteklif etmekCan I offer you some tea?Sana biraz çay teklif edebilir miyim?
officermemurThe officer checked my ID.Memur kimliğimi kontrol etti.
omitatlamakDon’t omit any details.Hiçbir detayı atlama.
operateişletmek, çalıştırmakHe operates a small business.Küçük bir iş yeri işletiyor.
opponentrakipHe defeated his opponent.Rakibini yendi.
opposekarşı çıkmakMany people oppose the plan.Birçok kişi plana karşı çıkıyor.
optionseçenekYou have two options.İki seçeneğin var.
ordinarysıradanIt was an ordinary day.Sıradan bir gündü.
organizeorganize etmekLet’s organize a party.Bir parti organize edelim.
originkökenWhat’s the origin of this word?Bu kelimenin kökeni nedir?
outcomesonuçThe outcome was unexpected.Sonuç beklenmedikti.
outerdışThe outer wall is strong.Dış duvar sağlam.
outlineana hatGive me the outline.Bana ana hatları ver.
outputçıktıThe factory increased output.Fabrika üretimi artırdı.
outstandinggöze çarpanHe did outstanding work.Göze çarpan bir iş yaptı.
overcomeüstesinden gelmekWe can overcome this problem.Bu sorunun üstesinden gelebiliriz.
overlookgözden kaçırmakDon’t overlook the details.Detayları gözden kaçırma.
overseasdenizaşırıHe works overseas.Yurt dışında çalışıyor.
oweborçlu olmakI owe you money.Sana borçluyum.
ownsahip olmakThey own a big house.Büyük bir eve sahipler.
paceadım, hızSlow your pace.Hızını düşür.
packpaketlemekLet’s pack our bags.Hadi çantalarımızı toplayalım.
palesolgunShe looks pale.Solgun görünüyor.
participatekatılmakWill you participate?Katılacak mısın?
particularbelirli, özelI have no particular reason.Belirli bir sebebim yok.
partlykısmenIt’s partly my fault.Bu kısmen benim hatam.
partnerortakHe’s my business partner.O benim iş ortağım.
passagegeçit, bölümRead this passage.Bu bölümü oku.
passiontutkuHe has a passion for music.Müzik tutkusu var.
patientsabırlı / hastaBe patient.Sabırlı ol.
patterndesen, kalıpThis is a floral pattern.Bu çiçekli bir desen.
pausedurmakPause the movie.Filmi durdur.
peakzirveWe reached the mountain’s peak.Dağın zirvesine ulaştık.
peculiartuhafThat’s a peculiar smell.Bu tuhaf bir koku.
penaltycezaHe paid a heavy penalty.Ağır bir ceza ödedi.
perceivealgılamakI perceive a change.Bir değişiklik algılıyorum.
performgerçekleştirmekThey performed well.İyi performans gösterdiler.
permanentkalıcıThis is a permanent job.Bu kalıcı bir iş.
permitizin vermekDo they permit smoking?Sigara içmeye izin veriyorlar mı?
persistısrar etmekHe persisted in asking.Sormakta ısrar etti.
personalitykişilikShe has a nice personality.Hoş bir kişiliği var.
persuadeikna etmekCan you persuade him?Onu ikna edebilir misin?
phaseaşamaThis is the final phase.Bu son aşama.
phenomenonolguIt’s a rare phenomenon.Bu nadir bir olgu.
physicalfizikselPhysical activity is healthy.Fiziksel aktivite sağlıklıdır.
pileyığınThere’s a pile of books.Bir kitap yığını var.
plainsade, ovaI prefer plain food.Sade yemek tercih ederim.
planetgezegenEarth is our planet.Dünya bizim gezegenimiz.
pleasanthoşThat was a pleasant evening.Bu hoş bir akşamdı.
pleasememnun etmekPlease yourself.Kendini memnun et.
plentybol, çokWe have plenty of time.Bol zamanımız var.
plotkomplo, konuThat’s the plot of the story.Bu hikayenin konusu.
plusartıTwo plus two is four.İki artı iki dört eder.
pointnokta, işaret etmekWhat’s the point?Mesele nedir?
poisonzehirPoison can kill.Zehir öldürebilir.
poledirekHe climbed the pole.Direğe tırmandı.
policypolitikaWhat’s your return policy?İade politikanız nedir?
politekibarBe polite to guests.Misafirlere karşı kibar ol.
