📚 YDS’de En Çok Çıkan 100 Phrasal Verb ve Cümle İçinde Kullanımları

Bir dili öğrenmenin temelinde o dile ait kelimeleri ezberlemenin yattığını defaatle duymuşuzdur. Kelime bilmeden bir dili ne kadar konuşabiliriz ki? İngilizce öğrenirken ya da çeşitli İngilizce sınavlara hazırlanırken kelime ezberlemenin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz ancak phrasal verb’ler bu süreçte zaman zaman ihmal edilmekte ya da unutulabilmektedir. Oysa İngilizce’de hem günlük konuşmalarda hem de sınavlarda phrasal verb’ler oldukça sık kullanılmaktadır. Özellikle YDS’de phrasal verb’lere sıkça rastlanır; kelime bilgimizi ölçen, sınavın ilk bölümünde mutlaka bir adet phrasal verb sorusu sorulmaktadır. Her zaman değil fakat cloze test bölümünde de zaman zaman bir soru phrasal verb’lerden gelmektedir. Bu soruları doğru cevaplamak doğrudan iki net kazandırır. Ayrıca phrasal verb’lerin; soru köklerinde, paragraflarda ve daha pek çok soruda yer almasından dolayı, onları bilmek dolaylı olarak birçok soruyu daha rahat çözmemize ciddi ölçüde kaktı sağlar. Phrasal verb’leri yalnızca anlamlarını ezberleyerek öğrenmeye çalışmak, bu kelimeleri tam anlamıyla öğrenmek ve uzun süre hatırlamak için yeterli bir yöntem değildir. Bu nedenle phrasal verb’lerin cümle içinde nasıl kullanıldığını görmek, onları daha iyi anlamak ve kalıcı hale getirmek açısından büyük önem taşır. Bu nedenle YDS sınavında karşımıza en çok çıkan 100 phrasal verb’ü Türkçe karşılıklarıyla birlikte tablo haline getirdik ve her birini cümle içerisinde kullandık!

