📚 YDS’de B Harfiyle Başlayan En Çok Çıkan 100 Kelime ve Cümle İçinde Kullanımları
İngilizce öğrenirken veya YDS gibi zorlu İngilizce sınavlarına hazırlanırken kelime dağarcığını geliştirmek, başarının en temel anahtarlarından biridir. Ancak pek çok kişi, kelimelerin sadece Türkçe karşılıklarını ezberleyerek büyük bir hata yapar. Bu yöntem, kalıcı bir öğrenme sağlamadığı gibi, sınavlarda karşılaşılan uzun cümlelerde de zorluk yaşamana neden olur.
Gerçekten kalıcı ve doğru bir İngilizce kelime öğrenimi için, kelimeleri cümle içinde nasıl kullanıldığını görerek öğrenmek gerekir. Bu yöntem hem kelimenin anlamını daha iyi kavramanı sağlar hem de sınavlarda gelen cümleleri hızlı ve net biçimde anlamana yardımcı olur.
Bu yüzden senin için YDS’de en çok çıkan, B harfiyle başlayan İngilizce kelimeleri özenle seçtik ve her birini örnek cümlelerle destekledik.
| İngilizce | Türkçe | Örnek Cümle | Türkçe |
|---|---|---|---|
| background | arka plan, geçmiş | He has a strong academic background. | Güçlü bir akademik geçmişi var. |
| bacteria | bakteri | Bacteria can cause diseases. | Bakteriler hastalıklara yol açabilir. |
| bad-tempered | aksi, huysuz | He is bad-tempered in the mornings. | Sabahları huysuzdur. |
| balance | denge | She lost her balance and fell. | Dengesini kaybedip düştü. |
| ban | yasaklamak | They plan to ban smoking in public places. | Kamusal alanlarda sigarayı yasaklamayı planlıyorlar. |
| barrier | engel | Lack of money is a barrier to success. | Para eksikliği başarıya engeldir. |
| base | temel, üs | This theory is based on facts. | Bu teori gerçeklere dayanıyor. |
| basic | temel, basit | You need a basic understanding of math. | Matematiğin temelini anlaman gerekiyor. |
| basically | esasen, temel olarak | Basically, I agree with you. | Temelde sana katılıyorum. |
| basis | temel, dayanak | There is no basis for these rumors. | Bu söylentilerin bir temeli yok. |
| battle | savaş, mücadele | They lost the battle. | Savaşı kaybettiler. |
| bear | dayanmak, katlanmak | I can’t bear this pain anymore. | Bu acıya daha fazla katlanamıyorum. |
| beat | yenmek, dövmek | Our team beat theirs easily. | Takımımız onlarınkini kolayca yendi. |
| become | olmak | He became a doctor. | Doktor oldu. |
| beg | yalvarmak | She begged him to stay. | Kalması için ona yalvardı. |
| behave | davranmak | Please behave yourself. | Lütfen uslu dur. |
| behavior | davranış | His behavior was unacceptable. | Davranışı kabul edilemezdi. |
| belief | inanç | I have no belief in luck. | Şansa inancım yok. |
| believe | inanmak | I believe you are right. | Haklı olduğuna inanıyorum. |
| belong | ait olmak | This book belongs to Sarah. | Bu kitap Sarah’a ait. |
| benefit | fayda | Regular exercise has many benefits. | Düzenli egzersizin pek çok faydası var. |
| beside | yanında | Sit beside me. | Yanıma otur. |
| besides | ayrıca | Besides English, he also speaks German. | İngilizcenin yanında Almanca da konuşuyor. |
| betray | ihanet etmek | He betrayed his best friend. | En iyi arkadaşına ihanet etti. |
| better | daha iyi | Try to do better next time. | Bir dahaki sefere daha iyisini yapmaya çalış. |
| between | arasında | The café is between the bank and the school. | Kafe banka ile okulun arasında. |
| beyond | ötesinde | The road continues beyond the village. | Yol köyün ötesine devam ediyor. |
| bias | önyargı | The judge must be free from bias. | Hakim önyargısız olmalı. |
| bid | teklif vermek, fiyat önermek | He bid $1000 for the painting. | Tabloya 1000 dolar teklif verdi. |
| bill | fatura | Did you pay the electricity bill? | Elektrik faturasını ödedin mi? |
| bind | bağlamak | The contract binds us legally. | Sözleşme bizi yasal olarak bağlıyor. |
| biological | biyolojik | This is a biological process. | Bu biyolojik bir süreçtir. |
| birth | doğum | She gave birth to twins. | İkiz doğurdu. |
| bitter | acı, buruk | This coffee tastes bitter. | Bu kahve acı tadıyor. |
| blame | suçlamak | Don’t blame me for your mistakes. | Hataların için beni suçlama. |
| blank | boş | Fill in the blank spaces. | Boşlukları doldur. |
| blanket | battaniye | He covered her with a blanket. | Onu bir battaniyeyle örttü. |
| bless | kutsamak | May God bless you. | Tanrı seni korusun. |
| blind | kör | He is blind in one eye. | Bir gözü kör. |
| block | engellemek, blok | They tried to block the road. | Yolu engellemeye çalıştılar. |
| blow | üflemek, esmek | The wind is blowing hard. | Rüzgar sert esiyor. |
| board | tahta, kurul | The board will make a decision soon. | Kurul yakında karar verecek. |
| boast | övünmek | He always boasts about his car. | Arabasıyla sürekli övünür. |
| body | vücut | Exercise is good for your body. | Egzersiz vücudun için iyidir. |
| bond | bağ, ilişki | There is a strong bond between them. | Aralarında güçlü bir bağ var. |
| border | sınır | We crossed the border last night. | Dün gece sınırı geçtik. |
| borrow | ödünç almak | Can I borrow your pen? | Kalemini ödünç alabilir miyim? |
| bother | rahatsız etmek | Don’t bother me now. | Şimdi beni rahatsız etme. |
| boundary | sınır, limit | The river is the boundary between the two countries. | Nehir iki ülke arasındaki sınırdır. |
| brief | kısa, öz | Let me give you a brief explanation. | Sana kısa bir açıklama yapayım. |
| bright | parlak | The stars were very bright tonight. | Yıldızlar bu gece çok parlaktı. |
| brilliant | harika, parlak zekalı | She had a brilliant idea. | Harika bir fikri vardı. |
| bring | getirmek | Please bring your homework tomorrow. | Lütfen ödevini yarın getir. |
| broad | geniş | They walked down a broad avenue. | Geniş bir caddede yürüdüler. |
| broadcast | yayın yapmak | The match will be broadcast live. | Maç canlı yayınlanacak. |
| brochure | broşür | I read the travel brochure. | Seyahat broşürünü okudum. |
| broken | kırık, bozuk | The window is broken. | Pencere kırık. |
| brotherhood | kardeşlik | They formed a strong brotherhood. | Güçlü bir kardeşlik oluşturdular. |
| budget | bütçe | We need to stick to our budget. | Bütçemize sadık kalmalıyız. |
| build | inşa etmek | They plan to build a new school. | Yeni bir okul inşa etmeyi planlıyorlar. |
| burden | yük | Financial problems are a heavy burden. | Mali sorunlar ağır bir yüktür. |
| bureau | büro, daire | He works at the statistics bureau. | İstatistik bürosunda çalışıyor. |
| burial | defin, gömme | The burial took place yesterday. | Defin dün yapıldı. |
| burn | yakmak, yanmak | He burned all the old letters. | Eski mektupların hepsini yaktı. |
| burst | patlamak | The balloon burst suddenly. | Balon aniden patladı. |
| bury | gömmek | They buried the treasure in the garden. | Hazineyi bahçeye gömdüler. |
| bush | çalı | A bird flew out of the bush. | Bir kuş çalının içinden uçtu. |
| business | iş, ticaret | He runs a small business. | Küçük bir işyeri işletiyor. |
| businessman | iş adamı | He is a successful businessman. | Başarılı bir iş adamı. |
| busy | meşgul | She is busy with her homework. | Ödeviyle meşgul. |
| butcher | kasap | I bought meat from the butcher. | Eti kasaptan aldım. |
| button | düğme | Press the red button. | Kırmızı düğmeye bas. |
| buyer | alıcı | The buyer offered a good price. | Alıcı iyi bir fiyat teklif etti. |
| bypass | yanından geçmek, atlamak | We bypassed the city center to avoid traffic. | Trafikten kaçınmak için şehir merkezini bypass ettik. |
| background | zemin, fon | Use a light background for the slide. | Slayt için açık bir arka plan kullan. |
| badly | kötü bir şekilde | He behaved badly at the party. | Partide kötü davrandı. |
| bakery | fırın | I bought bread from the bakery. | Ekmeği fırından aldım. |
| balance | dengelemek | Try to balance work and family life. | İş ve aile hayatını dengelemeye çalış. |
| balloon | balon | The kids played with balloons. | Çocuklar balonlarla oynadı. |
| basement | bodrum | They keep the tools in the basement. | Aletleri bodrumda tutuyorlar. |
| basically | esasen, temelde | Basically, we have two options. | Temelde iki seçeneğimiz var. |
| basis | temel | Decisions were made on a scientific basis. | Kararlar bilimsel temelde alındı. |
| battle | savaş | Many soldiers died in the battle. | Savaşta birçok asker öldü. |
| beauty | güzellik | She is famous for her beauty. | Güzelliğiyle ünlü. |
| become | haline gelmek | He became very rich. | Çok zengin oldu. |
| behave | davranış göstermek | Children should behave well in class. | Çocuklar sınıfta iyi davranmalı. |
| belief | inanç | Religious belief is strong in this area. | Bu bölgede dini inanç güçlüdür. |
| belong | ait olmak | These books belong to me. | Bu kitaplar bana ait. |
| beneath | altında | The river flows beneath the bridge. | Nehir köprünün altından akar. |
| benefit | faydalanmak | Everyone benefits from clean air. | Temiz havadan herkes faydalanır. |
| besides | dışında, ayrıca | Who was there besides you? | Senin dışında kim vardı? |
| bet | bahse girmek | I bet you’ll enjoy this movie. | Bu filmi beğeneceğine bahse girerim. |
| better | daha iyi hale getirmek | You should better your skills. | Becerilerini geliştirmelisin. |
| beverage | içecek | Tea is a popular beverage worldwide. | Çay dünya çapında popüler bir içecektir. |
| bias | taraf tutmak, önyargı | The article showed a clear bias. | Makale açık bir önyargı gösterdi. |
| bid | teklif etmek | They bid for the contract. | Sözleşme için teklif verdiler. |
| billion | milyar | The company is worth two billion dollars. | Şirket iki milyar dolar değerinde. |
| bind | bağlamak | Rope was used to bind the boxes. | Kutuları bağlamak için ip kullanıldı. |
| biology | biyoloji | She studied biology at university. | Üniversitede biyoloji okudu. |
| blade | bıçak ağzı, kesici | The blade of the knife is very sharp. | Bıçağın ağzı çok keskin. |
Bu kelimeleri hallettiysen, YDS’de C harfi ile başlayan, en çok çıkan İngilizce kelimelere geçmeyi unutma!
Eğer başka harflerde eksiklerin varsa, harflere buradan göz atmayı unutma!