possesssahip olmakHe possesses great talent.Büyük bir yeteneğe sahip.
potentialpotansiyelShe has great potential.O büyük bir potansiyele sahip.
pourdökmekPour me some coffee.Bana biraz kahve dök.
povertyyoksullukThey live in poverty.Yoksulluk içinde yaşıyorlar.
practicalpratikThis is a practical solution.Bu pratik bir çözüm.
praiseövmekThey praised his efforts.Çabalarını övdüler.
praydua etmekI pray every night.Her gece dua ederim.
preciousdeğerliGold is precious.Altın değerlidir.
precisetam, kesinBe precise in your work.İşinde tam ol.
predicttahmin etmekCan you predict the weather?Hava durumunu tahmin edebilir misin?
prefertercih etmekI prefer tea.Çayı tercih ederim.
preparehazırlamakPrepare for the exam.Sınava hazırlan.
presencevarlıkI felt his presence.Onun varlığını hissettim.
preservekorumakPreserve nature.Doğayı koru.
pressurebaskıHe felt pressure to succeed.Başarması için baskı hissetti.
pretendnumara yapmakDon’t pretend to be happy.Mutluymuş gibi yapma.
preventönlemekPrevent accidents by being careful.Dikkatli olarak kazaları önle.
previousöncekiI read the previous chapter.Önceki bölümü okudum.
primarybirincilSafety is our primary concern.Güvenlik birinci önceliğimizdir.
principalmüdür, başlıcaThe school principal spoke.Okul müdürü konuştu.
principleilkeHonesty is a key principle.Dürüstlük temel bir ilkedir.
prioröncekiI have a prior engagement.Önceden bir planım var.
priorityöncelikGive priority to safety.Güvenliğe öncelik ver.
prisonhapishaneHe spent years in prison.Yıllarını hapiste geçirdi.
proceeddevam etmekPlease proceed.Lütfen devam et.
processsüreçThe hiring process is long.İşe alma süreci uzun.
produceüretmekThey produce furniture.Mobilya üretiyorlar.
profitkarThe company made a profit.Şirket kar etti.
progressilerlemeShe made rapid progress.Hızlı ilerleme kaydetti.
prohibityasaklamakSmoking is prohibited here.Burada sigara içmek yasak.
promisesöz vermekPromise me you’ll try.Bana deneyeceğine söz ver.
promoteterfi ettirmekThey promoted him to manager.Onu müdürlüğe terfi ettirdiler.
properuygunWear proper clothes.Uygun giysiler giy.
propertymülkThis is private property.Bu özel mülktür.
proportionoranThe proportion is wrong.Oran yanlış.
proposeteklif etmekHe proposed marriage.Evlenme teklif etti.
protectkorumakProtect your eyes from the sun.Gözlerini güneşten koru.
provekanıtlamakProve your point.Tezini kanıtla.
providesağlamakThey provide free meals.Ücretsiz yemek sağlıyorlar.
psychologypsikolojiHe studies psychology.Psikoloji okuyor.
publishyayınlamakThey published a new book.Yeni bir kitap yayınladılar.
purchasesatın almakI purchased a new phone.Yeni bir telefon satın aldım.
puresafThis is pure water.Bu saf su.
pursuepeşinden gitmekHe decided to pursue a career.Bir kariyer peşinden gitmeye karar verdi.
qualifynitelikli olmakShe qualified for the finals.Finaller için nitelikli oldu.
quantitymiktarReduce the quantity of sugar.Şeker miktarını azalt.
quarterçeyrekIt’s a quarter to five.Saat beşe çeyrek var.
quitbırakmakI want to quit smoking.Sigara içmeyi bırakmak istiyorum.
quotealıntı yapmakCan you quote the law?Yasadan alıntı yapabilir misin?
raceyarış / ırkThe race starts at 3.Yarış 3’te başlıyor.
radicalköktenThat was a radical change.Bu kökten bir değişimdi.
raiseartırmak / yükseltmekThey raised the price.Fiyatı artırdılar.
rangearalıkThe prices range from $5 to $50.Fiyatlar 5 ila 50 dolar arasında.
rapidhızlıShe made rapid progress.Hızlı ilerleme kaydetti.
rarenadirWhite lions are rare.Beyaz aslanlar nadirdir.
rateoranWhat’s the interest rate?Faiz oranı nedir?
ratheroldukça / daha ziyadeIt’s rather cold today.Bugün oldukça soğuk.
reacttepki vermekHow did he react?O nasıl tepki verdi?
reachulaşmakDid the package reach you?Paket sana ulaştı mı?
realizefark etmekI just realized that.Bunu şimdi fark ettim.
recallhatırlamakI don’t recall his name.Onun adını hatırlamıyorum.
receivealmakI received your letter.Mektubunu aldım.
recentson, yakın tarihliThis is a recent photo.Bu son zamanlardan bir fotoğraf.
recognizetanımakI recognize that song.O şarkıyı tanıyorum.
recommendtavsiye etmekCan you recommend a movie?Bana bir film tavsiye edebilir misin?
recoveriyileşmekShe recovered quickly.Hızla iyileşti.
reduceazaltmakReduce the noise.Gürültüyü azalt.
referatıfta bulunmakHe referred to the report.Raporu işaret etti.
reflectyansıtmakThe mirror reflects light.Ayna ışığı yansıtır.
reformreform yapmakThey demand reform.Reform istiyorlar.
refusereddetmekHe refused the offer.Teklifi reddetti.
regardsaymak, görmekI regard him as a friend.Onu bir arkadaş olarak görüyorum.
regionbölgeThis is a mountainous region.Burası dağlık bir bölge.
registerkaydolmakDid you register for the course?Kursa kaydoldun mu?
regulatedüzenlemekThe government regulates banks.Hükümet bankaları düzenler.
rejectreddetmekThey rejected my idea.Fikrimi reddettiler.
relateilişkilendirmekCan you relate this to your work?Bunu işinle ilişkilendirebilir misin?
releaseserbest bırakmakThey released the prisoner.Mahkumu serbest bıraktılar.
relevantilgiliThis is not relevant.Bu ilgili değil.
reliefrahatlamaThat was a relief.Bu bir rahatlamaydı.
relygüvenmekCan I rely on you?Sana güvenebilir miyim?
remainkalmakPlease remain seated.Lütfen oturmaya devam edin.
remarkyorumThat’s an interesting remark.Bu ilginç bir yorum.
remindhatırlatmakRemind me to call her.Bana onu aramamı hatırlat.
remoteuzakHe lives in a remote village.Uzak bir köyde yaşıyor.
removeçıkarmakRemove your shoes.Ayakkabılarını çıkar.
repairtamir etmekHe repaired the car.Arabayı tamir etti.
repeattekrar etmekPlease repeat that.Lütfen onu tekrar et.
replaceyerine koymakReplace the batteries.Pilleri değiştir.
replycevaplamakDid you reply to the email?E-postaya cevap verdin mi?
reportraporWrite a report on this.Bunun hakkında bir rapor yaz.
representtemsil etmekWho will represent us?Bizi kim temsil edecek?
reproduceçoğalmakRabbits reproduce quickly.Tavşanlar hızla çoğalır.
requestrica etmekCan I request a song?Bir şarkı isteyebilir miyim?
requiregerektirmekThe job requires skill.Bu iş beceri gerektirir.
rescuekurtarmakThey rescued the child.Çocuğu kurtardılar.
researcharaştırmaHe does cancer research.Kanser araştırması yapıyor.
reserveayırmakReserve a table for two.İki kişilik masa ayır.
residentsakinHe’s a resident of Ankara.O Ankara sakini.
resistdirenmekDon’t resist arrest.Tutuklamaya direnme.
resolveçözmekWe must resolve this issue.Bu konuyu çözmeliyiz.
resortbaşvurmakThey resorted to violence.Şiddete başvurdular.
respectsaygıShow respect to elders.Yaşlılara saygı göster.
respondcevap vermekPlease respond quickly.Lütfen çabuk cevap ver.
restoreeski haline getirmekThey restored the painting.Tabloyu eski haline getirdiler.
restrictkısıtlamakThey restrict access.Erişimi kısıtlıyorlar.
resultsonuçWhat was the result?Sonuç neydi?
retainkorumak, tutmakRetain your receipt.Faturanı sakla.
retireemekli olmakHe retired last year.Geçen yıl emekli oldu.
revealortaya çıkarmakHe revealed the truth.Gerçeği ortaya çıkardı.
reversetersine çevirmekCan you reverse the decision?Kararı tersine çevirebilir misin?
reviewgözden geçirmekReview your notes.Notlarını gözden geçir.
rewardödülHe got a reward.Ödül aldı.
ridkurtulmakGet rid of old clothes.Eski giysilerden kurtul.
riskriskIt’s a big risk.Bu büyük bir risk.
rolerolWhat’s your role here?Buradaki rolün ne?
rootkökTrees have deep roots.Ağaçların derin kökleri var.
roughkaba, pürüzlüThis road is rough.Bu yol pürüzlü.
routinerutinThat’s my morning routine.Bu benim sabah rutinim.
royalkraliyetIt’s a royal tradition.Bu bir kraliyet geleneği.
rubovmakRub your hands together.Ellerini birbirine ovuştur.
rudekabaDon’t be rude.Kaba olma.
rulekuralFollow the rules.Kurallara uy.
ruralkırsalThey live in a rural area.Kırsal bir bölgede yaşıyorlar.
rushacele etmekDon’t rush your work.İşini aceleye getirme.
sacredkutsalThis temple is sacred.Bu tapınak kutsaldır.
sacrificefedakarlıkThey made a sacrifice.Fedakarlık yaptılar.
salarymaaşHe gets a high salary.Yüksek maaş alıyor.
sampleörnekCan I have a sample?Bir örnek alabilir miyim?
satisfymemnun etmekDid the answer satisfy you?Cevap seni memnun etti mi?
scaleölçekLook at the scale on the map.Haritadaki ölçeğe bak.
scarcekıtFood was scarce.Yiyecek kıttı.
scheduleprogramWhat’s your schedule?Programın nedir?
schemeplan, dolapIt was a clever scheme.Bu zeki bir plandı.
scholarbilim insanıHe’s a respected scholar.O saygın bir bilim insanı.
scopekapsamThe scope is limited.Kapsam sınırlı.
scoreskorWhat’s the final score?Son skor nedir?
screambağırmakShe screamed for help.Yardım için bağırdı.
searcharamakHelp me search for my keys.Anahtarlarımı aramama yardım et.
sectionbölümRead this section carefully.Bu bölümü dikkatle oku.
securegüvenceye almakSecure the door before leaving.Çıkmadan önce kapıyı güvenceye al.
seekaramakHe seeks a new job.Yeni bir iş arıyor.
selectseçmekSelect your favorite color.En sevdiğin rengi seç.
seniorkıdemliHe is a senior manager.O kıdemli bir müdür.
sensehis, anlamDoes this make sense?Bu mantıklı mı?
sensitivehassasHe is very sensitive.O çok hassas.
sentencecümleWrite a complete sentence.Tam bir cümle yaz.
separateayırmakSeparate the eggs from the yolks.Yumurtaları sarılarından ayır.
seriesdiziI watched the whole series.Tüm diziyi izledim.
seriousciddiThis is a serious matter.Bu ciddi bir mesele.
sessionoturumThe court session starts at 9.Mahkeme oturumu 9’da başlar.
settleyerleşmek / halletmekThey settled in a new city.Yeni bir şehre yerleştiler.
severeağır, şiddetliThat was a severe storm.Bu şiddetli bir fırtınaydı.
shallowsığThe water is shallow here.Burada su sığ.
shelterbarınakThey built a shelter.Bir barınak inşa ettiler.
shiftkaymak, değiştirmekShift your focus.Odağını değiştir.
shockşokThe news was a shock.Haber şok etkisi yarattı.
shootateş etmekDon’t shoot!Ateş etme!
shortkısaThis skirt is too short.Bu etek çok kısa.
shortagekıtlıkThere’s a water shortage.Su kıtlığı var.
shortlykısa süre sonraI’ll call you shortly.Kısa süre sonra seni arayacağım.
shoutbağırmakDon’t shout at me.Bana bağırma.
shrinkküçülmekThis shirt shrank in the wash.Bu gömlek yıkamada küçüldü.
shutkapamakShut the door quietly.Kapıyı sessizce kapat.
sickhastaI feel sick.Kendimi hasta hissediyorum.
significantönemliThat was a significant event.Bu önemli bir olaydı.
silentsessizBe silent in the library.Kütüphanede sessiz ol.
similarbenzerThese cars are similar.Bu arabalar benzer.
simplebasitThat’s a simple question.Bu basit bir soru.
sinceresamimiHe gave a sincere apology.Samimi bir özür diledi.
singletekI am single.Bekarım.
sinkbatmakThe ship sank quickly.Gemi hızla battı.
skillbeceriCooking is a useful skill.Yemek pişirmek faydalı bir beceridir.
slidekaymakDon’t let the glass slide.Bardağın kaymasına izin verme.
slighthafifHe has a slight fever.Hafif ateşi var.
slipkaymakBe careful not to slip.Kaymamaya dikkat et.
slowyavaşDrive slow here.Burada yavaş sür.
smoothdüzgünThis surface is smooth.Bu yüzey düzgün.
societytoplumOur society values freedom.Toplumumuz özgürlüğü önemser.
soiltoprakThe soil is fertile here.Burada toprak verimli.
solveçözmekCan you solve this puzzle?Bu bulmacayı çözebilir misin?
sorttür, ayırmakSort the files by name.Dosyaları isme göre ayır.
sourcekaynakThe sun is a source of energy.Güneş bir enerji kaynağıdır.
spaceuzay, boşlukThere’s not enough space.Yeterince boşluk yok.
spareyedek, ayırmakDo you have a spare pen?Yedek kalemin var mı?
speciestürTigers are an endangered species.Kaplanlar nesli tükenmekte olan bir türdür.
specificbelirliBe specific in your answer.Cevabında belirli ol.
speechkonuşmaHe gave a long speech.Uzun bir konuşma yaptı.
speedhızIncrease your speed.Hızını artır.
spendharcamakDon’t spend all your money.Tüm paranı harcama.
spilldökmekDon’t spill the water.Suyu dökme.
spindöndürmekSpin the wheel.Çarkı çevir.
spiritruhShe has a kind spirit.Onun nazik bir ruhu var.
splitbölmekSplit the bill.Hesabı bölüşelim.
spoilbozmakHeat can spoil food.Sıcaklık yiyeceği bozabilir.
sponsorsponsor olmakThey sponsored the event.Etkinliğe sponsor oldular.
spotyer, noktaThat’s a nice picnic spot.Bu güzel bir piknik yeri.
spreadyaymakSpread the butter evenly.Tereyağını eşit şekilde yay.
springilkbaharSpring is my favorite season.İlkbahar en sevdiğim mevsimdir.
squarekareDraw a square.Bir kare çiz.
stableistikrarlıThe economy is stable now.Ekonomi şimdi istikrarlı.
stagesahne, aşamaThis is the final stage.Bu son aşama.
standardstandartWe follow international standards.Uluslararası standartları takip ediyoruz.
starveaç kalmakThey starved in the desert.Çölde aç kaldılar.
statedurum, eyaletWhat’s your current state?Şu anki durumun nedir?
steadysabitKeep a steady pace.Sabit bir hızda ilerle.
stealçalmakSomeone stole my bag.Birisi çantamı çaldı.
steambuharSteam rose from the pot.Tencereden buhar çıktı.
steelçelikThis bridge is made of steel.Bu köprü çelikten yapılmış.
steepdikThe hill is very steep.Tepe çok dik.
stepadımTake a step forward.Bir adım öne at.
stickyapışmak, sopaDon’t let the paper stick.Kağıdın yapışmasına izin verme.
stiffsertThe shirt feels stiff.Gömlek sert geliyor.
stillhâlâAre you still there?Hâlâ orada mısın?
stirkarıştırmakStir the soup well.Çorbayı iyice karıştır.
stockstokThe stock is limited.Stok sınırlı.
stomachmideMy stomach hurts.Midem ağrıyor.
storagedepolamaWe need more storage.Daha fazla depolamaya ihtiyacımız var.
stormfırtınaA storm is coming.Bir fırtına geliyor.
straingerginlikAvoid too much strain.Fazla gerginlikten kaçın.
strangeryabancıDon’t talk to strangers.Yabancılarla konuşma.
strategystratejiWhat’s your strategy?Stratejin nedir?
streamdere, akışThe stream flows fast.Dere hızlı akar.
strengthgüçHe has great strength.Onun büyük bir gücü var.
strictsıkıMy parents are strict.Ailem sıkıdır.
strikevurmak, grevWorkers went on strike.İşçiler greve gitti.
stringip, telTie it with a string.Onu bir ip ile bağla.
stripşerit, soymakStrip the old paint.Eski boyayı kazı.
strugglemücadele etmekThey struggled to survive.Hayatta kalmak için mücadele ettiler.
structureyapıThis is a solid structure.Bu sağlam bir yapı.
struggleçaba göstermekI struggled to understand.Anlamak için çaba gösterdim.
subjectkonuWhat’s the subject of the book?Kitabın konusu nedir?
submitsunmakPlease submit your work.Lütfen işini teslim et.
substancemaddeWater is a simple substance.Su basit bir maddedir.
substituteyerine koymakUse honey as a substitute.Balı yerine kullan.
succeedbaşarmakHe will surely succeed.O kesinlikle başaracak.
successbaşarıHard work brings success.Sıkı çalışma başarı getirir.
suddenaniThat was a sudden change.Bu ani bir değişimdi.
sufferacı çekmekMany people suffer from poverty.Birçok insan yoksulluk içinde acı çekiyor.
sufficientyeterliIs the water supply sufficient?Su kaynağı yeterli mi?
suggestönermekCan you suggest a good book?İyi bir kitap önerebilir misin?
suitableuygunThis dress is suitable for the event.Bu elbise etkinlik için uygun.
summaryözetGive me a brief summary.Bana kısa bir özet ver.
supplytedarik etmekThey supply food to villages.Köylere yiyecek tedarik ediyorlar.
supportdesteklemekI support your decision.Kararını destekliyorum.
supposevarsaymakSuppose we win.Diyelim ki kazandık.
surfaceyüzeyThe surface is smooth.Yüzey pürüzsüz.
surgeryameliyatHe needs heart surgery.Kalp ameliyatına ihtiyacı var.
surroundçevrelemekMountains surround the village.Dağlar köyü çevreliyor.
surveyanket, incelemeThey conducted a survey.Bir anket yaptılar.
suspectşüphelenmekI suspect he’s lying.Yalan söylediğinden şüpheleniyorum.
sustainsürdürmekCan we sustain this growth?Bu büyümeyi sürdürebilir miyiz?
swallowyutmakDon’t forget to swallow your pills.Haplarını yutmayı unutma.
swearyemin etmekI swear it’s true.Bunun doğru olduğuna yemin ederim.
sweepsüpürmekSweep the floor.Yeri süpür.
sweettatlıThis cake is very sweet.Bu kek çok tatlı.
swellşişmekMy ankle started to swell.Bileğim şişmeye başladı.
swifthızlıHe gave a swift reply.Hızlı bir cevap verdi.
switchdeğiştirmekLet’s switch seats.Hadi yer değiştirelim.
symbolsembolThe dove is a symbol of peace.Güvercin barışın sembolüdür.
sympathysempatiYou have my sympathy.Sempatim seninle.
talentyetenekShe has a talent for painting.Onun resim yapma yeteneği var.
targethedefWhat’s your sales target?Satış hedefin nedir?
taskgörevComplete this task first.Önce bu görevi tamamla.
tastetatThis soup has a good taste.Bu çorbanın tadı güzel.
taxvergiWe pay income tax.Gelir vergisi ödüyoruz.
tearyırtmak, gözyaşıDon’t tear the paper.Kağıdı yırtma.
techniqueteknikThat’s an old technique.Bu eski bir teknik.
temporarygeçiciThis is a temporary solution.Bu geçici bir çözüm.
tendeğiliminde olmakPrices tend to rise.Fiyatlar artma eğiliminde.
termdönem, terimThe term starts next week.Dönem gelecek hafta başlıyor.
territorybölgeThis is our territory.Burası bizim bölgemiz.
threatentehdit etmekThey threatened to leave.Ayrılmakla tehdit ettiler.
throughoutboyuncaHe traveled throughout Europe.Avrupa boyunca seyahat etti.
thusböyleceHe worked hard, thus he succeeded.Çok çalıştı, böylece başarılı oldu.
tightsıkıThese shoes are too tight.Bu ayakkabılar çok sıkı.
tinyminikLook at that tiny bird.Şu minik kuşa bak.
tissuedokuMuscle tissue is strong.Kas dokusu güçlüdür.
toughsertThis meat is too tough.Bu et çok sert.
traceizThere’s no trace of him.Ondan hiçbir iz yok.
trackizlemek / rayTrack your order online.Siparişini çevrimiçi takip et.
tradeticaretThey trade goods internationally.Uluslararası ticaret yapıyorlar.
traditiongelenekIt’s a family tradition.Bu bir aile geleneği.
traffictrafikThe traffic is heavy today.Bugün trafik yoğun.
transferaktarmakTransfer the data to USB.Verileri USB’ye aktar.
transformdönüştürmekThe city transformed overnight.Şehir bir gecede değişti.
translateçevirmekTranslate this into Turkish.Bunu Türkçeye çevir.
transporttaşımakThey transport goods by ship.Malları gemiyle taşıyorlar.
traptuzakThe hunters set a trap.Avcılar tuzak kurdu.
treattedavi etmekDoctors treat patients.Doktorlar hastaları tedavi eder.
trendeğilimWhat’s the latest trend?Son trend nedir?
trialdeneme, duruşmaThe new drug is in trial.Yeni ilaç deneme aşamasında.
tribekabileThe tribe lives in the jungle.Kabile ormanda yaşıyor.
triggertetiklemekStress can trigger illness.Stres hastalığı tetikleyebilir.
tropicaltropikalI like tropical fruits.Tropikal meyveleri severim.
troublesorunI’m in trouble.Başım dertte.
trustgüvenmekCan I trust you?Sana güvenebilir miyim?
truthgerçekTell me the truth.Bana gerçeği söyle.
tunemelodi, ayarlamakThat’s a nice tune.Bu güzel bir melodi.
twistbükmekTwist the cap off.Kapağı çevirerek aç.
ultimatenihaiThat’s the ultimate goal.Bu nihai hedef.
unableyapamazI’m unable to help.Yardım edemem.
uncertainbelirsizThe future is uncertain.Gelecek belirsiz.
undergogeçirmekHe underwent surgery.Ameliyat geçirdi.
underlietemelinde olmakTrust underlies their relationship.İlişkilerinin temelinde güven var.
undertakeüstlenmekHe will undertake the project.Projeyi o üstlenecek.
unexpectedbeklenmedikThat was unexpected.Bu beklenmedikti.
unfairadil olmayanThat’s unfair treatment.Bu adil olmayan bir muamele.
unfoldaçmakUnfold the map.Haritayı aç.
uniqueeşsizEvery person is unique.Her insan eşsizdir.
unitebirleşmekThe teams united for the match.Takımlar maç için birleşti.
universalevrenselLove is a universal language.Aşk evrensel bir dildir.
unknownbilinmeyenIt’s an unknown fact.Bu bilinmeyen bir gerçek.
unlikelyolası olmayanIt’s unlikely to snow.Kar yağması olası değil.
updategüncellemekPlease update the list.Lütfen listeyi güncelle.
upgradeyükseltmekUpgrade your software.Yazılımını yükselt.
upholddesteklemekThey uphold the law.Yasayı destekliyorlar.
uponüzerindeUpon arrival, call me.Vardığında beni ara.
upperüstThe upper floor is empty.Üst kat boş.
upsetüzgünShe’s upset about the news.Habere üzülmüş.
urbankentselUrban areas grow fast.Kentsel alanlar hızlı büyür.
urgeteşvik etmekI urge you to try.Denemen için seni teşvik ediyorum.
urgentacilThis is an urgent matter.Bu acil bir konu.
usekullanmakUse this tool carefully.Bu aracı dikkatle kullan.
usualalışılmışThat’s my usual order.Bu benim alışılmış siparişim.
vacantboşThis seat is vacant.Bu koltuk boş.
validgeçerliIs your passport valid?Pasaportun geçerli mi?
valuabledeğerliThis ring is valuable.Bu yüzük değerli.
varydeğişmekPrices vary by region.Fiyatlar bölgeye göre değişir.
vastgenişThe desert is vast.Çöl geniştir.
vehiclearaçThis is a heavy vehicle.Bu ağır bir araç.
venturegirişimThat’s a risky venture.Bu riskli bir girişim.
versionsürümWhat version is this?Bu hangi sürüm?
versuskarşıIt’s men versus women.Bu erkekler kadınlara karşı.
vesselgemi, damarThe vessel sank quickly.Gemi hızla battı.
viaaracılığıylaSend it via email.E-posta aracılığıyla gönder.
victimkurbanHe was the victim of fraud.O bir dolandırıcılık kurbanıydı.
victoryzaferThey celebrated their victory.Zaferlerini kutladılar.

Eğer YDS’de çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!

Multiders sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin