10. Sınıf İngilizce 3. Ünite: Legendary Figure 🏰 (Efsanevi Figür) Konu Anlatımı ve Kelimeleri
🎯 What will we learn? (Bu ünitede neler öğreneceğiz?)
✅ Geçmişteki aktiviteleri ve olayları anlatmayı,
✅ Olayları sıralı bir şekilde ifade etmeyi,
✅ Geçmişteki bir olayda karakterleri ve ortamı tarif etmeyi.
Vocabulary List (Kelime Listesi)
| Kelime | Türkçesi | Örnek Cümle | Cümlenin Türkçesi |
|---|---|---|---|
| 🅰️ about | hakkında | The story is about a brave man. | Hikâye cesur bir adam hakkındadır. |
| 🤝 accept | kabul etmek | They accept the offer. | Teklifi kabul ediyorlar. |
| 🏆 achievement | başarı | This award is a big achievement. | Bu ödül büyük bir başarıdır. |
| 🧬 ancestor | ata, soyundan gelen | My ancestors lived in this village. | Atalarım bu köyde yaşardı. |
| ⚓ allied naval forces | müttefik deniz güçleri | The allied naval forces arrived at dawn. | Müttefik deniz güçleri şafakta geldi. |
| 🎯 ambitious | hırslı, azimli | She is ambitious and works hard. | O hırslı ve çok çalışıyor. |
| 😡 angry | kızgın, sinirli | He is angry because he lost the game. | Oyunu kaybettiği için sinirli. |
| 🪖 army | ordu | The army protected the country. | Ordu ülkeyi korudu. |
| 💣 artilleryman | topçu eri | The artilleryman fired the cannon. | Topçu eri topu ateşledi. |
| ⚔️ attack | saldırmak | The soldiers attack the enemy. | Askerler düşmana saldırır. |
| 🍽️ banquet | ziyafet | They prepared a big banquet. | Büyük bir ziyafet hazırladılar. |
| 🔪 bayonet | bayonet | The soldier used his bayonet during close combat. | Asker, yakın dövüşte bayoneti kullandı. |
| ⚔️ battle | savaş, çarpışma | The battle lasted for hours. | Savaş saatlerce sürdü. |
| ⚔️ battlefield | savaş alanı | The soldiers fought bravely on the battlefield. | Askerler, savaş alanında cesurca savaştılar. |
| 🚢 battleship | savaş gemisi | The battleship sailed at night. | Savaş gemisi gece denize açıldı. |
| 🧍 be | olmak | It is hard to be patient. | Sabırlı olmak zordur. |
| 👶 be born | doğmak | He was born in 2008. | 2008 yılında doğdu. |
| 🔄 become | olmak, haline gelmek | She wants to become a doctor. | Doktor olmak istiyor. |
| ▶️ begin | başlamak | The lesson begins at nine. | Ders dokuzda başlar. |
| 🙏 believe | inanmak | I believe in justice. | Adalete inanıyorum. |
| 🏹 besiege | kuşatmak | The army besieged the castle. | Ordu kaleyi kuşattı. |
| 👍 better | daha iyi | This plan is better than the last one. | Bu plan sonuncudan daha iyi. |
| 🙈 blind | kör etmek | The light almost blinded me. | Işık neredeyse beni kör etti. |
| 💥 bombarding | bombardıman | The bombarding damaged the walls. | Bombardıman duvarlara zarar verdi. |
| 📘 book | yer ayırtmak | I want to book a table for two. | İki kişilik masa ayırtmak istiyorum. |
| 📦 borrow | ödünç almak | Can I borrow your book? | Kitabını ödünç alabilir miyim? |
| 🦁 brave and strong | cesur ve güçlü | He is brave and strong in hard times. | Zor zamanlarda cesur ve güçlüdür. |
| 🚪 break into | zorla girmek, hırsızlık için girmek | Thieves tried to break into the house. | Hırsızlar eve zorla girmeye çalıştı. |
| 💣 break out | (savaş, yangın vb.) patlak vermek | A big war may break out. | Büyük bir savaş patlak verebilir. |
| 📞 call | aramak, çağırmak | Please call me later. | Lütfen beni sonra ara. |
| 🚓 call the police | polisi aramak | We must call the police now. | Şimdi polisi aramalıyız. |
| 🎯 cannon | top (silah) | The cannon was very powerful. | Top çok güçlüydü. |
| 🧨 cannonball | top mermisi | A cannonball hit the wall. | Bir top mermisi duvara isabet etti. |
| 📸 capture | yakalamak, ele geçirmek | The police managed to capture the criminal after a long chase. | Polis, uzun bir kovalamacanın ardından suçluyu ele geçirdi. |
| 🏰 castle | kale | The king lived in a big castle. | Kral büyük bir kalede yaşadı. |
| 🎣 catch | yakalamak | The police catch the thief. | Polis hırsızı yakalar. |
| 📅 century | yüzyıl | It happened in the 19th century. | 19. yüzyılda oldu. |
| ✅ certain | kesin, emin | I am certain about my decision. | Kararımdan eminim. |
| 🧗 challenge | meydan okuma, zorlu görev | This exam is a big challenge for me. | Bu sınav benim için büyük bir meydan okuma. |
| 🔁 change | değiştirmek | People change over time. | İnsanlar zamanla değişir. |
| 🏃♂️ chase | kovalamak | The dog chased the cat. | Köpek kediyi kovaladı. |
| ✔️ check | kontrol etmek | Check your answers carefully. | Cevaplarını dikkatlice kontrol et. |
| ✅ choose | seçmek | Choose the correct option. | Doğru seçeneği seç. |
| 🧑🏫 classmates | sınıf arkadaşları | My classmates are very friendly. | Sınıf arkadaşlarım çok arkadaşça. |
| 🌊 coast | kıyı | We walked along the coast. | Kıyı boyunca yürüdük. |
| ➕ combine | birleştirmek | Combine these ideas in one project. | Bu fikirleri tek projede birleştir. |
| 🚶 come | gelmek | Please come here. | Lütfen buraya gel. |
| 🤝 come across | karşılaşmak | I came across an old friend. | Eski bir arkadaşla karşılaştım. |
| 🔙 come back | geri gelmek | He will come back soon. | Yakında geri gelecek. |
| 🗣️ compliment | iltifat | She gave him a lovely compliment about his work. | O, işine dair ona güzel bir iltifat etti. |
| 🏰 conquer | fethetmek | They tried to conquer the city. | Şehri fethetmeye çalıştılar. |
| 💪 cope with | başa çıkmak | She can cope with stress. | O, stresle başa çıkabilir. |
| 👨🍳 cook | aşçı | The cook prepared a nice meal. | Aşçı güzel bir yemek hazırladı. |
| 🍳 cook (verb) | pişirmek | I cook dinner every evening. | Her akşam yemek pişiririm. |
| 🎖️ corporal | onbaşı | The corporal gave an order. | Onbaşı bir emir verdi. |
| ✅ correct order | doğru sıralama | Put the events in the correct order. | Olayları doğru sıraya koy. |
| 🎭 costume | kostüm | She wore a traditional costume. | Geleneksel bir kostüm giydi. |
| 🌍 countries | ülkeler | Many countries joined the meeting. | Birçok ülke toplantıya katıldı. |
| 📘 course | süreç, kurs | The course lasts three months. | Kurs üç ay sürüyor. |
| 🏗️ crane | vinç | The crane lifted the heavy stones. | Vinç ağır taşları kaldırdı. |
| 💥 crash | çarpmak, kaza yapmak | The car crashed into a tree. | Araba bir ağaca çarptı. |
| ⚠️ critical | kritik, çok önemli | This is a critical decision. | Bu çok kritik bir karardır. |
| 😈 cruel | zalim | The cruel ruler punished people. | Zalim hükümdar insanları cezalandırdı. |
| 🎎 culture | kültür | We should respect every culture. | Her kültüre saygı duymalıyız. |
| 💥 damage | zarar vermek | The storm damaged many houses. | Fırtına birçok eve zarar verdi. |
| ☠️ dead | ölü | The fish is dead. | Balık öldü. |
| 🧠 decide | karar vermek | I can’t decide what to do. | Ne yapacağıma karar veremiyorum. |
| 🥊 defeat | yenmek | They defeated the enemy. | Düşmanı yendiler. |
| 📢 demand | talep etmek | Workers demand better conditions. | İşçiler daha iyi şartlar talep ediyor. |
| 😔 depressed | mutsuz, çökmüş | He feels depressed today. | Bugün kendini çok mutsuz hissediyor. |
| 📝 describe | tarif etmek, betimlemek | Can you describe the suspect? | Şüpheliyi tarif edebilir misin? |
| 🎨 design | tasarlamak | She designs modern buildings. | Modern binalar tasarlar. |
| 💣 destroy | yıkmak, tahrip etmek | The fire destroyed the house. | Yangın evi yok etti. |
| ⚰️ die | ölmek | Many soldiers died in the war. | Savaşta birçok asker öldü. |
| 🌀 different | farklı | This idea is different from mine. | Bu fikir benimkinden farklı. |
| ⏳ difficult period | zor dönem | They went through a difficult period. | Zor bir dönemden geçtiler. |
| 🍦 dip | batırmak, dalmak | He decided to dip his cookie into the milk. | Kurabiyesini sütün içine batırmaya karar verdi. |
| 😒 dislike | hoşlanmamak | I dislike rude people. | Kaba insanlardan hoşlanmam. |
| 👗 dress beautifully | güzel giyinmek | She likes to dress beautifully. | Güzel giyinmeyi sever. |
| 👚 dress plainly | sade giyinmek | He prefers to dress plainly. | Sade giyinmeyi tercih eder. |
| 🥤 dunk | batırmak, bandırmak | I dunk my biscuit in tea. | Bisküvimi çaya batırırım. |
| 🎯 duty | görev | It is my duty to help them. | Onlara yardım etmek benim görevim. |
| 🍽️ eat | yemek | We eat dinner at seven. | Akşam yemeğini yedide yeriz. |
| 📭 empty | boş | The box is empty. | Kutu boş. |
| ⚔️ enemy | düşman | They fought against the enemy. | Düşmana karşı savaştılar. |
| 🚪 enter | girmek | Don’t enter this room. | Bu odaya girme. |
| 📖 epic tales | destansı hikâyeler | He loves reading epic tales. | Destansı hikâyeler okumayı sever. |
| 🏗️ establish | kurmak | They established a new company. | Yeni bir şirket kurdular. |
| 📊 evaluate | değerlendirmek | The teacher evaluates our projects. | Öğretmen projelerimizi değerlendiriyor. |
| 👥 everyone | herkes | Everyone was happy at the party. | Partide herkes mutluydu. |
| 📑 extract | alıntı, bölüm | This text is an extract from a book. | Bu metin bir kitaptan alıntıdır. |
| 📈 extremely | son derece | She is extremely tired. | O son derece yorgun. |
| ❌ fail | başarısız olmak | He didn’t study and failed the exam. | Çalışmadı ve sınavda başarısız oldu. |
| 💓 feel | hissetmek | I feel better now. | Şimdi kendimi daha iyi hissediyorum. |
| 😨 feel afraid | korkmak | Many people feel afraid in the dark. | Birçok insan karanlıkta korkar. |
| 😱 feel scared | korkmak | She feels scared during storms. | Fırtınalarda korkuyor. |
| ⚔️ fighting | savaşma, kavga etme | Fighting is not a good solution. | Savaşmak iyi bir çözüm değildir. |
| 🔥 fire | ateş etmek, ateşlemek | The soldiers fire at the target. | Askerler hedefe ateş eder. |
| 🚢 fleet | donanma, filo | The fleet left the harbor. | Filo limandan ayrıldı. |
| 🏰 fort | hisar, küçük kale | They hid inside the fort. | Hisarın içinde saklandılar. |
| 🎯 front line | ön saf | The soldiers waited on the front line. | Askerler ön safta beklediler. |
| 🕊️ fur coat | kürk palto | She wore a warm fur coat. | Sıcak bir kürk palto giydi. |
| 🎁 give | vermek | Please give me the keys. | Lütfen bana anahtarları ver. |
| 🔙 give back | geri vermek | Don’t forget to give back my book. | Kitabımı geri vermeyi unutma. |
| 📝 give permission | izin vermek | My parents give permission for the trip. | Ailem gezi için izin veriyor. |
| 💝 goodness | erdem, iyilik | His heart is full of goodness. | Kalbi iyilikle dolu. |
| 🤢 get ill | hasta olmak | He may get ill if he goes outside. | Dışarı çıkarsa hasta olabilir. |
| 🏛️ government | hükümet, devlet | The government announced new rules. | Hükümet yeni kuralları açıkladı. |
| ✋ grab | yakalamak, kapmak | He grabbed my arm suddenly. | Birden kolumu tuttu. |
| 🇬🇷 Greece | Yunanistan | Greece is a beautiful country. | Yunanistan güzel bir ülkedir. |
| 🙇 greet politely | kibarca selamlamak | Always greet people politely. | İnsanları her zaman kibarca selamla. |
| 🧒 grow up | büyümek | Children grow up very fast. | Çocuklar çok hızlı büyür. |
| 🔫 gunshot | silah sesi | We heard a loud gunshot. | Yüksek bir silah sesi duyduk. |
| 🕰️ happen | olmak, gerçekleşmek | Strange things happen at night. | Gece garip şeyler olur. |
| 😀 happy | mutlu | I feel happy today. | Bugün mutlu hissediyorum. |
| 🙂 happily | mutlu bir şekilde | They lived happily together. | Birlikte mutlu bir şekilde yaşadılar. |
| 😡 hate | nefret etmek | I hate lying. | Yalan söylemekten nefret ederim. |
| 👂 hear | duymak | Did you hear that sound? | O sesi duydun mu? |
| 🦸 heroic | kahramanca | His actions were very heroic. | Onun davranışları çok kahramancaydı. |
| ⭐ heroism | kahramanlık | The story tells about heroism. | Hikâye kahramanlığı anlatıyor. |
| 🏛️ historical | tarihi | This is a historical building. | Bu tarihi bir binadır. |
| 🐴 horse | at | The horse ran very fast. | At çok hızlı koştu. |
| 🧹 housekeeper | hizmetçi | The housekeeper cleaned the kitchen. | Hizmetçi mutfağı temizledi. |
| 🤗 hug | sarılmak | They hug each other warmly. | Birbirlerine sıcakça sarılırlar. |
| 🤵 husband | koca | Her husband works abroad. | Kocası yurt dışında çalışıyor. |
| 🇮🇳 India | Hindistan | India has a rich culture. | Hindistan zengin bir kültüre sahiptir. |
| 🌍 Islamic world | İslam dünyası | The Islamic world has many traditions. | İslam dünyasının birçok geleneği vardır. |
| 🙈 ignore | görmezden gelmek | Don’t ignore your responsibilities. | Sorumluluklarını görmezden gelme. |
| 🚫 impassable | geçilmez | The road was impassable after the storm. | Fırtınadan sonra yol geçilmezdi. |
| ❌ impossible | imkânsız | Nothing is impossible. | Hiçbir şey imkânsız değildir. |
| 💥 influence | etkilemek | Music can influence emotions. | Müzik duyguları etkileyebilir. |
| 🤕 injure | sakatlanmak | He injured his leg. | Bacağını sakatladı. |
| ➡️ instead | yerine | Take this one instead. | Bunun yerine bunu al. |
| ✨ interesting | ilginç | The book is very interesting. | Kitap çok ilginç. |
| ⚔️ invade | işgal etmek, ele geçirmek | The army invaded the city. | Ordu şehri işgal etti. |
| 🎉 invite | davet etmek | I will invite my friends. | Arkadaşlarımı davet edeceğim. |
| 🍽️ invite to a banquet | ziyafete davet etmek | They invited us to a banquet. | Bizi bir ziyafete davet ettiler. |
| 👥 join | katılmak | Many people joined the event. | Birçok kişi etkinliğe katıldı. |
| 🪖 join army | orduya katılmak | He decided to join the army. | Orduya katılmaya karar verdi. |
| 🔪 kidnap | kaçırmak | The criminals tried to kidnap a child. | Suçlular bir çocuğu kaçırmaya çalıştı. |
| 🕵️ kidnappers | çocuk kaçıranlar | The police caught the kidnappers. | Polis çocuk kaçıranları yakaladı. |
| ⚰️ kill | öldürmek | The hero didn’t kill anyone. | Kahraman kimseyi öldürmedi. |
| 🛡️ knight | şövalye | The knight bravely rode into battle to protect the kingdom. | Şövalye, krallığı korumak için cesurca savaşa gitti. |
| 🛬 land | karaya çıkmak | The soldiers landed safely. | Askerler güvenle karaya çıktı. |
| 😂 laugh | gülmek | They laugh at the joke. | Fıkraya güldüler. |
| 📘 learn | öğrenmek | We learn new things every day. | Her gün yeni şeyler öğreniriz. |
| 🧠 learn the truth | gerçeği öğrenmek | She finally learned the truth. | Sonunda gerçeği öğrendi. |
| 🪞 legend | efsane | The legend is famous worldwide. | Efsane dünya çapında ünlüdür. |
| 🛡️ legendary figures | efsane şahıslar | These are legendary figures from history. | Bunlar tarihten efsane şahıslardır. |
| 🛋️ live | yaşamak | They live in a small village. | Küçük bir köyde yaşarlar. |
| 👀 look | bakmak | Look at the sky! | Gökyüzüne bak! |
| 👶 look after | bakmak, ilgilenmek | She looks after her little brother. | Küçük kardeşine bakıyor. |
| ❤️ love | sevmek | I love my family. | Ailemi seviyorum. |
| 🕌 love of God | Allah sevgisi | His poems show love of God. | Şiirleri Allah sevgisini gösterir. |
| 🧳 lose | kaybetmek | Don’t lose your keys. | Anahtarlarını kaybetme. |
| 💪 make a change | değişiklik yapmak | We want to make a change. | Bir değişiklik yapmak istiyoruz. |
| ⚙️ manage to | başarmak | He managed to escape. | Kaçmayı başardı. |
| 🕊️ martyr | şehit | He was remembered as a martyr for his country’s freedom. | O, ülkesinin özgürlüğü için şehit olarak hatırlanır. |
| 💪 mighty | güçlü, kudretli | The mighty warrior defeated all his enemies. | Güçlü savaşçı tüm düşmanlarını yendi. |
| 🧳 move | taşınmak | They moved to a new house. | Yeni bir eve taşındılar. |
| 🎁 offer | sunmak, teklif etmek | They offer help to everyone. | Herkese yardım sunarlar. |
| 🫡 offer the best meals | en iyi yemekleri sunmak | They offer the best meals in town. | Şehirdeki en iyi yemekleri sunarlar. |
| 🛑 order | emir vermek | The general ordered them to stop. | General durmalarını emretti. |
| 🧪 Ottoman army | Osmanlı ordusu | The Ottoman army was powerful. | Osmanlı ordusu güçlüydü. |
| 🕌 Ottoman Empire | Osmanlı İmparatorluğu | The Ottoman Empire lasted for centuries. | Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllarca sürdü. |
| 🏺 overland | kara yoluyla | They travelled overland to the city. | Şehre kara yoluyla seyahat ettiler. |
| ⏳ pass | geçmek | You can pass through the gate. | Kapıdan geçebilirsin. |
| 📚 patience | sabır | You need patience to succeed. | Başarmak için sabır gerekir. |
| ⚖️ philosopher | filozof | He is a famous philosopher. | O ünlü bir filozoftur. |
| 🎭 poem | şiir | She wrote a poem. | Bir şiir yazdı. |
| ✍️ poet | şair | The poet lived 500 years ago. | Şair 500 yıl önce yaşadı. |
| 📜 poetry | şiir sanatı | He loves reading poetry. | Şiir okumayı sever. |
| ⚓ port | liman | The ship docked at the port after a long journey. | Gemi uzun bir yolculuktan sonra limana yanaştı. |
| 🍲 pot | tencere | Put the soup in the pot. | Çorbayı tencereye koy. |
| 🏛️ prison | hapishane | He spent years in prison. | Yıllarca hapishanede kaldı. |
| 🤔 probably | muhtemelen | He will probably come tomorrow. | Muhtemelen yarın gelir. |
| 💬 prompts | hazır ifadeler | Use the prompts to answer. | Cevaplamak için hazır ifadeleri kullan. |
| 👕 put on | giymek | Put on your jacket. | Ceketini giy. |
| 🐢 quickly | hızlıca | Finish your work quickly. | İşini hızlıca bitir. |
| ⬆️ raise | kaldırmak | Raise your hand. | Elini kaldır. |
| 🏃 run | koşmak, kaçmak | He runs very fast. | Çok hızlı koşar. |
| 🙋 remember | hatırlamak | Remember to call me. | Beni aramayı unutma. |
| 🏆 reputation | itibar | She has a great reputation as a scientist. | O, bir bilim insanı olarak harika bir itibara sahiptir. |
| 🚨 rescue team | kurtarma ekibi | The rescue team saved many people. | Kurtarma ekibi birçok insanı kurtardı. |
| 🔙 return | geri dönmek | They return home late. | Eve geç dönerler. |
| 😡 revenge | intikam | He planned to take revenge on his enemy. | Düşmanından intikam almayı planladı. |
| 👑 ruler | hükümdar | The ruler was cruel. | Hükümdar zalimdi. |
| 🇷🇺 Russia | Rusya | Russia is a large country. | Rusya büyük bir ülkedir. |
| 📘 said | söyledi | He said the truth. | O gerçeği söyledi. |
| ⚓ sank | batmak | The old ship sank quickly. | Eski gemi hızla battı. |
| 🦸 save | kurtarmak | The hero saved the child. | Kahraman çocuğu kurtardı. |
| 👀 see | görmek | I can see the mountains. | Dağları görebiliyorum. |
| 📜 script | senaryo | The film script was amazing. | Film senaryosu harikaydı. |
| 📚 settle | yerleşmek | They settled in a new town. | Yeni bir kasabaya yerleştiler. |
| 🧥 shabby | dökük, eski | The man was wearing a shabby jacket. | Adam, eski bir ceket giymişti. |
| 🤝 share | paylaşmak | We share our snacks. | Atıştırmalıklarımızı paylaşırız. |
| 🐚 shell | deniz kabuğu | She collected shells on the beach during her vacation. | Tatilinde plajda deniz kabukları topladı. |
| 🚢 ship | gemi | The ship left the port. | Gemi limandan ayrıldı. |
| 🧵 silk carpets | ipek halılar | She bought silk carpets. | O, ipek halılar satın aldı. |
| 🪖 soldiers | askerler | The soldiers marched forward. | Askerler ileri yürüdü. |
| 👦 son | oğul | His son is ten years old. | Oğlanları on yaşında. |
| ⏱️ soon afterwards | kısa bir süre sonra | Soon afterwards, it started to rain. | Kısa süre sonra yağmur başladı. |
| 📚 sources | kaynaklar | The book has many sources. | Kitapta birçok kaynak var. |
| ☪️ spiritual path of love | manevi aşk yolu | He followed the spiritual path of love. | Manevi aşk yolunu takip etti. |
| ▶️ start | başlamak | The game starts now. | Oyun şimdi başlıyor. |
| 🍽️ start to eat | yemeğe başlamak | They start to eat dinner. | Akşam yemeğini yemeye başlıyorlar. |
| 🗿 statue | heykel | There is a statue in the park. | Parkta bir heykel var. |
| 🏡 stay | kalmak | We stay at home today. | Bugün evde kalıyoruz. |
| 🕵️ steal | çalmak | Someone tried to steal the bag. | Biri çantayı çalmaya çalıştı. |
| 📖 story | hikâye | This is a sad story. | Bu üzücü bir hikâye. |
| 🧓 storyteller | masalcı | The storyteller told a long tale. | Masalcı uzun bir hikâye anlattı. |
| 🧑⚕️ survivors | hayatta kalanlar | The survivors needed help. | Hayatta kalanların yardıma ihtiyacı vardı. |
| 🗡️ sword | kılıç | The sword glimmered in the sunlight. | Kılıç, güneş ışığında parlıyordu. |
| 🔣 symbol | sembol | The moon is a symbol of peace. | Ay barışın sembolüdür. |
| ✋ take | almak | Please take your books. | Lütfen kitaplarınızı alın. |
| 🎮 take control | kontrolü ele geçirmek | The king took control of the city. | Kral şehrin kontrolünü ele geçirdi. |
| 🔄 take turns | sırayla yapmak | The children take turns playing. | Çocuklar sırayla oynar. |
| 💬 talk | konuşmak | They talk about school. | Okul hakkında konuşuyorlar. |
| ⛺ tent | çadır | We slept in a tent. | Bir çadırda uyuduk. |
| 💭 think | düşünmek | I think it will rain. | Yağmur yağacağını düşünüyorum. |
| 😩 tired | yorgun | She is very tired today. | Bugün çok yorgun. |
| 🗣️ tell | söylemek | Please tell me the story. | Lütfen bana hikâyeyi anlat. |
| 🤝 tolerance | hoşgörü | Tolerance is important in society. | Hoşgörü toplumda önemlidir. |
| 🏹 took from the rich | zenginden almak | The hero took from the rich. | Kahraman zenginden aldı. |
| ⚔️ took his revenge | intikam almak | He took his revenge at last. | Sonunda intikamını aldı. |
| 📘 truth | gerçek | The truth is sometimes hard. | Gerçek bazen zordur. |
| 😞 unhappy | mutsuz | She feels unhappy today. | Bugün mutsuz hissediyor. |
| 🌟 unique | eşsiz | Her style is unique. | Onun tarzı eşsizdir. |
| 🪖 veteran | gazi | The veteran told his memories. | Gazi anılarını anlattı. |
| 🏆 victory | zafer | The team celebrated the victory. | Takım zaferi kutladı. |
| 🏘️ village | köy | The village is very peaceful. | Köy çok huzurludur. |
| ⚔️ war | savaş | The war lasted many years. | Savaş yıllarca sürdü. |
| ✍️ write | yazmak | I write in my notebook. | Defterime yazarım. |
| 📓 write down | not etmek, yazmak | Write down the instructions. | Talimatları not al. |
| 🚪 went away | uzaklara gitmek | He went away last year. | Geçen yıl uzaklara gitti. |
| 🏡 went back home | eve geri dönmek | She went back home safely. | Güvenle eve döndü. |
| 🚶 went through | içinden geçmek | They went through the forest. | Ormandan geçtiler. |
| 🚶♂️ went out | dışarı çıkmak | They went out to play. | Oynamak için dışarı çıktılar. |
| ⏰ were | (be) olmak | They were late. | Onlar geç kaldı. |
| 🤷 whoever | her kim | Whoever comes first wins. | Kim önce gelirse kazanır. |
| 😄 witty | esprili | He is witty and fun. | O esprili ve eğlenceli biridir. |
| ⏰ wake up | uyanmak | I wake up early. | Erken uyanırım. |
| 💧 wash | yıkamak | Wash your hands. | Ellerini yıka. |
| 🎥 watch | izlemek | We watch movies on weekends. | Hafta sonları film izleriz. |
| ⚖️ weigh | ağırlığında olmak | The box weighs five kilos. | Kutu beş kilo gelir. |
| 🤗 welcome | ağırlamak | They welcome the guests warmly. | Misafirleri sıcakça ağırlarlar. |
| 🧬 worship | ibadet etmek | People worship in the temple. | İnsanlar tapınakta ibadet eder. |
| 👷 work | çalışmak | They work every day. | Her gün çalışırlar. |
| 🤼♂️ wrestler | güreşçi | The wrestler showed great strength in the match. | Güreşçi, maçta büyük bir güç gösterdi. |
Describing Past Activities and Event (Geçmiş Aktiviteleri ve Olayları Anlatmak)
⭐ Simple Past Tense (Geçmiş Zaman)
Geçmişte olan ve tamamlanmış işleri anlatırken Simple Past Tense kullanırız.
Simple Past Tense’te fiiller düzenli ve düzensiz olarak ikiye ayrılır.
Rules (Kurallar)
- Düzenli fiiller -ed alır:
help → helped, listen → listened - Düzensiz fiillerin ikinci halleri kullanılır:
give → gave, see → saw, drink→ drank
Irregular Verbs (Düzensiz Fiiller)
İngilizcede geçmişte olmuş olaylar hakkında konuşurken düzensiz fiilleri bilmemiz gerekir. Aşağıdaki düzensiz fiilleri ezberleyerek; geçmiş hakkındaki İngilizce cümleleri anlayabileceğiz, cümleler kurabileceğiz ve bu konu hakkındaki soruları çözebileceğiz!
| Kelime | İkinci Hali | Türkçesi | Örnek Cümle | Cümlenin Türkçesi |
|---|---|---|---|---|
| arise 🌄 | arose | ortaya çıkmak | A problem arose yesterday. | Dün bir sorun ortaya çıktı. |
| awake 😴 | awoke | uyanmak | I awoke early today. | Bugün erken uyandım. |
| be 🧍 | was/were | olmak | She was happy. | O mutluydu. |
| bear 🐻 | bore | dayanmak | She bore the pain bravely. | Acıya cesurca dayandı. |
| beat 🥁 | beat | dövmek | He beat the drum loudly. | Davulu yüksek sesle çaldı. |
| become 🔄 | became | olmak | He became a doctor. | O doktor oldu. |
| begin 🚀 | began | başlamak | The movie began late. | Film geç başladı. |
| bend 🌀 | bent | bükmek | She bent the wire. | Teli büktü. |
| bet 🎲 | bet | bahse girmek | He bet all his money. | Tüm parasını bahse girdi. |
| bid 💵 | bid | teklif etmek | They bid for the house. | Eve teklif verdiler. |
| bite 🦷 | bit | ısırmak | The dog bit my hand. | Köpek elimi ısırdı. |
| bleed 🩸 | bled | kanamak | His finger bled. | Parmağı kanadı. |
| blow 🍃 | blew | esmek | The wind blew hard. | Rüzgâr sert esti. |
| break 💥 | broke | kırmak | She broke the glass. | Bardağı kırdı. |
| bring 🎁 | brought | getirmek | He brought a gift. | Bir hediye getirdi. |
| broadcast 📡 | broadcast | yayın yapmak | They broadcast the news. | Haberleri yayınladılar. |
| build 🧱 | built | inşa etmek | They built a house. | Bir ev inşa ettiler. |
| burn 🔥 | burnt/burned | yanmak | The paper burnt fast. | Kağıt hızlıca yandı. |
| burst 💣 | burst | patlamak | The balloon burst. | Balon patladı. |
| buy 🛒 | bought | satın almak | I bought new shoes. | Yeni ayakkabı aldım. |
| catch 🎣 | caught | yakalamak | He caught the ball. | Topu yakaladı. |
| choose 🎯 | chose | seçmek | She chose a dress. | Bir elbise seçti. |
| come 🚶♂️ | came | gelmek | He came late. | Geç geldi. |
| cost 💰 | cost | mâl olmak | The book cost ten dollars. | Kitap on dolara mal oldu. |
| cut ✂️ | cut | kesmek | I cut the paper. | Kağıdı kestim. |
| deal 🤝 | dealt | ilgilenmek | She dealt with the problem. | Sorunla ilgilendi. |
| dig ⛏️ | dug | kazmak | They dug a hole. | Bir çukur kazdılar. |
| do ✔️ | did | yapmak | I did my homework. | Ödevimi yaptım. |
| draw ✏️ | drew | çizmek | She drew a picture. | Bir resim çizdi. |
| dream 💭 | dreamt/dreamed | rüya görmek | I dreamt about school. | Okulla ilgili rüya gördüm. |
| drink 🥤 | drank | içmek | He drank tea. | Çay içti. |
| drive 🚗 | drove | sürmek | She drove fast. | Hızlı sürdü. |
| eat 🍽️ | ate | yemek | I ate pasta. | Makarna yedim. |
| fall 🍂 | fell | düşmek | He fell down. | Düştü. |
| feed 🐟 | fed | beslemek | She fed the cat. | Kediyi besledi. |
| feel ❤️ | felt | hissetmek | I felt tired. | Yorgun hissettim. |
| fight ⚔️ | fought | dövüşmek | They fought bravely. | Cesurca dövüştüler. |
| find 🔍 | found | bulmak | I found my keys. | Anahtarlarımı buldum. |
| fly 🕊️ | flew | uçmak | The bird flew away. | Kuş uçup gitti. |
| forget 🧠 | forgot | unutmak | I forgot your name. | İsmini unuttum. |
| forgive 🤍 | forgave | affetmek | She forgave him. | Onu affetti. |
| freeze 🧊 | froze | donmak | The lake froze. | Göl dondu. |
| get 🎯 | got | almak | I got your message. | Mesajını aldım. |
| give 🎁 | gave | vermek | He gave me a book. | Bana bir kitap verdi. |
| go 🏃♂️ | went | gitmek | I went home. | Eve gittim. |
| grow 🌱 | grew | büyümek | The plant grew fast. | Bitki hızlı büyüdü. |
| hang 🪝 | hung | asmak | He hung the picture. | Resmi astı. |
| have 🍎 | had | sahip olmak | I had an idea. | Bir fikrim vardı. |
| hear 👂 | heard | duymak | I heard a noise. | Bir ses duydum. |
| hide 🙈 | hid | saklamak | He hid the gift. | Hediyeyi sakladı. |
| hit 🎯 | hit | vurmak | She hit the ball hard. | Topa sert vurdu. |
| hold ✋ | held | tutmak | He held my hand. | Elimi tuttu. |
| hurt 🤕 | hurt | incitmek | I hurt my leg. | Bacağımı incittim. |
| keep 🔒 | kept | tutmak/korumak | She kept her promise. | Sözünü tuttu. |
| know 🧠 | knew | bilmek | I knew the answer. | Cevabı biliyordum. |
| lay 🪺 | laid | koymak/sermek | She laid the cloth. | Bezi serdi. |
| lead 🧭 | led | öncülük etmek | He led the team. | Takıma liderlik etti. |
| leave 🚪 | left | ayrılmak | She left early. | Erken ayrıldı. |
| lend 🤲 | lent | ödünç vermek | I lent him money. | Ona para ödünç verdim. |
| let ✔️ | let | izin vermek | She let me go. | Gitmeme izin verdi. |
| lie 🛏️ | lay | uzanmak | He lay on the sofa. | Kanepeye uzandı. |
| light 🔥 | lit/lighted | yakmak | She lit a candle. | Bir mum yaktı. |
| lose ❌ | lost | kaybetmek | I lost my keys. | Anahtarlarımı kaybettim. |
| make 🛠️ | made | yapmak | She made a cake. | Kek yaptı. |
| mean 📌 | meant | anlamına gelmek | This word meant a lot. | Bu kelime çok şey ifade etti. |
| meet 🤝 | met | tanışmak | We met at school. | Okulda tanıştık. |
| pay 💵 | paid | ödemek | He paid the bill. | Hesabı ödedi. |
| put 📦 | put | koymak | She put the book down. | Kitabı yere koydu. |
| read 📚 | read /red/ | okumak | I read a story. | Bir hikâye okudum. |
| ride 🚴 | rode | binmek | He rode his bike. | Bisikletine bindi. |
| ring 🔔 | rang | çalmak | The phone rang. | Telefon çaldı. |
| rise 🌅 | rose | yükselmek | The sun rose early. | Güneş erken doğdu. |
| run 🏃 | ran | koşmak | She ran fast. | Hızlı koştu. |
| say 🗣️ | said | söylemek | He said hello. | Merhaba dedi. |
| see 👀 | saw | görmek | I saw a bird. | Bir kuş gördüm. |
| sell 🛍️ | sold | satmak | She sold her car. | Arabasını sattı. |
| send 📮 | sent | göndermek | He sent a message. | Bir mesaj gönderdi. |
| set ⚙️ | set | ayarlamak | She set the alarm. | Alarmı kurdu. |
| shake 🤝 | shook | sallamak | He shook my hand. | Elimi sıktı. |
| shine ✨ | shone | parlamak | The stars shone brightly. | Yıldızlar parlak parladı. |
| shoot 🎯 | shot | ateş etmek | He shot the target. | Hedefi vurdu. |
| show 🎬 | showed | göstermek | She showed the photo. | Fotoğrafı gösterdi. |
| shut 🚪 | shut | kapatmak | He shut the door. | Kapıyı kapattı. |
| sing 🎤 | sang | şarkı söylemek | She sang beautifully. | Güzel şarkı söyledi. |
| sink 🚢 | sank | batmak | The boat sank. | Tekne battı. |
| sit 🪑 | sat | oturmak | He sat down. | Oturdu. |
| sleep 😴 | slept | uyumak | I slept well. | İyi uyudum. |
| speak 🗨️ | spoke | konuşmak | She spoke softly. | Yumuşak konuştu. |
| spend 💳 | spent | harcamak | I spent all my money. | Tüm paramı harcadım. |
| stand 🚶 | stood | ayakta durmak | He stood up. | Ayağa kalktı. |
| steal 🕵️♂️ | stole | çalmak | Someone stole my bag. | Birisi çantamı çaldı. |
| stick 🧷 | stuck | yapıştırmak | She stuck the note. | Notu yapıştırdı. |
| swim 🏊 | swam | yüzmek | They swam in the lake. | Gölde yüzdüler. |
| take ✋ | took | almak | I took the book. | Kitabı aldım. |
| teach 👩🏫 | taught | öğretmek | She taught English. | İngilizce öğretti. |
| tear 😢 | tore | yırtmak | He tore the paper. | Kağıdı yırttı. |
| tell 🗣️ | told | söylemek | She told a story. | Bir hikâye anlattı. |
| think 💭 | thought | düşünmek | I thought about you. | Seni düşündüm. |
| throw 🪢 | threw | atmak | He threw the ball. | Topu attı. |
| understand 🧠 | understood | anlamak | I understood the lesson. | Dersi anladım. |
| wake up ⏰ | woke up | uyanmak | She woke up early. | Erken uyandı. |
| wear 👕 | wore | giymek | He wore a blue jacket. | Mavi bir ceket giydi. |
| win 🏆 | won | kazanmak | They won the race. | Yarışı kazandılar. |
| write ✍️ | wrote | yazmak | She wrote a letter. | Bir mektup yazdı. |
| bind 📚 | bound | bağlamak | He bound the papers. | Kağıtları bağladı. |
| breed 🐶 | bred | yetiştirmek | They bred horses. | At yetiştirdiler. |
| broadcast 📡 | broadcast | yayın yapmak | They broadcast the show. | Programı yayınladılar. |
| cling 🤏 | clung | yapışmak | The child clung to his mom. | Çocuk annesine yapıştı. |
| creep 🕷️ | crept | sürünmek | The cat crept silently. | Kedi sessizce süründü. |
| deal 🤝 | dealt | ilgilenmek | She dealt with the issue. | Sorunla ilgilendi. |
| dive 🤿 | dove/dived | dalmak | He dove into the water. | Suya daldı. |
| forbid 🚫 | forbade | yasaklamak | They forbade smoking. | Sigara içmeyi yasakladılar. |
| forsake 🚶♂️ | forsook | terk etmek | He forsook his home. | Evini terk etti. |
| grind ⚙️ | ground | öğütmek | She ground the coffee. | Kahveyi öğüttü. |
| lean ↗️ | leant/leaned | yaslanmak | He leaned on the wall. | Duvara yaslandı. |
| leap 🦘 | leapt/leaped | sıçramak | The boy leapt over the rock. | Çocuk kayanın üzerinden sıçradı. |
| misunderstand ❓ | misunderstood | yanlış anlamak | I misunderstood the question. | Soruyu yanlış anladım. |
| overtake 🚗💨 | overtook | sollamak | He overtook the car. | Arabayı solladı. |
| prove 📄 | proved | kanıtlamak | She proved her point. | Düşüncesini kanıtladı. |
| seek 🔍 | sought | aramak | He sought help. | Yardım aradı. |
| sew 🧵 | sewed | dikmek | She sewed a dress. | Bir elbise dikti. |
| shake 🤝 | shook | sallamak | She shook the bottle. | Şişeyi salladı. |
| shear ✂️ | sheared | kırpmak | They sheared the sheep. | Koyunları kırptılar. |
| shed 🍂 | shed | dökmek | The tree shed its leaves. | Ağaç yapraklarını döktü. |
| slide 🛝 | slid | kaymak | The kids slid down the slide. | Çocuklar kaydıraktan kaydı. |
| sling 🪢 | slung | atmak, fırlatmak | He slung the bag over his shoulder. | Çantayı omzuna attı. |
| slink 🐈⬛ | slunk | sessizce yürümek | The cat slunk away. | Kedi sessizce uzaklaştı. |
| spoil 🥚 | spoilt/spoiled | bozmak | The rain spoiled the picnic. | Yağmur pikniği bozdu. |
| spin 🌀 | spun | döndürmek | She spun the wheel. | Çarkı çevirdi. |
| split 🔪 | split | bölmek | He split the wood. | Odunu böldü. |
| spread 🧈 | spread | yaymak | They spread the news. | Haberi yaydılar. |
| spring 🦘 | sprang | sıçramak | The frog sprang forward. | Kurbağa ileri sıçradı. |
| stand out 🌟 | stood out | öne çıkmak | She stood out in the crowd. | Kalabalıkta öne çıktı. |
| sting 🐝 | stung | sokmak | The bee stung him. | Arı onu soktu. |
| stink 💩 | stank | kokmak | The trash stank. | Çöp koktu. |
| strike ⚡ | struck | vurmak/çarpmak | Lightning struck the tree. | Yıldırım ağaca çarptı. |
| string 🧵 | strung | bağlamak | She strung the beads. | Boncukları bağladı. |
| swear 🤬 | swore | küfretmek / yemin etmek | He swore loudly. | Yüksek sesle küfretti. |
| sweep 🧹 | swept | süpürmek | She swept the floor. | Yeri süpürdü. |
| swell 🎈 | swelled | şişmek | His ankle swelled. | Bileği şişti. |
| swing 🪀 | swung | sallanmak | The kids swung happily. | Çocuklar mutlu bir şekilde sallandı. |
| tear 😢 | tore | yırtmak | He tore the page. | Sayfayı yırttı. |
| thrust 🤺 | thrust | itmek | He thrust the door open. | Kapıyı iterek açtı. |
| tread 🚶♂️ | trod | basmak | He trod on my foot. | Ayağıma bastı. |
| undertake 📘 | undertook | üstlenmek | She undertook the project. | Projeyi üstlendi. |
| upset 😟 | upset | üzmek | He upset his friend. | Arkadaşını üzdü. |
| weave 🧶 | wove | örmek | She wove a scarf. | Bir atkı ördü. |
| withdraw 💳 | withdrew | çekmek | He withdrew money. | Para çekti. |
| withstand 🧱 | withstood | dayanmak | The wall withstood the storm. | Duvar fırtınaya dayandı. |
| wring 🪢 | wrung | burmak | She wrung the towel. | Havluyu sıktı. |
| write ✍️ | wrote | yazmak | She wrote a poem. | Bir şiir yazdı. |
⭐ Positive Sentences (Olumlu Cümleler)
Example Sentences (Örnek Cümleler)
- I visited my grandma yesterday. (Dün anneannemi ziyaret ettim.)
- She watched a movie. (Film izledi.)
- They went to the park. (Parka gittiler.) (Go -> Went kelimesine dönüşür)
⭐ Negative Sentences (Olumsuz Cümleler)
Olumsuz cümlede didn’t kullanırız ve fiil yalın hâline döner.
Example Sentences (Örnek Cümleler)
- I didn’t finish my homework. (Ödevimi bitirmedim.)
- He didn’t see the bus. (Otobüsü görmedi.)
- They didn’t play outside. (Dışarıda oynamadılar.)
⭐ Questions (Sorular)
Did ile başlar. Fiil yine yalın olur.
Example Sentences (Örnek Cümleler)
- Did you watch the match? (Maçı izledin mi?)
- Did she call you? (Seni aradı mı?)
- When did they arrive? (Ne zaman geldiler?)
⭐ Past Continuous Tense ( Sürekli Geçmiş Zaman)
Bu zamanı, geçmişte devam eden bir olayı anlatırken kullanırız.
📌 Rules (Kurallar)
- Öznemizden sonra (I, You, We vb.) was / were koyarız ve sonrasında fiilimize –ing takısını koyarız.
• play → playing
• run → running (son harf çiftlenir)
• write → writing (e düşer)
• come → coming
⭐ Positive (Olumlu)
- I was reading.
- She was cooking.
- They were playing.
- What were you doing at 8?
– I was studying.
⭐ Negative (Olumsuz)
- I wasn’t sleeping.
- He wasn’t listening.
- They weren’t talking.
⭐ Questions (Sorular)
Was / Were başa gelir.
- Were you running?
- Was she crying?
- Why was he shouting?
– He was angry.
🔵 When (…dığı zaman / …anda)
Bir iş devam ederken bir olay olursa when kullanırız.
• Uzun olayı Past Continuous Tense (was/were) ile anlatırız.
• Kısa olayı (bir iş devam ederken olan olayı) Simple Past Tense (-ed ya da fiilin ikinci hali) ile anlatırız.
Example Sentences (Örnek Cümleler)
- I was brushing my teeth when the water stopped.
- She was studying when her friend called.
- When did the light go off?
– It went off when I was reading.
🟣 While (…iken)
İki eylem de uzun ve devam ediyorsa while kullanırsın.
Her iki fiil de –ing alır.
Example Sentences (Örnek Cümleler)
- I was reading while my sister was drawing.
- They were laughing while they were walking.
- What were they doing while you were cooking?
– They were watching TV.
🔴 As (…irken / tam o sırada)
As, while’a çok benzer.
İki olay da yavaşça, aynı anda, akıcı bir şekilde olur.
Example Sentences (Örnek Cümleler)
- As I was walking home, the sun was setting.
- As the baby was crying, her mother was trying to calm her.
- What happened as you were leaving?
– My phone rang.
⭐ Dialogue Example: Studying (Örnek Diyalog: Ders Çalışmak)
A: What were you doing yesterday evening?
( Dün akşam ne yapıyordun? )
B: I was studying for the exam.
( Sınava çalışıyordum. )
A: What happened while you were studying?
( Çalışırken ne oldu? )
B: My brother came in and asked a question.
( Kardeşim içeri girdi ve bir soru sordu. )
A: Did you continue studying?
( Çalışmaya devam ettin mi? )
B: Yes, but the lights went off when I opened my book.
( Evet, ama kitabımı açtığımda ışıklar kesildi. )
⭐ Fun Activities (Eğlenceli Etkinlikler)
• Arkadaşınızla bir resim çizin ve birbirinize verin. Ardından, “when”, “while” ve “as” kullanarak bu resimler hakkında cümleler oluşturun.
• Arkadaşınızla birlikte geçmişte yaşadığın komik bir olayı birbirinize anlatın.
⭐ Song Time (Şarkı Zamanı)
🎵 “When I Was Walking Home”
( Eve yürürken )
When I was walking home,
(Eve yürürken)
The wind was softly blowing.
(Rüzgâr hafifçe esiyordu.)
As the birds were singing loud,
(Kuşlar yüksek sesle şarkı söylerken)
I felt the evening glowing.
(Akşamın parladığını hissettim.)
🎤 Bu şarkıyı sınıfta birlikte ritim tutarak söyleyin!
⭐ Fun Homeworks (Eğlenceli Ödevler)
• Dün akşam evde olan 5 olayı when / while / as kullanarak yaz.
• When / while / as kullanarak kısa bir hikaye yaz.