11. Sınıf İngilizce 3. Ünite: Hard Times 💔 (Zor Zamanlar) Konu Anlatımı ve Kelimeleri
🎯 What will we learn? (Bu ünitede neler öğreneceğiz?)
Hard Times ünitesinde;
✅Geçmişte belli bir anda devam eden eylemleri Past Continuous Tense ile anlatmayı
✅Geçmişte olup biten olayları Simple Past Tense ile ifade etmeyi
✅Geçmişte yapılan ama artık yapılmayan alışkanlıkları Used to ile anlatmayı
Vocabulary List (Kelime Listesi)
| Kelimeler | Türkçe Anlamı | Örnek Cümle | Türkçe Çevirisi |
|---|---|---|---|
| donation 🎁 | bağış | She made a donation to the local food bank. | Yerel gıda bankasına bağışta bulundu. |
| immigrate 🌍 | göç etmek | Many people immigrate to different countries for better opportunities. | Birçok insan daha iyi fırsatlar için farklı ülkelere göç eder. |
| inspire 🌟 | ilham vermek | His story will inspire others to chase their dreams. | Onun hikayesi, başkalarına hayallerinin peşinden gitmeleri için ilham verecek. |
| last resort ⚠️ | son çare | If nothing else works, we will use the last resort. | Eğer başka hiçbir şey işe yaramazsa, son çareyi kullanacağız. |
| scholar 🎓 | akademisyen, bilim insanı | He is a well-respected scholar in the field of history. | O, tarih alanında saygın bir akademisyendir. |
| shelter 🏠 | barınak | The animal shelter is always looking for volunteers. | Hayvan barınağı her zaman gönüllü arıyor. |
| steady ⚖️ | istikrarlı, düzenli | He has a steady job and a stable life. | O, istikrarlı bir işe ve düzenli bir hayata sahip. |
| struggle 💪 | mücadele | They faced a tough struggle to reach their goals. | Hedeflerine ulaşmak için zorlu bir mücadeleyle karşılaştılar. |
| toss 🥡 | fırlatmak, atmak | He tossed the ball to his teammate. | Topu takım arkadaşına attı. |
| touching 😢 | dokunaklı | The movie had a touching ending that made everyone cry. | Film, herkesi ağlatan dokunaklı bir sona sahipti. |
🔵 Talking About Past Habits with “Used To” (“Used To” ile Geçmiş Alışkanlıklar Hakkında Konuşmak)
“Used to”, geçmişte sıklıkla yapılan ama artık yapılmayan davranışları ve artık geçerli olmayan durumları anlatır.
✔ When Do We Use It? (Ne Zaman Kullanırız?)
- Geçmiş alışkanlıklardan bahsetmek için
- Geçmiş yaşam tarzlarından bahsetmek için
- Geçmişteki durumlardan bahsetmek için
- Değişmiş davranışlardan bahsetmek için
✔ Affirmative Sentences (Olumlu Cümleler)
I used to wake up early during difficult days.
(Zor günlerde eskiden erken uyanırdım.)
She used to feel stressed before exams.
(Sınavlardan önce eskiden stresli hissederdi.)
They used to live in a small town.
(Eskiden küçük bir kasabada yaşarlardı.)
✔ Negative Sentences (Olumsuz Cümleler)
“Didn’t use to” ile cümle kurulur.
I didn’t use to panic easily.
(Eskiden kolay kolay paniklemezdim.)
He didn’t use to study at night.
(Eskiden gece çalışmazdı.)
✔ Questions (Sorular)
Soru sorarken “use to” kullanırız.
Did you use to worry a lot?
(Çok endişelenir miydin?)
Did they use to help each other?
(Birbirlerine yardım ederler miydi?)
🗨 Dialogue Example: Old Habits (Örnek Diyalog: Eski Alışkanlıklar)
A: Did you use to feel nervous before exams?
(Sınavlardan önce eskiden gergin olur muydun?)
B: Yes, I used to get very stressed during hard times.
(Evet, zor zamanlarda çok stres olurdu.)
A: What helped you deal with it?
(Peki bununla başa çıkmana ne yardımcı olurdu?)
B: I used to listen to calm music to relax.
(Rahatlamak için sakin müzik dinlerdim.)
A: Do you still do that today?
(Bugün de aynı şeyi yapıyor musun?)
B: No, I don’t. I don’t feel as stressed as before.
(Hayır yapmıyorum. Eskisi kadar stres hissetmiyorum.)
🔵Describing Events Happening at the Same Time in the Past (Geçmişte Aynı Anda Olan Olayları Anlatmak)
Simple Past Tense
Simple Past, geçmişte tamamlanmış eylemleri anlatır.
✔ When Do We Use It? (Ne Zaman Kullanılır?)
- Gemişte olan ve biten olaylardan bahsederken
✔ Rules (Kurallar)
Fiilleri düzenli ve düzensiz olmak üzere ikiye ayırırız.
- Düzenli fiiller -ed alır:
help → helped, watch → watched - Düzensiz fiillerin ikinci halleri kullanılır:
go → went, see → saw, feel → felt
Irregular Verbs (Düzensiz Fiiller)
İngilizcede geçmiş hakkında konuşurken düzensiz fiilleri bilmek en önemli adımlardan birisidir. Dolayısıyla, aşağıdaki düzensiz fiilleri ezberlemek; bu konuya hakimiyetimizi artıracak, İngilizce’de geçmiş olaylar hakkında konuşmamızı, yazmamızı, okuyup anlamamızı mümkün kılacak ve soruları cevaplamak çok daha kolay olacak!
| Kelime | İkinci Hali | Türkçesi | Örnek Cümle | Türkçesi |
|---|---|---|---|---|
| arise 🌄 | arose | ortaya çıkmak | A problem arose suddenly. | Bir sorun aniden ortaya çıktı. |
| awake ⏰ | awoke | uyanmak | He awoke early today. | Bugün erken uyandı. |
| be 🧍 | was/were | olmak | She was happy. | O mutluydu. |
| bear 🐻 | bore | dayanmak, taşımak | She bore the pain bravely. | Acıya cesurca dayandı. |
| beat 🥁 | beat | dövmek | He beat the drum. | Davulu çaldı. |
| become 🔄 | became | olmak | He became famous. | Ünlü oldu. |
| begin ▶️ | began | başlamak | The show began late. | Gösteri geç başladı. |
| bend 🌀 | bent | bükmek | He bent the metal bar. | Metal çubuğu büktü. |
| bet 💸 | bet | bahse girmek | He bet a lot of money. | Çok para bahse girdi. |
| bid 💰 | bid | teklif vermek | They bid higher for the painting. | Tablonun fiyatını yükselttiler. |
| bite 🦷 | bit | ısırmak | The dog bit my hand. | Köpek elimi ısırdı. |
| bleed 🩸 | bled | kanamak | He bled after the cut. | Kesikten sonra kanadı. |
| blow 💨 | blew | üflemek | The wind blew hard. | Rüzgâr sert esti. |
| break 💔 | broke | kırmak | She broke the glass. | Bardağı kırdı. |
| bring 🎁 | brought | getirmek | He brought flowers. | Çiçek getirdi. |
| broadcast 📺 | broadcast | yayın yapmak | They broadcast the news. | Haberleri yayınladılar. |
| build 🏗️ | built | inşa etmek | They built a house. | Bir ev inşa ettiler. |
| burn 🔥 | burned/burnt | yanmak | The candle burned slowly. | Mum yavaşça yandı. |
| burst 🎈 | burst | patlamak | The balloon burst. | Balon patladı. |
| buy 🛒 | bought | satın almak | I bought a shirt. | Bir gömlek aldım. |
| cast 🎣 | cast | atmak | He cast a fishing line. | Olta attı. |
| catch 🎣 | caught | yakalamak | She caught the ball. | Topu yakaladı. |
| choose ✅ | chose | seçmek | She chose the red one. | Kırmızı olanı seçti. |
| cling 🤝 | clung | tutunmak | The child clung to her. | Çocuk ona tutundu. |
| come 🚶♂️ | came | gelmek | They came home. | Eve geldiler. |
| cost 💰 | cost | tutmak | The bag cost 10 dollars. | Çanta 10 dolar tuttu. |
| creep 🐍 | crept | sürünmek | The spider crept slowly. | Örümcek yavaşça süründü. |
| cut ✂️ | cut | kesmek | He cut the rope. | İpi kesti. |
| deal 🤝 | dealt | ilgilenmek | She dealt with the issue. | Sorunla ilgilendi. |
| dig ⛏️ | dug | kazmak | He dug a hole. | Bir çukur kazdı. |
| do ✔️ | did | yapmak | I did my homework. | Ödevimi yaptım. |
| draw ✏️ | drew | çizmek | She drew a tree. | Bir ağaç çizdi. |
| dream 💭 | dreamed/dreamt | rüya görmek | I dreamt about school. | Okul hakkında rüya gördüm. |
| drink 🥤 | drank | içmek | He drank water. | Su içti. |
| drive 🚗 | drove | sürmek | She drove fast. | Hızlı sürdü. |
| eat 🍽️ | ate | yemek | They ate pizza. | Pizza yediler. |
| fall 🍂 | fell | düşmek | He fell down. | Düştü. |
| feed 🐾 | fed | beslemek | She fed the cat. | Kediyi besledi. |
| feel 💓 | felt | hissetmek | I felt sad. | Üzgün hissettim. |
| fight ⚔️ | fought | kavga etmek | They fought hard. | Sert kavga ettiler. |
| find 🔍 | found | bulmak | She found her keys. | Anahtarlarını buldu. |
| fit 👟 | fit | uymak | The shoes fit well. | Ayakkabılar iyi uydu. |
| flee 🏃♂️ | fled | kaçmak | He fled the area. | Bölgeden kaçtı. |
| fly ✈️ | flew | uçmak | They flew to Rome. | Roma’ya uçtular. |
| forbid 🚫 | forbade | yasaklamak | They forbade smoking. | Sigara içmeyi yasakladılar. |
| forget 🧠❌ | forgot | unutmak | I forgot my book. | Kitabımı unuttum. |
| forgive 🤝 | forgave | affetmek | She forgave him. | Onu affetti. |
| freeze 🧊 | froze | donmak | The lake froze. | Göl dondu. |
| get 🎯 | got | almak | I got your message. | Mesajını aldım. |
| give 🎁 | gave | vermek | He gave me candy. | Bana şeker verdi. |
| go 🏃♂️ | went | gitmek | They went home. | Eve gittiler. |
| grow 🌱 | grew | büyümek | The child grew fast. | Çocuk hızlı büyüdü. |
| hang 🧥 | hung | asmak | He hung his coat. | Montunu astı. |
| have 📦 | had | sahip olmak | I had a bike. | Bir bisikletim vardı. |
| hear 👂 | heard | duymak | I heard a sound. | Bir ses duydum. |
| hide 🙈 | hid | saklanmak | He hid behind the tree. | Ağacın arkasına saklandı. |
| hit 🎯 | hit | vurmak | He hit the ball. | Topa vurdu. |
| hold ✋ | held | tutmak | She held my hand. | Elimi tuttu. |
| hurt 🤕 | hurt | incitmek | He hurt his arm. | Kolunu incitti. |
| keep 🔒 | kept | tutmak | He kept his promise. | Sözünü tuttu. |
| kneel 🙏 | knelt | diz çökmek | She knelt down. | Diz çöktü. |
| know 🧠 | knew | bilmek | I knew the truth. | Gerçeği biliyordum. |
| lay 🛏️ | laid | sermek | She laid the table. | Masayı kurdu. |
| lead 🧭 | led | liderlik etmek | He led the team. | Takıma liderlik etti. |
| lean 📐 | leant/leaned | yaslanmak | He leaned on the wall. | Duvara yaslandı. |
| leap 🦘 | leapt | sıçramak | The cat leapt up. | Kedi sıçradı. |
| leave 🚪 | left | ayrılmak | She left early. | Erken ayrıldı. |
| lend 🤲 | lent | ödünç vermek | He lent me money. | Bana para verdi. |
| let ✔️ | let | izin vermek | She let me play. | Oynamama izin verdi. |
| lie 🛌 | lay | uzanmak | He lay on the bed. | Yatağa uzandı. |
| lose 📉 | lost | kaybetmek | I lost my phone. | Telefonumu kaybettim. |
| make 🛠️ | made | yapmak | She made tea. | Çay yaptı. |
| mean 💬 | meant | anlamına gelmek | It meant a lot. | Çok şey ifade etti. |
| meet 🤝 | met | buluşmak | We met yesterday. | Dün buluştuk. |
| mistake ❌ | mistook | karıştırmak | I mistook him for Tom. | Onu Tom sandım. |
| overcome 🧗♂️ | overcame | üstesinden gelmek | He overcame fear. | Korkunun üstesinden geldi. |
| pay 💳 | paid | ödemek | I paid the bill. | Hesabı ödedim. |
| put 📌 | put | koymak | She put it here. | Onu buraya koydu. |
| quit 🚪 | quit | bırakmak | He quit his job. | İşini bıraktı. |
| read 📖 | read | okumak | She read the book. | Kitabı okudu. |
| ride 🚴 | rode | binmek | He rode a horse. | Ata bindi. |
| ring 🔔 | rang | çalmak | The bell rang. | Zil çaldı. |
| rise 🌅 | rose | yükselmek | The sun rose. | Güneş doğdu. |
| run 🏃♀️ | ran | koşmak | She ran fast. | Hızlı koştu. |
| say 🗣️ | said | söylemek | He said no. | Hayır dedi. |
| see 👀 | saw | görmek | I saw her. | Onu gördüm. |
| seek 🔎 | sought | aramak | They sought help. | Yardım istediler. |
| sell 🏷️ | sold | satmak | She sold her car. | Arabasını sattı. |
| send 📤 | sent | göndermek | I sent a letter. | Bir mektup gönderdim. |
| set ⚙️ | set | ayarlamak | They set the rules. | Kuralları koydular. |
| sew 🧵 | sewed | dikmek | She sewed a dress. | Elbise dikti. |
| shake 🤝 | shook | sallamak | He shook my hand. | Elimi sıktı. |
| shine ☀️ | shone | parlamak | The sun shone. | Güneş parladı. |
| shoot 🎯 | shot | ateş etmek | He shot the target. | Hedefe ateş etti. |
| show 📺 | showed | göstermek | She showed me. | Bana gösterdi. |
| shrink 📉 | shrank | küçülmek | The shirt shrank. | Gömlek küçüldü. |
| shut 🚪 | shut | kapamak | She shut the door. | Kapıyı kapadı. |
| sing 🎤 | sang | şarkı söylemek | He sang beautifully. | Güzel şarkı söyledi. |
| sink 🚢 | sank | batmak | The boat sank. | Tekne battı. |
| sit 🪑 | sat | oturmak | He sat down. | Oturdu. |
| sleep 😴 | slept | uyumak | I slept well. | İyi uyudum. |
| slide 🛝 | slid | kaymak | The kids slid down. | Çocuklar kaydı. |
| smell 👃 | smelled/smelt | kokmak | The soup smelt great. | Çorba güzel koktu. |
| speak 💬 | spoke | konuşmak | She spoke kindly. | Kibarca konuştu. |
| spend 💸 | spent | harcamak | I spent money. | Para harcadım. |
| spin 🌀 | spun | döndürmek | He spun the wheel. | Tekerleği çevirdi. |
| spit 😝 | spat | tükürmek | He spat on the floor. | Yere tükürdü. |
| split ✂️ | split | bölmek | They split the bill. | Hesabı böldüler. |
| spoil 💥 | spoiled/spoilt | bozmak | He spoiled the surprise. | Sürprizi bozdu. |
| spread 🔄 | spread | yaymak | They spread the news. | Haberi yaydılar. |
| spring 🌱 | sprang | sıçramak | The cat sprang forward. | Kedi öne sıçradı. |
| stand 🧍♂️ | stood | ayakta durmak | He stood still. | Kıpırdamadan durdu. |
| steal 🕵️ | stole | çalmak | Someone stole my bag. | Biri çantamı çaldı. |
| stick 🩹 | stuck | yapışmak | The note stuck there. | Not oraya yapıştı. |
| sting 🐝 | stung | sokmak | The bee stung me. | Arı beni soktu. |
| stink 💩 | stank | kötü kokmak | The room stank. | Oda kötü koktu. |
| strike ⚡ | struck | vurmak | Lightning struck the tree. | Yıldırım ağaca çarptı. |
| swim 🏊 | swam | yüzmek | They swam fast. | Hızlı yüzdüler. |
| swing 🪀 | swung | sallanmak | She swung on the swing. | Salıncakta sallandı. |
| take 🤲 | took | almak | He took my pen. | Kalemimi aldı. |
| teach 👩🏫 | taught | öğretmek | She taught math. | Matematik öğretti. |
| tear 📄 | tore | yırtmak | He tore the paper. | Kağıdı yırttı. |
| tell 📢 | told | anlatmak | She told a story. | Hikâye anlattı. |
| think 🤔 | thought | düşünmek | I thought about it. | Onu düşündüm. |
| throw 🏐 | threw | atmak | He threw the ball. | Topu attı. |
| understand 💡 | understood | anlamak | I understood you. | Seni anladım. |
| wake ⏰ | woke | uyanmak | I woke early. | Erken uyandım. |
| wear 👕 | wore | giymek | She wore a hat. | Şapka taktı. |
| weep 😢 | wept | ağlamak | He wept loudly. | Yüksek sesle ağladı. |
| win 🏆 | won | kazanmak | They won the game. | Oyunu kazandılar. |
| write ✍️ | wrote | yazmak | He wrote a poem. | Bir şiir yazdı. |
✔ Affirmative (Olumlu)
I felt lonely last year.
(Geçen yıl kendimi yalnız hissettim.)
They lost their house in the flood.
(Selde evlerini kaybettiler.)
We supported each other.
(Birbirimizi destekledik.)
✔ Negative (Olumsuz)
Olumsuz yapıda fiil yalın hâle döner, yani fiilin ikinci halini olumsuz cümle kurarken kullanmayız.
I didn’t sleep well.
(İyi uyumadım.)
She didn’t call me yesterday.
(Dün beni aramadı.)
✔ Questions (Sorular)
Aynı olumsuz cümlelerde yaptığımız gibi soru sorarken de fiilin yalın halini, yani, birinci halini kullanıyoruz. Fiillerin ikinci halini kullanmıyoruz.
Did you go to school yesterday?
(Dün okula gittin mi?)
Did he feel tired after work?
(İşten sonra yorgun hissetti mi?)
🗨 Dialogue Example: A Difficult Day (Örnek Diyalog – Zor Bir Gün)
A: How was your day yesterday?
(Dünün nasıldı?)
B: It was really bad. I lost my phone on the bus.
(Çok kötüydü. Otobüste telefonumu kaybettim.)
A: What did you do after that?
(Sonra ne yaptın?)
B: I went to the station and asked for help.
(Garaja gidip yardım istedim.)
A: Did they find your phone?
(Telefonunu buldular mı?)
B: Yes, someone returned it.
(Evet, biri geri getirmiş.)
Past Continuous Tense
Geçmişte belli bir anda devam eden eylemleri anlatır.
✔ When Do We Use It? (Ne Zaman Kullanılır?)
- Uzun süren bir eylemin başka bir olay tarafından kesilmesini anlatırken
- Aynı anda devam eden iki geçmiş eylemden bahsederken
✔ Rules (Kurallar)
Past Continuous Tense ile cümle kurmak istediğimizde fiile “-ing” eklememiz gerekiyor.
- Normal koşullarda fiillere direkt “-ing” eklenir → work → working
- Fiil sonu -e ile bitiyorsa e düşer → write → writing
- Fiil tek heceli, sonu sessiz + sesli + sessiz ise son sessiz iki kere yazılır → run → running, sit → sitting
✔ Affirmative (Olumlu)
I was studying when the storm started.
(Fırtına başladığında ders çalışıyordum.)
They were walking home while it was raining.
(Yağmur yağarken eve yürüyorlardı.)
✔ Negative (Olumsuz)
I wasn’t sleeping when you called.
(Sen aradığında uyumuyordum.)
They weren’t watching TV.
(Televizyon izlemiyorlardı.)
✔ Questions (Sorular)
What were you doing during the blackout?
(Elektrikler kesildiğinde ne yapıyordun?)
Were they studying at 9 PM?
(Saat 9’da ders mi çalışıyorlardı?)
Use of As / When / While (As / When / While Kullanımı)
“As”, “when” ve “while” aynı anda gerçekleşen olaylardan bahsederken kullandığımız kelimelerdir.
⭐ While (…iken)
“While”, uzun süren bir eylemi anlatırken kullanılır.
Ardından her zaman devam eden bir eylem gelir.
🔹 Örnekler
- While I was doing my homework, my brother was listening to music.
(Ben ödevimi yaparken, kardeşim müzik dinliyordu.) - While she was cooking, the phone rang.
(O yemek yaparken telefon çaldı.) - While they were walking to school, it started to rain.
(Onlar okula yürürken yağmur yağmaya başladı.) - While we were studying, my dad was watching TV.
(Biz ders çalışırken babam televizyon izliyordu.)
⭐ When (…dığı zaman / …anda)
“When”, genelde kısa olayı anlatmak için kullanılır.
Bu kısa olay, genellikle devam eden uzun olayın ortasında gerçekleşir.
🔹 Örnekler
- I was sleeping when the alarm rang.
(Alarm çaldığında uyuyordum.) - She was walking home when she saw a dog.
(Eve yürürken bir köpek gördü.) - They were playing basketball when it started snowing.
(Kar yağmaya başladığında basketbol oynuyorlardı.) - We were eating dinner when the lights went off.
(Işıklar kesildiğinde akşam yemeği yiyorduk.)
⭐ As (…irken / tam o sırada)
“As”, “while” ile neredeyse aynı görevdedir.
İki eylemin eş zamanlı olduğunu vurgular.
🔹 Örnekler
- As I was walking to school, I met my friend.
(Okula yürürken arkadaşımla karşılaştım.) - As she was reading, her cat jumped on her lap.
(O kitap okurken kedisi kucağına zıpladı.) - As we were having breakfast, my mom arrived home.
(Biz kahvaltı yaparken annem eve geldi.) - As they were talking, the teacher entered the classroom.
(Onlar konuşurken öğretmen sınıfa girdi.)
🗨 Dialogue Example: Earthquake (Örnek Diyalog: Deprem)
A: What were you doing when the earthquake happened?
(Deprem olduğunda ne yapıyordun?)
B: I was watching TV with my parents.
(Ailemlerle TV izliyordum.)
A: Were you scared?
(Korktun mu?)
B: Yes, I was. We were trying to stay calm.
(Evet. Sakin kalmaya çalışıyorduk.)
A: Did you go outside immediately?
(Hemen dışarı çıktınız mı?)
B: Yes, we did. We waited in the safe area.
(Evet çıktık. Güvenli bölgede bekledik.)
Common Time Expressions for Past Tenses (Geçmiş Zaman İçin Yaygın Zaman İfadeleri)
| Time Expression ⏰ | Türkçesi 🇹🇷 | Example Sentence ✍️ | Türkçesi 🇹🇷 |
|---|---|---|---|
| ⏰ at that time | o anda | I was at home at that time. | O anda evdeydim. |
| 🔙 then | o zaman | Then, we went to the park. | O zaman parka gittik. |
| 🕰️ at the time | o an | At the time, I didn’t know the truth. | O an gerçeği bilmiyordum. |
| 📅 this time yesterday | dün bu vakitler | This time yesterday, I was studying. | Dün bu vakitlerde ders çalışıyordum. |
| 2️⃣ two days ago | iki gün önce | I met her two days ago. | Onunla iki gün önce tanıştım. |
| 🌙 all night | tüm gece | She studied all night. | Tüm gece çalıştı. |
| 🌞 all day | tüm gün | They played outside all day. | Tüm gün dışarıda oynadılar. |
| 🕕 at 6 o’clock | saat 6’da | The movie started at 6 o’clock. | Film saat 6’da başladı. |
| 📆 yesterday | dün | I visited my cousin yesterday. | Dün kuzenimi ziyaret ettim. |
| ⏱️ from 3 to 5 yesterday | dün 3’ten 5’e kadar | I studied from 3 to 5 yesterday. | Dün 3’ten 5’e kadar ders çalıştım. |
| ⏳ while | -iken | She was reading while I was cooking. | Ben yemek pişirirken o okuyordu. |
| 🌀 as | -iken | As I was walking, it started to rain. | Ben yürürken yağmur yağmaya başladı. |
| ⚡ just as | -iken | Just as I arrived, the bell rang. | Tam ben vardığımda zil çaldı. |
| ❓ when | -diğinde | When he called, I was sleeping. | O aradığında uyuyordum. |
| 🕰️ in the past | geçmişte | People lived differently in the past. | Geçmişte insanlar farklı yaşardı. |
| 📜 a long time ago | uzun zaman önce | A long time ago, we lived in another city. | Uzun zaman önce başka bir şehirde yaşıyorduk. |
| 📅 the day before | bir gün önce | I finished the project the day before. | Projeyi bir gün önce bitirdim. |
| ⏪ recently | yakın zamanda | I watched this movie recently. | Bu filmi yakın zamanda izledim. |
| 🗓️ in 2011 | 2011 yılında | They moved here in 2011. | Buraya 2011 yılında taşındılar. |
| 🕒 a little while ago | az önce | She left a little while ago. | Az önce ayrıldı. |
| ⏳ an hour ago | bir saat önce | He called me an hour ago. | Bir saat önce beni aradı. |
| 🌅 this morning | bu sabah | I ate breakfast late this morning. | Bu sabah kahvaltıyı geç yaptım. |
| 👶 when I was born | ben doğduğumda | My parents lived in Ankara when I was born. | Ben doğduğumda ailem Ankara’da yaşıyordu. |
| 🕐 one week ago | bir hafta önce | We met one week ago. | Bir hafta önce tanıştık. |
| 📆 last week | geçen hafta | I visited my grandma last week. | Geçen hafta büyükannemi ziyaret ettim. |
| 🗓️ last month | geçen ay | Last month, we traveled to İzmir. | Geçen ay İzmir’e seyahat ettik. |
| 📅 last year | geçen yıl | I started this school last year. | Bu okula geçen yıl başladım. |
🎉 Fun Activities (Eğlenceli Etkinlikler)
- Memory Circle:
Arkadaşlarınla bir halka oluştur ve sırayla geçmişte yaşadığınız zor bir anı “used to / simple past / past continuous” yapılarıyla paylaş. Böylece hem konuşma pratiği yap, hem konuyu pekiştir, hem de arkadaşların ile empati yap. - What Were You Doing? Game:
Arkadaşlarınla bir zaman belirle (Örneğin: “at 8 PM yesterday”). Bu anda ne yaptığınızı past continuous ile birbirinize anlatın.
🎵 Song Time (Şarkı Zamanı)
Arkadaşlarınla birlikte bu şarkıyı dilediğiniz şekilde söyleyin!
🎶 Hard Times Song 🎶
When days were tough and skies were grey,
(Günler zordu ve gökyüzü griyken)
We kept on walking anyway.
(Yine de yürümeye devam ettik)
We used to worry all the time,
(Eskiden hep endişelenirdik)
But now we’re strong, and we will shine!
(Ama şimdi güçlüyüz ve parlayacağız!)
🏠 Fun Homeworks (Eğlenceli Ödevler)
- My Hardest Day Paragraph:
Geçmişte yaşadığın zor bir günü anlatan kısa bir paragraf yaz. Simple past ve past continuous kullanmayı unutma. - Used to Interview:
Bir aile üyesiyle mini bir röportaj yap: “What did you use to do when you were my age?” sorusunu sor, cevapları deftere yaz. - Picture Story:
Arkadaşlarınızla birbirinize bir resim verin ve bu resmin sizde çağrıştırdıkları ile past continuous + simple past kullanarak kısa bir hikâye oluşturun.