🗳️ 6. Sınıf İngilizce 10. Ünite: Democracy (Demokrasi) Konu Anlatımı ve Kelimeleri
🤔 What Will We Learn in This Unit? (Bu Ünitede Neler Öğreneceğiz?)
- Talking about stages of a procedure (Bir sürecin aşamalarından bahsetme)
- Making simple inquiries (Basit sorular sorma)
- Talking about past events (Geçmiş olayları anlatma)
- Demokrasi, seçim ve adaylık konularında temel ifadeler kullanma
🏆 Vocabulary (Kelime Listesi)
| English (with Emoji) | Turkish | Example Sentence | Türkçe Çevirisi |
|---|---|---|---|
| ballot box 🗳️ | oy sandığı | Put your vote into the ballot box. | Oyunuzu oy sandığına koyun. |
| campaign 🎉 | kampanya | She started a campaign for class president. | Sınıf başkanlığı için bir kampanya başlattı. |
| candidate 🏅 | aday | Who is your favorite candidate? | Favori adayın kim? |
| child/human right 🤝 | çocuk/insan hakkı | We talked about child rights in our class. | Dersimizde çocuk hakları hakkında konuştuk. |
| fair law ⚖️ | adil yasa | A fair law respects everyone. | Adil bir yasa herkesi gözetir. |
| make/give a speech 🎤 | konuşma yapmak | He made a speech about democracy. | Demokrasi hakkında bir konuşma yaptı. |
| poll 📊 | anket / oy sayımı | We did a quick poll to see who leads. | Kimin önde olduğunu görmek için hızlı bir anket yaptık. |
| public 🏛️ | halk / kamu | The public gave their opinions. | Halk görüşlerini dile getirdi. |
| republic 🏛️ | cumhuriyet | Our country is a republic. | Ülkemiz bir cumhuriyet. |
| vote ✅ | oy vermek | Did you vote for the class president? | Sınıf başkanı için oy verdin mi? |
| 🎉 congratulate | tebrik etmek | I congratulate you on your success. | Başarını tebrik ederim. |
| 🗳 election | seçim | The election is next week. | Seçim gelecek hafta. |
| ⚖ fair | adil | The decision was fair. | Karar adildi. |
| ❤️ kind | nazik | She is very kind. | O çok nazik. |
| ⚖ law | hukuk, yasa | We must follow the law. | Yasalara uymalıyız. |
| 🗣 opinion | görüş, fikir | What is your opinion? | Senin fikrin nedir? |
| 👨💼 president | başkan | The president gave a speech. | Başkan bir konuşma yaptı. |
| 🤝 promise | söz vermek | I promise to help you. | Sana yardım edeceğime söz veriyorum. |
| 🙌 respect | saygı duymak | We should respect others. | Başkalarına saygı duymalıyız. |
| ✅ right | hak, doğru | Everyone has human rights. | Herkesin insan hakları vardır. |
| 📜 rule | kural | Follow the rules. | Kurallara uy. |
| ✊ support | desteklemek | I support this idea. | Bu fikri destekliyorum. |
📝 Talking about Stages of a Procedure (Bir Sürecin Aşamaları)
Cümle Yapısı:
- “You should + fiil” veya “You must + fiil” (örn. “You should respect others.”)
- Neden “should” veya “must” kullanıyoruz?
Çünkü aşamalarda veya talimatlarda yapılması gerekenleri belirtmek için “should” (tavsiye) veya “must” (zorunluluk) kullanırız. Örneğin: “You should write the name of the candidate because that’s how you show your choice.”
Examples (Örnekler):
- You should choose your candidate first. (Önce adayını seçmelisin.)
- Then talk about your plans. (Sonra planlarını anlat.)
- Respect other people’s opinions. (Diğer insanların fikirlerine saygı göster.)
- Write the name of the candidate on the paper. (Kâğıda adayın ismini yaz.)
- Put it into the ballot box. (Oy sandığına at.)
❓ Making Simple Inquiries (Basit Sorular Sorma)
Cümle Yapısı:
- “Are you a candidate?” (Aday mısın?)
- “Who is your candidate?” (Adayın kim?)
- Neden “are” veya “do” kullanıyoruz?
Çünkü sıfat/isim sorularında “be” fiili, eylem sorularında “do/does” kullanırız. “Are you a candidate?” dememizin “çünkü”sü, durumu (aday mısın?) sorduğumuz içindir.
Examples (Örnekler):
- Are you a candidate for class president? (Sınıf başkanlığına aday mısın?)
- Who do you support in the election? (Seçimde kimi destekliyorsun?)
- Do you vote for Ahmet? (Ahmet’e oy veriyor musun?)
- What are your plans if you become president? (Başkan olursan planların ne?)
- Is the campaign fair and open to everyone? (Kampanya herkes için adil ve açık mı?)
🏛️ Talking about Past Events (Geçmiş Olayları Anlatma)
Cümle Yapısı:
- Simple Past (did + V1 veya fiilin 2. hâli, “was/were” vb.)
- Neden geçmiş zaman kullanırız?
Çünkü olup bitmiş bir olayı anlatmak istediğimizde Simple Past kullanırız. Örneğin: “We elected our classroom president because the election was last week.”
Examples (Örnekler):
- We had an election in our school. (Okulumuzda bir seçim yaptık.)
- I voted for my friend. (Arkadaşıma oy verdim.)
- He gave a speech about child rights. (Çocuk hakları hakkında bir konuşma yaptı.)
- Our teacher announced the results. (Öğretmenimiz sonuçları açıkladı.)
- She won the election with most votes. (En çok oyla seçimi kazandı.)
| Base Form (Fiillerin Birinci Halleri) | Past Tense Form (Fiillerin İkinci Halleri) | Örnek Cümleler | Cümlelerin Türkçesi |
|---|---|---|---|
| be (olmak) | was/were | She was my best friend in high school. | O, lisede en iyi arkadaşımdı. |
| become (olmak, hâline gelmek) | became | He became a professional singer last year. | O, geçen yıl profesyonel bir şarkıcı oldu. |
| begin (başlamak) | began | The lesson began five minutes ago. | Ders beş dakika önce başladı. |
| bite (ısırmak) | bit | The mosquito bit me on my arm. | Sivrisinek kolumu ısırdı. |
| blow (üflemek, esmek) | blew | She blew out the candles on her birthday cake. | O, doğum günü pastasının mumlarını üfledi. |
| break (kırmak, bozmak) | broke | The child broke his toy by accident. | Çocuk yanlışlıkla oyuncağını kırdı. |
| bring (getirmek) | brought | He brought me a cup of coffee this morning. | O, bu sabah bana bir fincan kahve getirdi. |
| build (inşa etmek) | built | They built a new playground for children. | Onlar çocuklar için yeni bir oyun alanı inşa ettiler. |
| buy (satın almak) | bought | She bought a new dress for the party. | O, parti için yeni bir elbise aldı. |
| catch (yakalamak) | caught | He caught the ball during the match. | O, maç sırasında topu yakaladı. |
| choose (seçmek) | chose | I chose the red apple instead of the green one. | Ben, yeşil yerine kırmızı elmayı seçtim. |
| come (gelmek) | came | My parents came home late last night. | Ailem dün gece geç saatte eve geldi. |
| cost (mal olmak, fiyatı olmak) | cost | This new phone cost too much. | Bu yeni telefon çok pahalıya mal oldu. |
| cut (kesmek) | cut | She cut the vegetables for dinner. | O, akşam yemeği için sebzeleri kesti. |
| do (yapmak) | did | He did his best to help us. | O, bize yardım etmek için elinden geleni yaptı. |
| draw (çizmek) | drew | She drew a beautiful landscape. | O, güzel bir manzara çizdi. |
| drink (içmek) | drank | He drank two cups of coffee in the morning. | O, sabah iki fincan kahve içti. |
| drive (sürmek, araba kullanmak) | drove | They drove to the mountains for a picnic. | Onlar piknik için dağlara araba sürdü. |
| eat (yemek yemek) | ate | She ate a sandwich for breakfast. | O, kahvaltıda bir sandviç yedi. |
| fall (düşmek) | fell | The baby fell while trying to stand. | Bebek ayağa kalkmaya çalışırken düştü. |
| feel (hissetmek) | felt | I felt really tired after work. | İşten sonra gerçekten yorgun hissettim. |
| fight (savaşmak, dövüşmek) | fought | The soldiers fought bravely in the war. | Askerler savaşta cesurca savaştı. |
| find (bulmak) | found | She found her lost ring under the bed. | O, kaybolan yüzüğünü yatağın altında buldu. |
| fly (uçmak) | flew | The bird flew away when I opened the cage. | Kafesi açtığımda kuş uçup gitti. |
| forget (unutmak) | forgot | I forgot my wallet at home. | Cüzdanımı evde unuttum. |
| freeze (donmak) | froze | The water froze in the bottle overnight. | Şişedeki su gece boyunca dondu. |
| get (almak, elde etmek) | got | She got a new job in a different city. | O, farklı bir şehirde yeni bir iş buldu. |
| give (vermek) | gave | He gave me a book as a gift. | O, bana hediye olarak bir kitap verdi. |
| go (gitmek) | went | We went to a music festival last summer. | Geçen yaz bir müzik festivaline gittik. |
| grow (büyümek, gelişmek) | grew | The baby grew very fast in one year. | Bebek bir yılda çok hızlı büyüdü. |
| hang (asmak, sarkıtmak) | hung | He hung the painting on the wall. | O, tabloyu duvara astı. |
| have (sahip olmak) | had | They had a great dinner at the restaurant. | Onlar restoranda harika bir akşam yemeği yedi. |
| hear (duymak) | heard | I heard a strange noise from the kitchen. | Mutfaktan garip bir ses duydum. |
| hide (saklamak, saklanmak) | hid | The cat hid under the table. | Kedi masanın altına saklandı. |
| hit (vurmak, çarpmak) | hit | He hit the punching bag hard. | O, boks torbasına sert vurdu. |
| hold (tutmak, kavramak) | held | She held my hand tightly. | O, elimi sıkıca tuttu. |
| hurt (incitmek, acıtmak) | hurt | She hurt her knee while running. | O, koşarken dizini incitti. |
| leave (ayrılmak, terk etmek) | left | They left the party early. | Onlar partiden erken ayrıldı. |
| lend (ödünç vermek) | lent | He lent me his pen during the exam. | O, sınav sırasında bana kalemini ödünç verdi. |
| lose (kaybetmek) | lost | I lost my keys in the park. | Parkta anahtarlarımı kaybettim. |
| make (yapmak, üretmek) | made | She made a delicious cake for her mom. | O, annesi için lezzetli bir kek yaptı. |
| meet (buluşmak, tanışmak) | met | We met at a café last night. | Dün gece bir kafede buluştuk. |
| pay (ödemek) | paid | He paid for dinner at the restaurant. | O, restoranda yemeğin parasını ödedi. |
| put (koymak, yerleştirmek) | put | She put her bag on the chair. | O, çantasını sandalyenin üzerine koydu. |
| read (okumak) | read | I read an interesting book last week. | Geçen hafta ilginç bir kitap okudum. |
| ride (binmek, sürmek) | rode | He rode his bicycle to school. | O, okula bisikletle gitti. |
| ring (çalmak, zil çalmak) | rang | The phone rang three times. | Telefon üç kez çaldı. |
| rise (yükselmek, doğmak) | rose | The sun rose early in the morning. | Güneş sabah erken doğdu. |
| run (koşmak) | ran | She ran five kilometers yesterday. | O, dün beş kilometre koştu. |
| say (söylemek, demek) | said | He said hello to everyone. | O, herkese merhaba dedi. |
| see (görmek) | saw | I saw a beautiful rainbow. | Güzel bir gökkuşağı gördüm. |
| sell (satmak) | sold | They sold their old furniture. | Onlar eski mobilyalarını sattı. |
| send (göndermek) | sent | She sent a letter to her friend. | O, arkadaşına bir mektup gönderdi. |
| shut (kapamak, kapatmak) | shut | He shut the window because it was cold. | O, hava soğuk olduğu için pencereyi kapattı. |
| sing (şarkı söylemek) | sang | She sang her favorite song. | O, en sevdiği şarkıyı söyledi. |
| sink (batmak) | sank | The boat sank in the storm. | Tekne fırtınada battı. |
| sit (oturmak) | sat | He sat on the bench near the river. | O, nehir kenarındaki bankta oturdu. |
| sleep (uyumak) | slept | I slept very well last night. | Dün gece çok iyi uyudum. |
| speak (konuşmak) | spoke | They spoke about their future plans. | Onlar gelecek planları hakkında konuştular. |
| spend (harcamak, geçirmek) | spent | She spent all day at the beach. | O, bütün gününü plajda geçirdi. |
| stand (ayakta durmak) | stood | He stood in line for two hours. | O, iki saat boyunca sırada bekledi. |
| steal (çalmak, hırsızlık yapmak) | stole | Someone stole my phone. | Birisi telefonumu çaldı. |
| swim (yüzmek) | swam | We swam in the pool yesterday. | Dün havuzda yüzdük. |
| take (almak, götürmek) | took | He took a photo of the sunset. | O, gün batımının bir fotoğrafını çekti. |
| teach (öğretmek) | taught | She taught English for ten years. | O, on yıl boyunca İngilizce öğretti. |
| tell (söylemek, anlatmak) | told | He told me an interesting story. | O, bana ilginç bir hikâye anlattı. |
| think (düşünmek) | thought | I thought about my childhood memories. | Çocukluk anılarımı düşündüm. |
| throw (atmak, fırlatmak) | threw | She threw the ball to her brother. | O, topu erkek kardeşine attı. |
| understand (anlamak) | understood | He understood the instructions well. | O, talimatları iyi anladı. |
| wear (giymek, takmak) | wore | She wore a red dress to the party. | O, partiye kırmızı bir elbise giydi. |
| win (kazanmak) | won | They won the first prize. | Onlar birincilik ödülünü kazandı. |
| write (yazmak) | wrote | He wrote a letter to his friend. | O, arkadaşına bir mektup yazdı. |
Dialogue (Diyalog):
Student A: Are you a candidate this time? (Bu sefer aday mısın?)
Student B: Yes, I am. I want to make a speech about fair laws. (Evet, adayım. Adil yasalar hakkında bir konuşma yapmak istiyorum.)
Student A: Great! What should we do to vote? (Sizce oy vermek için ne yapmalıyız?)
Student B: You should write my name and put it into the ballot box! (Benim adımı yazıp oy sandığına atmalısın!)
🎉 Fun Activity (Eğlenceli Etkinlik)
- Mock Election: Sınıfta sahte bir seçim düzenleyin. Adaylar kendini tanıtır ve diğerleri oy verir.
- Campaign Posters: Herkes kendi kampanya posterini hazırlasın (“Vote for me! I will …”).
🎶 Song Time! (Şarkı Zamanı!)
“Choose your plan, respect each view,
We had an election, now it’s true,
Write the name, fold the sheet,
In the ballot box, your choice we meet!”
Bu şarkıyı arkadaşlarınla söyleyerek bu konuyu iyice pekiştir!
🏠 Fun Homework (Eğlenceli Ödev)
- My Candidate Profile: Bir aday profili oluştur. “I am a candidate because…” gibi cümlelerle vaatlerini yaz.
- Election Reflection: Sınıfındaki veya çevrendeki bir seçimle ilgili kısa bir metin yaz (ne oldu, kim kazandı, nasıl kazandı?).
Quick Quiz (Kısa Quiz)
1. What does your uncle do?
A) He’s a candidate.
B) He’s a salesman.
C) He’s a student.
D) He was at school.
2. Are you a candidate?
A) Yes, I am a candidate.
B) No, I had a candidate.
C) He is a candidate.
D) I was in the election.
3. We had an election in our school.
A) Okulumuzda bir seçim yaptık.
B) Okulumuzda seçim yapacağız.
C) Okulumuzda kampanya başlattık.
D) Okulda hiç seçim yok.
4. I voted for my best friend.
A) En iyi arkadaşıma oy verdim.
B) En iyi arkadaşıma oy vereceğim.
C) Arkadaşıma saygı duydum.
D) Arkadaşım aday değildi.
5. You should respect others’ opinions.
A) Diğerlerinin fikirlerine saygı duymalısın.
B) Diğerlerini dinlememelisin.
C) Kendi fikrini saklamalısın.
D) Oy sayımını durdurmalısın.
Answer Key: 1) B, 2) A, 3) A, 4) A, 5) A
🤗 What Have We Learned in This Unit? (Bu Ünitede Neler Öğrendik?)
- Seçim sürecinin aşamalarını ve “choose your candidate, put the paper into the ballot box” gibi adımları nasıl anlatacağımızı
- Basit sorularla “Are you a candidate?” “Who do you support?” gibi cümleleri oluşturmayı ve bu kalıpları neden kullandığımızı (“çünkü” durum veya eylemi sorguluyoruz)
- Geçmişte olan olayları Simple Past ile anlatmayı (“We elected our classroom president.”)
- Demokrasi ve seçim sürecine dair temel kelimeleri (ballot box, campaign, candidate vb.)
Tebrikler! Artık sınıf veya okul seçimlerini İngilizce ifade edebilir, basit sorularla adaylık ve oy verme süreçlerini anlatabilirsiniz.