Phrasal VerbTürkçesiÖrnek CümleTürkçe Çevirisi
account foraçıklamakCan you account for your whereabouts?Nerede olduğunu açıklayabilir misin?
act upazıtmakMy computer is acting up again.Bilgisayarım yine azıtıyor.
add upmantıklı olmakHis story doesn’t add up.Onun hikayesi mantıklı gelmiyor.
aim athedef almakThe campaign aims at reducing costs.Kampanya maliyetleri düşürmeyi hedefliyor.
allow forhesaba katmakAllow for extra time in traffic.Trafikte ekstra zamanı hesaba kat.
answer forsorumlu olmakYou’ll have to answer for your actions.Yaptıklarından sorumlu olacaksın.
ask aroundetrafa sormakI’ll ask around to see if anyone knows.Birisi biliyor mu diye etrafa sorarım.
back downgeri adım atmakHe refused to back down.Geri adım atmayı reddetti.
back updesteklemekThanks for backing me up.Beni desteklediğin için teşekkürler.
bail outkurtarmakHis father bailed him out of jail.Babası onu hapisten kurtardı.
bank ongüvenmekYou can’t bank on good weather.Güzel havaya güvenemezsin.
base ondayanmakThe book is based on true events.Kitap gerçek olaylara dayanıyor.
bear withsabretmekPlease bear with me a moment.Lütfen bir an sabret.
beat updövmekThey beat up the thief.Hırsızı dövdüler.
beef upgüçlendirmekThey beefed up security at the mall.Alışveriş merkezinde güvenliği artırdılar.
believe ininanmakI believe in hard work.Sıkı çalışmaya inanırım.
black outbayılmakHe blacked out after the accident.Kazadan sonra bayıldı.
block offkapatmakPolice blocked off the road.Polis yolu kapattı.
blow awayhayran bırakmakThe concert blew me away.Konser beni hayran bıraktı.
blow uppatlamakThe tire blew up suddenly.Lastik aniden patladı.
boil down toözüne inmekIt all boils down to trust.Her şey güvene dayanıyor.
break awaykaçmakOne horse broke away from the herd.Bir at sürüden kaçtı.
break downbozulmakThe car broke down again.Araba yine bozuldu.
break inzorla girmekThieves broke in last night.Dün gece hırsızlar girdi.
break intoaniden başlamakShe broke into laughter.Birden gülmeye başladı.
break outpatlak vermekA fire broke out in the kitchen.Mutfakta yangın çıktı.
break upayrılmakThey broke up after two years.İki yıl sonra ayrıldılar.
bring aboutsebep olmakThe new policy brought about change.Yeni politika değişime sebep oldu.
bring upgündeme getirmekShe brought up a good point.İyi bir noktaya değindi.
brush uptazelemekI need to brush up my math.Matematiğimi tazelemem gerekiyor.
build upbiriktirmekHe built up a fortune over time.Zamanla servet biriktirdi.
bump intorastlamakI bumped into an old friend.Eski bir arkadaşıma rastladım.
burn outtükenmekHe burned out after years of stress.Yıllarca stresten sonra tükendi.
burst intoaniden başlamakShe burst into tears.Birden ağlamaya başladı.
call backgeri aramakI’ll call you back later.Seni sonra geri ararım.
call offiptal etmekThey called off the game.Oyunu iptal ettiler.
calm downsakinleşmekPlease calm down.Lütfen sakin ol.
care forbakmakShe cares for her sick mother.Hasta annesine bakıyor.
carry ondevam etmekCarry on with your work.İşine devam et.
carry outgerçekleştirmekThey carried out the plan.Planı gerçekleştirdiler.
catch onpopüler olmakThis trend is catching on fast.Bu trend hızla popüler oluyor.
catch upyetişmekI need to catch up on my emails.E-postalarımda yetişmem gerekiyor.
check ingiriş yapmakWe checked in at noon.Öğlen giriş yaptık.
check outkontrol etmek, çıkış yapmakCheck out the new shop.Yeni dükkana bir bak.
cheer upneşelenmekCome on, cheer up!Hadi, neşelen!
chip inkatkıda bulunmakEveryone chipped in for a gift.Herkes hediye için katkıda bulundu.
clean uptemizlemekLet’s clean up this mess.Bu dağınıklığı temizleyelim.
clear upaçığa kavuşturmakThe weather cleared up.Hava açtı.
close downkapatmakThey closed down the factory.Fabrikayı kapattılar.
come acrossrastlamakI came across a photo of us.Bizim bir fotoğrafımıza rastladım.
come byelde etmekGood friends are hard to come by.İyi arkadaş bulmak zordur.
come down withhastalanmakI came down with a cold.Soğuk algınlığına yakalandım.
come uportaya çıkmakA problem came up at work.İşte bir sorun çıktı.
come up withbulmakHe came up with a new idea.Yeni bir fikir buldu.
count ongüvenmekYou can count on me.Bana güvenebilirsin.
cut backazaltmakWe need to cut back on spending.Harcamaları kısmamız gerekiyor.
cut downazaltmak, kesmekCut down on sugar.Şekeri azalt.
deal withbaşa çıkmakI’ll deal with it later.Bununla sonra ilgileneceğim.
decide onkarar vermekWe decided on the blue one.Mavi olana karar verdik.
die outyok olmakDinosaurs died out millions of years ago.Dinozorlar milyonlarca yıl önce yok oldu.
do away withkaldırmakThey did away with the old rules.Eski kuralları kaldırdılar.
do withoutolmadan idare etmekI can do without dessert.Tatlı olmadan idare edebilirim.
dress upşık giyinmekWe dressed up for the party.Parti için şık giyindik.
drop byuğramakDrop by anytime.İstediğin zaman uğra.
drop outbırakmakHe dropped out of college.Üniversiteyi bıraktı.
eat outdışarıda yemekWe ate out last night.Dün gece dışarıda yedik.
end upkendini bir yerde bulmakWe ended up at a café.Kendimizi bir kafede bulduk.
face up tocesaretle yüzleşmekFace up to your mistakes.Hatalarınla yüzleş.
fall apartdağılmakTheir marriage fell apart.Evlilikleri dağıldı.
fall behindgeri kalmakHe fell behind in his payments.Ödemelerinde geri kaldı.
fall foraşık olmakHe fell for her immediately.Ona hemen aşık oldu.
figure outanlamakI can’t figure this out.Bunu anlayamıyorum.
fill outform doldurmakPlease fill out this form.Lütfen bu formu doldurun.
find outöğrenmekHow did you find out?Bunu nasıl öğrendin?
get alongiyi geçinmekThey get along well.İyi geçiniyorlar.
get bygeçinmekThey get by on little money.Az parayla geçiniyorlar.
get overatlatmakIt took months to get over it.Bunu atlatması aylar sürdü.
give awaybağışlamakThey gave away old clothes.Eski kıyafetleri bağışladılar.
give inpes etmekHe finally gave in.Sonunda pes etti.
give upvazgeçmekDon’t give up!Vazgeçme!
go afterpeşinden gitmekGo after your dreams.Hayallerinin peşinden git.
go aheaddevam etmekGo ahead and start.Devam et, başla.
go backgeri dönmekI’ll go back home.Eve geri döneceğim.
go bygeçmek (zaman)Weeks went by quickly.Haftalar hızla geçti.
go ondevam etmekGo on with your story.Hikayene devam et.
go overgözden geçirmekLet’s go over your work.İşini gözden geçirelim.
grow upbüyümekI grew up here.Burada büyüdüm.
hand inteslim etmekHand in your assignments.Ödevlerinizi teslim edin.
hand outdağıtmakHe handed out flyers.Broşürler dağıttı.
hang outtakılmakWe’re hanging out at the mall.Alışveriş merkezinde takılıyoruz.
hold onbeklemekHold on a minute.Bir dakika bekle.
keep upayak uydurmakKeep up the good work.İyi iş çıkarmaya devam et.
look afterbakmakLook after the kids.Çocuklara bak.
look foraramakI’m looking for my keys.Anahtarlarımı arıyorum.
look forward todört gözle beklemekI look forward to the weekend.Hafta sonunu dört gözle bekliyorum.
put offertelemekDon’t put it off any longer.Daha fazla erteleme.
run outtükenmekWe ran out of milk.Süt bitti.
show uportaya çıkmakHe didn’t show up.O gelmedi.
take overdevralmakShe took over the company.Şirketi devraldı.
turn downreddetmekHe turned down the offer.Teklifi reddetti.
work outçözmekWe’ll work it out.Bunu çözeceğiz.

Eğer YDS’de çıkan diğer kelimelerde eksiklerin varsa, en çok çıkan kelimelere buradan göz atmayı unutma!

Multiders sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin